Türkiye - AB gerilimi

Avrupa Birliği ülkelerinin uzunca bir zaman görmezden geldiği mülteci akını, kontrol edilemez bir hale bürününce birlik Türkiye ile anlaşma yoluna gitti. Ancak anlaşmanın imzalanması sonrasında vize muafiyeti konusundaki tartışmalar şiddetlendi

Türkiye - AB gerilimi

Kuzey Haber Ajansı | ANALİZ

2015 yılında Yunan adalarına kaçak yollarla yaklaşık bir milyon mülteci girdi. Avrupa hayali ile çıkılan bu akın yıllardır gitgide büyüyen mülteci sorununu Avrupa gündeminin merkezine taşıdı. Sorunu uzun zamandır görmezden gelen birlik ülkeleri mülteciler kendi kapılarına vardığında çözüm arayışına başladı.

Mülteci krizinin başından beri Türkiye ile işbirliğinin şart olduğunu savunan Atina'nın talebi nihayet 17-18 Mart'ta Brüksel'de düzenlenen Avrupa Birliği - Türkiye zirvesinde karşılık buldu.

Türkiye'nin sığınmacıların iadesini kabulünü ve Ege'deki kaçak geçişlerin önlenmesi için önlemlerin artırılmasını istedi. Ankara'nın talepleri de mülteciler için kullanılmak üzere maddi yardım, Türkiye'nin birliğe üyelik sürecinin hızlandırılması ve Türk vatandaşlarına AB’de vize muafiyeti tanınması gibi başlıklardı.

Brüksel'de 18 Mart'ta varılan anlaşma ile alınan kararlar ise:

- Türkiye'nin üyelik müzakere süreci için haziran ayına kadar 33. faslın açılması

- 20 Mart'tan itibaren Yunanistan'a kaçak yollardan giren ve sığınma başvurusu kabul edilmeyen göçmenlerin Türkiye'ye iadesi ve iade edilen her göçmene karşı bir Suriyeli mültecinin Türkiye'den alınarak Avrupa Birliği ülkelerine yerleştirilmesi

- İade işlemlerinin Avrupa hukuku ve uluslararası hukuka uygun olacak şekilde yapılması

- Mültecilerin ihtiyaçları için kullanılmak üzere Türkiye'ye ilk etapta 3 milyar euro verilmesi ve bu miktarın 2018 sonuna kadar 3 milyar euro daha artırılması.

Anlaşma 20 Mart itibariyle yürürlüğe girdi. Açıklanan raporlar, aradan geçen süre içerisinde kaçak geçişlerde ciddi bir azalma olduğunu gösteriyor.

TÜRKİYE - AB GERİLİMİ

AB komisyonu, Mayıs ayı başında gerçekleştirdiği toplantıda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına vizelerin kaldırılması yönünde tavsiye kararı aldı. 4 Mayıs'taki toplantı sonrası yapılan açıklamada 72 kriterden 5'inin henüz tamamlanmadığı belirtildi.

Tamamlanmayan kriterler; yolsuzlukla mücadele, Europol ile işbirliği, kişisel verilerin korunması, terör tanımı ve AB ülkeleri ile adli yardımlaşma olarak gösterildi. Bu 5 kriter arasındaki terör tanımı, vizesiz Avrupa yolunda en büyük engel. Avrupa Birliği'nin terör tanımı ve terörizmle mücadele ile ilgili yasalarda değişiklik istemesi, Ankara'nın büyük tepkisine neden oldu. Türkiye tepkisini en üst perdeden gösterdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "AB vize için terörle mücadele yasasını değiştireceksiniz diyor. Siz önce Avrupa parlamentosu yanına çadır kuran teröristlere izin veren zihniyetinizi niye değiştirmiyorsunuz? Biz yolumuza gidiyoruz, sen de yoluna git. Kiminle anlaşabiliyorsan onlarla anlaş." ifadeleri bir rest olarak yorumlandı. Erdoğan'ın tepkisi bu açıklamalarla sınırlı kalmadı. Cumhurbaşkanı, Avrupa Birliği ülkelerine “İki yüzlüsünüz” dedi.

