Yeni Soğuk Savaş'ta Yunanistan

Avrupa Birliği projesi çerçevesinde, böylesi bir yakınlaşmanın mümkün olamayacağına inananlar son aylarda Yunanistan'ın hızla Batı'dan uzaklaştığını ve Rusya'ya yakınlaştığını düşünüyorlar

Yeni Soğuk Savaş'ta Yunanistan

Sinan Özdemir | Brüksel

Yunanistan, son yaşananların ışığında, ekonomik durumu sebebiyle gündeme gelse de jeopolitik gerçekliklerden bağımsız değerlendirilemez. Batı, Rusya'nın önce Suriye'de ardından Ukrayna'da sergilediği yeni büyük oyunun Karadeniz, Akdeniz ve Balkanlar'da beklenmedik stratejik kırılmalara sebep olabileceğini düşünerek Yunanistan'ı yakın markaja aldı. Rusya çemberi kırmaya çalışırken Batı çemberi muhafaza etmenin yollarını arıyor. Yeni dönemde Yunanistan'ın "belirsizliğe" sürüklenebileceği düşüncesi, II. Dünya Savaşı sonrasında olduğu gibi, Batılıları kaygılandırıyor. Rusya ile kültürel ve dini temellerin ötesinde attığı her adım, gönderdiği her sinyal yakınlaşma işareti olarak değerlendiriliyor. Avrupa'nın kendi hinterlandında Akdeniz, Doğu Avrupa ve Balkanlar'daki hareketliliklere kayıtsız kalmayarak, NATO üyesi bir devletin saf değiştirme riski karşısında, harekete geçtiği anlaşılıyor.

Düne kadar, Avrupa Birliği projesi çerçevesinde, böylesi bir yakınlaşmanın mümkün olamayacağına inananlar son aylarda Yunanistan'ın hızla Batı'dan uzaklaştığını ve Rusya'ya yakınlaştığını düşünüyorlar. İstihbarat servislerinin Atina'da nabız yoklamaları, Türk Akımı Projesi'ne yönelik giderek artan tepkiler, Soğuk Savaş yıllarında olduğu gibi ekonomik bağımlığını artırılması hayaletlerin dönüşünü haber veriyor.

Yunanistan'ın Batı jeopolitiğindeki yerini ve sol düşüncesinin (merkez veya aşırı) varlık bulmanın ötesinde neden iktidara gelebildiğini (aynı durum Kıbrıs Rum Kesimi içinde geçerli) anlamak için yakın tarihine bakılmalı. İkinci Dünya Savaşı yıllarında, bağımsızlığın yeniden tesisinde, sol hareketin oynadığı rol yadsınamaz. Amerika Birleşik Devletleri, Fransa ve İngiltere söz konusu gruba gerekli silah desteğini vererek Nazi Almanyası'nın geri çekilmesini sağladı. Ne var ki, eski düzenin muhafazasını isteyen galip devletler kaçınılmaz olarak Stalin ve Tito'nun müdahaleleriyle Yunan iç savaşını başlattılar. Kızıl tehdide karşı İngiltere bu defa düne kadar dışladığı milliyetçi/muhafazakâr grupları destekledi. İngiltere'nin ardından Amerika Truman Doktirini çerçevesinde Yunanistan'ı ve Türkiye'yi mavi kuşağa dahil ederek önce 1947'de Marshall Planı'yla ekonomik "kalkınmasına destek" sağladı, ardından Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü'ne ve 1952'de NATO'ya dahil edildi. Bu sayede Avrupa'nın güney doğusu kontrol altına alınmış oldu. Amerika'nın Albaylar Cuntası'na verdiği destek ve Yunanistan'ın Avrupa Topluluğu'na üyeliği aynı bakışın doğal uzantısı olarak değerlendirilmelidir.

