Ukrayna ve Putin'in kırmızı çizgi hamlesi

Ukrayna-Kırım Krizini çok boyutlu bir hadise olarak ele almak zarureti vardır. Ne derin tarihi kökleri olan iç sosyal ve siyasi faktörler tespit edilmeden ne de dış etkenler yerli yerine oturtulmadan krizin mahiyetini tam olarak anlamak mümkündür

Ukrayna ve Putin'in kırmızı çizgi hamlesi

Levent Baştürk

Son bir aydır dünya gündemininin en önemli konularından biri olan Ukrayna-Kırım Krizi, Batı basınının genelinde aktarıldığı gibi AB ve demokratik rejim yanlısı Ukraynalıların, yolsuzluklara bulaşmış, ülkeyi AB’den koparmak isteyen ve otokrat Putin’in kuklası eski Ukrayna Devlet Başkanı Yanukoviç’e karşı bir başkaldırı efsanesinden ibaret değildir. Ayrıca Moskova’nın iddia ettiği gibi, sadece Ukrayna’nın Rus(ça konuşan) nüfusunun hayatlarını tehlikeye sokan dış destekli bir faşist hareketin eylemine de indirgenemez. Yanukoviç’in devrilmesi olayında Ukrayna toplumunu ayıran derin fay hatlarındaki hareketlilik önemli bir paya sahiptir. Ancak, bunun yanı sıra, Yanukoviç’e karşı ayaklanan kitlelere verilen dış desteği  de gözden kaçırmamak gerekir. Bu ikinci faktör, Moskova’yı, Yanukoviç’in devrilmesi olayını Rusya’ya karşı yapılmış bir hamle olarak görmeye itmiş ve ardından Putin’in Kırım’ın Rusya’ya ilhakı ile neticelenen karşı hamleyi yapmasını beraberinde getirmiştir.

Henry Kissinger Rusya tarafından Ukrayna’nın, coğrafyasıyla, tarihiyle ve insanlarıyla Rus kimliğinin ve siyasetinin  bir parçası olarak algılandığını söylemektedir. Bu bağlamda Putin’in,Ukrayna’yı Rusya’nın merkezinde olacağı Avrasya Birliği’ne dahil etmeyi amaçladığı bilinmektedir.

Aslında, Sovyetler Birliği’nin gönüllü olarak çözüldüğü dönemde bile Rusya şartların dayattığı bir mecburiyet olarak dağılmayı kabul etmişti. Öte yandan SB’nin parçalarını gevşek de olsa bir arada tutabilecek bir yapı oluşturma gayretini sürdürmüştü. Ukrayna, SB’nin diğer unsurlarından ayrı olarak çok daha ayrıcalıklı bir yere sahipti. Zbigniew Brzezinski’nin tabiriyle, Ukrayna’sız ancak bir Asya imparatorluğu olabilecek olan Rusya, onunla birlikte bir Avrasya imparatorluğu olma potansiyelini her zaman taşımaktaydı.

Ukrayna-Kırım krizinin yukarıda değindiğimiz ama burada üzerinde duramadığımız iç sebeplerinden ziyade Putin’i Kırım’ın ilhakına yönlendiren dış sebepler olmuştur. Bu hadiseyi sadece Kiev’deki gösterilerden itibaren gelişen olaylara bakarak anlamak imkansızdır. Soğuk Savaş’ın bitiminden bu zamana özelde ABD’nin, genelde ise Batı Bloku’nun Rusya’ya karşı tavrının göz önünde bulundurulması gerekmektedir.

Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından NATO’nun rakibi durumundaki Varşova Paktı tamamen dağılmıştır. Buna karşılık bir savunma işbirliği örgütü olarak SB’ne karşı kurulmuş olan NATO sadece varlığını devam ettirmekle kalmamış, ilaveten Varşova Paktı’nın eski üyelerini de bünyesine katarak Rusya aleyhine genişlemesine devam etmiştir. Hatta, SB’nin parçası olan Estonya, Litvanya ve Letonya da NATO’ya üye olarak Kabul edilmişlerdir.

