banner15

Üçüncü imparatorluk yolunda Avrasya

Avrasya Birliği, ekonomik karakterini öne çıkarma arzusunda olsa da üç devletin GSYİH'in toplamı ABD'ninkine denk (2500 milyar dolar) bir görüntü oluşturuyor ve uzun vadede yalnızca petrol, gaz ve tarım (Belarus) gelirleriyle desteklenmesi ve artırılması mümkün görülmüyor

Üçüncü imparatorluk yolunda Avrasya

Sinan Özdemir/ Brüksel

Rusya önce Suriye krizinde Şam Yönetimi'ne sağladığı destekle, ardından Ukraya krizinde Yanukoviç'e uzattığı yardım eliyle, Maydan mücadelesi sürerken ev sahipliği yaptığı ve insan hakları ihlalleri sebebiyle Batılı devletler tarafından kısmi olarak boykot edilen Soçi Olimpiyatları’yla, Kırım’ın "anavatana" dönüşü konusunda ortaya koyduğu yüksek arzuyla ve son olarak Astana'da Belarus ve Kazakistan'la imzaladığı Avrasya Birliği Antlaşması'yla gündemdeki yerini koruyor.

Rusya yaşananların kabul edilebilir temellere dayandığını söylese de, dünya yaşanmakta olanı ve düne kadar geçiştirilen Rus zihni dönüşümünü okumaya ve de anlamaya çalışıyor. Biz de bu analizimizde yaşanmakta olan zihni dönüşümün ana parametrelerini ve tarih içinde ki evrimini değerlendirmeye çalışacağız.

Yeni Rusya düşüncesinin entelektüel temellerine inmeden 29 Mayıs günü Kazakistan'ın başkenti Astana'da imzalanan Avrasya Birliği Antlaşmasına değinmek gerekecek. Rusya'nın uzun zamandır üzerinden çalıştığı ve 2011 seçim programına bakıldığında, alternatif bir birlik olmaktan çok, devletlerin piştiği ve sonunda Avrupa'ya bağlandıkları bir süreç olarak takdim edildiği görülür. Ne var ki, son yedi aydan bu yana Ukrayna'da yaşananlar resmi söylemi olumsuzlamakla birlikte Rusya'nın tarihle hesaplaşma eğilimi içinde olunduğunu düşündürüyor. Ukrayna (ebedi şehir Kiev ve özellikle Ukrayna'nın Doğu bölümü) bu çerçevede, Yeni Rusya düşüncesi içinde, Avrasya Birliği projesinin merkezinde yer almaktadır.

Ukrayna'nın Astana Zirvesi'nde bulunmaması projenin Avrupa ayağını zayıflatıyor. Birliğe zamanla Kırgızistan ve Ermenistan'ın katılması da bekleniyor. Birlik, ekonomik karakterini öne çıkarma arzusunda olsa da IMF'nin verileri göz önünde bulundurulduğunda her üç devletin GSYİH'in toplamı 2400 milyar dolara tekabül etmekte, bu durum Amerika Birleşik Devletleri'ne denk (2500 milyar dolar) bir görüntü sunsa da uzun vadede yalnızca petrol, gaz ve tarım (Belarus) gelirleriyle desteklenmesi ve artırılması mümkün görülmemekte. Kırgızistan ve Ermenistan’ın durumu değiştirmesi beklenmiyor.

Rusya'nın taraflara sunduğun ancak daha sonra Kazakistan'ın isteği üzerine taslak metinden çıkarılan bölümlere bakıldığında, Rusya'nın sürecin sonunda, Avrupa Birliği gibi tek para birimi, ortak dış politikası, tek vatandaşlığı ve sınırların kaldırıldığı bir birlik hayali içinde olduğu görülüyor. Ancak Kazakistan ve Belarus egemenliklerini tartışmaya açacak adımlardan özenle kaçınıyorlar. Ek antlaşmaların zamana yayılması bunun en güçlü göstergesi. Ukrayna krizinde Rusya'nın takındığı tavır hala zihinlerde tazeliğini koruyor. Batı'da Rusya'ya yönelik şüpheler arttığı gibi, Avrasya Birliği projesine taraf olan devletlerde de bir çekingenlik gözlemleniyor.

Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin'in tarihi bir misyon içinde hareket ettiğini tarihe veya Rus düşünce hayatına yaptığı göndermelerden anlamak mümkün. Rus Çarları içinde hangi çara daha yakın hissedebileceği sorusuna vereceğimiz yanıtlar arasında ne Avrupa'ya yüzünü çevirmiş ve St. Petersbug şehrini kuran Büyük Petro, ne Napolyon karşısında zaferle çıkan I. Aleksandr ve de ne liberal reformlarıyla anılan II. Aleksandr bulunuyor. Putin'in çalışma ofisinde, Rus tarihine ismini bir milliyet öğretisine (otokrasi, ortodoksluk ve milliyet) veren ve Kırım yenilgisiyle anılan Çar I. Nikolay'ın (1796-1855) tablosu bulunuyor. Kırım'ın elden çıktığını görmeden hayata gözlerini yuman imparatorla birlikte Kırım yenilgisi 19. yüzyıl ikinci yarısında toplumsal bilinçaltında yer bulurken, edebiyatta ve siyasette kendini hissettirecektir.

Rus düşüncesinin fikri arka planında "üçüncü Roma" fikrinin bulunması varlığına güç katmakla kalmıyor, Rusya’ya tarihi bir misyon da yüklüyordu. Çar I. Nikolay döneminde, Ortodoks kilisesinin "üçüncü Roma" fikrini pekiştirmek üzere seferber edilmesi de Rusya'nın kendine biçtiği tarihi misyonla ilintili. Psokov keşişi Filofey'in 1510'da Moskova Büyük Prensi III. Vasili'ye gönderdiği mektupta, İstanbul'un Türkler tarafından fethi ve katolik dünyasının savunamaması sebebiyle, Moskova'nın Hıristiyanlık meşalesini ve Doğu Roma mirasını devraldığı ifade ediyordu. Bu çerçevede Rusya bütün Hıristiyanların ve Slavların hamisi rolünü üstleniyordu. Bugün bile, Moskova Kilisesi'nin diğer kiliselerde olan ilişkilerinde üçüncü Roma fikri içinde hareket ettiğini gözlemlemek mümkün. Etik ve estetik sahada söyleyebileceği bir şeylerin olmaması son yıllarda, "Rus medeniyetine" yaptığı veya yapılan (Ortodoks medeniyet vurgusyla S. Huntington) vurguyu anlamsızlaştırsa da medeniyet vurgusuyla tarihi misyonun sınırlarını genişletmektedir.

Rus siyaset tarihi 19. yüzyılda iki görüşün çatışmasına tanık oldu. Bir yanda Avrupa 'ya yüzünü çevirme eğiliminde olan liberaller, diğer yanda milli ve dini değerlerin yüceltilmesini savunan merkeziyetçiler. Bu çatışmanın izine Sovyetler Birliği'nde ve sonrasında da rastlamak mümkün. Örneğin Rus edebiyatı içinde, 20. yüzyılda, söz konusu akımların iki güçlü temsilcisi bulunmakta: Andrey Saharov ve Aleksandr Soljenitsin.

Vladimir Putin'in 1991-2000 döneminde Yeltsin çizgisinde daha liberal bir tutum içinde olduğu ve seçilmesinin ardından (2000) zamanla muhafazakâr bir çizgiye kaydığı görülüyor. Ancak nasıl ki, Putin'in siyasi tercihlerinde Çarlık Rusyası ve Soveyetler Birliği'nin izine rastlamak mümkünse, liberal ve muhafazakâr politikaların izine rastlamakta mümkün. Tarihi bir bütün olarak değerlendiriyor ve her iki döneme de göndermede bulunmaktan çekinmiyor. Rusya'da Batı karşıtlığıyla bilinen Aleksandr Prokhanov'un iktidar elitleri üzerinde etkisi yadsınamaz. Prokhanov, Yeni Rusya düşüncesini üç temel önermeye, postulata dayandırıyor: (1), Rusya, imparatorluk geleneği sebebiyle, sınırlarında sıkıştırılamaz, (2) Rusya, ilahi adalete her zaman inanmıştır, (3) savunduğu değerler Batı değerlerinin tam karşısında yer almaktadır.

