banner15

Türkiye, Balkanlar'da oldukça ilgili ve etkili

Bölgenin en önemli gazetecilerinden biri olan Edhem Foco ile Balkanlar ve Türkiye ilişkilerinden Dayton Anlaşması'na kadar bir çok konuda görüştük

Türkiye, Balkanlar'da oldukça ilgili ve etkili

Deniz Baran 

Her ne kadar bugünkü sınırlar bizleri ayrı düşürmüş olsa da Balkanlar her daim bizlerin bir parçası olageldi… Orada olup bitenler bizleri, burada olup bitenler oradakileri yakından ilgilendirdi çoğu zaman…

Nitekim Türkiye’nin Balkanlar ile bağlarını güçlendirme çabaları son 20 yılda büyük bir ivme kazandı ve bugün geldiğimiz noktada Türkiye’nin bölgede ciddi bir nüfuza sahip olduğunu söylemek mümkün. Bizler de Türkiye’nin Balkanlar’daki bu nüfuzunu mercek altına almak, ayrıca Balkanlar’ın ve bilhassa Bosna Hersek’in güncel problemlerini masaya yatırmak üzere bölgenin en önemli gazetecilerinden biri olan Edhem Foco ile verimli bir sohbet gerçekleştirdik.

Foco, şu an Al Jazeera Balkan’ın Genel Müdürlüğünü yürütmekte. Kendisinin bilinen bir diğer özelliği de eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun eski öğrencilerinden biri olması.

- Balkanlar, Dayton Anlaşmasına ve birçok Balkan ülkesinin AB’ye dahil olmasına rağmen, her nedense, beklendiği gibi politik istikrara ve yüksek refaha ulaşamadı. Yanlış giden nedir? Ayrıca durumun daha iyiye gideceğini mi düşünüyorsunuz yoksa daha kötüye mi?

Dayton Anlaşması, Bosna Hersek’in geleceğine dair doğru dürüst bir kavrayışı ortaya koymayan, apar topar yapılmış bir barış anlaşmasıydı. Barışı getirdi ancak eski Devlet Başkanımız Aliya İzzetbegoviç’in dediği gibi, adil olmayan bir barışı… Dediğiniz gibi, bu anlaşma kısa ve orta vadede politik istikrar ve ekonomik refah getirmekte başarısız oldu ancak bugün Dayton düzenini değiştirmek imkânsız. Balkanlar, bir diğer deyişle eski Yugoslavya’nın içinden çıkan ülkeler, kendi çıkarlarını temel alarak kendi politikalarını oluşturuyorlar ve Bosna, nüfusunun önemli bir kısmında büyük bir nüfuza sahip olan Sırbistan ve Hırvatistan arasında sıkışmış olduğu için dezavantajlı durumda ve maalesef o ülkelerin nüfuzu altındaki kesimlerin gönlünden Bosna’nın çıkarları geçmiyor.

Hırvatistan, AB üyesi oldu ve ihtirasları muhtemelen zaman içerisinde azalacaktır. Tahmin ediyorum ki aynısı Sırbistan için de olabilir. Ancak şöyle bir gerçek de var ki Sırbistan’da da Hırvatistan’da da mesele Bosna olunca daha milliyetçi bir tavır bekleyen geniş bir seçmen kitlesi var. Bu da durumu daha karmaşık hâle getiriyor.

- Özellikle Bosna’daki durum şu an gergin ve karışık duruyor. Neler oluyor, yakında Sırplarla Müslümanlar arasında işlerin kızışması mümkün mü?

Bosna’daki durum oldukça kötü. AB yetkilileri şu anki yönetime yönelik övgülerini sürdürse de gerçek bunun tam tersi: Şu anki yönetim gelmiş geçmiş en kötüsü. Bosna yönetimi çok zayıf ve beceriksiz, ayrıca Sırp ve Hırvat milliyetçilere kendi pozisyonlarını güçlendirebilecekleri bir alanı geri dönülmez şekilde açtı. Bu durum Bosna’yı ileride parçalanma riskiyle karşı karşıya bırakıyor. HDZ ve partinin lideri Dragan Covic tarafından öncülük edilen Hırvat milliyetçiler elini Boşnak Müslüman politikacılardan daha iyi oynuyor ve ülke nüfusunun %15’inden azına tekabül etmelerine rağmen Hırvatlar, Boşnakların zararına olacak şekilde, iktidardaki kritik pozisyonları sıkıca tutuyor. Buna ek olarak HDZ, ayrılıkçı söyleme sahip Sırp milliyetçisi ve Sırp Cumhuriyeti lideri Milorad Dodik ile güç birliği yaptı ki bu da Saraybosna’daki merkezi yönetimin daha fazla zayıflatılmasını amaçlıyor. Boşnak tarafının pes edip Sırp-Hırvat gayrıresmi koalisyonuna ne isterse bahşedeceğini umarak imkânları zemini kayan ve işlevsiz bir devlet yaratıyorlar.

