banner15

Paris saldırısı ve siyasî girdap

Fransa'daki saldırılardan sonra muhalefet, iç ve dış politikanın gözden geçirilmesi çağrısında bulunuyor. Konuların başında iç güvenlik, Suriye ve mülteciler geliyor

Paris saldırısı ve siyasî girdap

Sinan Özdemir | Brüksel

Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande'un saldırı sonrası yaptığı ulusal birlik çağrısı, 24 saat dahi  geçmeden, yerini derin ayrılıklara bıraktı. Muhalefet, iç ve dış politikanın  gözden geçirilmesi çağrısında bulunuyor. Konuların başında iç güvenlik, Suriye ve müleciler geliyor. Cumhurbaşkanı Pazar günü muhalefet liderlerini kabul ederek birlik görüntüsünü sürdürmek istediyse de liderlerin açıklamaları açık çek döneminin bittiğini ilan ediyordu. Charlie Hebdo saldırısı (11 Ocak 2015) sonrasında da eleştiriler gecikmemişti ancak bu defa sessizlik çok daha erken bozuldu. Hollande kararlılığını başkumandan sıfatıyla içeride olağanüstü hal ilan ederek dışarıda  Rakka'ya (İŞİD'in kalesi-Suriye)  hava operasyonlarını artırarak göstermeye çalışsa da muhalefet bu defa "11 Ocak ruhu" sloganının ardına sığınmasına müsaade etmeyeceğini yaptığı açıklamalardan anlamak mümkün. 

IŞİD'in Charlie Hebdo saldırısından on ay sonra beş ayrı noktada eş zamanlı operasyon yapabilecek konuma yükselmesi  örgütün operasyon kabiliyetini (propaganda, istihbarat...) artırdığını  gösteriyor. Canlı bombalar Fransa tarihine bir ilk olarak geçti. Fransa Rusya ile kıyaslandığında (Şarm El-Şeyh'te 31 Ekim'de düşürülen uçak) suçluları örtbas etmek yerine doğrudan göstererk şeffaflığı tercih etmesi daha ilk dakikalarda kullanılan savaş dilinin kabulünü kolaylaştırdı. Genel havanın buna müsait olması, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barack Obama'nın ilk açıklaması uluslararası kamuoyunda Paris'in kuşatma altında olduğu izlenimini pekiştirdi. Bu durum  Hollande'nın Charlie Hebdo saldırısı sonrasında üstlendiği  birleştirici role ek  savaşçı rolünü üstlenmesine olanak sağladı.

Ardından gelen bütün açıklamalar yalnızca Paris'in değil bütün Fransa'nın tehdit altında olduğu fikrinin yayılmasına sebep oldu. Olağanüstü halin ilan edilmesi, ordunun Paris'e sevk edilmesi, 61 sınır kapısında kontrollerin artırılması , askerin startejik noktalara konuşlandırılması II. Dünya Savaşı'ndan bu yana Fransa'nın yaşamadığı bir atmosferin dışa vurulmasını sağladı. Terör saldırılarının Belçika-Fransa-Suriye üçgeninde hazırlanması, kimlikeri tespit edilenlerin içinde Fransız vatandaşlarının olması 11 Ocak saldırıları sonrasında dillendirilen banliyöleri yeniden gündeme taşıdı. Fransa Cumhurbaşkanı Hollande'nin saldırıyı savaş ilanı olarak yorumlaması "savaş, barbar ve Fransız (banliyö)" sözcüklerinin bir araya gelmesiyle Fransa'nın iç savaşın eşiğinde olduğu yorumlarının yapılmasını kolaylaştırdı.  Yapılan açıklamaların aşırı sağın uzun zamandır dillendirdiği eleştirilerle örtüştüğü, banliyö ayaklanmalarının onuncu yılında (2005), "terörün" banliyölerden beslendiği ve vakit kaybetmeksizin müdahale edilmesi gerektiği düşüncesi  prensipte bütün tarafların  uzlaştıkları bir konu.