Avrupa Birliği'nin Türkiye’de güvenlik güçlerinin ve mahkemelerin uygulamalarının kişi güvenliği ve özgürlüğü, adil yargılanma hakkı, ifade, toplanma ve dernek kurma özgürlüğü ile uyumunun sağlanmasını da istiyor.

AB, Türkiye ile ilgili hazırladığı ilerleme raporlarında son zamanlarda Ankara’nın bu konularda AB’ye uyumlu olmak bir yana, geriye doğru gittiğini savundu. Türkiye ise karşı karşıya olduğu terör tehdidinin bu tür uygulamaları zorunlu kıldığı, Avrupa Birliği ülkelerinin bu gerçeği görmediği görüşünde.

Vize serbestisi ve göç anlaşması konusunda Avrupa Birliği ile müzakereleri yürüten Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Brüksel'in terörle mücadelede yasası konusundaki beklentilerine tepkisini Viyana'da katıldığı bir toplantıda dile getirdi. Çavuşoğlu, taleplerin, terör destek anlamına geldiğini söyledi.

KRİZDE AB’NİN TAVRI

Türkiye'nin terörle mücadele yasasının değiştirilmesi taleplerine karşılık ortaya koyduğu tavır AB içerisinde bir bölünmeye de neden oldu. Avrupa Konseyi ve Avrupa Komisyonu Türkiye’ye vize serbestisi sağlanması konusunda yapıcı bir tutum sergilerken, Avrupa parlamentosu üyelerinin büyük kısmı karşıt görüş bildiriyor.

AB Konseyi Dönem Başkanı ve Hollanda Savunma Bakanı Jeanine Hennis-Plasschaert, Türkiye’nin yanında Ukrayna, Gürcistan ve Kosova vatandaşlarına da vizesiz seyahat tasarısının görüşüldüğünü belirterek, “Bu uygulamadan sadece Türk tarafı değil, milyonlarca Avrupa Birliği vatandaşı da faydalanacak” ifadelerini kullandı.

12 Mayıs'ta gerçekleşen AB konseyi toplantısında konuşan dönem başkanı Hollanda’nın savunma bakanı, Türk vatandaşlarına Schengen ülkelerinde vizesiz seyahati sağlayacak anlaşmanın 2013 yılında kararlaştırılan bir yol haritasının devamı olduğunu fakat 18 Mart’taki anlaşma ile bu sürecin hız kazandığını söyledi.

Türkiye ile varılan anlaşma ile zamana yayılan bir sürecin devam ettiğini söyleyen Hennis-Plasschaert, “Türkiye ile insan hakları, kişisel bilgilerin korunması konularını konuşmalıyız. Konuşarak daha ileri gidebilir, gelişebiliriz. 3 milyon sığınmacıyı barındıran Türkiye desteğimizi hak ediyor.” şeklinde konuştu.

AB komisyonu adına söz alan Göç, İçişleri ve Vatandaşlıktan Sorumlu AB Komisyonu Üyesi Dimitris Avramopoulos, vize muafiyeti konusunda “Avrupa’nın bir b planının olmadığını” kaydederek, “Türk hükümeti önemli ilerlemeler gerçekleştirdi. Yunanistan’a kaçak geçenlerin sayısında çok büyük azalmaların olduğunu görüyoruz. İltica prosedürü konusunda da gelişmeler söz konusu. Hukuki iş birliği anlamında da olumlu gelişmelerin olduğunu söylemek istiyorum.” dedi.

