banner39

Paris'te 'kurtlarla' dans

Fransa'nın tutum belirlemede zorlanması veya abartıya kaçması antisemitizm suçlamasına muhatap olmasıyla da ilintili. Olmadığını ispat için olmadık söylemlere sığınırken diğer azınlıkları ateşe atmaktan çekinmiyor

Analiz 22.07.2014, 09:52 04.08.2014, 20:02
Paris'te 'kurtlarla' dans

Sinan Özdemir/ Brüksel

Fransa haftasonu izin verilmeyen ancak yine de Paris'te gerçekleşen Gazze eyleminin ardından yaşananları tartışıyor. Fransız siyasasının ve bir kısım aydının söylemlerine bakılırsa kurtlar şehre inmiş vaziyette. Fransa'da tehlike kol geziyor. Ülke giderek artan şiddet dalgasından kurtulamıyor. Fransa değerlerinden ödün vermeye zorlanıyor. Pazarlık yapılmak isteniyor. Yahudilerin Fransa'yı terke etmeye zorlandığı; Fransa’dan kilometrelerce uzaklıktaki bir sorunun Fransa'ya taşınmak istendiği iddia ediliyor. Eylemciler tekrar sokağa inmeye hazırlanırken hükümet yaptığı açıklamalarla Fransa'yı yeni bir psiko-drama sürüklüyor.

Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için iki ayrı başlıkta ele almak gerekiyor. Konu bir yanda iç politikaya göndermede bulunuyorsa, diğer yanda dış politikaya göndermede bulunmakta. Fransa son yıllarda Ortadoğu meselesinde aldığı farklı tutumlar sebebiyle de Gaule'den bu yana sürdürmeye çalıştığı denge siyasetini tartışmalı hale getirdi. Son olarak, İsrail'in operasyonları başlatmasının ardından 9 Temmuz günü yayımladığı ve daha sonra tekrar gözden geçirdiği açıklamaya bakarak bir fikir edinmek mümkün. Birinci açıklamada, genel uluslararası havaya uyarak, İsrail'in savunma hakkına kullanarak Gazze'yi vurabileceği ifade ediliyordu. Ardından yayımladığı ikinci açıklamada, ölçüyü kaçırdığını anlamış olmalı ki, ateşkes çağrısında bulunmakla birlikte, İsrail'i nokta vuruşlarında daha dikkatli olmaya davet ediyordu. Fransa kısa zamanda aldığı bu iki farklı tutumla yalnıca kendi içinde taşıdığı çelişklileri dışa yansıtmakla kalmadı aynı zamanda Fransa'da yaşayan Müslümanları ve Ortadoğu'da kültürel yakınlık hisseden toplumları da şoke etti.

Elysee Sarayı'nın tutum belirlemede zorlanması veya abartıya kaçması antisemitizm suçlamasına muhatap olmasıyla da ilintili. Olmadığını ispat için olur olmadık söylemlere sığınırken diğer azınlıkları ateşe atmaktan çekinmiyor. Fransa Dışişleri Bakanı Fabius'un son olarak New York Times için kaleme aldığı yazıda (France İs Not an Anti-Semitic Nation 10 Temmuz 2014) Fransa'nın neden Yahudi karşıtı bir ülke olmadığını anlatmaya çalışması konunun nedenli ciddiye alındığını gösteriyor. Ancak gözden kaçırılan bu psikolojik durumun Ortadoğu değerlendirmelerini doğrudan etkilediğidir. Olmadığını gösterme çabası ister istemez İsrail'e karşı daha yumuşak bir tutum içine girmesine ve asıl Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyesi olmanın yüklediği "barış ve güvenlik" misyonunu ötelemesine sebep olmakta.

Hükümetin çelişkili açıklamaları gibi medyanın Ortadoğu meselesini çarpıtması veya kestirmeler üzerinden anlatması fotoğrafın doğru okunmasını engelliyor. Tarihi süreç, aktörler ve beklentiler birkaç cümlede özetleniyor. Gazze'den bahsederken ayrı bir devletten söz edildiği izlenimine kapılmamak mümkün değil. İşgal ve kuşatma hali gözden kaçırılıyor. İçi boşaltılmış "savaş ve barış" sözcükleri de yaşananlardan nasibini alıyor. Durumun eksik anlatılması ister istemez fotoğrafın yanlış okunmasına ve tutumların anlaşılamamasına sebep oluyor.

Eylemlere getirilen kısıtlama da Fransa'nın dış politikasında görülen çelişkililere benzer bir süreçten geçerek iki hamlede duyuruldu. Birinci açıklama Cumhurbaşkanı Hollande'den geldi, Ortadoğu meselesinin Fransa'ya taşınmasına müsade etmeyceklerini ifade ediyordu. Bu bakış sosyalistlerin dışında sağın bir bölümünü ikna etse de diğer partileri ikna ettiği söylenemez. Ardından gelen ikinci açıklama yasağı güvenlik gerekçesine dayandırıyordu. Bu çerçevede vilayetlerin güvenliğini sağlamakta zorlanacaklarını düşündükleri eylemlere izin vermeyecekleri söylendi. Ne var ki, yasağın güvenlikten çok siyasi tercihlere dayandığını katılım listesine bakarak anlamak mümkün. Katılan dernekler içinde Hamas'a (veya İhvana) yakınlığıyla bilinen derneklerin olması reddedilmeye yetiyor. Bu tutum herhangi bir eyleme karışmadığı bilinen dernekleri ve üyelerini daha en başta potansiyel suçlu kabul edildikleri anlamına geliyor.

Fransa'nın uzun zamandan bu yana dini azınlıklarıyla sorunları olduğu biliniyor. Sorunların kökenine inmek yerine polemiği tercih etmesi sorunu çözmediği gibi çok daha girift hale getirmekte. Yahudi karşıtlığını Müslümanlar üzerinden tartışması bunun göstergesi. Yahudi karşıtlığı son on yılın konusu olmayıp çok daha uç noktalarda, yer altı organizasyonlarında, uzun yıllardan bu yana varlık bulduğu ve de yayıldığı bilinmekte. Bu çerçevede üç semavi dinin temsilcilerinin Elysee Sarayı'na davet edilmeleri çözümün bir kere daha yanlış yerde arandığını gösteriyor.

Fransa eylem yapma hakkını engelleyerek aslında taşkınlıkların önünü açıyor. Fırsat kollayan illegal yapıları engellemek yerine bütün eylemcileri aynı kefeye koyması uzun zamandan bu yana sistem dışına itildiğini düşünen grupları biraz daha yalnızlaştırıyor. Nicolas Sarkozy döneminde başlayan ve zihinlerde mevcudiyetini koruyan "Fransa İslam'ı" arayışı merkezi güçlendirmekten çok yüz yıldan bu yana var olan yapıları sarsmakla kalmıyor uç fikirlerin güçlenmesine zemin hazırlıyor. Hollande'nin Ortadoğu meselesinin Fransa'ya taşınmasını engellemek gibi lüzumsuz bir arayışa düşmesi de hakikatle yüzleşmekten kaçındığını düşündürüyor.

banner53
Yorumlar (0)
14
parçalı bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?