Bu zamana kadar Sırp-Hırvat ittifakı hep galip gelmiş ve zayıf, etkisiz SDA Partisi tarafından liderlik edilen Boşnak tarafından istedikleri tavizleri istikrarlı şekilde koparabilmiş gibi duruyor. Sırplar ve Müslümanlar arasındaki kızışmanın ancak kamuya yansıyan bir tiyatrodan ibaret olması gibi... Sırplar özellikle ekonomik açıdan zayıf olmalarına rağmen Boşnak yönetimiyle girdikleri nerdeyse tüm mücadeleleri kazandılar. Sırplar kendi kısımlarının ülkeden ayrılmasının önünü açacak herhangi bir tehlikeli hamle yapsalar dahi, gerçek şu ki, Boşnak yönetiminden bir karşılık gelmez ve Bosna egemenliğindeki kısımların elden “bir kurşun dahi atmadan” çıkmasına göz yumulurdu. Boşnak siyasi elitleri kendi menfaatlerine ve yolsuzluklara çok fazla odaklanmış durumda ve kendi ülkelerini, 1990’larda Aliya İzzetbegoviç’in yaptığı gibi savunma motivasyonları (ve kapasiteleri de) yok.

- Dayton sonrası düzen çatlıyor mu o halde?

Zaten birçok açıdan çatladı. En zayıf, etkisiz ve aciz bir biçimde uluslararası toplumda temsil ediliyoruz. Dayton’un yarattığı politika ve ekonomi sistemindeki komplikasyonlar, Bosna’yı neredeyse çökmüş bir devlet hâline getirdi. Ve uluslararası toplumun, her neyse bu, Bosna’da bir şeyler yapmak için ne bir isteği ne de bir vizyonu var. Bizim durumumuz daha iyi hale getirilebilirdi, eğer bir nebze bilgisi, cesareti, vizyonu ve daha az açgözlülüğü olan yeni nesil politikacılar yetiştirebilseydik… Bunu bir gün olabileceğine dair iyimserim. Ancak yakında değil…

- “Batı ve Rusya” arasındaki gerilimin Balkanlar’a yansıması nasıl?

Son zamanlarda Rusya daha aktif ve agresif olmaya başladı. Rusya işin temelinde, hiçbir zaman istikrar getiren bir faktör olmaya çalışmadı. Mesela onların Sırbistan’daki medya organları ve destekledikleri politikacılar yalnızca milliyetçiliği, ayrılıkçılığı ve güvensizliği perçinliyorlar. Rusya ayrıca, şu an hiç haz etmedikleri AB ve NATO yanlısı bir hükümetin bulunduğu Karadağ’daki seçimlere burnunu sokmayı da denedi. Fakat bir şekilde Bosna’daki etkileri daha az. Yine de buradaki büyükelçileri son derece partizan, diplomatik olmayan bir tavra sahip, açıkça bu ülkeye ve Boşnak Müslüman nüfus aleyhinde bir tutum takınan ve Banja Luka’dan (Bosna’nın Sırp kısmı) gelen katı milliyetçi söyleme gözü kapalı destek veren biri.

Öte yandan Batı bir kontrole sahip değil ve ciddi olarak meselelere dahil olmayı herhangi bir şekilde istemiyorlar. Slovenya ve Hırvatistan zaten AB üyesi, hâliyle de duruşları net. Karadağ, AB’ye katılma yolunda ve Kosova muhtemelen dünyadaki en Amerikancı ülke. AB, bilhassa Almanya, Sırbistan’ı Rusya’nın etkisinden kurtarmak için çok çabaladı. Bosna ve Makedonya “Batı”nın daha fazla dâhil olması gereken yerlerdi ancak dünyanın gerçekleri gösteriyor ki başka öncelikleri var.