Rus devlet eliti bu genişlemeyi bir noktadan sonra Rusya’nın kırmızı noktası olarak kabul etmiştir. Rusya, NATO’nun bu şekilde yayılmasını belli bir aşamadan sonra kendisine karşı düşmanca bir tutum ve ulusal çıkarlarının çiğnenmesi olarak görmeye başlamıştır. Bu bağlamda ilk tepkisini 2008’de Gürcistan’a karşı giriştiği saldırı ile somut olarak göstermiştir.

Ayrıca eski SB’nin parçası olan ülkelerdeki “renkli devrim” girişimleri açık bir şekilde verilen bir dış destek de Rusya tarafından kendi etki alanine nüfus etme çabası olarak okunmuştur. Bu gösterilerin ilgili halkların tepkisini arkasına alması aynı zamanda dışarısı tarafından da kurcalandığı gerçeğini gizleyememiştir. 1987-1991 yılları sırasında ABD’nin Moskova büyükelçisi olan Jack Matlock, Ukrayna’da “Turuncu Devrim” olarak adlandırılan olaylar esnasında Amerikalıların ve başka yabancıların bizzat gösterileri örgütleme rolünü üstlendikleri iddialarını kabul etmektedir.

Her ne kadar Rusya ve destekçilerinin Yanukoviç aleyhtarı gösterilerdeki faşist unsurları temel belirleyici olarak gösterme çabaları, Rusya’nın takınmış olduğu müdahaleci tavrı meşru kılma faktöründen kaynaklansa da, Yanukoviç aleyhtarı gösterilerde de dış destek olduğu sızan ve inkar edilmeyen çeşitli ses kayıtları vasıtasıyla anlaşılmıştır. Amerikan Dışişleri Bakan Yardımcısı Victoria Nuland ile Kiev Büyükelçisi Geofrey Pyatt arasındaki konuşma, açıkça göstericilerin bir kısmının arkasında ABD hükümetinin olduğunu göstermektedir. Yine bunların  Yanukoviç ile muhalefet anlaşmaya varmış olmasına rağmen Yanukoviç devrilene kadar gösteriye devam edilmesini teşvik ettikleri bilinmektedir. Ayrıca Estonya Dışişleri Bakanı Urmas Paet ile Avrupa Birliği Dış İlişkiler Şefi arasındaki konuşma Kiev’deki gösteriler sırasında sniper kullananın Yanukoviç’in güvenlik kuvvetlerinin değil, muhalefetin unsurlarından birinin olduğunun Batı tarafından bilindiğini ortaya koymaktadır.

Sonuç olarak, Ukrayna-Kırım Krizini çok boyutlu bir hadise olarak ele almak zarureti vardır. Ne derin tarihi kökleri olan iç sosyal ve siyasi faktörler tespit edilmeden ne de dış etkenler yerli yerine oturtulmadan krizin mahiyetini tam olarak anlamak mümkündür.  Ayrıca meselenin bu yazıda üzerinde hiç duramadığımız enerji bir boyutunu da kaçırmamak gerekmektedir. Bu aşamada devletlerin yanı sıra, enerji devleri şirketlerin de etkileri ve rollerinin ne olduğuna bakmakta fayda olacaktır. Önümüzdeki resmin netliğini bozan bir durum olarak bir devlet şirketi olan Rus enerji devi Rossneft ile Amerikan orijinli ExxonMobil’in milyarlarca dolara ulaşan ortaklığı dikkati çekmektedir. Bu durumda, önümüzdeki konuyu enerji konusuna ele alacak şekilde, oldukça kapsamlı analizlere de ihtiyaç vardır.

Güncelleme Tarihi: 26 Mart 2014, 17:28
banner53
YORUM EKLE

banner39