banner39

Vatikan'da fırtına öncesi sessizlik?

Papa Francis, Vatikan'da sessiz sedasız bir devrim sürdürüyor. Papa her gün yeni birşeylerin yaşandığı Vatikan'da alışkanlıkları alt üst ederken, çevreyi merkeze taşıma, yürütmeyi (Curia Romana) yeniden şekillendirme konusunda kararlı görünüyor. Papa, gelecek günlerde yeni yirmi kardinal atayarak güç dengelerini etkilemeye hazırlanıyor.

Analiz 12.02.2015, 09:50 11.05.2015, 17:50
Vatikan'da fırtına öncesi sessizlik?

Sinan Özdemir /Brüksel

Papa Francis gözlerden uzak sessiz devrimini sürdürüyor. Hafta başında Kardinaller Meclisi'ni toplayarak Vatikan'da özellikle idari bölümünde gerçekleştirmek istediği reformları görüşmeye açtı. Gelecek günlerde yeni yirmi kardinal atayarak güç dengelerini etkilemeye hazırlanıyor. Papa her gün yeni birşeylerin yaşandığı Vatikan'da alışkanlıkları alt üst ederken, çevreyi merkeze taşıma, yürütmeyi (Curia Romana) yeniden şekillendirme konusunda kararlı görünüyor. Kardinaller yaşanmakta olan dönüşüme direnirken, Hristiyanlık alemi tedirgin yaşanmakta olan değişimin nasıl son bulacağını kestirmeye çalışıyor. Yüksek sesle ifade edilmiyor olsa da bir şeylerin olmakta olduğuna inanılıyor.

Yaşanan dönüşümden rahatsızlık duyanlar Papa XVI. Benedictus günlerini aramıyor değil. Özellikle Francis'in 22 Aralık'ta Vatikan'ın Clementina salonunda hükümet yetkililerine (curia romana) ve kardinallere yeni yıl dileklerini iletirken kullandığı dil hazır bulunanları irite ettiği gibi, ayrıcalıklı günlerin bittiğini de haber veriyordu.
Bir papa ilk defa bu denli sert konuşuryordu. Mesajında Vatikan'ı esir alan onbeş hastalığı sıralarken ses tonundaki sertlik salonda yankılanmakla kalmadı kararlılığını da ilan ediyordu. "Gizli hayatlar", "dedikodu" , "şeytan gibi arabozuculuk" , "manevi alzhaimer", "kendini beğenmek" , "taş kalplilik" , "yükselme hırsı"... bunlardan birkaçı. Bardağı taşıran son damla konuşmasının sonunda kardinalleri mezarlığa giderek kendilerini bir zamanlar "vazgeçilmez" addedenleri ziyaret etmeye davet ettiğinde yaşandı.

Vatikan'da yaşanmakta olan bölünme son bir yılda hızlandı. XVI. Benedictus'un çekilme kararında sağlık durumu kadar reformalara karşı içeride beliren direncin etkili olduğu biliniyor. Jorge Mario Bergoglo'ya yol veren "ilham" büyük bir ihtimalle Amerika veya Avrupa'nın -güç çekişmelerinin- dışından geliyor olmasını da değerlendirmeye alarak beyaz dumana yansımıştı. Buna binaen, Arjantinalı Jorge Mario Bergoglo'nun hayır işlerine duyduğu tutku herkesin malumu iken ilk günlerde durumunun zamanla geçeceğini düşünenler iki yıl sonra yanıldıklarını anladılar.

