Patani barışı ve Türkiye'nin rolü

Başbakan Yingluck'ın Patani sorununu çözme konusunda çaba sarfedeceği yolundaki açıklamalarının pratikte 'ağır aksak da' olsa bir karşılığı olduğu söylenebilir ama Malezya'nın inisiyatifi de unutulmamalı

Patani barışı ve Türkiye'nin rolü

Mehmet Özay - Dünya Bülteni/ Patani

Geçen Ekim ayından bu yana gündemde olan Patani Barışı görüşmelerine Ekim ayının üçüncü haftasında yeniden başlanacak. Bu nedenle gelişmeleri yerinde izlemek ve kimi görüşmelerde bulunmak amacıyla Patani'ye bir ziyarette bulunduk.

Önce yakın geçmişte neler yaşandı bir bakalım... Ramazan ayı öncesinde Patani Ulusal Devrimci Cephesi (Barisan Revolusi Nasional-BRN) ve Bangkok Yönetimi'nce karşılıklı yapılan açıklamalarda Ramazan ayı vesilesiyle çatışmaları sona erdirmek amacıyla tarafların birbirlerinden bazı talepleri olmuştu. Bu çerçevede, BRN Bangkok Yönetimi'nden askerlerin en azından bazı bölgelerden çekilmesi, bölgede yaşayan Tay ve Çin azınlığa hitap eden eğlence yerlerinin kapatılması gibi önerileri gündeme gelmişti. Ancak bu taleplerden tamamının hayata geçirilmemesi nedeniyle Ramazan ayında da saldırılar sürmüştü. Bu çerçevede, kapsamlı barış görüşmelerine başlanabilmesinin ilk aşaması kabul edilen bazı hususlar BRN tarafından Bangkok Yönetimi'ne ulaştırıldı.

Bu hususlar beş madde altında toplanıyor: 1)BRN'ın ayrılıkçı grup olarak değil, özgürlükçü sıfatıyla anılması; 2)barış sürecinin yürütüldüğü ülke olan Malezya'nın  işlevinin 'arabulucu' olarak tanımlanması; 3)ASEAN ve İslam Konferansı İşbirliği'nin  görüşmelerde gözlemci sıfatıyla yer alması; 4)Patani topraklarında 'Patani Malayları'nın haklarının tanınması; 5)Hapishanelerde tutuklu bulunan Patanili siyasi suçluların serbest bırakılması.

Patani'de bulunduğumuz günlerde, Merkez'in bu talepleri 'kabul ettiği' yönündeki açıklamaların medyada yer bulması üzerine, Tayland Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri General Paradorn Pattanatabut yaptığı açıklamada, bu maddeler üzerindeki çalışmalarının Başbakan yardımcısı ve aynı zamanda 'Güney (Patani) sorunundan birinci elden sorumlusu Pracha Promnok başkanlığında devam ettiğini, henüz maddelerin kabul edilmesinin söz konusu olmadığını açıkladı.

Söz konusu bu maddelerden, özellikle son ikisinin Merkezi Hükümet çevrelerinde kabul edilebilirliği noktasında şüphelerin arız olduğu bildiriliyor. Bu bağlamda, Pattanatabut yaptığı açıklamada, bu maddelerden dördüncüsünün Bangkok'da rahatsızlığa neden olduğunu da sözlerine ekliyordu. Tabii burada sorun defaatle dile getirdiğimiz üzere, Bangkok'daki çok aktörlü iç siyasi hesaplaşmalardan bağımsız görülemez. Bununla birlikte, iki yıl önce Başbakanlık koltuğuna oturan Yingluck'ın Patani sorununu çözme konusunda çaba sarfedeceği yolundaki açıklamalarının pratikte 'ağır aksak da' olsa bir karşılığı olduğu söylenebilir. Tabii bu noktada Malezya'nın üstlendiği inisiyatifi de unutmamak gerekiyor.

