banner39

Ortak evimiz yangından kurtarılabilecek mi?

Küresel ısınmanın doğal sonucu olarak dünya yeni sorunlarla karşı karşıya. Adını koyamadığımız bu sorunların en çarpıcı örneğini "iklim mültecileri" oluşturuyor. Milyonlarca insan iklim değişiklikleri sebebiyle yerinden olurken uluslararası sözleşmelerde tanımlanmaması sebebiyle koruma altına alınamıyorlar

Analiz 11.08.2015, 09:43 21.08.2015, 10:17
Ortak evimiz yangından kurtarılabilecek mi?

Sinan Özdemir | Brüksel

Dünyayı etkisi altına alan kavurucu sıcaklar kısa bir süreliğine de olsa küresel ısınma meselesinin gündeme gelmesini sağladı. Yılda 27 milyon insanı yerinden eden iklim değişikliğinin bir gerçekliğe tekabül ettiğine artık ciddi herhangi  bir itiraz gelmiyor. Bilim dünyasında düne kadar sesi daha gür çıkan karşıtların yerini şimdi şüpheciler aldı. Bu yaşanan "dönüşüm" bile kendi başına  konunun artık geçiştirilemiyecek noktada olduğunu gösteriyor. Büyük şirketler, lobiler siyah ve beyaz arasında bir tercih yapmak yerine griyi öne çıkarak zaman kazanmaya çalışsalar da siyasi aktörler için geri sayımın başladığını söyleyebiliriz. Birleşmiş Milletler Genel Sekretri Ban Ki-Moon'un ifadesiyle B planı bulunmayan iklim meselesine global çözüm bulma vakti.

Kyoto Protokolü'nün yerine ikame edilecek olan yeni sözleşme 30 Kasım-11 Aralık tarihleri arasında Paris Uluslararası Çevre Konferansı'nda, Birleşmiş Milletler'in ev sahipliğinde, 196 devletin katılımıyla ele alınacak. Konu geçen asrın son çeyreğinden bu yana tartışılsa da milenyum hedefleri çerçevesinde belirlenen sekiz hedeften biri olarak dünyanın gündeminde. Küresel ısınmanın doğal sonucu olarak dünya yeni sorunlarla karşı karşıya. Adını koyamadığımız bu sorunların en çarpıcı örneğini "iklim mültecileri" oluşturuyor. Milyonlarca insan  iklim değişiklikleri sebebiyle yerinden olurken uluslararası sözleşmelerde tanımlanmaması sebebiyle koruma altına alınamıyorlar. Avrupa'yı son yıllarda etkileyen göç meselesi gibi dünyayı etkileyen su ve gıda krizleri de küresel ısınmadan bağımsız değerlendirilmez.

Kopenhag ve Lima'daki başarısızlığın Paris'te tekrarlanması zor görünse de sağlanacak mutabakatın beklentilerin altında kalması olasılık dışı değil.  Haziran ayında Bonn'da bir araya gelen taraflar süreci kontrol altında tuttuklarını ve  bir uzlaşmaya varacaklarını söyleseler de herhangi bir taslağın  çıkmaması müzakerelerin son dakikaya kadar süreceğini gösteriyor. Yüz doksan altı devletin, yirmi yılda sağlanamayan  uzlaşmayı, on gün gibi kısa bir sürede sağlayabileceğini düşünmek zor. Ancak imkansız değil.  Önceki zirvelerle kıyaslandığında büyük devletlerde görülmeyen (özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve Çin) vefakat bu süreçte kendi hissettiren, sınırları zorlayan bir siyasi irade var.

Amerika Birleşik Devletleri düne kadar konuya mesafeyle yaklaşırken son yıllarda yumuşama sinyalleri veriyor. Askerlerde görülen duyarlılık, fikri planda bir şeylerin değiştiğini gösteriyor. Askerler için iklim değişikliğinin oluşturduğu tehdit terör  tehdidi kadar ciddiye alınmalı. Lâkin, Kongre aynı bakışı paylaşmıyor. Büyük şirketlerin ve lobilerin kıskacı altında olan Kongre üyelerinin önemli bir bölümü şüpheciler arasında yer alıyor. Center for American Progress, şüphecilerin oranını Cumhuriyetçilerde yüzde 53 ; Senato'da yüzde 70 olarak veriyor. Lobi ve şirketlerin Amerika'yı herhangi bir sürecin dışında tutumak veya dahil etmek için, kritik eşiklerde, bilim adamlarını yakın markaja aldıkları biliniyor. Son örnek Şubat ayında Greenpeace'in açıklamalarıyla gündeme geldi. Petrol şirketlerinin Willie Soon adlı bir bilim adamına güneşin iklim değişiklikleri üzerindeki etkilerini "araştırması" için 1,2 milyon dolarlık "bağışta" bulunması şüphecilerin  gelecek aylarda yaşanacak "bilimsel bakış" savaşlarında ileri sürmeyi hedefledikleri "yeni görüşü" boşa çıkardı.. Küresel ısınmaya gösterilen  ilginin bir diğer sebebi de sebep olduğu maddi kayıplarla ilintili. Amerika'nın 1980'den bu yana kaybettiklerine bakıldığında konuya neden ciddiyetle yaklaşma gereği duyduğu anlaşılabilir. Otuz beş sene önce kaybı 2 milyar dolar  iken 2012'de kaybı 200 milyar doları aştı.

