banner15

Paris saldırıları sonrasında stratejik arayışlar ve kırılmalar

Fransa'nın ortak mücadele çağrısına Rusya'nın Fransız savaş gemisi Charles-de-Gaulle'e Doğu Akdeniz'de destek vermesi, Rakka’ya yönelik bombardımanlarını artırması iyi niyetinin ilk işaretleri olarak okunmalıdır

Paris saldırıları sonrasında stratejik arayışlar ve kırılmalar

Sinan Özdemir | Brüksel

Fransa, Paris saldırıları sonrasında, ilan ettiği savaşta kararlılığını İşid'in güç merkezi kabul edilen Rakka'ya bomba yağdırarak gösterdi. Fransa'nın 27 Eylül'den bu yana Suriye'de aktif faaliyette bulunduğu göz önünde bulundurulduğunda, bir yıla aşkın zamandan beri süren bombardımanlara bir yenisini eklemenin ötesinde, hava operasyonlarıyla İşid'i dize getiremeyeceği çok açık. Paris saldırıları sonrasında IŞİD'e karşı mücadelede hangi yöntemin önceleyeceği; Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande'nin kara operasyonu çerçevesinde büyük koalisyon çağrısına kimlerin katılıp katılmayacağı gelecek haftalarda cevabı bulunacak soruların başında geliyor.

Kara operasyonu konusunda iki senaryo öne çıkıyor. Birinci senaryo 1991'de olduğu gibi bir büyük koalisyon çerçevesinde büyük devletlerin liderliğinde gerçekleşecek bir operasyon veya ikinci senaryo bölge devletlerinin öncülüğünde bir kara operasyonunun desteklenmesini öngörüyor. İkinci senaryonun, birinci senaryonun gerçekleşmesi durumunda, IŞİD'in propagandasına malzeme olabilecek "haçlı seferi" görüntüsünden kurtulmasını sağlayacağı ; İran'ın dışarıda tutulacağı bölgesel bir kara operasyonun kendi içinde çok daha tutarlı bir görüntü sunacağı ; Suudi Arabistan'ın Yemen'de kendi iç güvenliğini korumak adına giriştiği mücadelede ortaya koyduğu operasyon kabiliyetini (sonuçları beklentilerinin gerisinde kalsa da), Suriye'de IŞİD'e karşı kullanılabileceğine inanılıyor. Her iki senaryo içinde ikinci senaryo çok daha mantıklı ve kolay görünse de, ihtilaflar sebebiyle, birincisinin gerçekleşme olasılığı ikincisinden çok daha yüksek.

Fransa şu an birinci senaryonun içinde bir müdahaleyi öngörüyor. Ancak önce ulusal, bölgesel ve küresel destek bulması gerekecek. Ulusal noktada kamuoyu desteğini alan Cumhurbaşkanı Hollande, Avrupa Birliği'ne sözleşmelerden (42/7) doğan haklarını ileri sürerek Salı günü yardım talebinde bulundu. Dışpolitika Temsilcisi Frederica Mogherini yaptığı açıklamada Avrupa'nın destek vereceğini söyledi. Ancak bu desteğin ne şekilde gerçekleşeceği belirsizliğini koruyor. Fransa zaman kaybetmeksizin askeri desteğin sağlanmasını talep ediyor. Fransa Sahel, Orta Afrika Cumhuriyeti, Lübnan ve Suriye'deki misyonlarına destek olabilecek güç talebinde bulunuyor. Bu sayede, operasyonların finansmanı göz önünde bulundurulduğunda, yükü hafiflemiş olacak. Askeri desteğin dışında Avrupa Birliği'ne giriş-çıkış yapanların bilgileri ve istihbarat paylaşımı talebinde bulunuyor.

Avrupa Mogherini'nin ağzından destek sözü verdiyse de bunun lojistik veya finansman desteğiyle sınırlı tutulacağını düşünmek mümkün. Almanya, İtalya ve İspanya bu yönde destek vereceğini açıkladı. Angela Merkel'in mülteci meselesini çözmeden İşid'e karşı herhangi bir operasyona dahil olacağını düşünmek zor. İtalya Başbakanı Matteo Renzi Libya senaryosunun tekrarlanmasından korkuyor. İngiltere konuyu görüşmeye hazır. Bunun için David Cameron'un parlamentoyu ikna etmesi gerekecek. Ancak şuan bu yönde bir kararın çıkması mümkün görünmüyor.

Fransa küresel ölçekte öncelikle Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya'nın desteği arayacak. Bu çerçevede gelecek hafta Hollande sırasıyla önce Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barack Obama ile iki gün sonra 26 Kasım'da Kremlin'de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le görüşecek. Her iki görüşme geleceğe dair önemli ipuçları verecektir.