Merkezin ileri sürdüğü nedenlerden biri de ülkenin 'hukuk kurallarına' uyulması. Hukuk kuralları denilen bütünün sadece Tayland'da değil, tüm bölge ülkelerinde zaten etnik unsurlarla yaşanan problemlerin en önemli dayanak noktası olduğu biliniyor. II. Dünya Savaşı sonrasının ve devamındaki ultra milliyetçi çevrelerin merkez yönetimlerindeki monopol yapılaşmalarının ürünü olan bu 'hukuk kuralları'nın sadece azınlıklar bağlamında değil, tüm ülke halkını içine alacak şekilde yeniden yapılandırılması gerekiyor. Açe'de, Mindanao'da, Myanmar'da ve Patani'de Merkez yönetimlerin arkasına sığındıkları Hukuk Kuralları'nın dayandığı felsefi, ideolojik köklerinin öncelikle incelenmesi ve anlaşılması gerekiyor.

Barış'ın geldi geliyor dendiği Patani'de bulunduğumuz süre zarfında çatışmaların ortaya çıktığına şahit olduk. Bu saldırıları gerçekleştirenlerin gerçek niyetleri konusunda açıkçası net bir fikir olmamakla birlikte, bölgede sadece Özgürlük Hareketi'nin var olmadığı, 'çatışma ortamının' doğurduğu 'imkânlardan' kendilerine pay tahsis eden çevrelerin de olduğu malum... Kimi çevreler Özgürlük Hareketi'nin askerleri hedef alan son dönem saldırılarını Barış sürecinde Merkez'i köşeye sıkıştırma amaçlı olduğunu ifade ederken, bu ve benzeri saldırılarla Barış imkânının zora sokulduğu gözlemi de yapılmıyor değil. Özellikle Merkez güçlerde yer aldığı izlenimi uyandıran ikinci gruptakilerin Dış İşleri ve Ordu'nun barış görüşmelerinin dışında tutulmalarından endişe etmeleri Bangkok'da hâlâ 'ultra milliyetçi' çevrelerin Barış sürecinden memnuniyetsizliğinin bir ifadesi olarak düşünülebilir. Öte yandan, BRN'in barışta Patani adına yer almasına rağmen, 'sahada' BRN'den bağımsız hareket eden grupların varlığının da olduğu dikkate alınmalı. Bu anlamda, daha önce yazılarımızda da vurguladığımız üzere Patani'de Barış'ın yolu tüm gruplarla temas ile gerçekleştirilebileceğini unutmamak gerekir.

Gelelim işin Türkiye boyutuna... Birkaç gündür Patani'ye yaptığımız ziyarette çeşitli çevrelerle görüşmelerimiz, gözlemlerimizden hareketle Türkiye'nin Patani Barışı'na katkısı konusunda önemli bir beklentinin olduğunu açık seçik ifade etmek isterim. Örneğin, beş eyaletten sorumlu "Güney Sınır Eyaletleri Yönetim Merkezi"nde görevli Vali yardımcısı –ve de tek Patanili Malay olan- Dr. Maroning Salaming ile yaptığımız görüşmede bu husus açıkça gündeme geldi. Yingluck'un Temmuz ayı başında Türkiye'ye yaptığı ziyarette de yer alan Dr. Maroning Başbakan Tayyip Erdoğan'ın yakın gelecekte Tayland'a yapacağı olası bir ziyarette Patani'ye de beklediklerini ifade etti. Bu süreçte Ankara çevrelerinde Patani gerçeğinin iyice anlaşılması gerekiyor. Hazırlıksız yapılacak bir girişim, potansiyel olanakları ortadan kaldırmaya yarayacaktır sadece. Öyle ki, bu noktada küçük bir örnek vermekte fayda var. Dr. Maroning, Türkiye'de 'İslam İşbirliği Teşkilatı' Genel Sekreteri ile de görüştüğünü, Sekreter'in bazı tavsiyeleri olduğunu ifade etti. Öyle anlaşılıyor ki, Genel Sekreter'in ağzını 'yetim' açmamış her nedense... Açe'de gündeme getirilen 'pilot' sıfatıyla anılan yetim projesinin bir benzerinin niçin Patani bağlamında konuşulmadığını sormak ve cevabını beklemek başta Patanililer olmak üzere, ümmetin hakkı. Hiç kuşkunuz olmasın, tıpkı Açe'deki gibi yerel birimler tarafından yetimler, dullar, sakatlarla ilgili datalar çoktan hazırlanmış bile Patani'de. Ancak burada gene tıpkı Açe'de yapıldığı gibi yerel birimlere 'güvenmek' ve onların rehberliğinde çalışmalar yapmak yerine Cidde'den, İstanbul'dan hesaplarla yola çıkmak Açe'deki başarısızlığı getirir olsa olsa. Kimi gözlemcilerin ifade ettiği üzere, Genel Sekreter'in ya da başkalarının Dr. Maroning'e veya herhangi bir Patanili yetkiliye 'kimliğinizi koruyun' yollu tavsiyelerde bulunmanın hiçbir anlamı olmadığı gibi, bu yaklaşım Patani'nin pek de hakkıyla tanınmadığının göstergesi olarak okunabilir. Onlar yani Patanililer zaten yüzyıldır bu Patani Malay Müslüman kimliğini korumak için tüm olanaklarını yeterince seferber etmiyorlar mı? Burada sorulması gereken dışarlıklıların Patani'yi anlayıp anlamadıklarıdır. Es geçilmemesi gereken bir de şu husus var... Patani'de 'barış umudunu' görüp, Patani topraklarında 'faaliyet' hedefleyen kimi gruplara söylenecek birkaç cümle olmalı... Gerçekten Patani'yi düşünüyorsanız samimi ve gerçekçi olunmalıdır. Öyle zenginlerin evlerinde iftar sofları kurup Patani'den bir şeyler devşirmeyi ummak Patani'ye yapılacak en büyük haksızlıktır.