Geçmediği gibi çevreyi merkeze taşıma konusunda gösterdiği direnç kardinalleri topa tutarken ziyaretçileriyle içli dışlı olması alışkanlıkları sarsıyor. Seyehatlerini aynı düşünceyle gerçekleştirmesi çevreyi önemsemesi, çevrenin desteğini kazanmaya çalışması, Vatikan'da tedirginliği artırıyor. "Bütün yollar Roma'ya çıkar" sözü onun için geçerli değil. Dünyaya Roma'dan değil seçildiği Buoenos Aires'ten bakmaya devam ediyor. XVI. Benedictus'ten farklı olarak gerçekleştiremediği reformları gönüldaşlarının gücüne dayanark başarıyla sonlandırmayı hedefliyor. Son iki yılda Ortodoks dünyasına yönelik gerçekleştirdiği açılımlar II. Vatikan Konsili'nden bu yana yapılanlardan çok daha fazla. Sonuç bulması zor görünse de (Doğu-Batı Kiliseleri Birliği mümkün mü ?, Dünya Bülteni, 26 Mayıs 2014) uyguladığı metod burada diğerlerinden ayrışıyor. Ondan öncekiler dedüksiyon (tümdengelim) metodunu kullanırken Francis endüksiyon (tümevarım) metodunu kullanıyor. Başka bir deyişle parçadan hakikate ulaşmayı hedefliyor. Aynı metodu Kilise içinde gerçekleştirdiği veya gerçekleştirmek istediği reformlar için de kullanıyor. Ne var ki, büyük fotoğrafa ulaşıldığında nasıl bir Kilise'ye ulaşılacağı belirsizliğini koruyor. 

Ancak süreç riskler içermiyor değil. Papa da bunun farkında. Geçen yılın Kasım ayında La Nacion (Arjantina) gazetesinin yayımladığı Juan Carlos Molina ve Papa Francis arasında geçen konuşmadan anlıyoruz. Gazete, Molina'nın papaya "dikkatli ol seni öldürebilirler" dediğini Francis’in cevaben, "başıma gelebilecek en iyi şey" dediğini aktarıyor. Peki, papayı kim öldürmek isteyebilir ? Ortadoğu denkleminde aldığı tutumdan rahatsızlık duyanlar mı ? İtalyan mafyası mı ? Veya Vatileaks skandalında görüldüğü gibi özel çıkarları için iç veya dış aktörleri kullanmaktan çekinmeyen güçler mi ?

Şaşırtıcı gelebilir ama mafya göz ardı edilmemesi gereken suç örgütlerinin başında geliyor. Sicilya'da Cosa Nostra ; Orta ve Güney İtalya'da faaliyette olan 'Ndrangheta taraftarları da her İtalyan gibi Tanrı'ya inanıyor. Ancak tarihin bizlere öğrettiği Roma'da girift ilişkilerin her zaman mutlu sonla son bulmadığı, özellikle parasal konuların anlaşmazlıkların şiddete davetiye çıkardığıdır. İşadamı veya din adamı olmadan önce insan oldukları unutulmamalı. Bir fikir edinmek için Rönesans günlerinde Fuggerler veya Mediciler'in başına gelenler veya yakın tarihinde mafya ile olan ilişkisinin sebep olacağı seri cinayetler ; özellikle Amerika Başpiskoposu Paulus Marcinkus'un Vatikan Bankası'nın başına geçtikten sonra aldığı riskleri, normal şartlarda bir araya gelmesi güç yapıları (ör. P2 locasını, mafya, Opus Dei...) bir araya getirmesiyle yaşanan şiddet sarmalı hatırlatılabilir.
Papa Francis'in Vatikan Bankası reformunun bir an önce tamamlanmasını ve mali konularda şeffaflığın artırılması konularında kardinallere talepte bulunduğu biliniyor (15 Mayıs 2013). Bir süre önce kardinallerin de hazır bulundukları bir konuşmasında incilden paraya dair bölümler okuyarak Kilise-para ilişkilerini yendien düzenleme konusundaki kararlılığını duyurmakla kalmadı 'Ndrangheta'nın merkez üssü Calabria'da açıkladığı afarozlarla yapabileceklerini de gösterdi. Papa II. Ionnes Paulus'ün 1993'te Cosa Nostra'yı afaroz etmesinin arından Roma'da bombaların patladığı hatırlandığında , Savcı Nicolo Gratteri'nin "Papa tehlikede" açıklaması , afaroz kararı gibi para aklama işinde Vatikan Bankası'nın kullanılıyor olmasını engellemeye yönelik teşebbüsüne seyirci kal(a)mayacağını düşünmek mümkün.

