Sosyal hareketliliklerin gölgesinde siyasî hesaplaşma

Çalışma yasası, aynı zamanda, 2012’de Hollande’yi destekleyen sendikalara hesaplaşma şansı sunuyor. İşçiler Sarkozy döneminden sonra sosyalist bir iktidarla rahatlamayı beklerken çök daha kötüye sürüklendiklerine inanıyorlar

Sosyal hareketliliklerin gölgesinde siyasî hesaplaşma

Sinan Özdemir | Brüksel

Dünya medyası bir haftadan bu yana Fransa’yı esir alan protesto eylemlerini konuşuyor. Görselin gücü her bir karede kendini hissettiriyor. Büyük İnkılab’ın yurdu Fransa’da bu tür sahneler kimseleri şoke etmezken dışarıdan seyredenleri dehşete düşürüyor. Limanlar, nükleer santraller, fabrikalar, benzin istasyonları, demir  yolları... grevde. Binlerce işçi hükümetin parlamentoda görüştüğü yeni çalışma yasasını geri çekmesini talep ediyor. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine bir yıl kala yaşanan ‘;sosyal savaş’; ilk bakışta sendikalarla hükümet arasında yaşandığı izlenimini uyandırsa da arka planda sosyalist blokta yer alan aday adaylarının son savaşına tanık olmakta. Bu minvalde, iki terör saldırısından sonra Avrupa Şampiyonası'na ev sahipliği yapmaya hazırlanan Fransa'da güvenlik sorunlarının yanı sıra hayatı durma noktasına getiren eylemler imagosunu biraz daha karartıyor.

Görsel ve yazılı medyanın bir haftadan bu yana paylaştıkları fotoğraf veya videolara bakarak Fransa’da işçi hareketlerinin bir gerçekliğe tekabül ettiği düşünülebilir. Ancak gerçekte, paradoksal olarak, Fransa’da işçilerin ancak yüzde 11’i bir sendikaya bağlı. Özel sektörde bu oran yüzde 8,6. Sayılar düşük olsa da genelde Fransızlar aktif olmasa da sendikalara pasif destek veriyorlar. Krizin zirvesinde geçen hafta İpso’nun yayımladığı anket bu tespiti doğruluyor. Medyanın yansıttığı olumsuz hikayelere rağmen ankete  katılanların yüzde 62’si işçileri haklı bulurken hükümeti yaşananlardan sorumlu tutuyor. Hükümetin cumhurbaşkanlığı seçimlerine bir yıl kala 2012 programında olmamasına rağmen çalışma yasasını neden yeniden düzenleme gereği duyduğunu anlatmakta zorlanıyorlar. Hükümetin ikna etmekte zorlanması bir yana anayasasının verdiği güçten yararlanarak yasama organını baskı altına alması, yasa hazırlanırken sosyal aktörlerle sürece dahil etmemesi,  önerilerini ciddiye almaması  bardağı taşıran damla oldu.

Detaylarına girmeden yeni yasanın öngördüğü başlıca değişiklikleri beş maddede toplamak mümkün: (1) Şirket yönetimine daha fazla karar hakkı tanıyor. Şirketlerin özel kararları toplu sözleşmelerden öncelikli sayılıyor, (2) çalışma sürelerine dokunulmuyor ve fakat çalışma saatlerinde esnekliği kolaylaştırıyor. Mesai saatlerine yapılacak ödemelerin, toplu sözleşmelerden bağımsız, şirketler bazında karara bağlanmasının önünü açıyor, (3) ekonomik gerekçelere dayanarak işten çıkarmaları kolaylaştırıyor (ör. siparişlerin azalması veya cirodaki düşüş) , (4) kolaylıkla kapatabilme hakkı getiriyor. (5) “gençlik garantisi” işsiz, staj yeri bulamayan veya üniversiteye  giremeyen gençleri de kapsayacak şekilde yaygınlaştırıyor. Sendikalar gençleri ilgilendiren konunun dışında işçiler için öngörülen ve iyileştirme olarak takdim edilen bütün önerilen sosyal dampingi artıracağına inanıyor. Özellikle işten çıkarmaları çok daha kolay hale getirmesi, şirket yönetimlerinin elini güçlendirirken İşyeri İşçi Temsilcileri'nin elini zayıflatması toplu sözleşmeleri sulandırma çabası olarak değerlendiriliyor.

