Yeni Soğuk Savaş'ın eşiğinde

Suriye krizinde ortaya konan tercihler nasıl ki diplomatik çözümden uzaklaştırıyorsa, Beşar Esad sonrasında yönetimi devr alacak Suriye Konseyi'nin iç dengeleri göz önünde bulundurmayan hususi tercihlerinin, Suriye gerçeğiyle örtüşmediği ve kaosu dindiremiyeceğini daha şimdiden yükselen seslerden anlamak mümkün

Yeni Soğuk Savaş'ın eşiğinde

Sinan Özdemir/ Dünya Bülteni - Brüksel

Geçen hafta uluslararası toplum Suriye krizine çözüm bulmak  için yoğun bir mesai harcadı. Bir taraftan Birleşmiş Milletler temsilcisi Kofi Annan diğer yanda Batılı diplomatların Rusya ve Çin'i ikna etmeye çalıştılar. Kofi Annan'ın Şam, Bağdat, Tahran ve Moskova'da sürdürdüğü "son şans diplomasisi" sonuçsuz kaldı ve Güvenlik Konseyi'nden özelde Batılı ülkelerin genelde "Suriye dostlarının" beklediği karar Rusya ve Çin tarafından veto edildi. Rusya'nın Batılı ülkelerin sunduğu metinde BM Şartı'nın 7. bölümüne (barışın tehdidi, bozulması ve saldırı eylemi durumunda alınacak önlemler)  göndermede bulunması Rus ve Çin vetosunun başlıca sebebi oldu.

Rusya, beklenilenin aksine Baas rejimine sağladığı destekten, içşavaşın bütün dehşetine rağmen, hiç geri adım atmadı. Rusya'nın bu tutumunun psikolijik, hukukî, diplomatik ve jeopolitik kaygılardan beslendiğini söyleyebiliriz.

Rusya, II. Dünya Savaşından bu yana dış güçlerin içişlerine müdahalle edeceği korkusuyla atılan her adıma, uzatılan her dala şüpheyle yaklaşıyor. Bu siyasi ilişkileri için geçerli olduğu kadar iktisadî ilişkileri için de geçerli. NATO'nun genişleme planlarına veya Amerika'nın füze kalkanı projesine duyduğu tepki aynı bakışla ilinitili. Rus diplomasisinin Suriye krizini gelecek İran krizinden bağımsız değerlendirmediği ve takındığı tavrın başlıca sebebinin tehdit algısından kaynaklandığını ifade edebiliriz.

Tehdit algısına bağlı olarak Rusya, Suriye krizi sonrasında ve Amerikan seçimlerinin ardından (Kasım 2012) İran dosyasının gündeme geleceğini ve Suriye krizinde inşaa edilecek hukukî alt yapının büyük devletlerin üçüncü ülkelerin içişlerine karışmasına zemin hazırladığını düşünüyor. Bu sebepten Güvenlik Konseyi'nde Batılı diplomatların son karar taslağında BM Şartı'nın 7. bölümüne göndermede bulunmalarının müdahalleye kapı aralamıyacağını ifade etmelerine rağmen Rusya , Libya örneğini göz önünde bulundurarak, baştan veto ederek yorum şansı bırakmamıştır. Ayrıca, Rusya ve Çin verdikleri kararla "insanî müdahalle" söylemenini  –bir süreliğine de olsa- gündemden düşürmüşlerdir.

Rusya, Suriye dostlarının ortaya koydukları çözüm yöntemlerini çözümsüzlüğün başlıca sebebi olarak görmekte. Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, üçüncü devletlerin Suriye'de oynadıkları role sık sık göndermede bulunarak silah desteğinin diplomasiyi yaraladığına dikkatleri çekiyor. Ne var ki Rusya'nın da bir şekilde Beşar Esad'a silah desteği sağladığı biliniyor. Rusya, muhaliflere sağlanan desteğin süreci çıkmaza sürüklediği ve müdahallenin kaçınılmaz olduğu görüşünün kamuoylarında ağırlık kazandığı bir ortamda, uluslararası toplumun Güvenlik Konseyi'nde ki sorumlukukları sebebiyle eleştirmesini de yersiz buluyor.

Ancak Rusya bütün çekincelerine rağmen başta Amerika olmak üzere Batı'nın Rusya'dan yardım istemesinden mutluluk duyuyor. Yaşananlar Rusya'nın küresel konularda oynadığı ve oynayabileceği rolün kabulü olarak okunuyor. Rusya, güç dengesinde, coğrafyası, tarihi birikimi ve ilişkileriyle sahibi olduğu merkezi konumu değerlendirmenin yollarını arıyor. Bu konuda Amerikan yönetiminin -herşeye rağmen- Rusya'yı oyun içinde tutmak için hususi bir çaba sarfettiği biliniyor. Barack Obama, dört yıllık iktidarının ardından selefi Bush'tan farklı olarak empoze etmeden "uzlaşmacı" bir dış politika inşaa etmeye çalıştı. Dört yılın ardından Rusya ve Çin'in dışında (ekonomi ve finans konularının dışında) diğer küresel ve bölgesel aktörelerin önemli bir bölümüyle  "dengenin" sağlandığını söyleyebiliriz.