Avramopoulos, “Tamamlanması gereken çok ilerlemeler var. Ne olursa olsun bu rapor uygulanacak. Komisyon görevini yapacak. Biz iyimseriz. Türk yönetimine yardımcı olmak için buradayız. Bu Türkiye için de AB için de faydaları olan bir anlaşmadır ve iki taraf arasında iş birliği gereklidir. Umuyorum vizesiz seyahat konusunda kararı verecek olan iki kurum olan AB konseyi ve Avrupa parlamentosu olumlu ve hızlı bir karar verecek.” ifadesini kullandı.

Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker ise daha sert bir tutum sergiliyor. Juncker, Almanya'da katıldığı bir toplantıda yaptığı konuşmada, Türkiye'nin, vize serbestisi şartlarına bağlı kalmasını beklediklerini söyledi. Juncker ayrıca, "Şartların karşılanmasına çok büyük değer veriyoruz. Aksi halde Türkiye ve AB arasında varılan mutabakat gerçekleşmez." ifadesini kullandı.

Türkiye ve AB arasında 18 Mart’ta imzalanan anlaşma için en çok çaba harcayan liderlerden olan Almanya Başbakanı Angela Merkel ise yapıcı tavrını sürdürüyor. Türkiye ve AB arasında yaşanan gerilim; Almanya Başbakanı Merkel, AB Komisyonu Başkanı Juncker ve Avrupa Parlamentosu Başkanı Schulz ile Berlin’de 14 Mayıs’ta gerçekleşen mini bir zirvede ele alındı.

Zirve sonrasında konuşan Merkel, Türkiye ile yapılan mülteci anlaşmasının çökmesine izin verilmemesi gerektiğini söyledi. Almanya Başbakanı; “Türkiye’nin Avrupa’ya yönelik düzensiz göçün durdurulmasında anahtar ülke olduğunu görmezden gelemeyiz. Bu nedenle bu tür anlaşmalara ihtiyacımız var. Aynı zamanda mülteci anlaşmasının çökmemesini sağlamada güçlü çıkarımız olduğunu görmeliyiz” dedi.

SCHENGEN UYGULAMALARI

14 Haziran 1985’te Lüksemburg'un Schengen kasabasında Almanya, Fransa, Hollanda, Lüksemburg ve Belçika liderleri Avrupa'daki iç sınırları kaldırmak üzere tarihi anlaşmayı imzaladı.

Anlaşma Avrupa Bütünleşme Hareketi'nin en başarılı somut adımlarından biri olarak 30 yıl boyunca yeni ülkelerin katılımı ile başarılı bir şekilde uygulandı. Schengen anlaşması bugün resmi olarak 22 AB ülkesinin dışında Norveç, İzlanda, İsviçre ve Lichtenstein'ı da kapsıyor. AB'ye üye olan Bulgaristan, İngiltere, İrlanda, Hırvatistan, Romanya ve Kıbrıs Rum Kesimi ise bu anlaşmada yer almıyor.

Üye ülke vatandaşlarına birlik içinde serbest dolaşım hakkı tanıyan anlaşma resmi olarak halen yürürlükte. Ancak Schengen şimdi Avrupa birleşme sürecinin başarısızlığa uğramasının sembolü olma riskiyle karşı karşıya. Zira birlik ülkeleri teker teker Schengen anlaşmasını askıya almaya başladı.

İlk adım Eylül ayında Almanya'dan geldi. Berlin yönetimi karşı karşıya kaldığı göç dalgasının boyutunun beklediği oranları aşması üzerine, önlem olarak serbest dolaşıma izin veren Schengen uygulamasını askıya aldığını duyurdu. Almanya ayrıca yoğun mülteci akını karşısında Avusturya ve Çek Cumhuriyeti sınırında kontrol başlattı.

Almanya'nın bu kararı karşısında Doğu Avrupa ülkeleri de bu örneği takip etmeye başladı. Avusturya, Slovakya ve Polonya; pasaportsuz ve polis kontrolsüz geçişleri askıya aldığını duyurdu. Avusturya hükümeti ayrıca, Slovenya sınırına yaklaşık 4 kilometre uzunluğunda tel örgü çekilmesi kararını kamuoyuyla paylaştı.

