banner15

Türkiye ŞİÖ'ye neler katabilir?

Türkiye AB için vazgeçilmez olduğu kadar, ŞİÖ için de bu örgütte ön planda olmayan sivil ve özgür toplum tecrübesi ile özellikle Müslüman kesimin toplumda barışçıl yer alma tecrübesi ile bu örgütün işleyişinde önemli katkılar sağlayabilir.

Türkiye ŞİÖ'ye neler katabilir?

Dr. Namaz Nurmümin Muhammed

Türkistan-Der Başkan Yardımcısı

Şanghay İşbirliği Örgütünü (ŞİÖ) anlamak için onu Avrupa Birliği ile karşılaştırmak gerekir.

AB bilindiği gibi bir Hıristiyan birliğidir ve çok köklü tarihe sahiptir. Fransız devriminden ve özellikle ABD’nin bir süper güç olarak ayağa kalkmasından sonra oluşan AB Hıristiyanlığın yanında materyalist çıkarcı toplumlara dönüştü. Bunun yanına bilim ve teknoloji ve son zamanlarda iletişim alanlarında önemli mesafeler kaydeden Batılılar bu avantajlarını kullanarak dünyayı sömürme politikalarını daha da geliştirmeye ve derinleştirmeye başladılar. Bunun yanına insanlık arasında Batının sinema başta olmak üzere değer “kültür” baskısının yerleşmesi ile dünya adeta Batı “medeniyetinin” kölesi haline geldi.

Soğuk savaş döneminde SSCB liderliğindeki blok komünist Çin’i de yanına alarak Batı’nın bu total sömürge politikalarını önlemeye çalışıyordu. Bu bloğun dağılmasıyla artık dünyada tüm politik, sosyal ve kültürel alanlarda Batının sınırsız hegemonyası söz konusu olmaya başladı.

Şanghay İşbirliği Örgütünün kuruluşu resmen 1996 olsa da aslında bu örgütün amacı ve önemi 2000 yılından sonra tam olarak ortaya çıktı. Bunda Rusya’nın başına eski KGB ajanı olan Vladimir Putin’in geçmesi ve Özbekistan’ın da bu örgüte katılması en önemli etkeni oluşturdu.

Özbekistan eski Cumhurbaşkanı İslam Kerimov’un o senelerde Rus lider Putin ile görüşmesinde “sizinle istihbarat alanında işbirliği yaparız” şeklindeki sözleri adeta bu yeni örgütün varlık mahiyetini açıklama manasında söylenmiş idi.

Yani ŞİÖ temeli bu örgüte üye devletlerin 2000’lerin başında oluşan dünya gerçeklerini birlikte okuma çabasından doğmuştur. Ancak şu bir gerçektir ki, 2001 yılının 11 Eylül günü New Nork’ta yaşanan ikiz kuleler saldırısı, ABD ve AB’nin önce Afganistan’ı sonra Irak’ı işgal sürecini başlattı. Bu süreçte Batılı liderler herkesi sözde radikalizm ve terörizme karşı işbirliğine çağırdığında ŞİÖ’nün Rusya başta olmak üzere Kazakistan, Özbekistan, Tacikistan ve Kırgızistan gibi üyeleri NATO ile pratik işbirliği içinde oldular. O derece ki Rusya’nın NATO’ya üyeliği bile konuşulmaya başlandı...

Ancak aslında iki başlı, yani ABD ve AB liderliğindeki Batının dünyada kendi hegemonyasını kurma işinde bu tur ortaklıkları istemediği kısa sürede kendini göstermeye başladı. Daha önce Batı destekli Balkanlar’da (Romanya, Sırbistan ) yaşanan renkli halk devrimleri Ukrayna, Gürcistan ve Kırgızistan’a taşındı. Bunlar aslında Rusya’nın uzun zamandır üstün olduğu bu hudutları Batının kendi kontrolüne alma çabaları idi. Aynı zamanda bu Rusya için sadece jeopolitik kayıp değil, direkt olarak bu ülkenin Ukrayna’nın doğusunda ve Güney Kafkaslar’da sınırlarının delinmesi manasına geliyordu…

Bu arada 2011 yılında patlak veren “Arap Baharı” devrimlerinin tüm İslam dünyasına, yani şimdilerde ŞİÖ hududu olarak görülen ve İslam medeniyetinin merkezlerinden biri olan Orta Asya ülkelerine yayılması da söz konusu olmaya başlamıştı.

