banner15

Yaptırım diplomasisinin kıskacında Avrupa

Avrupa'nın geleceğini Amerika'dan bağımsız değerlendirememesi veya Amerika'nın kendi çıkarları doğrultusunda empoze ettiği bakışı sorgulayamaması Rusya ile işbirliğini engelliyor.

Yaptırım diplomasisinin kıskacında Avrupa

Sinan Özdemir | Brüksel

Avrupa Birliği'nin Rusya açmazı sürüyor. Ukrayna ve Suriye krizinde sağladığı pasif-aktif destek ilişkilerin normalleşmesini engelliyor. Yeni yaptırımlar gündemde olmasa da iki yıldan bu yana uygulanan yaptırımların kalkmayacağı anlaşılıyor. Yaptırımlar Rusya'yı etkisi altına aldığı gibi Avrupa'yı da ciddi manada etkiliyor. Batı bloku içinde yaptırım diplomasisinden kazançlı çıkan tek taraf Amerika Birleşik Devletleri. Rusya bile yaptırımların şiddetinin kırmak için başlattığı seferberlik ve gelişmekte olan devletlerin desteğiyle şoku hafifletmeyi başardı. Asıl kaybeden bu noktada Avrupa Birliği oldu. Böyle devam ederse Rusya pazarını tamamen kaybetme tehlikesiyle kaşı karşıya. Egemenlik kavramının yeniden yorumlandığı Avrupa'da yaptırımların tarım, hayvancılık ve endüstrisine açtığı zararlar aşırı uçlarda siyaset yapan partilerin dışında kimseye yaramıyor.

Mülteci kriziyle sınır olgusuyla yeniden tanışan Avrupa coğrafyasında ve yakın çevresinde yaşananları yakından takip ediyor. Avrupa Birliği, Rusya’nın Kırım'ı ilhakıyla Helsinki Senedi'ni (Avrupa'da sınırların değişmezliğine ilişkin maddeler) ayaklar altına aldığına inansa da 28 farklı sesin yükselmesi işleri kolaylaştırmıyor. Birlik içindeki büyük devletler içinde durum çok farklı değil. Rusya'ya karşı yükselen sesler içinde Fransa ve İngiltere daha sert yaptırımlar isterken, Almanya bir üçüncü yolun bulunmasını, İtalya ilişkilerin normalleşmesini öneriyor. Bu çok seslilik hiç kuşkusuz Rusya'ya yarıyor ve fakat büyüklerin uluslararası sahada seslerini yükseltmesine engel teşkil etmiyor. Fransa'nın 8 Ekim'de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne sunduğu Suriye karar taslağının Rusya tarafından veto edilmesi son örneğini teşkil ediyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in İstanbul ziyaretinin ardından Fransa'ya gerçekleştirmesi beklenen ziyaretini iptal etmesi gerilimi dışa vurdu. Rusya Fransa'yı birilerinin maşası olmakla; Fransa Rusya'yı Halep'te "savaş ve insanlık suçu" işlemekle itham ediyor.

Ancak bütün ihtilaflara rağmen taraflar Ukrayna krizini görüşmek için geçen hafta Berlin'de bir araya geldiler. Zirveden herhangi bir kararın çıkmaması, ortak herhangi bir açıklamanın yapılmaması görüşmenin beklentileri altında sonuçlandığına yorumlanabilir. Rusya'nın Suriye'de oynadığı rol Donbass'ta yaşananlarla birlikte ele alınmasını gerektirmese de Ukrayna'nın Rus faaliyetlerine ilişkin iddiaları bağlantı kurulmasını kolaylaştırıyor. Bu durum hiç kuşkusuz Rusya’nın elini zayıflatıyor. Şubat 2015'te imzalandığında, diplomatik başarı olarak takdim edilen Minsk 2 kararlarının bir türlü yürürlüğe konmaması Rusya’nın, Gürcistan’dan olduğu gibi, sorunu dondurma niyetinde olduğunu düşündürüyor. Bu durum Rusya'ya yönelik yaptırımlarının kalkmaması ve Ukrayna'ya Amerikan yardımın sürmesi anlamına geliyor. Buna karşın diplomasinin çözüm üretememesi, düşük yoğunlukta da olsa çatışmaların sürmesi insani krizi derinleştiriyor. Bu güne kadar 10 bin sivil hayatını kaybetti (21 bin yaralı var). Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin 2015 için verdiği rakamlara bakılırsa 1,6 milyon Ukraynalı yerinden edildi. Üçte biri komşu devletlere sığınma talebinde bulundu.