Daha iyi bir hayat ümidiyle yola çıkan Suriyelilere yapılan kötü muameleyle gündeme gelen Macaristan da Sırbistan sınırına duvar ördü. Norveç ise Kasım ayından itibaren Almanya, Danimarka ve İsveç'ten gelen feribotlarda yolcuların kimliklerini kontrol etmeye başladı.

Ülkeleri bu yönde karar almaya iten başlıca neden şüphesiz sığınmacı akınının neden olabileceği mali yük idi. Zira 1996 yılından sonra Avrupa içindeki mülteci sayısı ilk kez 2014 yılında 13 milyonu geçti.

Uluslararası Göç Örgütü ise sadece geçen yıl bir buçuk milyondan fazla kişinin kontrolsüz göç sonucu Avrupa Birliği sınırlarını geçtiğini açıkladı ve uyardı; "Bu sayı gelecek yılın sonuna kadar 3 milyonu geçebilir"

Ülkeler sığınmacıların neden olacağı mali yükten kurtulmak adına kendi önlemlerini alırken, 13 Kasım 2015 tarihinde Paris'te gerçekleşen IŞİD saldırıları krize yeni bir boyut daha ekledi, terör endişesi. 132 kişinin öldüğü IŞİD saldırısının ardından, Fransa İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra sınırlarını ilk kez kapattı.

3 ay süreyle sınır kontrolleri yapacağını açıklayan Paris yönetimi Schnengen anlaşmasını da askıya aldığını duyurdu. Pek çok ülkede Schengen'in askıya alınması ve alınan diğer önlemlere rağmen özellikle iç savaşın sürdüğü Suriye'den Avrupa'ya göçmen akını sürüyor ve bu durum Avrupa'da serbest dolaşım için tehlike çanlarının çalmasına yol açıyor.

EGE’DEN GEÇİŞLER

Avrupa Birliği ve Türkiye arasında imzalanan anlaşma sonrası Ege Denizi’nde yaşanan göçmen dramının önlenmesi adına önemli adımlar atıldı. Türkiye’nin çabası ile kaçak geçişler ve ölümler durma noktasına geldi.

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nın düzensiz göçle mücadele için 11 Mart 2016 tarihinden itibaren gemi, deniz karakol uçakları, deniz helikopterleri ve gözetleme sistemleri ile taradığı Ege Denizi'nde hiçbir mülteci hayatını kaybetmedi.

Sahil Güvenlik Komutanlığı'na destek veren Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nın çalışmaları sonucu düzensiz göç yüzde 90 oranında azaldı. Deniz Kuvvetleri, 2 ay içinde 68 düzensiz göç girişimini engelleyerek toplam 3 bin 158 göçmeni Sahil Güvenlik Komutanlığı'na teslim etti.

Suriye'de yaşanan iç savaş ve çatışmalar nedeniyle kaçan göçmenlerin yoğun olarak kullandığı Ege Denizi, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yaşanan en büyük insanlık dramlarından birine sahne oluyordu.

Göçmenlerin özellikle Ege Denizi'ni kullanarak Avrupa ülkelerine geçme girişimi çoğu kez ölümle sonuçlanırken, NATO'ya bağlı deniz gücü 7 gemi ile önlem almıştı. Türk Deniz Kuvvetleri de 12 Şubat 2016 tarihinden beri görev yapan NATO Daimi Deniz Görev Grubu-2'ye bir firkateyn ile katılmıştı.

Türk Sahil Güvenlik Komutanlığı'nın çabalarına destek olmak için harekete geçen Deniz Kuvvetleri Komutanlığı da 11 Mart 2016'dan itibaren karakol gemileri, deniz uçakları ve helikopterleriyle Ege Denizi'nde düzenli devriye gezerek mültecilerin hayatını kaybetmemesi için çalışmalarını sürdürüyor.