Bu değerlendirmelerden şu sonuca gelebiliriz:

Rusya ve Çin tarafından organize edilen Şanghay İşbirliği Örgütünün esasında üç ana amacı var idi.

1. Öncelikle, ABD ve AB’nin dünyayı tek kutuplu olarak kendi çıkarları yolunda kontrol etmesine karşı koymak.

2. Rusya ve Çin’in kendi aralarındaki bölgesel rekabeti dengeye sokmak.

3.  Örgüte üye Rusya, Çin ve Orta Asya devletlerinde SSCB’nin dağılmasından sonra başlayan İslamlaşma sürecini kontrol altına almak.

Bununla beraber ŞİÖ Batı (ABD ve AB) birliği gibi politik ve kültürel olarak tek vücut değildir. 2017 yılında bu örgüte Pakistan ve Hindistan’ın da katılması beklenmektedir. Bu da ŞİÖ’yü sadece hudut olarak değil, içerik olarak çoğullaştıracaktır. Bir de İran ve Türkiye’nin bu örgüte üyeliği söz konusu olacaksa, ŞİÖ kendini tamamen yeniden tanımlamak mecburiyetinde kalacaktır.

AB kapısında 50 sene bekletilen Türkiye’nin ŞİÖ kapısında 5-10 sene bekletilmesini öngörmek zor bir iş değildir. Bu bekletmeler Türkiye’nin zayıf ya da sorunlu devlet olduğu için değildir. Örneğin, Türkiye’nin AB üyeliği bir birliğin renginin tamamen değişmesi manasına gelir. Şu anda AB’de 40 milyon Müslüman bulunmaktadır. Türkiye ile bu sayı 120 Milyona ulaştığında artık ortada AB değil Batı ve Doğu birliğinden ya da buluşmasından söz edilecektir. Dolaysıyla şu anda savunmada olan Türkiye değil, AB’dir. Türkiye Avrupa kapısını sonuna kadar zorlamalı, devletler ve birlik kurumları arasında sorunlara bakmadan, bu birlik içinde ekonomik ve kültürel alanda lobi çalışmalarını hızlandırmalı ve büyütmelidir.

Aynı gerçekleri Türkiye ve ŞİÖ ilişkilerinde de görmek mümkündür. Rusya ve Çin Türkiye’nin Orta Asya’da etkili olmasını istemeyecektir. Ancak Türkiye ŞİÖ hududunda AB hududundan daha etkin politikalar üretebilir ya da üretmelidir. Yani Türkiye AB devletleri ile yaşadığı sorunları ŞİÖ üyesi Orta Asya devletleri ile yaşamamaktadır. Zira şu anda Türkiye ve Rusya arasında yeni ve çok alanlı işbirliği gündemdedir. Türkiye aynı işbirliği hamlelerini Orta Asya ülkeleri ile de kalıcı ve bağlayıcı olarak, yani stratejik ölçüde yapmalıdır. Nitekim bölgenin en sorunlu ülkesi olan Özbekistan ile ilişkilerin yeniden başlatılması Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan’ın Semerkant ziyaretinde ele alınmıştır.

Özetlersek, Türkiye AB için vazgeçilmez olduğu kadar, ŞİÖ için de bu örgütte ön planda olmayan sivil ve özgür toplum tecrübesi ile özellikle Müslüman kesimin toplumda barışçıl yer alma tecrübesi ile bu örgütün işleyişinde önemli katkılar sağlayabilir.

Namaz Nurmümin Muhammed, Türkistan-Der Başkan Yardımcısıdır.

Güncelleme Tarihi: 11 Aralık 2016, 01:51
YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48