Küresel güçler arasında sağlanması gereken dengeler gibi, bölgesel güçler arasında da dengelerin sağlanması gerekiyor. Bazı durumlarda bölgesel aktörlerin ortak bir hedefte buluşması küresel aktörelerin buluşmasından zordur. Örneğin, Obama yöenetiminin Af-Pak politikasının (Afganistan-Pakistan) başarısız olmasının ardında yatan bölgesel güçler arasında kurulamayan denge ve karşılıklı tehdit algısı oldu. Amerika, Afganistan'da başarısız olmasını Pakistan gizli servislerinin hem kendilerine hem de Talibana sağladıkları destekten kaynaklandığını düşünüyor (özellikle Hamid Karzai'nin Hindistan'la kurduğu iyi ilişkiler sebebiyle Pakistan'ın Talibanları destekleyerek durumu dengelemeye çalıştığı düşünülüyor). Amerika, Pakistan'ın Afganistan politikasında gözlemlenen tutum değişikliğinin Hindistan'ın oyuna  dahil edilmesine duyduğu tepki sebebiyle olduğuna inanıyor.

Amerikan yönetimi önceleri Hindistan'ı dışarıda tutarak (Amerika dahil etmeyi de düşündü ; ancak Pakistan karşı çıktı. Amerika bir ara Keşmir sorununa çözüm bulunduğu takdirde tarafları aynı hedefte buluşturabileceğini düşündüyse de Hindistan'ın karşı çıkmasıyla proje sonuçsuz kaldı) Pakistan'ın beklentilerine karşılık vermeye çalıştıysa da Çin politikası sebebiyle Hindistan'la arasının açmasının yanlış olacağına karar verdi. Pakistan'ın ikili tutumunu kabul ederek, 2014'te Afganisatna'dan çekileceklerini de göz önünde bulundurarak,  Hindistan'la ilişkilerini yoğunlaştırmayı tercih etti.

Suriye dosyasında da küresel ve bölgesel dengeler gözetilmeye çalışıldı. Ancak İran, bölgesel önemi ve gücüne rağmen sürecin dışında tutuldu. Kofi Annan, "İran çözümün parçası olmalı" derken bunun altını çizmeye çalışıyor ve ekliyor "inkarı mümkün olmayan etkin bir güce sahip"(Le Monde, 9 Temmuz 2012). Bölgesel sorunlar bölge aktörlerinin çözüme dahil edilmeleriyle çözüm bulabilir. Aksi takdirde, karşıtların yanında veya kendi başlarına müdahil olmanın yollarını aramak durumunda kalırlar.

Suriye krizinde ortaya konan tercihler nasıl ki diplomatik çözümden uzaklaştırıyorsa, Beşar Esad sonrasında yönetimi devr alacak Suriye Konseyi'nin iç dengeleri göz önünde bulundurmayan hususi tercihlerinin, Suriye gerçeğiyle örtüşmediği ve kaosu dindiremiyeceğini daha şimdiden yükselen seslereden veya Türkiye sınırına yakın bölgelerde yaşanan gelişmelerden anlamak mümkün (Konsey, Suriye'nin üniter yapısını korumak için Esad döneminde olduğu gibi farklılıkları yok sayan bir söyleme başvuruyor. Ancak Irak örneğinde olduğu gibi,  küresel ve bölgesel aktörler için bu durum Esad sonrası döneminin  yumuşak karnını oluşturacağı çok açık).

Beliren dengeler, Obama yönetiminin beklentilerinin aksine bir yapıya doğru kaymakta olduğumuzu gösteriyor. Nasıl ki Rus-İngiliz ihtilafından "büyük oyun" doğduysa ve bugün "yeni büyük oyundan" söz ediliyorsa, Churchill'in Fulton konuşmasından çok daha önce (1946), 1941'de, Rusya ve İngiltere'nin İran işgaliyle soğuk savaş İran'da başladıysa (Muhammed Rıza Pahlevi'nin ifadesiyle), "yeni soğuk savaş"ın Suriye-İran ekseninde yaşanmakta olan ve yaşanacak gelişmelere bağlı olarak şekilleneceğini düşünüyoruz.

Güncelleme Tarihi: 30 Temmuz 2012, 10:57
banner53
YORUM EKLE

banner39