banner15

Suriye'de füzeleri beklerken

Suriye'ye ABD öncülüğündeki uluslararası müdahalenin istedikleri, üç madde altında özetlenebilir

Suriye'de füzeleri beklerken

Levent Baştürk/ Dünya Bülteni

Kimyasal silah kullanımı sonucu 1400’den fazla insanın ölümüyle neticelenen Şam’ın banliyösündeki saldırının ardından Suriye’de Baas rejimine karşı ABD öncülüğünde bir uluslararası askeri müdahalenin olması gündeme geldi ve müdahele için geri sayım başladı. Amerikan makamlarından yapılan açıklamalardan anladığımıza göre, ABD operasyon için hazırlıklarını büyük ölçüde tamamlamış durumda. Operasyona şu an itibariyle, ABD dışında hangi ülkelerin dahil olacağı netlik kazanmamış olmakla beraber, İngiltere ve Fransa’nın operasyonun parçası olacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı olmadan yapılacak olan bu müdahelenin gerekçesini kimyasal silahların kullanımını yasaklayan bir “uluslararası norm”un varolduğu iddası oluşturacak.   Bu saldırı öncesinde ABD hükümeti çeşitli vesilelerle kimyasal silah kullanımının kendileri için kırmızı çizgi olduğu uyarısını yapmış ve buna göz yumamayacaklarını ifade etmişti. Lakin Guta’daki son olayın Suriye yönetimine yönelik ilk kimyasal silah kullanma suçlaması olmadığını biliyoruz. Haliyle, son olayın hayatını kaybeden insan sayısının büyüklüğü açısından diğerlerinden daha fazla dikkati çekmesi, muhtemel müdahelenin artık zaruri hale geldiği kanısını pekiştirici bir özellik taşıyor. Ancak bütün Suriye krizi esnasında ölenlerin sayısının yanında bu rakamın da fazla önem taşımadığı da ortada. Ayrıca kimyasal silah saldırısını kırmızı çizgi ilan etmekle, ABD yönetiminin Esad rejiminin diğer ağır silahlarla orantısız güç kullanma yoluyla katliam yapmasına ve yerleşim birimlerinin yerle bir etmesine yeşil ışık yakmış gerçeği de olduğunu da gözönünde bulundurmak gerekiyor. İlaveten, Mısır’da seçimle işbaşına gelmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin askeri müdahele ile iktidardan uzaklaştırılmasını  darbe olarak adlandıramayan ve peşinden gelişen yüzlerce insanın güvenlik güçlerince öldürüldüğü olaylara gereken tepkiyi vermek için bir “uluslararası norm” bulamayan ABD’nin birden bire Suriye özelinde böyle bir gerekçeye sarılması, bizi bu müdahale teşebbüsüne sebep olmuş başka faktörleri aramaya itiyor.

Libya müdahalesi Fransa ve İngiltere’nin öncülüğünü yaptığı ve ABD’nin geri planda destek verdiği bir çok ortaklı müdahale idi.  Hatta bu girişim ABD’nin gelecekte içinde yer alacağı ortak müdahale girişimlerinin bir modeli olarak sunuldu.  Ayrıca, dış siyasette Uzak Doğu’nun öncelenmesi sonucunda ABD’nin Ortadoğu’da varlığını hafifleteceği ve seçimle işbaşına gelen iktidarları görmeye başladığımız bölgede,  bölgesel güçlerin de çıkarlarını tanıyarak onlarla yeni bir ilişki biçimi geliştirmeye yönelik yeni bir siyaset devresine gireceği umulmuştu.   Ancak Suriye’ye yapılacak ortak müdahalede, geri planda kalmak yerine, ABD’nin tekrar liderlik rolünü üstlendiğini görüyoruz. Dikkati çeken bir diğer husus da, müdahalede aktif rol alacak olan aktörlerin sayısının oldukça sınırlı tutulmasının istenmesidir. Suriye meselesinde denklem dışında kalmak istemeyen Türkiye’nin Mısır hakkında Batı ülkelerine yönelttiği sert eleştirilere rağmen, denklem dışına çıkarılmamak için operasyonda etkin rol talep etmiştir. Şu anki aşamada görünen odur ki, ABD-İngiltere-Fransa üçlüsü tarafından Türkiye için daha çok yardımcı bir rol oynaması uygun bulunmaktadır.  Bu üçlü  Ortadoğu’da, bölge ülkelerini ihtiyaç hissedilmedikçe denklem dışında tutan yeni bir siyaset evresini benimsemiş durumdadır.