Cumhurbaşkanlığının bölge valilerine, yüksek devlet memurlarına ve parti kadrolarına bu yıl gönderdiği yeni yıl hediyesi içinde Ivan İlyine'nin (1883-1954) "Misyonumuz" adlı eseri de bulunuyordu. İlyine'de bugünün Rusyasını anlama noktasında önemli düşünürlerin başında geliyor. Putin'in sık sık atıfta bulunduğu yazarların başında geliyor. "Avrupa bizi tanımıyor, anlamıyor ve sevmiyor" diyen İlyine göre Avrupa 17. yüzyıldan beri Rusya'nın misyonunu kıskanmakta. Putin’de 18 Mart « zafer konuşmasında » aynı yönde açıklamalarda bulunarak üç asırdan bu yana Rusya’nın çevreleme politikasıyla baş etmek durumunda olduğunu ifade ettikten sonra bağımsız tutumları sebebiyle devamlı köşeye itildiklerinin altını çiziyordu.

Bununla birlikte, Avrasya konusunda Sovyetler Birliği döneminde Lev Gumilyev'in başını çektiği Avrasya hareketi de hatırlanmalı. Gumilyev "iç enerji" vurgusuyla Rus toplumunu yüceltiyor, Rusya'nın doğru ittifaklarla Avrasya’da varlığını, gücünü artıracağını ifade ediyor. Türkleri ve Moğolları işbirliği yapılabilir milletler olarak takdim ederken, İngilizlere, Fransızlara ve Almanlara yönelik daha eleştirel bir dil kullanıyor. Avrasya hareketi düşünürleri, Avrupa ile Asya arasında ortaya konmak istenen yapay sınırlara karşı çıkıyor ve üçüncü bir kıtanın olduğu (Pyotr Savitski), filolojik düzlemde, nüanslar olmakla birlikte, kendi içinde uyumlu (Nikolay Trubetskoy); Avrupa merkeziyetçiliğini eleştirirken de, 13-15. yüzyıl döneminde Avrasya'da görülen Tatar hakimiyetinin iddia edilenin aksine Ruslara önemli getirileri olduğu ve Ekim Devrimi'nin (1917) Rusya'yı Avrupa'dan koparırken Rusya'nın doğulu karakterini ortaya çıkardığının altını çiziyorlardı.

Aleksandr Dugine "Dördüncü Siyaset Teorisi'nde", “Avrasya, herhangi bir ideolojiyle açıklanamaz, Rusya'nın beyaz ve kızıl mirasını (çarlık ve sosyalist) birleştirmek isteyen Ruslar için Rus tarihinin en hassas damarına göndermede bulunmaktadır” der. Bu bakıştan da anlaşılacağı gibi, iki imparatorluk geleneği yaşamış olan Rusya'nın, Çarlık ve Sovyet Rusyası'ndan sonra geleceğini Avrasya Birliği (veya imparatorluğu) içinde görmesi basit iktisadi hesapların çok ötesinde bir anlam taşımakta. Avrasya iki coğrafi bölgeyi tek bir isim altında bir araya getirse de, gerçekte Rus kimliğinin inşasında iki farklı aidiyet duygusuna göndermede bulunmakta. Rusya, Büyük Petro'dan bu yana karşısına çıkan engellere göre rotasını ve genişlemesini belirlerken, yüzünü kimi zaman batıya kimi zaman doğuya çevirmiştir. Bu noktada üçüncü imparatorluğun, Yeni Rusya'nın Çarlık Rusyası'nın tarihi misyonuna (üçüncü Roma) ve Sovyetler Birliği'nin kuşatıcılığına sığınarak, Vladivostok'tan Kiev'e, yalnızca yaşam alanının sınırlarını belirlemekle kalmayıp kültürel egemenliğinin sınırlarını da yeniden tayin ettiği yeni döneme göndermede bulunmaktadır.

Güncelleme Tarihi: 16 Haziran 2014, 14:38
YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48