Banliyölerin "temizlenmesi" fikri gibi iç güvenlik noktasında IŞİD görüşlerinin yayılmasında aracılık yapan imamların sınır dışı edilmesi ve terörist yapılanmayla ilişkisi bulunduğu tespit edilen kişilerin vatandaşlıkların düşürülmesi tarafların uzlaştıkları üç nokta. Ayrıca, eski Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin Hollande ziyareti sonrasında yaptığı açıklamada şüphelilere "elektronik bileklik" takılması önerisi iktidar ve muhalefetin uzlaşabilecekleri bir diğer  konu olarak siyasetin gündemine taşındı. Ne var ki, bu bilekliğin fişlenen beş bin kişiye mi takılacağı yoksa yalnızca dosyası kabarık olup suç işleme potansiyeli yüksek olanlarla mı sınırlandırılacağı belirsizliğini koruyor.
Saldırıların ardından Barack Obama başta olmak üzere Batılı liderlerin Paris saldırısını "ortak değerlere" yapılan bir saldırı olarak yorumlaması  Arap basınından öğrendiğimiz kadar başta Batı'da yaşanan Müslümanlar olmak üzere dünyanın çeşitli noktalarında  Fransız toplumunun acısını paylaşmak isteyenlerde  dışlanmışlık hissi oluşturdu (!?).  Ortak değerler vurgusu Fransa kontekstinde Nicolas Sarkozy döneminde yaşanan "Fransa İslam'ı" tartışmalarını hatırlatmıyor değil. Fransız sağının son günlerde gündeme getirdiği ortak değerlere aykırı yapılan her açıklamaya cezai müeyyide uygulanması önerisi ilerleyen günlerde yeni bir tartışmanın konusu olacağı çok açık. Güvenlik gerekçesiyle vatandaşların hakları kimi zaman kısıtlansa da en temel insani haklarının korunması (en başta ifade hürriyeti) , ayrıca hukuk devleti prensiplerinden ödün verilmemesi gerektiği nedense devamlı unutuluyor.  

Fransız siyasasının savaş dili, medyanın korku söylemi yanlış okuma ve değerlendirmelere zemin hazırlıyor. Her saldırı sonrasında Elysee Sarayı'na davet edilen  dini cemaatlerin  bu saldırı sonrasında davet edilmemesi 11 Ocak saldırısından farklı olarak konunun genel terör başlığında değerlendirilmesine yardımcı olacağı ve yersiz tartışmalardan kaçınılacağını düşündürüyordu. Ne var ki, aşırı sağın açıklamaları  ve görsel medyada yayılan haberler mülteciler meselesi üzerinden Müslümanları hedef tahtasına oturttu. Haftasonu birkaç caminin kundaklanması  Charie Hebdo saldırısı sonrasında yüksellen şiddet dalgasını hızlandıracağını gösteriyor. 

Terör saldırılarının gerçekleştiği noktaların birinde bulunan Suriye pasaportu mülteci meselesinin  terör üst başlığında değerlendirilmesine gerekçe sunuyor. Gelenlerin şimdi olmasa da orta ve uzun vadede entegre edilememeleri, Fransa örneğinde olduğu gibi farklı yollara sapabilecekleri yönünde yapılan açıklamalar,  yazılanlar başta Almanya olmak üzere Avrupa'da tedirginliği artırıyor. Geçen haftalarda Polonya'da  iktidara gelen muhafazakar sağ Paris saldırısını fırsat bilerek, seçim vaadi olan, mülteci  kotalarına uymayacağını duyurması, düne kadar Almanya'ya yakınlığıyla bilinen Polonya'nın yeni dönemde özellikle karşı blokta yer alan  Orta ve Doğu Avrupa  devletleriyle (Macaristan, Çek Cumhuryeti, Slovakya, Slovenya...)  hareket edecek olması  Avrupa Birliği'nin Eylül ayında sağladığı kotalar politikasını sil baştan değerlendirmeye zorlayacaktır.

Paris saldırısı sonrasında Fransız siyasasının tutumu ve açıklamaları, kabulü güç olsa da, yaklaşan bölge seçimlerinden bağımsız değerlendirilemez. Bütün  partiler her şartta söylemlerinin doğruluğunu kanıtlamak için mücadele veriyor. Aynı siyaset on yıl önce Paris banliyölerinde yaşanan olayları doğru okuyamadığı gibi  konuyu salt güvenlik gerekçeleriyle ele alması felaketin boyutlarını artırdı. Bu günde aynı bakışla terör saldırılarına yaklaşması , birilerini hedef göstermesi , ulusal birliği siyasi bir slogan ve araç olarak görmesi devamlı birini diğerine (güvenlik) tercih etmesi , sıkıştığında "ortak değerler" vurgusuyla topu taca atması, Fransız siyasasının son yirmi yıldan bu yana duygusallığı realizme, kolay olanı zor olana  tercih etmesi siyasetin içine düştüğü girdaptan kurtulmasını engelliyor. 

 

 

Güncelleme Tarihi: 21 Kasım 2015, 16:42
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35