Sendikalar bu noktada geri adım atmayacaklarını beyan ederek hükümetin yasayı geri çekmesini talep ediyorlar. Başbakan Valls geri adım atmayacağını söylüyor ve fakat Cumhurbaşkanı Hollande’nin vatandaşlıktan çıkarma yasasında olduğu gibi (son dakikada yasayı geri çekti) çalışma yasasını sonuna kadar destekleyip desteklemeyeceğini kestirememesi manevra şansını azaltıyor. Bu durumda geri çekilmesi Valls için sonun başlangıcı olur. En makul senaryo Valls’ın topu tekrar yasama organına bırakmasından geçiyor. Red kararı çıksa bile genel iradenin taşıyıcısı parlamentonun  kararına sığınması 2017 yolunda aday adayı olabilme şansını korumasını sağlayacaktır.

Valls karşısında Cumhurbaşkanı Hollande’nin geleceği de belirsizliğini koruyor. Seçildiği günden beri kamuoyunu ikna etmekte zorlanıyor. Bu da en önemli handikapını oluşturuyor. Hebdo saldırısı öncesinde popülaritesi en altlarda iken saldırı sonrasında dışa vurduğu kararlılık bir nebze de olsa yükselmesini sağlamıştı ancak o da çok uzun sürmedi. Geldiği noktada işsizlik oranında görülen düşüşe rağmen hükümetinin çalışmalarını kazanca dönüştüremediği gibi çalışma yasasına duyulan tepki ile elde ettiği küçük başarıları heba etme tehlikesiyle karşı karşıya. Sendikalarla girdiği bilek güreşinden başı dik çıkmanın yollarını arıyor. Diğer aşılamayan konularda esneklik (taviz de denebilir) gösterebileceği mesajını gönderiyor. Fransız siyasasının görmekten çekindiği üç eylemci profilinin (çiftçiler, enerji sektöründe çalışanlar ve gençler) döneminde sokağa inmesi Hollande’nin imagosunu yaralıyor. Bu çerçevede Valls’ı sonuna kadar savunması mümkün görünmüyor.

Çalışma yasası, aynı zamanda, 2012’de Hollande’yi destekleyen sendikalara (en başta CGT) hesaplaşma şansı sunuyor. İşçiler Sarkozy döneminden sonra sosyalist bir iktidarla rahatlamayı beklerken çok daha kötüye sürüklendiklerine inanıyorlar. Sarkozy döneminde sendikalar bir yanda eylem yaparken diğer yanda görüşmeleri sürdürmüşlerdi. Sonuçta kazanmaktan çok kaybettiklerine inanıyorlar. Bu sebepten bu defa eylemlere ağırlık vererek aynı durumu tekrar yaşamak istemiyorlar. 2010’da olduğu gibi hayalkırıklığı ile son bulacağını düşünüyorlar. Bu minvalde sendikalar seslerini duyurabilmek için bütün yollara başvurmaktan çekinmiyorlar. Son olarak geçen hafta Perşembe günü Philippe Martinez’in (Sendika Genel Sekreteri) basın açıklamasını yayınlamayı reddeden gazetelerin dağıtımını engelleyen sendikalar mücadelede sınır tanımadıklarını gösteriyor.

Hükümet kriz noktalarına müdahale ederek kontrolü yeniden sağlamaya çalışsa da iletişim kanallarını kapaması krizden çıkışı zorlaştırıyor. İki aydan bu yana Fransa’nın her bir köşesinde seslerini duyurmaya çalışan binlerce işçi maaşlarından yapılan kesintilere rağmen meydanları terk etmiyor. Başbakan Valls bir yanda olayları kontrol altına almaya çalışırken diğer yanda Cumhurbaşkanı Hollande karşısında geleceğini oynuyor. Sendikaların Haziran ayı için yaptıkları grev çağrısı, muhalefetin giderek artan eleştirileri ve yaklaşan Avrupa Şampiyonası hükümeti karar vermeye zorluyor. Buna binaen kamuoyunun eylemcilere verdiği destek hükümetin elini zayıflatıyor. Son kertede, Hollande ve Valls için kamuoyunun tutumu büyük önem taşıyor; çünkü yalnızca yasanın geleceğini değil 2017 yolunda sosyalistlerin geleceğini de belirleyecektir.

Güncelleme Tarihi: 30 Mayıs 2016, 15:41
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35