Mafya gibi Vatikan Bankası reformuna direnen, rahatsızlık duyan kardinaller de bulunuyor. Vatikan'ın statüsünü belirleyen Latran Antaşması'yla (1929) koruma altınan bankaya dışarıdan herhangi bir müdahalenin gerçekleşmesi mümkün değil. Mafya için bütün mesele içeride hesap açma hakkı olan biriyle anlaşıp (dış dünyaya kapalı, içeriden biri ancak hesap açma hakkına sahip. Bu sebepten toplam yalnızca 18600 hesabı bulunmakta) paranın herhangi bir hesaba aktarılmasını sağlamak. Hesap açıldıktan sonra paravana bir vakfa para nakit olarak bahşediliyor. İşlem gerçekleştikten sonra para üçüncü bir işlemle geldiği yere aklanmış olarak dönüyor. XVI. Benedictus'un 2010'da başlattığı reformla yüze yakın şüpheli hesaba ulaşıldı. Oluşturulan komisyon hesaplardaki paranın nereden geldiğini ve nasıl elde edildiğini soruçturuyor. Bu görev içinde Papa Francis Kardinal George Pell'i görevlendirdi. Bir üyesi hariç Vatikan Bankası'nnın bütün yönetim kurulu üyeleri değiştirildi. Kardinal şuana kadar yüzlerce milyon avroluk "sahipsiz" hesaba ulaştı. Bir diğer araştırma sahası vakıfları ilgilendiriyor. Vakıflar sessizce yürütülmekte olan "temiz eller operasyonunun" önemli bir bölümünü oluşturuyor. Bu noktada Vatikan Bankası'nda hesabı bulunan kardinalllerin önemli bir bölümü hesaplarındaki paraların menşei konusunda yürütülmekte olan soruşturmayı güvensizlik işareti olarak değerlendiriyorlar.
Vatikan Bankası'nın dışında İtalya içinde ve dışında Vatikan'a ait 220 bin gayrımenkul bulunuyor. Örneğin Propaganda Fide yalnızca İtalya'da 10 milyar avroluk değerinde gayrımenkule sahip. Bunların dışında modern dünyanın yeni endüljansları sayılabilecek bağışların akıbeti de büyük soru işareti. Sadece Amerika Birleşik Devletleri'nde, yaklaşık 70 milyon katoloğin yaşadığı bir ülkede, yıllık Pazar ayinlerinden 13 milyar dolar bağış elde ediliyor. Lakin, paraların nasıl toplandıkları , kontrol altına alındıkları ve de ulaştırıldıkları belirsizliğini koruyor. Son yıllarda Amerika'da patlak veren skandallara bakılırsa kontrolü güç bir servetten bahsediyoruz. ABD'de kilise dışındaki servetinin 170 milyar dolara ulaştığı düşünüldüğünde sağlık sektörü, okul/üniversite ve vakıfların dışında paraların nerelerede ve nasıl kullandıkları tam olarak kestirilemiyor. Papa Francis bu zenginliğin Kilise'nin ruhunu kirlettiğine inanıyor. Kardinallere evlerinizi (saray, konut, lüks daire...) evsizlere açın dediğinde ne kadar ciddi olduğu biliniyor. Tepkisini de kardinallerden farklı olarak küçük bir arabaya binerek ve 50 metre karelik ufak bir dairede yaşayarak dışa vuruyor.

