banner15

Ruhani: Münazara ustası bir cumhurbaşkanı

Hasan Ruhani muhtemelen, kişilik ve çizgi itibarıyla benzetildiği Hatemi’nin hatalarından ders almış olarak atıyor adımlarını ve mesela kültürden söz ederken ekonomi alanını ihmal etmiyor. Benzeri yapıcı yaklaşımların dış politikaya ve komşularla ilişkilere de yansıması beklenebilir mi?

Ruhani: Münazara ustası bir cumhurbaşkanı

Cihan Aktaş

Geçen yıl bu tarihlerde İran’da Hasan Ruhani cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazandığı zaman bu sitede “Özgürlük Hattının Rövanşı” başlıklı bir yazı yazmıştım. Ruhani, “kalkınmacı” Rafsancani’nin adayıydı, buna karşılık “özgürlükçü” Hatemi tarafından da desteklenerek girmişti seçimlere. Güçlü bir bürokrat olarak tanınan Ruhani, siyasette başarılı oldu mu? Bir yıl siyasetçinin karnesini değerlendirmek için uzun bir süre olmasa da fikir edinmek için önemli bir süre.

Selefi Ahmedinejat’ın başaramadığı ya da kayıtsız kaldığı önemli ekonomik ve toplumsal meseleler alanında geçen bir yıl içinde önemli mesafeler kat ettiğini düşünüyor İranlı yorumcular.

Medrese kökenli bir ilim adamı olmasının yanı sıra hukuk alanında doktorası olan Ruhani, devrimin başlarından itibaren Rafsancani’nin çok yakınında bir isim olarak biliniyor. Düzenin Maslahatını Gözetleme Kurumu üyeliği, Stratejik Araştırmalar Müdürlüğü, Güvenlik Konseyi Başkanlığı gibi görevlerde bulundu.

Cumhurbaşkanlığına adaylığını açıkladığında birçok uzman onun Tahran’ın Belediye Başkanı Galibaf karşısında hiç şansı olmadığını yazdı. Grupların sağ ve sol diye ikiye bölündüğü bir ülkede asıl rekabetin sağda Galibaf, Haddadadil ve Velayeti tarafından oluşturulan cepheden bir isimle solda - Musavi’nin ev hapsine mahkumiyetine kadar varan 2009 seçimlerinin ardından kimin aday olacağı sorusu henüz belirsizliğini koruduğundan- herhangi bir aday arasında yaşanacağı düşünülüyordu. Hatemi’nin aday olmayacağı, olsa ve seçilse bile bir başarı gösteremeyeceği kanısı yaygındı. Sonuçta Hatemi aday olmadı, kendi cumhurbaşkanlığı döneminde yardımcısı olan Arif’i aday gösterdi.

Arif ise, Rafsancani ve Hatemi’nin arka plandaki görüşmeleri sonucu sol kanadın tek başına seçimleri kazanamayacağı, kazansa bile başarılı olamayacağı kanaati üzerine Rafsancani’nin adayı Ruhani lehine adaylıktan çekildi.

Sağ kanatta ilk geri çekilen Haddadadil oldu, ancak Velayeti ve Galibaf kazanacaklarına duydukları güvenle propagandalarını sürdürdüler. Seçime katılan adayların televizyonda münazaralara katılması bir geleneğe dönüşmüş durumda İran’da ve bu münazaraların halkın kararı üzerine etkili olduğu da yaygın bir fikir. Ruhani sol kanadın desteğini aldığı halde katıldığı bütün toplantı ve münazaralarda orta yolu izleyeceğini, İslam’ın özgürlükçü bir din olduğunu, kendisinin de özgürlüklerden yana bir tutum içinde olacağını anlattı. Seçim konuşmalarına, ülkesinin siyasal ve ekonomik sorunlarını çözeceği sözünü temsilen bir anahtarla gidiyordu.

Ruhani’nin etkisini artıran en önemli gelişme sağın en güçlü adayı –Tahran’ın halihazırdaki başarılı Belediye Başkanı- Galibaf’la yaptığı münazaraydı. Ruhani bu münazara sırasında Galibaf’a Polis Müdürü olduğu yıllarda öğrenci gösterilerini bastırmak için polis gücü kullandığını ve o dönem boyunca sertlikten yana olduğunu hatırlattı. Kendisi ise aynı dönemde Milli Güvenlik Konseyi Başkanı olarak onun önerdiği sert yöntemlere itiraz etmişti. Ruhani’nin münazaralarda rakipleri karşısındaki performansıyla seçim sandığından uzak duran kesimleri ikna ettiği söylenebilir.