Görüşmelerimizin bir diğer ayağını oluşturan geleneksel dini okul temsilcileriyle olan bölümünde önemli bir niyetin ortaya çıkmaya başladığını görmek sevindiriciydi. Patani topraklarının olmazsa olmazı bu geleneksel dini okullar, öyle kimilerinin zannettiği gibi içe kapalı kurumlar değil. Yüksek öğrenim dahil günün koşullarında 'aktörlük' edebilecek kapasite ve niyete sahipler. Bu çerçevede, köklü bir geleneksel dini okulun başında bulunan Tok Guru Abdurrahman Bey'le görüşmemizde üniversite kurma niyetlerini hayata geçirme noktasında bazı çalışmaları olduğunu ifade ettiler. Patani coğrafyasında akademik ve entellektüel yaşamına önemli katkısı olacağına kuşku olmayan bu kurumun bir an önce hayata geçirilmesi gerekiyor. Bangkok Yönetimi'nin onay vermiş olması büyük bir avantaj. Bu noktada, Başbakanlığa bağlı kimi birimlerin bu noktada destekçi olmaları beklentisi vardır. Türkiye'nin imkanlarının böylesi akademik alanlarda varlık göstermesi hiç kuşku yok ki, orta ve uzun vadede çok daha önemli olanakların geliştirilmesine vesile olacaktır. Tayland Başbakanı'nın Türkiye'ye yaptığı ziyaret, iki ülke arasında sadece ticareti değil, siyasi işbirliğini de geliştirmeyi hedefliyor(du). Sayın Başbakan'ın bölgeye yapacağı bir ziyarette bu iki eksenli gelişmenin bütün vecheleriyle gündeme getirilmesi ve Patani Barışı'na aktif ve katılımcı şekilde destek olunmasında yarar var. Bunun için Sayın Başbakan'ın çok iyi hazırlanmış bir programla Patani'ye ziyaretinin mutlaka gerçekleştirilmesi gerekiyor... 2011 yılında Sayın Cumhurbaşkanı'nın Açe ziyaretinin engellendiği gibi, Merkez güçlerin 'güvenliğinizi' koruyamayız gibi safsataları bir kenara bırakmak gerekir ve sahaya gitmek Patanililerle yüzyüze görüşmek gerekir. Patani ziyaretine dair yazmaya devam edeceğiz...

Not: Açe'de günümüzün önde gelen Hocalarından Bireun'lı Teungku Hacı Muhammed Wali al-Khalidi geçenlerde vefat etti. Sadece Hoca değil, bir entellektüel ve siyaset adamı da olan Tgk. Al-Khalidi 2009 Parlamento seçimlerinde Açe Eyalet Parlamentosu'na milletvekili olarak seçilmişti. Allah'tan Rahmet diliyorum.

İKİNCİ BÖLÜM İÇİN TIKLAYINIZ

Güncelleme Tarihi: 20 Eylül 2013, 10:06
banner53
YORUM EKLE

banner39