Son yıllarda Suriye krizi bağlamında sıkça vurgulanan "Soğuk Savaş'ın dönüşü" ifadesi aslında giderek giriftleşen bir sorunu kolay anlaşılabilir kılmak için basın yayın organları, düşünce kuruluşları, aydınlar ve akademisyenler tarafından kullanılan gerçekte globalleşen dünyada göndermede bulunduğu rekabet fikrinin dışında herhangi bir gerçekliğe tekabül etmeyen bir tanımlama olduğu söylenebilir. Soğuk Savaş'ta öncelenen işbirliğinin Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra ilan edilen ve içeriği doldurulamayan "Yeni Dünya Düzeni'nin" ihtilafları derinleştiği ve yapay ittifaklara kapı araladığı bir gerçek. Bu doğrultuda "stratejik ortaklık" ifadesi içi boşaltılmış ifadelerin başında geliyor. Uluslararası sistemde kaosun egemenliği, sistemik krizlerin derinleşmesi diplomasiyi çalışmaz hale getiriyor. Son yirmi beş yılda küresel ölçekte, büyük devletlerin öncülüğünde, sağlanan anlaşma sayısı Soğuk Savaş döneminin bile gerisinde.

Diplomasi sahasında herhangi bir ilerlemenin sağlanmadığı tek taraflı çıkışların gözlemlendiği bir süreçten geçiyoruz. Globalleşme sürecinde sayısı artan bölgesel güçler gibi düne kadar hesaba katılmayan ancak dengeleri etkileme gücüne sahip çok faklı grupların diplomasi oyununa dahil edildiğini görüyoruz. İki kutuplu dünyanın dağılmasından bu yana bir türlü toparlanamayan diplomasi ihtilafları azaltarak ortak çözüm arayışına odaklanmaktan çok var olan sorunu betimleyip taraflara kendi çözümünü sunmaktan veya dayatmaktan başka bir işlev görmemektedir (ör. Dayton Antlaşması, Ortadoğu Barış Süreci, Kıbrıs meselesi...). Ancak istisnalar yok değil. İran nükleer krizinin çözümünde sağlanan uzlaşma eski düzen diplomasinin son örneğini sunuyor. Son olarak 'Vestfalya Düzeni'nin içinden geçtiği kriz veya küresel kaosun dışa vurduğu eski veya yeni güçlerin meşruiyet arayışı, konumlandırıldıkları yere duydukları tepki askeri ve diplomatik güçlerini dışa vurmaya itiyor.

Bu minvalde, Ukrayna ve Suriye krizleri söz konusu küresel rekabet sebebiyle çözüme kavuşturulamamaktadır. Rusya ve Avrupa Birliği'nin globalleşen dünyada oynayacakları role ilişkin farklı bakışlara sahip olmaları işleri kolaylaştırmıyor. Avrupa'nın geleceğini Amerika'dan bağımsız değerlendirememesi veya Amerika'nın kendi çıkarları doğrultusunda empoze ettiği bakışı sorgulayamaması Rusya ile işbirliğini engelliyor. Bu noktada, Avrupa jeopolitiği söz konusu olduğunda, Amerika hala 1904'te Mackinder'in ileri sürdüğü teze sığınarak olası bir Almanya-Rusya ittifakını engellemenin yollarını arıyor. İngiltere'nin Avrupa Birliği'nde kalmasını bu sebepten çok istedi. Öyle ki, Rusya'dan herhangi bir açıklama gelmezken, referandum sonucunu etkileyebileceğini düşünerek ABD açıklama yapma gereği duydu. Mackinder'in Alman endüstrisiyle Rus yer altı zenginliklerinin birleşmesinden dünya liderliğine alternatif bir gücün doğacına olan inancı Soğuk Savaş sonrası ABD eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbignew Brezinski'nin 'Büyük Satranç Tahtası'nda farklı cümlelerle yerini bulacaktı. Amerika'nın Avrupa kıtasından atılma korkusu bugün de mevcut. Son kertede, Amerika'nın Ukrayna meselesini/görüşmelerini Avrupa'ya havale etmesi diplomasiye katkıda bulunduğu hissini uyandırsa da gerçekte yaptırımların sebep olduğu kaybı, oynadığı rol karşısında, değersizleştirmeye yönelik bir manevra olarakta değerlendirilebilir. Gerçek şu ki, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra şekillenen yeni dünyada savaş, barış ve diplomasi ortak anlamını yitirdi!

Güncelleme Tarihi: 24 Ekim 2016, 12:42
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35