Ege Denizi'nin iki yakasının sadece 1-2 mil uzaklıkta olmasına rağmen lastik botları sürekli gözlemleyen gemi, uçak ve helikopterlere karada konuşlandırılan gözetleme istasyonları da destek verdi.

Milli olarak inşa edilen TCG Karşıyaka, TCG Köyceğiz, TCG Karaburun gibi gemiler kadar Çanakkale, İzmir ve Muğla'daki Deniz Hava Komutanlığı'ndan kalkan helikopter ve deniz karakol uçaklarının da çabalarıyla ölümler tamamen durdu.

NATO tarafından Ege'de oluşturulan güç, kurum tarihi açısından da en büyük olma özelliği taşıyor. Somalili korsanlara karşı Doğu Afrika'da ve Hint Okyanusu'nda oluşturulan NATO gücü bile 6 gemiyle sınırlıydı. Türkiye ve Yunanistan donanmalarına takviye için oluşturulan NATO gücüne, Türkiye, Kanada ve Almanya'dan birer gemiyle başlanmıştı. NATO, geçişleri daha sıkı kontrol etmek için 3 gemilik filoya Yunanistan, İngiltere, Fransa ve Hollanda'nın da katılmasını sağladı.

GÖÇMEN İADELERİ

Yunanistan, aylardır, mülteci krizinin çözümü için Türkiye ile işbirliğinin şart olduğunu savunuyordu. 18 Mart'ta Türkiye ve Avrupa Birliği'nin Brüksel'de vardığı anlaşma sonucu mültecilerin Türkiye’ye iadesi mümkün oldu.

Ancak gerek teknik altyapı eksiklikleri gerekse bürokratik işlemlerdeki gecikmeler iade işlemlerinin beklenen hızla gerçekleştirilememesine neden oldu. İlk iadeler 4 Nisan'da Yunanistan'ın Midilli Adası'ndan Türkiye'nin dikili limanına gönderilen 202 göçmen ile gerçekleşti.

Ancak bazı sivil toplum kuruluşları ve göçmenlere destek veren örgütler iade işlemlerinin uluslararası hukuk ve insan haklarına aykırı olduğunu ileri sürdü. İade işlemlerinin uluslararası hukuk ve insan haklarına uygun yapılabilmesi için Avrupa Birliği ve Yunanistan'dan uzman ekipler görevlendirildi. İçlerinde hukukçular ve çevirmenlerin de yer aldığı 4.500 kişilik bir ekibin görev yapmasına karar verildi.

Atina ve AB iadelerin bir an evvel gerçekleşmesini isterken göçmenlerin iade gününün hemen öncesinde iltica başvurusunda bulunması iadelerin gecikmesine neden oldu. Zira başvurular sonuçlanana kadar göçmenlerin Türkiye'ye iadesi mümkün olmadı.

8 Nisan'daki iade işlemlerinde ise sivil toplum kuruluşları ve göçmenleri destekleyen örgütler iadelere tepkilerini Midilli Adası'nda yaptıkları bir eylemle gösterdi. Türkiye'ye gitmek üzere, göçmenleri taşıyan teknenin önünde denize atlayarak teknenin yola çıkmasını engellemeye çalıştılar ancak sahil güvenlik ekiplerinin müdahalesi ile eylem sona erdirildi.

İadeler çerçevesinde Türkiye'ye gönderilen göçmen sayısı toplamda 500'ü bile bulamadı. Bu sayı hedeflerin çok altında kaldı. Öte yandan, ülkede Avrupa Birliği'ne gidebilmek için sınırların açılmasını bekleyen 54 binin üzerinde göçmen ve mülteci bulunuyor. Türkiye'den Yunan adalarına yapılan kaçak geçişlerde büyük oranda azalma yaşanması da umut verici olarak değerlendiriliyor.

