Ortadoğu'ya balans ayarı?

İran ile Batı ülkeleri arasında varılan anlaşmanın, Amerika-İran hattında 36 yıldır süren soğuk savaşı kısa vadede sonlandırmayacak olsa da Ortadoğu'daki güç dengelerini yeniden şekillendireceği çok açık.

Ortadoğu'ya balans ayarı?

Sinan Özdemir | Brüksel

Avrupa, iki yüz yıl önce, Napolyon Bonaparte'nin on altı yıllık iktidarı süresince Avrupa'ya empoze ettiği Fransız Barışı'nın Waterloo'da sonlandırırken Viyana'da Yeni Avrupa'nın temelleri atıyordu. Avrupa'nın dört bir yanından toplanan diplomatlar tarihe Birinci Viyana Kongresi olarak geçecek olan kongrede yeni güç dengesinin çerçevesini belirliyordu. İki yüz yıl sonra önce Lozan'da ardından Viyana'da iki yıldan bu yana sürdürülen müzakerelerin sonucunda, Rusya ve Çin'in yoğun gayretleriyle, sağlanan uzlaşma bir cihetiyle on iki yıldır süren nükleer krizi yeni bir safhaya taşırken diğer cihetiyle Ortadoğu bağlamında yeni bir eşikte olduğumuzu düşündürüyor. Ancak bu antlaşma bir son değil taşıdığı zorluklarla yeni bir başlangıcın habercisi.

Bu çerçevede Ortadoğu başta olmak üzere dünya İran'ın uluslararası sisteme dönüşüne tanık oluyor. Hem Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barack Obama hem İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani yaptıkları açıklamalarda üstü örtülü işbirliğine göndermede bulundurlar. Amerika açısında uzun zamandır sürdürülen dolaylı diyalog Küba örneğinde olduğu gibi zamanla kalıcı bir yakınlaşmaya dönüşeceğini düşünmek mümkün. Bunun için İran'ın şerh ekseninden çıkarılması kadar ABD'in İran'ın kurucu mitosundaki yerinin hafifletmesi gerekecek. Karşılıklı açıklamalar ilk bakışta mümkün olmadığınu düşündürse de iç kamuoylarını - her iki taraftaki şahinleri- rahatmaya yönelik açıklamalar olduğunu ifade edebiliriz. Sağlanan uzlaşma orta ve uzun vadede çok daha önemli siyasi ve iktisadi adımların habercisi.

Rusya ve Çin bu antlaşmanın sağlanmasında önemli rol oynadılar. Aynı coğrafyanın parçası olmalarına rağmen ambargoların engeline takıldılar. İran'a yönelik ambargoların kalkacak olması İran'ı yalnızca Batı'ya taşımayacak   aynı zamanda Doğu'yla entegrasyonunu güçlendirecektir. İran'ın Şanghay İşbirliği Örgütü'ne üyeliği bu yakınlaşmanın ilk somut adımı olacak. Böylece Çin'den Rusya'ya büyük bir pazarın oluşumu sağlanmış olacak. Ambargoların kalkacak olması (Ocak 2016) Çin'i hammadde ihtiyacını dolaylı yollardan karşılamaktan kurtaracağı gibi Rusya'nın tartışmalı silah satışlarını da legalleştirecektir. Görüşemlerde taraf olmamakla birlikte, Brezilya ile sorunun çözümünde oynadığı aktif rol hatırlandığında, Türkiye de sağlanan antlaşmayla ekonomik işbirliğini artıracak devletlerin başında geliyor. Bölgesel barış noktasında her iki ülkenin sorumlulukları olduğu düşünüldüğünde, daha aktif bir diplomasinin yürürlülüğe konulmasıyla, oynayacakları önemli bir rolün olduğu yadsınamaz.