Mısır darbesiyle Müslüman Kardeşler’in devre dışı bırakılmış olması, bu üçlüye bölge ülkelerini denklem dışı tutarak yeni bölge politikası belirleme imkanı vermiştir. Bununla demek istediğim şudur: Eğer Mısır’da seçilmiş Cumhurbaşkanı Mursi darbe ile devrilmemiş olsaydı, daha önceki kimyasal silahla saldırı durumlarında olduğu gibi, ABD-İngiltere-Fransa üçlüsünün harekete geçmeme  tavrını sürdürmeleri büyük ihtimalle devam edecekti. Suriye krizinin ortaya çıktığı andan bu zamana kadar Batı’yı hareketsizliğe sevk eden durum, söz konusu olan ülkelerin acziyet içeren bir kararsızlık içinde olmalarından ziyade, şuurlu bir siyasi tercih içinde olmalarındandır. Seçimle gelen dalganın ortaya çıkarmış olduğu Türkiye-Mısır ekseninde bir bölgesel blok oluşması ve Baas rejiminin devrilmesi sonucunda bu bloğa Suriye’nin de eklenmesi ihtimali, hem bölgedeki tutucu monarşik rejimleri hem İsrail’i rahatsız etmiş hem de Batı dünyasında bir endişe kaynağı oluşturmuştur. Şimdiye kadar, kırmızı çizgi olarak öne sürülmüş olmasına rağmen sayısı 10’u bulan kimyasal silah saldırısı iddiaları ve sayısı 100 bini bulan insan kaybına rağmen Baas rejimine karşı herhangi bir caydırıcı eyleme geçilmemesinin en büyük nedenlerinden biri, içinde Türkiye’nin de yer aldığı ve bazı muarızlarınca “Müslüman Kardeşler Hilali” olarak adlandırılmış olan bu bölgesel bloğun potansiyel varlığıdır. Mısır’da cuntanın yönetime el koymasının ardından ortaya çıkan yeni dengeler, ABD-İngiltere-Fransa üçlüsünü son kimyasal silah saldırısı iddiaları karşısında, rahatlıkla ve de umulandan çok da hızlı bir şekilde Kosova’daki duruma benzer şekilde hareket etmeye sevk etmiştir. “Koruma sorumluluğu” olarak gerekçelendirilen ve insancıl kıstasları esas alan “hukukta yeri olmayan ama meşru müdahale” formülü, Suriye’ye karşı yapılacak olan müdahalede devreye girecektir.

Ancak Suriye örneğinde, Kosova formülü çok daha farklı bir amaçla devreye sokulmaktadır. Beyaz Saray açıklamasında da ifade edildiği gibi, Suriye’ye karşı operasyondan murat bir rejim değişikliği değildir. Müdahale işlenen suça bir karşılık verme olarak tasvir edilmiştir. Bazı yorumcular bunu, daha önceki kimyasal silah kullanma durumları karşısında harekete geçmemiş olan ABD’nin çizilen karizmasını, sarsılan itibarını ve yitirilen inanırlığını tamir etme girişimi olarak değerlendirmektedirler.  Ancak sözünü ettiğimiz hareketsizliğin şuurlu bir taktik olduğu noktasından hareket edersek, bu faktörü belirleyici bir öge olarak kabul etmek zordur.  Bu müdahaleyi Baas rejimine bir uyarı veya kulak bükme girişimi olarak görmek de oldukça sığ bir bakış açısı.

Baas rejimine karşı alınan bu yeni tavırdan arzu edilen üç şey olduğunu söylemek mümkün:

Birincisi, caydırıcılık tesis etmek. Bilindiği gibi son zamanlarda, Hizbullah’ın da Baas rejimi saflarında çatışmalara taraf olmasının ardından Suriye rejimi önce Kuseyr’de, peşinden de Humus’un bazı kısımlarında muhaliflere karşı üstünlük elde etti ve bu rejime adeta bir doping etkisi yaptı. Ancak muhalifler de Halep civarında bazı kazanımlar elde ettikleri gibi, Baas rejimine karşı hiç ummadıkları Lazkiye bölgesinde taarruza geçtiler ve zemin kazandılar. Ve bunun peşinden şu an müdahalenin gerekçesi olarak gündeme gelen kimyasal silah saldırısı geldi. İşte muhtemel müdahaleyle iki taraf arasında daha uzun süre devam edebilecek bu çatışmanın tırmanmasında rejimin kitlesel imha silahlarına başvurmaya yeltenmesine karşılık bir caydırıcılık tesis etmek istenmektedir.

İkincisi, Cenevre’ye güçlü pozisyonda gideceğini uman Rusya ile Baas rejiminin ve hatta katılacak olursa İran’ın elini zayıflatmak. Bilindiği gibi, Lavrov-Kerry müzakerelerinin sonucunda, Suriye’de barışın temini için Cenevre’de yeni bir görüşmeler etabının gerçekleşmesine karar verilmişti. Haziran ayı içinde gerçekleşebileceği düşünülen Cenevre görüşmeleri hala yapılamadı. Anladığımız kadarıyla, ABD ve müttefiklerinin bu süreci kapatmak gibi bir niyetleri de yok.

Üçüncüsü, Suriye rejimi ve onun en yakın müttefikleri olan İran ve Rusya’yı beklentilerini çok fazla yüksek tutmadan bir an önce çözüme gidilmesinin onların da menfaatine olduğuna ikna etmek. 

Bu son dediğimiz hususun Batı’nın hep soruna derhal çözüm bulma lehinde olduğu biçiminde algılanmaması gerekir. Bölgeyi ve müslüman dünyayı gruplaşmaya ver kutuplaşmaya iten Suriye krizinin uzamasının özellikle İsrail lehine ortaja çıkardığı konjonktür “Arap Baharı”yla beliren potansiyel ittifaklara karşı dalga kıran etkisi yarattığı için neredeyse arzu edilir bir durum olarak görülmüştür. Yukarıda da söylediğimiz gibi, Mısır’da Müslüman Kardeşler faktörünün denklem dışına çıkması, bir süre daha Suriye sorununa bulaşmama niyetinde olan Batı’yı bir anda soruna müdahil haline getirmiştir. Gelişmeler üzerinde daha belirleyici olabilecekleri bu konjonktürde, askeri yöntemlerin diplomatik ve siyasi  yöntemlerle birlikte götürülmesi nedeniyledir ki, düşünülen operasyon sınırlı tutulacaktır.

Güncelleme Tarihi: 30 Ağustos 2013, 15:16
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35