Türkiye'nin Bahreyn'deki mekik diplomasisi

'Türkiye, Bahreyn’le Kardeşçe İlgilenen Bir Ülke” ... Bu sözler, Bahreyn Dışişleri Bakanı Şeyh Halit bin Ahmet el-Halifa’ya ait. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, dün adada gerçekleştirdiği günübirlik temaslarının belki de en önemli üst metinlerinden biriydi bu.

Türkiye'nin Bahreyn'deki mekik diplomasisi

Yusuf Özhan/ Dünya Bülteni - Washington DC

“Türkiye, Bahreyn’le Kardeşçe İlgilenen Bir Ülke”

Bu sözler, Bahreyn Dışişleri Bakanı Şeyh Halit bin Ahmet el-Halifa’ya ait. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, dün adada gerçekleştirdiği günübirlik temaslarının belki de en önemli üst metinlerinden biriydi bu.

Davutoğlu gün içerisinde sırasıyla Başbakan, Kral, Dışişleri Bakanı ve Veliaht Prens ile görüştü.

Bu görüşmelerden çıkan genel sonuç ise önemliydi: Türkiye, Bahreyn’in egemenliğinin korunması, yaşananların iç siyaset dinamikleri dahilinde çözümlenmesi, dış aktörlerin kendilerine ülke içerisinde taban sağlamaya yönelik hareketlerden kesinlikle uzak durması ve sürecin bir mezhep çatışmasına yol açmayacak şekilde hızla hayata geçirilen reformlar ile çözümlenmesi gerektiğini açıkça ifade etti.

Bahreyn, müdahelenin gerçekleştirildiği 14 Mart tarihinden bu yana, Suudi Arabistan ve İran arasında ‘pat’ vaziyette kalan, bundan sonra atacağı her adımın sonuçlarının başta Amerika, İran ve son süreçte Irak’ın da dahil olduğu ağır topların göz hapsine makhum olması nedeniyle, gittikçe bu yükü taşıyamaz bir tablo çiziyordu. En azından, süreci tersine çevirebilecek olan reformların başlaması bu koşullarda gecikebilirdi.

Tam da bu esnada, Türk hükümetinin adada kapsamlı ve çok taraflı hassasiyetler gözeterek verdiği mesajlar altı çizilmesi gereken hamlelerdi.

Egemenlik hususu ile, petrol havzalarının merkezi konumundaki Körfez Birliği Konseyi’nin istikrarının, hem Türkiye hem de dünya açısından azami önem taşıdığı ve bu nedenle de Bahreyn’de yıkıcı sonuçlara yol açabilecek her türlü adıma karşılık, alınan kararlara saygı duyulduğunun altı çizildi.

Diğer taraftan, bu müdaheleler yapılırken de, sıkıyönetimin getirdiği koşullardan istifade ederek, güvenlik şemsiyesi altında yürütülen operasyonlarda, mezhep ayrılığını körükleyebilecek tüm adımlardan da uzak durulmasının, en az Körfez İşbirliği Konseyi’nin dünya açısından taşıdığı ehemmiyet kadar, İslam dünyası bakımından da önemli bir konu olduğu belirtildi.

Bahreyn’in, gerilimin bu yönde artmaması için, meselelerin iç siyaset boyutunda ve her açıdan uygun düşecek şekilde çözümlenmesinin gerekliliğine değinildi.

Davutoğlu ayrıca, Irak Başbakanı Nuri el-Maliki’nin Türkiye’den talep ettiği taraflar arasında ‘arabuluculuk’ çağrısının da çerçevesini belirledi.

Bahreyn’in kendi içerisinde yürüttüğü siyasette, yukarıdaki gerekçeklerden ötürü bunun taraflar arasında gerçekleştirilebilmesinin mümkün olamayacağı, ancak gelecekte Körfez İşbirliği Konseyi’nin de talep etmesi halinde, şimdiden çalışmalarına başlanarak bir İran ve Körfez arabuluculuğu görevimizi de yapabileceğimizin altı çizildi.

Bu da, alışık olduğumuz gibi, Türk dış politikasının, Davutoğlu dönemi ile özdeşleşen yaklaşımlardan biri şüphesiz ki. Ve gücünü de, Ortadoğu’daki her çözümsüzlüğün giderilebilmesine kullanılabilecek sahip olduğumuz tarihi stratejik mirastan alan önemli bir argüman.

Bu sergilenen ikinci yaklaşımın da, Bahreyn tarafından olumlu karşılanması, en azından adanın iç siyasette kendine olan güvenini arttıracak ve daha sağduyulu bir yol takip edilmesini teşvik edebilecek bir adım olduğunu düşünüyorum.

Nitekim Bahreyn farklılıkların yüzyıllardır barış ve huzur içerisinde yaşayabildiği bir ülke. Bunu iç dinamiklerinin köklerinde barındıran bir coğrafya. Tek ihtiyacı ise, özellikle sıkıştığı kulvarda kendisiyle ‘kardeşçe’ ilgilenebilen ve ahlak siyaseti ile prensiplerini aynı izdüşümünde buluşturmayı başarabilmiş bir destekçi.

Netice itibari ile bu ziyaret Türkiye açısından Ortadoğu’nun bir nevi sinir uçlarının kesiştiği bu coğrafyada yaraların en kolay nasıl sarılabileceğinin altının çizildiği içerik ve duruş bakımından önemli ve tutarlı bir temas olduğu görüşündeyim.

Her ne kadar kısa da sürse, Bakan Bahreyn’den ayrıldıktan sonra, siz bu metni okuduğunuz vakte kadar, Katar’a geçerek hem Katar Veliaht’ı ile hem de Libya muhaliflerinin liderleri ile görüştü; hatta oradan da Suriye’ye geçerek, şuanda kuvvetle muhtemel Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad ile özel bir görüşme gerçekleştiriyor.

Bunun da adı, mekik diplomasisi.

Güncelleme Tarihi: 06 Nisan 2011, 13:49
banner53
YORUM EKLE

banner39