Aynı durum Almanya, Fransa ve İngiltere için de geçerli. Uluslararası ilişkiler bağlamında, Rusya ve Fransa dışişleri bakanlarının yaptıkları açıklamalara bakılırsa, Ortadoğu'da son yıllarda başgösteren kargaşanın önüne geçilmesinde düne kadar dolaylı yollardan yardımına başvurlan İran'la özellikle İşid , Irak , Afganistan ve Suriye konularında, istediği takdirde, birlikte çalışmayı düşündükleri anlaşılıyor. Ekonomik ambargoların kaldırılması 2016'ın Ocak ayına kaldıysa da her üç devlet için hayati önem taşıyor. Her üç devlet aylar öncesinden diğer Batılı devletler gibi İran'la ticaret yapmak için çalışmalarını hızlandırdı. Amerikalı şirketler bile dolaylı yollardan İran pazarına girmek için Avrupalı şirketlerle hareket ettikleri ifade ediliyor. Fransa'nın görüşmelerde Amerika'dan daha fazla İsrail'in çıkarlarını gözeten taraf olması elini zayıflatıyor. Bu durumun ikili ilişkilerine nasıl yansıyacağı bilinmiyor. Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius'un gelecek haftalarda Tahran'a gerçekleştireceği ziyaret bu noktada önem taşıyor. Ne var ki, gelmesi beklenen sermayenin yatırıma ve istihdama dönüşebilmesi için, ambargo öncesi yıllar hatırlandığında, ekonominin bir nebze de olsa devletin müdahalalerinde kurtulması ve bürokratik engellerin kaldırılması gerekecek. Ayrıca hükümetin, paralel ekonominin ortaya çıkardığı mafyavari organizasyonlarla da mücadele etmesi gerekecek.

İsrail , Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri için sağlanan uluslararası uzlaşma Ortadoğu'da tehditleri artırıyor. İsrail özellikle Fransa aracılığıyla görüşmleri yakından takip etti. İsrail son haftalarda yayımladığı alakalı alakasız bütün bildirilerde İran konusuna değindi. Amerikan Kongresi üzerindeki etkisi biliniyor. Netanyahu, Kongre'de tezlerini savunacak birilerini bulmakta zorlanmayacak ; ancak ABD Başkanı Barack Obama'nın kararlılığı (veto kartı) oyunu kulislere taşımaya zorluyor. Barack Obama çözemediği   Filistin-İsrail ihtilafı yerine, gider ayak, Küba ve İran'la sağladığı tarihi yakınlaşma dışpolitika karnesini olumluyor. Ne var ki, şahinler için varılan uzlaşma "deja vu" hissi uyandırıyor. Kuzey Kore krizinin kötü bir tekrarı oalcağına inanıyorlar. Konuyu seçim malzemesi olarak kullanacaklarını da daha ilk günden gösterdiler.

Suudi Arabistan bir dönemin kapanmakta olduğunu düşünse de veya 1979'dan beri elde ettiği bütün kazanımları kaybetmekten korksa da , yetmişli yıllara dönüş (İran'ın bölgede birinci aktör olduğu yıllar) kısa vadede mümkün görünmüyor. Ne var ki, Suudi Arabistan'in bu noktada geleceğe ilişkin vermesi gereken önemli kararlar yok değil. Çatışma veya işbirliği konusunda bir karara varmak durumunda. Bu karar son dört yılda artan mezhep eksenli çatışmaları azaltabileceği gibi Yemen , Suriye, Irak ve Lübnan'da derinleştirebilir de. Suudi Arabistan, Mart ayında Lozan'da görüşmeler sürerken Prens Türki el-Faysal'ın ağzından, herhangi bir ihtiyaçlarının olmamasına rağmen, İran gibi aynı şartlarda uranyum zenginleştirmek istediklerini duyurmuştu. Bu antlaşma, beklentilerin aksine, bölgede nükleer yarışı frenlemiyeceği gibi yaygınlaşmasının önünü de açabilir. Suudi Arabistan'ın son aylarda Güney Kore, Rusya ve Fransa'yla yakın temasa geçtiği biliniyor.

Antlaşmanın Amerika-İran hattında 36 yıldır süren soğuk savaşı kısa vadede sonlandırmayacak olsa da Viyana'da sağlanan uzlaşma Ortadoğu'daki güç dengelerini yeniden şekillendireceği çok açık. Yaşananlar Ortadoğu'daki tarafların herhangi bir barışı kabul etmek veya kabul ettirmek yerine sorunlarının çözümü noktasında kendi belirleyecekleri gerçekçi mekanizmalara kavuşmalarının ne denli önemli olduğunu bir kere daha hatırlattı.

 

Güncelleme Tarihi: 22 Temmuz 2015, 12:30
banner53
YORUM EKLE

banner39