banner39

Yaralı hafızalar

İkinci Dünya Savaşı noktalanırken, ve kamplarda yaşanan trajedi yavaş yavaş ortaya dökülürken Fransa Akdeniz'in diğer yakasında, 1830'da işgal ettiği Cezayir'de, 8 Mayıs 1945'te bir vahşete imza atacaktı

Analiz 21.03.2012, 09:28 24.03.2012, 09:35
Yaralı hafızalar

Sinan Özdemir/ Dünya Bülteni - Brüksel

Düşünür Vladimir Jankelevitch 1980'in ilkbaharında katıldığı bir radyo programında, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Almanya'yı, Almancayı, düşünürlerini ve ürettiklerini neden boykot ettiğini çarpıcı bir cümleyle açıklıyordu :"Almanlar altı milyon Yahudi'yi öldürdü; ancak iyi uyuyorlar, karınları tok ve Alman Mark'ı iyi durumda". Jankéléviç'in tepkisi Almanların sessizliğine, vurdumduymazlığına idi.

İkinci Dünya Savaşı noktalanırken, ve kamplarda yaşanan trajedi yavaş yavaş ortaya dökülürken Fransa Akdeniz'in diğer yakasında, 1830'da işgal ettiği Cezayir'de, 8 Mayıs 1945'te bir vahşete imza atacaktı. İki ay boyunca Fransız ordusu Setif ve Guelma'da toplam 1500 Cezayirli'yi katledecekti. Yaşanan bu hadiseler 1 Kasım 1954 devrimini hazırlayan kilometre taşlarının başında yer alıyor. Cezayir 1962'de bağımsızlığına kavuştu. Taraflar arasında imzalan Evian Antlaşması her ne kadar silahların susacağını haber verse de gerçekte bir altı ayın daha geçmesi gerekecekti. Cezayir bu yıl bağımsızlığın ellinci yılını "idrak" ediyor. Evian Antlaşması'nın imzalanması Cezayirliler açısından tarihi bir gün olarak kabul edilmediğinden 18 Mart günü sessiz sedasız geçti.

Ellinci yılın kendiside yaşanan acılar hatırlandığında sembolik bir görünüm arz ediyor. Jankelevitch'in Almanlara yönelik söylediği sözler, hafizası yaralı Cezayirliler'in cephesinden bakıldığında Fransa için de geçerli. Fransa'nın sessizliğine karşın Cezayir yaşananların tarihin derinliklerinden çıkarılmasını ve sorumluların cezalandırılmasını bekliyor. Bu noktada geri adım atmayacağını çeşitli vesilelerle Fransa'ya iletti. Bu analizimiz, Fransa-Cezayir ilişkilerinde, son yirmi yılın hafıza savaşını mercek altına almayı hedefliyor.

Cezayir açısından doksanlı yıllar iç savaş yılları olarak tarihe geçti. Demokratik yollardan iktidara gelen FİS anti demokratik yollardan iktidardan uzaklaştırıldı. Uzaklaştırılmasının ardından Cezayir geride bıraktığını düşündüğü şiddetle yeniden tanıştı. Uzun bir içsavaşın ardından Cezayir sukunete kavuştu; ancak hafızası noktasında,  yaşanan şiddeti işgal yıllarında ki şiddetle birlikte ele almak durumunda kaldı. Cezayir ve Fransa'da yaşananların sorgulanması yeni kuşak araştırmacıların ve gazetecilerin ciddi çalışmlarıyla yeni bir boyut kazandı. Siyasi cephede Fransa, askeri arşivlerini açtı ve 1999'da Fransız Parlamentosu resmi olarak Cezayir Savaşı'nı kabul etti. Bu kabul bir ilk adım olarak önemli idi; ancak devamı gelmediğinden Cezayirliler açısından bir anlam ifade etmiyor.

Yeni bin yılın ilk yılları itiraf ve yalanlama yılları olarak tarihe geçti. Karanlık kalan isimler yaşanan drama tanıklı etmek üzere veya vicdanlarını rahatlatmak için konuşmayı kabul edecekler. Le Monde'un 20 Haziran 2000 tarihli sayısında Louisette İghilahriz'in anlattıkları Cezayir dramının yeniden gündeme taşınmasını sağladı. Louisette celladının yaşattıkları şu cümlelerle anlatıyordu: " Çıplak uzanmıştım, her zaman çıplak. Günden bir, iki veya üç defa gelebiliyorlardı. Çizmelerinin sesini duyduğumda anda titremeye başlıyordum. Ardından, zaman bitmek bilmiyordu. Dakikalar saat, saatler gün gibiydi. En zoru, ilk günlerde, dayanmak ve acıya alışmaktı. Sonra aklen yok oluyorsunuz. Vucudunuzun su üstünde yüzmesi gibi". Bu cümleler Wajdi Muhad'ın "Yangın" piyesinde (sinemaya da uyarlanan) anlattığı sahnelerden farklı değil; çünki savaş ve işgal dönemlerinde esirlere –sözleşmelere rağmen- uygulanan işkence metodlarının başında yer alıyor. Anlatılanların inkarı yoluna gidildiyse de Genaral Massu'nun doğruluk payı olabileceğini söylemesi tartışmaları alevlendirdi. Le Monde'da yayımlanan bu açıklamlar bomba etkisi yaptı ve ardından işgal yıllarında Cezayir'de görevde bulunmuş isimlerin açıklamaları geldi.