Ruhani iş başına geldikten hemen sonra Batı ile ilişkileri kısa zamanda düzeltme, İran içindeki emniyet güçlerinin halkın kılık kıyafetiyle uğraşmasını engellemeye, bunların yanı sıra ekonomi alanında da hızlı bir ıslah gerçekleştirme gibi vaatlerde bulunmuştu. Cumhurbaşkanlığında üçüncü ayını tamamladığında bu alanlarda verdiği sözleri yerine getirme konusunda önemli mesafeler kaydettiğini belirttiği bir konuşma yaptı. Yeni ambargoların durdurulması, eski ambargoya tabi listelerin iptali gibi başlıklar ise kısa vadede yeni cumhurbaşkanının en büyük başarısı olarak değerlendiriliyor şimdi.

Ekonomik alanda ve uluslararası politikada başarılı bulunan Ruhani son günlerde İran iç siyasetinin ezberlerine karşı ve İslami meseleler alanında getirdiği yeni yorumlarla gündemde. Mesela, “devletin görevi herkesi zorla cennete götürmek değildir” şeklindeki ifadeleriyle muhafazakâr kesimin tepkisini üzerine çekmeye başladı. Onun İslami bir devletin olabileceği ama devlet İslam’ı olamayacağı şeklindeki yorumu ise ülkesinde geniş tartışmalara yol açtı ve bu tartışmalar hâlâ sürüyor. Ruhani’ye göre İslami meseleleri tartışmak medreseler (hovze-i ilmiyeler) ve kültürel kurumların alanına girer, devletin görevi ise bu kurumların alanına sahip çıkmak değil, çalışmalarına destek vermek ve yol açmakla sınırlı olmalıdır.

Ruhani’nin İranlı üniversite hocalarıyla görüşmesinde onlardan eleştirileriyle hükümete yardımcı olmalarını talep etmesi, hatta bu tür bir eleştirinin vazifeleri olduğunu dile getirmesi ise Ahmedinejat döneminde alışılan tablonun çok dışında bir yaklaşımın göstergesi olarak konuşuluyor.

Ruhani muhtemelen, kişilik ve çizgi itibarıyla benzetildiği Hatemi’nin hatalarından ders almış olarak atıyor adımlarını ve mesela kültürden söz ederken ekonomi alanını ihmal etmiyor.

Benzeri yapıcı yaklaşımların dış politikaya ve komşularla ilişkilere de yansıması beklenebilir mi? Mesela Ruhani’nin sorun çözen anahtarı bölge sorunları konusunda nasıl bir işleve sahip olacak? Türkiye ziyareti, iki ülke arasında yakın geçmişte mevcut olan ittifakı yeniden canlandırabilir mi?

İran’ın Avrupa ile ilişkisindeki hareketlilik sürdüğü halde, Başbakan Erdoğan’ın İran ziyareti sırasında iki ülkenin ticari hacminin 30 milyar dolara çıkarılmasına dönük olarak alınan çeşitli kararlar ve yapılan anlaşmalar, uzun vadeli işbirliğinin bir göstergesi.  Nükleer enerji konusunda uzlaşmaya dönük olarak attığı ilk adımlardan itibaren Batılı şirketlerin bu ülkeyle iş yapma eğilimlerine karşılık Ruhani’nin Türkiye’ye ziyareti de Türkiye ile uzun vadeli bir işbirliğine hazır olduğunun ifadesi olarak yorumlanabilir. Bu işbirliği, başta Suriye sorunu ve Kürt halkının yaşadığı güçlükler olmak üzere bölgemizde acılara yol açan çatışma ve savaşların sona erdirilmesi yönünde yapıcı bir zeminin kurulmasına izin verecek mi, bunu zaman gösterecek.

Güncelleme Tarihi: 12 Haziran 2014, 10:03
YORUM EKLE
YORUMLAR
HÜSEYİN KAHRAMAN
HÜSEYİN KAHRAMAN - 6 yıl Önce

İRAN, SURİYE VE MISIR DIŞ POLİTİKASI YÜZÜNDEN TÜRKİYE'DEKİ ÇOĞU ENTEL MÜSLÜMANIN DESTEĞİNİ KAYBETMİŞTİR. TAKİYYE HUKUKUNU MÜSLÜMANLARA KARŞI DA KULLANMALARI İSE 80 DEN BU YANA VERİLEN KALBİ DESTEĞİN KESİLMESİNE SEBEP OLMUŞTUR. İRAN, ARTIK, Şİİ OLMALARI SEBEBİYLE İSRAİL VE AMERİKA'NIN DESTEĞİNİ ALDIĞINI ÇOK İYİ BELLEMELİDİR.

banner39

banner50

banner47

banner48