GÖÇMEN KAMPLARINDAKİ GERİLİMLER

Yunanistan’ın Midilli, Kos ve Samos Adaları'ndaki mülteci kamplarında neredeyse hergün gergin anlar yaşanıyor. Sıkça çıkan kavgalarda mülteciler birbirlerine taş ve bıçaklarla saldırıyor. Bugüne kadar onlarca kişinin bu tür kavgalarda yaralanması ise endişeleri artırıyor.

Kamplardaki kötü koşullardan şikâyetçi olan mülteci ve göçmenler bütün kampların çok kalabalık olduğunu ve şartların dayanılacak gibi olmadığını her fırsatta dile getiriyor. Özellikle geçen sene mültecilerin yoğun bir şekilde geldiği Midilli Adası'ndaki 2.000 kişilik Moria Kampı’nda yaklaşık 4 bin kişi kalıyor.

Geçen ay Pakistan uyruklu bir göçmenin “Artık dayanamıyorum yatacak bir yerim bile yok” diyerek hayatına kastetmek istemesi şartların zorluğunu gözler önüne seriyor. Her ne kadar söz konusu göçmen arkadaşları tarafından kurtarılmış da olsa, son zamanlarda benzer eylemlerin sıklıkla yaşanması dikkatleri bu yöne çekiyor.

Avrupa Birliği ile Türkiye arasında yapılan iade anlaşması sonrasında gergin anlar daha sık yaşanmaya başladı. Hatta Moria kampında göçmenler açlık grevine gitti. Türkiye'ye geri dönmek istemediklerini ve artık geri dönecek bir ülkeleri kalmadığını ifade eden göçmenler ''İstediğimiz tek şey sınırların açılması ve yolumuza devam etmemizdir'' diyorlardı ama Avrupa bu talebe kayıtsız kalmakta ısrar ediyor. Göçmenler hayallerindeki, Makedonya üzerinden Almanya ve hatta Avusturya'ya kadar uzanan yolculuğu Yunanistan'da bitirmek zorunda kaldılar.

Sık sık olayların yaşandığı bir diğer nokta ise Yunanistan - Makedonya sınır bölgesindeki İdomeni köyü oldu. Uzun zamandan beri İdomeni'de hayat mücadelesi veren mülteciler arasında birçok kez tansiyon yükseldi ve taşlı sopalı kavgalar meydana geldi. Bir kaç defa mülteciler sınırdaki tel örgüleri aşarak Makedonya'ya geçmek istedi. Bu kez de Makedon polisinin çok sert müdahalesi ile karşılaştı. Polisin kullandığı göz yaşartıcı gazdan onlarca kişi etkilenmiş ve hastaneye kaldırılmıştı.

Atina'nın Pire Limanı'nda da Suriyeliler ve Afganlar arasında kavgalar yaşandı. Değişik sebeplerden dolayı çıkan kavgalara yüzlerce kişi katılırken, onlarca kişi de yaralandı. Limanda yaşayan mültecilerin çoğu bugünlerde ikna olup kamplara yerleştirildi ve kavga haberleri azaldı. Ancak limanda hala 2 bine yakın mülteci ve göçmen yaşıyor.

PİRE LİMANI’NDA 2 BİN GÖÇMEN

Son bir buçuk yıl içerisinde güvenli bir hayat hayali ile yola çıkan ve Avrupa yolundaki ilk durağı Yunanistan olan göçmen ve mültecilerin sayısı bir milyonun üzerindeydi. Krizin ilk dönemlerinde mültecileri kabul eden Avrupa, sayının artması ile birlikte sınırlarını kapattı.

Avrupa'ya ulaşanlar yeni bir hayat kurarken, Avrupa yolculuğuna geç başlayanlar yükselen duvarlarla karşılaştı. Yunanistan'da hala 54 binin üzerinde göçmen bulunuyor. Pire Limanı’nda ise yaklaşık 2 bin kadar göçmen Avrupa'ya geçmek için sınır kapılarından haber bekliyor.