- Türkiye’nin şu an Balkanlar’daki rolü nedir? Ya da ne olmalı?

Türkiye son 6-7 yıldır Balkanlar’da oldukça aktifti ancak belli ki şu an farklı öncelikleri mevcut. Türkiye’nin Kosova ve Makedonya nezdinde çok iyi bir konumu var, Bosna Hersek’teki Boşnak yönetimi üzerinde de büyük bir nüfuzu mevcut. Sırbistan ile olan ilişkileri de bir hayli iyi. Bunun sebebi, daha önceleri Türkiye’nin Boşnak partilerin Boris Tadic’in hükümetini desteklemesi için müdahil olmasıydı ve şimdi de adam akıllı bir yatırım stratejisi ve Türk yetkililerin Sırbistan’a yönelik çok düzgün bir diplomatik yaklaşım sergilemesi sebep olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye diplomasisinde Ahmet Davutoğlu dönemi yaşanırken biri Sırbistan-Bosna-Türkiye, diğeri de Hırvatistan-Bosna-Türkiye olmak üzere iki tane gayrıresmi grup oluşturuldu. Buna Türkiyeli politikacıların bölgeye yaptıkları sık ziyaretler de eşlik edince bu durum Türkiye’ye Balkanlar üzerinde kendine özgü ve güçlü bir nüfuz alanı açtı. Her ne kadar Türkiye tarafında bir yorgunluğun ve belki de Türkiye’yi Balkanlar’da daha az görünür bir oyuncu yapan bölgesel önceliklerin işaretlerini görsek de Türkiye hâlâ oldukça ilgili ve etkili.

Türkiye’nin rolü ne olmalı? Cevap vermesi kolay değil. Sanırım yatırım diplomasisi üzerinde daha çok çalışmalı. Sırbistan ve Bosna’da daha fazla ve daha çok kamuya tanıtılan yatırımlar yapmak Türkiye’ye çok hızlı şekilde kendine has bir nüfuz sağlar. Şu anki gibi tek bir politik figüre yönelmek yerine Bosna politik sahnesindeki diğer kesimlerle yakınlaşmanın da Türkiye’yi Bosna’da daha ciddi bir aktör yapacağını zannediyorum. Fakat dediğim gibi yatırımlar –kamuya iyi tanıtılan yatırımlar- en öncelikli şey olmalı.

Bosna’da savaş sonrası yıllarda Türkiye’nin oldukça başarılı ve dikkate değer yatırımları oldu fakat son 10-15 yılda pek bir şey olmadı. Türkiye, evine dönmüş olanlara veya küçük ve orta ölçekteki endüstriyel işletmelere cömert krediler verdi ancak bu kredilerin PR’ı çok zayıf yapıldı.
Bosna-Türkiye ilişkileri açısından ben yine de esas olarak Boşnak politikacıları suçlayacağım çünkü bir strateji ve iki taraf için de hayati ve faydalı olabilecek somut projeler için Türkiye’ye koşulları sağlama sorumluluğu onların üzerindeydi. Şimdi ise iş işten geçmiş olabilir, çünkü Türkiye önümüzdeki birkaç yıl muhtemelen çok daha muhafazakâr bir yatırım politikası izleyecek.

-Siz tam Türkiye ve Avrupa arasında bir yerde görev yapan başarılı bir gazetecisiniz. O yüzden şu meseleye dair fikrinizi almak önemli: 15 Temmuz darbe girişimi ülkemizi derinden sarstı. Ancak Batı ana akım medyası, Türkiye’ye dair bu tehdide dair inanılmaz bir umursamaz bir tavra girdiği gibi yayınlarından da asıl hedef olarak hükümeti hedef alır bir tutuma sahipti. Neden?

Batı medyası darbenin bizzat kendisine dair yayınlarında sefil bir hâlde çuvalladı. Gelmiş geçmiş en kötü ve en profesyonel olmayan yayınlardan birini gördük. Muhtemelen Cumhurbaşkanı Erdoğan’a dair kendi şahsi memuniyetisizlikleri onlara rehberlik etti ve habercilik yaparken bunu gizleyemediler. Bu dönemdeki yayınlar Batı’daki birçok büyük, ana akım medya organı için üzücü ve utanç verici bir evre oldu.