Vatikan Bankası ve mali reformların yanı sıra, içeride yaşanan atamalar ve dini tartışmalar da rahatsızlık sebebi. Son iki yılda onlarca, kardinal ve piskopos yerinden edildi. Sadece Arjantinda'da 26 metropolitin yeri değiştirildi. Papa Vatikan'ın güvenliğinden sorumlu İsviçreli askerlerinin başındaki ismi görevinden aldığı gibi, aile sinodunda kendisini doğrudan hedef alan Kardinal Raymond Leo Burke'yi sinoddan iki hafta sonra sadece yerinden etmekle kalmadı alt göreve çekti. Opud Dei'den Rogelio Plano yöneltilen suçlamlardan aklandıysa da istifaya zorlandı. Bu tutumuyla liyakatın dışında geleneğe dayandırılan terfilerin de önünü kesmiş oldu. Kardinal sayısını artırarak çoksesliliği ve egemen grupların gücünü kırmayı hedefliyor. Yaşanan gelişmeler ve uygulamalar düne kadar gelecek kaygısı duymayan kardinal ve metropolitleri rahatsız ediyor. Rahatsızlık duyanlar, II. Ioanes Paulus ve XVI. Benedictus dönemlerinde II. Vatikan kararlarını uygulama konusunda gösterilen pasif tutumun aksine, Papa Francis'in kararlılığını her fırsattan sınayarak ve doktrine ilişkin konularda karşı cepheden yer alarak çıkış arıyorlar.

Ne var ki, Francis'in Cizvit olması işleri kolaylaştırmıyor. Pratik zekası ve seri oyunuyla her an yeni bir sürprizle karşılarına çıkabiliyor. Aile sinodunda doğrudan taraf olmamakla birlikte kendi bakışına veya ulaşılmasını istediği çizgiye ulaşılmasını sağlamak için Kardinal Walter Kasper sesi oldu. "Ben ve onlar" havasında geçen sinod tam bir rönesans papasına layık havada ve ortamda gerçekleşti. Yalnız, kendi başına yönetiyor. Reform değil devrim yapmak istiyor eleştirilerine "yoldayız" (siamo in caminio) cevabını veriyor. Bütün iletişim kanallarını kullanıyor. Ancak muhalif kanatta aynı yöntemlerle iletişim kazaları oluşturmayı başarıyor. Yıl sonunda yapılacak aile sinoduna kadar tarafların saflarını belirlemesi gerekecek. Doktrine dair papanın devrimci olduğu, dogmaya savaş açtığı iddiası abartılı olmakla birlikte aslında bu tartışmalar üzerinde diğer dönüşümlerin önünü açmaya çalıştığını dönüşmek mümkün. Soru sormaktan çekinmeyen Francis cevabı bulunmayan veya yalnızca geleneğe dayandırılan alışkanlıklardan, açıklamalardan kurtulmaya kararlı görünüyor. Aile tartışmaları gelecek tartışmaların çerçevesine belirleycek. Şuan için Kardinal Burke'nin elini güçlendirse de oyun daha yeni başlıyor.
Birden fazla cephede savaşan Francis'in Kilise'yi ulaştırmak istediği yeni ufuk hala belirsizliğini koruyor. Kilise'nin iki bin yıllık tarihiyle hesaplaşmadan geleceğe yürümesi güç görünüyor. Ancak din adamından önce insandan bahsettiğimizi gelenek gibi güç dengelerinin de bu süreçte sarsıldığı bir gerçek. Bu çerçevede riskleri kestirmekte mümkün görünmüyor. Bu durum kehanetlere ve komplolara zemin hazırlıyor. Bir tarafta Aziz Malaki'nin papalara yönelik kehanetlerine bakanlar 112. papa ile birlikte, yani Francis döneminin, Kilise için sonun başlangıcı olacağına inanırken , diğer tarafta Vatikan tarihinde sık rastlanılan komplonun yakın olduğuna ve bir şeylerin gerçekleşmekte olduğuna inanılmasına şaşırmamalı !

banner53
Yorumlar (0)
28
parçalı az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?