Sessizliğini bozan bir diğer kişide General Aussaresses idi. Le Monde'un 30 Kasım 2000 tarihinde manşetten duyurduğu itirafları diğer basın organlarında yalanlamalar takip etti. General Aussaresses işgal yıllarında yaşattıkları şiddeti anlatması sebebiyle Elysée Sarayı'nın hışmına uğradı ve verilen yüsek liyakat nişanı  geri alındı (2005). İtiraflar ve yalanlamalara rağmen Fransa-Cezayir yakınlaşması 2003'te Fransa'da ilan edilen Cezayir yılıyla devam etti. Benjamin Stora ve Muhammed Harbi yönetiminde Cezayirli ve Fransız asıllı tarihçilerden oluşan grup hiçbir şeyin gölgede kalmaması için ortak bir kitap üzerinde çalıştılar ve kollektif çalışma 2004'te yayımlandı (La Guerre d'Algérie, 1954-2004. La fin de l'amnésie). Ne varki yaşanan pozitif hava 2005 gelindiğinde yerini gerilime bırakacaktı. Fransız Parlamentosu 23 Şubat'ta kabul ettiği kanunun dördüncü maddesi kolonyalizmin pozitif yönlerini savununca Cezayir'in tepkisi sert oldu (madde Ocak 2006'da Cumhurbaşkanı Chirac tarafından iptal edildi).

Fransa'nın kolonyal döneme bakışında ve yaklaşımında bir değişikliğin olmadığı, bu yılın Şubat ayında, İçişleri Bakanı Claude Guéant'ın "üst ve alt medeniyetler" açıklamasından anlaşılıyor. Guéant'ın Fransa'yı yaptığı ayırımda yerleştirdiği yeri tahmin etmek zor olmasa gerek. Bu açıklamalar Mağrib ülkelerinde sert tepkilere yol açtı. Fransa'nın kolonyal dönemde uyguladığı şiddeti üst medeniyet algısından aldığı düşünüldüğünde, bu açıklamanın Fransa'nın kolonyal dönemde ki uygulamalarını pozitif bir eksende değerlendirmeye devam ettiğini gösteriyor.

Yaşanan yasa tartışmalarının ardından Fransa 2007'de  savaş yıllarında sınırlara yerleştirdiği 8 milyon mayının haritalarını verdi. Bugün üç milyon mayın hala sınır boylarında yaşayan ailelerin hayatını karartıyor. Cezayirliler özellikle güvenlik ve istihbarat arşivlerinin açılmasını istiyor; ancak Fransa, isimleri geçen kişilerin bir kısmının hala hayatta olmaları sebebiyle açmaya yanaşmıyor. Aynı yıl Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin gerçekleştirdiği resmi ziyaret sırasında üstü örtülü olarak yaşananları anladığını ifade etmesi Cezayirliler açısından bir özür olarak kabul edilmedi. Tansiyon 2010'un Şubat ayında, Cezayir Parlamnetosu'na Fransız kolonyalizmini suç sayan yasa tasarısının sunulmasıyla bir kat daha arttı. Yasa tasarısının aynı yılın Temmuz ayında geri çekilmesiyle tansiyon düştü.

Fransa'nın Montpellier şehrinde kapılarını açan Fransa'nın Cezayir tarihi müzesi veya Perpignan'da 2006'da dikilen Cezayir Savaşı'nda kaybolan Fransızlar anıtı veya üste ifade ettiğimiz kolonyalizmin pozitif yönlerine göndermede bulunan yasa maddesi konunun Fransa cephesinde siyasi bir konu olarak ele alınmaya devam ettiğini gösteriyor. Fransa'nın son dönemde sık sık dillendirdiği "her iki taraftada ölenler oldu" savı, Cezayir'de şehid düşenlerin anısına hakaret olarak algılanıyor. Fransa'nın devlet adına uygulanan şiddeti ve yapılan işkenceyi kabul etmeye yanaşmadığı göz önünde bulundurulursa Cezayirliler açısından uzun bir gece olarak kabul edilen kolonyal dönemin yol açtığı yaraların sarılmasını imkansız hale getiriyor.

Cezayirliler Fransa'nın 1915 hadiseleri konusunda Türkiye'yi suçlamadan önce kolonyal dönemde yaşattığı şiddeti görmezden gelmesine ve yaşattıklarıyla yüzleşmemesine tepkililer. Ayrıca, Türkiye-Fransa arasında yaşanan gerilim, kolonyal dönemde, Cezayir'de yaşanan vahşetin dünya kamuoyuna hatırlatılmasına da yardımcı oldu. Fransızların öldürdükleri binlerce Cezayirliye rağmen iyi uyuduklarını ve karınlarının tok olduğu gerçeği (hiç şüphe yok ki yaşananları doğru okuyabilen Fransızlar da yok değil) bu uzun gecenin bitmediği ve yaralı hafızaların huzura ermesinin daha uzun zaman alacağını düşündürüyor.

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?