Amerika gibi Çin için de karar vakti. Başta başkent Pekin olmak üzere Çin'in büyük metropollerinden görülen çevre kirliliğinin sebep olduğu sorunların haddi hesabı yok. Yale Üniversitei'nin her yıl hazırladığı Environment Performance İndex'e bakıldığında Çin dünya sıralamasında 118. sırada yer alıyor (Amerika Birleşik Devletleri 33, Türkiye 66). Her yıl ortalama iki milyon insanın çevre kirliğinden ölmesi, Vaclav Havel'in Sofya Çevre Konferansı'nda (1995) doğru adımların atılmaması durumunda insanların maskeyle gezmek durumunda kalacakları "kehanetinin" Çin'de gerçekleşmesi, küçükte olsa tersine bir göçün yaşanması, sağlık ve gıda gibi sektörlerinin değişimden etkilenmesi kalkınma hedeflerini ve politikalarını gözden geçirmeye zorluyor. Hiç şüphesiz Amerika ve Çin'in küresel ısınmada dünyaya salınan karbondioksitin üçte birini üretmesi (2013'de 36 milyar ton) sorumluluklarını artırıyor.

Amerika ve Çin'in asrın sonunda kadar yüzde ikilik eşiğin aşılmaması konusunda uzlaşmaya varması özellikle fosil yakıt ihracatı yapan devletleri kaygılandırıyor. Çünki yüzde ikilik hedefin sağlanabilmesi için devletlerin bir yanda alternatif enerji kaynaklarına yönelmesi, diğer yanda önümüzdeki yıllarda dünya petrol rezervlerinin yüzde otuzuna, doğalgaz rezervlerinin yüzde ellisine ve kömürün yüzde seksenine dokunmaması gerekecek. Paris'te imzalanması durumunda yeni sözleşmenin yürürlülüğe girmesiyle (2020) fosil yakıt tüketiminin azaltılması gerekecek. Bu durum kuzey ve güney yarım kürede, gelişmiş/az glişmiş devlet arasında ciddi sıkıntılara sebep olmaması için uluslararas bir fonun oluşturulması bekleniyor.

Küresel ısınmanın en az iki yüz yıllık hikayesi olduğu düşünüldüğünde, Sanayi Devrimi'yle başladığı kabul edilirse, Batılı devletlerin yaşananlardan birinci derecede sorumlu oldukları ifade edilebilir. Bu minvalde küresel ısınmadan en fazla etkilenen Afrika'nın bu büyük dönüşüme ayak uydurabilmesi için gereken maddi  destek kadar ihtiyaç duyduğu teknolojinin sağlanmasında Batı'ya önemli görevler düşüyor. Dünyanın dönüşüme ayak uydurabilemesi için oluşturulacak uluslararası fona her yıl 100 milyar doların aktarılması gerekiyor. Ne var ki, bu konuda herhangi bir uzlaşma sağlanmadı.

Petrol şirketleri kadar petrol ihraç eden ülkeler de müzakereleri yakında takip ediyor. Bazı devletler maddi kayıplarını hesaplayarak tutum belirlemeye çalışırken bazı devletler asrın sonunda haritadan silinip silinmeyeceklerini göz önünde bulundurarak mücadele veriyorlar. Bonn konferansında Hint Okyanusu'nun ortasında geleceğini arayan Maldivlerle Suudi Arabistan arasında yaşanan söz düellosu bunun en çarpıcı örneğini teşkil ediyor. Ortak paydada buluşulsa da kaygıların ve beklentilerin çeşitliliği ortak hareketi zorlaştırıyor.

Pariz Zirvesi'ne sayılı günler kala dünya ortak evimizin geleceği hakkında tarihinin en önemli kararını vermeye hazırlanıyor. Enerji kaynakları gibi Modern Çağı anlamlandırmamızda kullandığımız zaman ve ilerleme kavramları da  gelecek yıllarda yeniden yorumlanmak durumunda kalacak. Ortak evimizin geleceği bakış açımızı değiştirmemiz çok yönlü bakabilmemizle ancak koruma altına alınabilir. Büyük devletlerin ortaya koydukları siyasi iradenin sınırları zorlayıp zorlamayacağını göreceğiz ; ancak Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un ifadesiyle tercih şansımız yok ; çünkü başka bir dünya olmadığı gibi B planımız da yok !

 

banner53
Yorumlar (0)
33
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?