Zorlu ve tehlikeli bir yolculuğu aşmanın rahatlığını yaşıyorlar ancak geleceğe ilişkin belirsizlik ve limandaki zor şartlar, var olan umutlarını yavaş yavaş tüketiyor. Bu endişeli bekleyişte kendilerine dualar eşlik ediyor. Çocuklarına ve ailelerine huzur ve güven dolu bir gelecek sağlayabilmenin arzusunu taşıyorlar.

Göçmenler bir yandan mutlu bir gelecek hayali kurarken, bir yandan da hayata tutunmaya çalışıyor. Bu mücadelede mevcut şartlar altında birbirlerine destek olmaya çalışıyorlar. Çocukların yüzleri ise geride bıraktıkları tehlikelerden ve kendilerini bekleyen zorluklardan habersiz tüm masumiyetleri ile oyun dünyasında gülümsüyor.

Çadırlarda kurulmuş derme çatma hayatlarda gergin bekleyiş devam ederken, ihtiyaçlar listesi de sürekli artıyor. Bazen bir kap yemek bazen sadece temiz su bile hayati bir ihtiyaç olabiliyor. Bu ihtiyaçları karşılamak için hükümetin yetersiz kaldığı yerde gönüllüler devreye giriyor. Ancak göçmenler belirsizliklerin hâkim olduğu bu durumdan bir an evvel kurtulabilmeyi umuyor.

GÖÇMENLER SANATIN DA KONUSU OLUYOR

Yunan foto muhabiri Orestis Seferoğlu göçmen dramına yakından tanık olanlardan biri. Atina'daki “Yolculuk” isimli fotoğraf sergisinde yer alan fotoğrafları ile bu dramın perde arkasını gözler önüne seren Seferoğlu, sergisini ve şahit olduğu manzaraları şu sözlerle anlattı:

“Burada görmüş olduğunuz bana ait fotoğrafların çoğu Midilli Adası'nda ve Atina'da çekildi. Bu fotoğraflarda, Ege kıyılarından Yunanistan, Makedonya sınırına oradan da diğer Avrupa ülkelerine doğru giden mültecileri görüyoruz. Benim fotoğraflarım daha çok mültecilerin Midilli'ye varışını anlatıyor ama bununla kalmıyor elbette.

Avrupa yolculuğuna devam etmeden önce bir geçiş noktası olarak görülen Atina'daki durumu da gözler önüne seriyor. Buradaki fotoğraflarla tanıyacağınız mültecilerden biri de Suriye'nin Halep şehrinden olan Ömer. Ömer şanslı sayılan mültecilerden. Çünkü Avrupa sınırları mültecilere kapanmadan önce geçiş yapabildi ve Almanya'ya varmayı başardı. 6 aydan beri orada yaşıyor.”

Mültecilerin akın akın geldiği dönemlerde Midilli'deki durumun son derece trajik ve içler acısı olduğunu ifade eden Orestis Seferoğlu son olarak şu sözleri sarf etti: “Midilli kıyılarına günde binlerce kişi varıyordu. Kamplardaki durum çok zordu. Özellikle Midilli'nin Moria kampında durum üçüncü dünya ülkelerini hatırlatıyordu. Tabii aynı görüntüler İdomeni'de de vardı ve hala var.

Çünkü sınırlar kapandı ve insanlar orada mahsur kaldı. Özellikle İdomeni'de mahsur kalan kadın ve çocuklar çok zor günler geçiriyor. 20 - 35 yaş arası gençler ise hiçbir şey yapamadıkları için çok sıkılıyorlar ve tabii bu durum psikolojilerini de olumsuz etkiliyor. Birçok kez sınır bölgesinde yaşanan kavgalar da bu sebeple çıkıyor.”

Güncelleme Tarihi: 30 Mayıs 2016, 16:15
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35