Fransa'nın ortak mücadele çağrısına Rusya'nın Fransız savaş gemisi Charles-de-Gaulle'e Doğu Akdeniz'de destek vermesi, Rakka’ya yönelik bombardımanlarını artırması iyi niyetinin ilk işaretleri olarak okunmalıdır. Amerika Birleşik Devletleri için durum belirsizliğini koruyor. Barack Obama, G20 Zirvesi'nde herhangi bir kara operasyonuna sıcak bakmayacaklarını yineledi. Bu tutum herşeyden önce artık görev süresini tamamlamakta olan başkanın yeni bir maceraya sürüklenerek zor bela "kapattığı" Irak dosyasına benzer bir sorunla tarihe geçme tedirginliğiyle de izah edilebilir. Ayrıca, İngiltere ve Fransa'nın Libya müdahalesini nasıl yönlendirdiğine ve bu gün içinde bulunduğu duruma bakarak güven duyması da mümkün görünmüyor. Kaldı ki, Amerika IŞİD'e karşı mücadelede kararlılığını gösteren ilk devlet olduysa da Suriye rejimine karşı kendi belirlediği krımızı çizgilerin aşılmasına göz yumması (2013) , çekimser kalmayı tercih etmesi, sorunun büyümesine ve kontrolden çıkmasına sebep olduğu unutuluyor.

Çekimserliklerin IŞİD'in bölgedeki varlığını artırdığı düşünüldüğünde, Rusya'nın başlattığı hava operasyonlarıyla beş yıldır bir araya gelemeye (istisnalar olmakla birlikte) tarafları masanın etrafına toplaması gibi, Fransa'da 13 Kasım sonrası beliren şartalara uygun yeni bir ortak startejinin belirlenmesinde katalizör görevi görebileceğine inanıyor.

Rusya'nın daha bundan on gün önce kara operasyonu çağrısında bulunması Fransa'yı Rusya'ya yakınlaştırmasa da güçlü bir destekçi bulacağını gösteriyor. Rusya'nın bu tutumu yakın zamanda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin gündemine gelmesi beklenen İşid tasarısına destek vereceğini düşündürüyor. Fransa, Avrupa Birliği'nden yardım talebinde bulunduğu gibi beşinci maddeye dayanarak NATO'dan da yardım talep edebilirdi. Ancak yapmadı. Öyle anlaşılıyorki Rusya'yı irite etmemeye çalışıyor. Fransa her ne kadar Ukrayna krizi sonrasında Mistral savaş gemilerini satmaktan vezgeçtiyse de Rusya ile olan ilişkileri Almanya'nın ilişkilerinden çok daha iyi durumda olduğu bir gerçek. Angela Merkel-Putin diyaloğunda önemli üçüncü isim olması Hollande'nin elini güçlendiriyor. Fransız siyasasının Rusya kartının değerlendirilmesi yönünde Hollande'ye yaptığı baskı bu minvalde Fransa'nın Suriye krizinde düne kadar sürdürmeye çalıştığı "ne IŞİD ne Beşar" politikasından daha pragmatik bir politikaya kayabileceğini düşündürüyor.

Paris saldırısından bir gün sonra Viyana'da bir araya gelen Suriye grubunun ortak takvim konusunda uzlaşmaya varması kırmızı çizgilerin (ön şartların) oynatılmasıyla mümkün oldu. Beş yıldan bu yana Suriye'de ve kısmi olarak Irak'ta yaşanan kaosun sebep olduğu iç, bölgesel ve küresel sorunların önüne geçmek için atılmış küçük ama değeri büyük bir adım olarak değerlendirilmelidir. Yeni süreçte anayasa ve geçiş süreci birinci öncelik olarak beliriyor. Geçiş sürecinde Beşar Esad'ın yer almayacak olması geleceği konusunda bir belirsizliği ortadan kaldırıyor.

Suriye krizinin bir yüzünü Beşar Esad oluşturuyorsa diğer yüzünü hiç kuşusuz İşid oluşturuyor. Viyana cephesinde yaşanan gelişmeler çemberin kapanmasına olanak sağlayacaktır. Ancak bunun için G20 zirvesinde ifade edildiği gibi, terör bütün yönleriyle, global bir sorun olarak ele alınmalı. Kara müdahalesinden önce finans kaynaklarının kurutulması, ikmal yollarının kontrol altına alınması gerekecek. Pek değinilmese de "dijital halifeliğin" internet ayağı mücadelenin olmazsa olmazını oluşturuyor. Özellikle iletişiminin bel kemiğini oluşturması, taze kan bulmasında paravana görevi görmesi mücadelede göz ardı edilmemesini gerektiriyor. Son kertede, Fransa'nın başlattığı diplomasi atağının somut olarak bir kara operasyonuna dönüşüp dönüşmeyeceği belirsizliğini koruyor olsa da Anonymous'un hafta başında verdiği desekle siber savaşın başladığını söyleyebiliriz.

Güncelleme Tarihi: 20 Kasım 2015, 10:23
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35