Öte yandan darbe sonrası yayınlar tamamen farklıydı. Geleneksel olarak Batı medyası, Batılı olmayan ülkelerdeki insan hakları ve hukukun üstünlüğü meselelerine büyük yer ayırıyor yayınlarında. Bu yüzden sanıyorum ki Türkiye’yi idare edenler sevdikleri aktörler olsaydı dahi Batı medyasının Türkiye’de darbe sonrasında olanlara dair eleştirel bir duruş sergileyeceği beklenebilirdi.

- Türkiye’de medya, düşünce kuruluşları ve hükümet de bir şeyleri yanlış mı yapıyor haber aktarırken Sesimizi Batı’ya duyurmamızın önünde engeller mi var? 

Batı, özellikle de medya ve politikacılar, Türkiye’yi yakından takip ediyor. Hükümet yanlısı medyayı da takip ediyorlar. Duydukları beyanatlar da sıklıkla yanlış, mantıksız, saldırgan ve çok duygusal oluyor. Bizim de Türkiye’den duyduğumuz açıklamalar ve beyanlar aşırı duygusal ve eleştiriye karşı oldukça toleranssız. Bu yanlış.

Tabi ki Türkiye kendi yolunu seçebilir ancak Batı’ya durmadan tokat atmak ve ders vermek pek yardımcı olmuyor diye düşünüyorum. Batı ile yakın ilişki kurmak, eleştirilerini dinlemek ve hatta bu eleştirilere hitap etmek çok daha iyi olurdu. Kimse her konuda doğru yaptığını düşünecek kadar kibirli olamaz, Türkiye de olamaz... Sadece hissettiğim kadarıyla Türkiye’nin çok sert bir pozisyonu var. Daha yumuşamalı, daha çok ilişki kurmalı ve eleştiriye daha açık olmalı.

- Fethullahçı ağ Balkanlar’da ne derece etkili?

Fethullahçılar savaştan sonra çok etkiliydi, özellikle de Bosna’da. Bunu kolayca yaptılar; okullar açtılar, iş kurdular ve Müslüman entelektüeller aracılığıyla ucuz yoldan nüfuzlarını satın aldılar; onların kitaplarına sponsor oldular veya bazı gezilere onları davet ettiler vs. Bu “en büyük Müslüman entelektüellerin” küçük bir meblağ karşılığında Gülen’i ve faaliyetlerini övmeye ne denli istekli olduğunu görmek utanç vericiydi. Öte yandan bu özü olan bir duruş değildi, aynı “entelektüeller” şimdi Fethullahçıları eleştirme hususunda en ön sıradalar, bu da Fethullahçıların sahip olduklarını düşündükleri “nüfuzun” orada olmadığını gösteriyor.

Aynısı Fethullahçı okullar için de geçerli. Oradan çıkan çocuklar –muhtemelen farklı mantaliteleri sebebiyle- Fethullahçıların gelecekte güvenebileceği “kadrolar” değillerdi.
Bugün işleri ve fiziki görünürlükleri neredeyse tamamen yok olmuş durumda. Yalnızca, genel olarak Bosnalılardan oluşan okullarını yürüten kurumları elde kalmış durumda. Seküler medya dahi onlara açık destek vermekten geri duruyor, bu yüzden diyebilirim ki etkileri şu an sıfıra yakın. Fethullahçılarla bağı olan hiçbir politikacı ya da öne çıkan figür yok; sadece bazı dindar işadamları… Onlar da muhtemelen kendi İslami topluluğumuzun katkı yapacak bir platform sunmadaki verimsizliğinden ötürü Gülen’e yönelmiş kişiler. Şu an bu işadamlarının dahi araya mesafe koyduğunu düşünüyorum.

- Son sorumuz da sizin yönettiğiniz Al Jazeera Balkan’a dair olsun. Türkiye’den gelmek isteyecek genç gazetecilere kapınız açık mı?

Al Jazeera Balkan bölgedeki anadillerde yürütülüyor: Sırpça, Hırvatça ve Boşnakça. Vakıa bu… Türkiye’den staj için gelen bazı gençlerimiz vardı ve şimdi Anadolu Ajansının Saraybosna ofisinde istihdam ediliyorlar. Bu şekilde siz gençlere staj, eğitim gibi alanlarda yardım edebilirim ancak dil mevzusundan ötürü bir iş pozisyonu neredeyse imkânsız.

 

 

Güncelleme Tarihi: 11 Kasım 2016, 14:37
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35