Yunanistan'ın Avrupa Topluluğu'na üyeliğini ve daha sonra avro'ya dahil edilmesini üç sebebe dayandırmak mümkün. Birincisi kadim tarihi sebebiyle ileri sürebileceği her türlü iddianın önüne geçmek. İkincisi kültürel yakınlığı sebebiyle Rusya ile yakınlaşmasını önlemek. Üçüncüsü Balkanlara rol model olarak düşünülmesi. Birincisi ve ikincisi sağlanırken üçüncüsü gerçekleşemedi. Yunanistan Batı'nın bütün çabalarına rağmen Balkanlara rol model olamadı. Bu saatten sonrada olması güç. Arnavutluk , Kosova ve Bosna-Hersek Batı blokuna yakın dururken Rusya etkisini Sırbistan, Karadağ, Bosna Sırp Cumhuriyeti ve Makedonya'da artırmanın yollarını arıyor. Bunun için yumuşak gücünü kullanıyor. Rusya Balkanları, Andrey Kozirev (Dışişleri Bakanı) tarafından 1992'de ifade edilen "yakın çevre doktrini" içinde değerlendiriyor.

Rusya'nın ekonomik sorunları sebebiyle Yunanistan'a detsek veremiyeceğini ifade edenler, haklı olarak Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin'in açıklamalarını gösteriyorlar; ancak Rusya'nın bütün gözlerin üzerinde olduğu bir dönemde doğrudan destek vererek (niyetini dışa vurarak) çok daha büyük bir kırılmayı önlemeye çalıştığı anlaşılıyor. Yakın çevresi kabul ettiği ülkelere yönelik desteğini sürdürürken (ör. Şubat ayında Beyaz Rusya'ya iki milyar avro, Ermenistan’a 248 milyon avro yardım sağladı) Yunanistan'a mesafeli durmasının sebebi bu. Bütün gözlerin Yunanistan’a çevrildiği bir dönemde oluşacak herhangi bir ittifakın nelere sebep olabileceği biliniyor. Batı, Syriza’dan gelen açıklamaların dışında, Çinlilerin Pire limanına gösterdikleri ilginin ticari kaygıların ötesinde gizli emeller taşıdığında inanırken, Doğu Akdeniz'de Mayıs ayında gerçekleşen Rusya-Çin askeri tatbikatı ve Rusya'nın Kıbrıs Rum Kesimi'yle imzaladığı liman antlaşmasının Karadeniz'den Doğu Akdeniz'e (Rum Kesimi ve Suriye) Rus varlığın artıracağını düşünüyor. Rusya'nın Türk Akımı projesiyle Yunanistan'a dolaylı yollardan sağlamayı hedeflediği ekonomik destek Yunanistan'ın Batı'dan koparılması olarak değerlendiriliyor. Başta Amerika olmak üzere Avrupa'nın karşı çıktığı Türk Akımı projesi Güney Akımı projesinin rafa kaldırılmasından sonra Rusya'nın ekonomik kaygılardan çok stratejik hesaplarla geliştirdiğine inanıyor.

Yunanistan'ın Ukrayna konusunda diğer Avrupa Birliği ülkeleri gibi ambargolara destek vermek yerine eleştirmesi ve iki ortodoks kardeş arasında Rusya'dan yana tavır alması yakınlaşma arzusu olarak yorumlanıyor. Hiç kuşkusuz Batı'nın Rusya'ya uyguladığı ekonomik ambargonun Yunanistan'a bedeli ağır oldu. Rusya'ya ihracatı yüzde kırk oranında düştü. Rus turistlerin gelememesi sebebiyle üç yüz milyon avroluk bir kayıp söz konusu. Buna bir de Türk Akımı projesinin engellenmesiyle kaybedecekleri milyonlarca avro eklendiğinde reel manada bir kayıptan söz edilebilir. Ayrıca, Almanya üçüncü yardım planına dahil ettiği "özelleştirme kurulu" projesi Rusya'yı özelleştirme sürecinin dışında tutmayı hedefliyor. Buna karşın Troyka'nın Yunanistan'ı borç sarmalı içinde tutması, hiçbir gelişme ve dönüşüm şansı vermemesi Yunan siyasasını tercihe zorluyor.

Rusya'nın Kırım'dan Kıbrıs Rum Kesimi’ne; Karadeniz’den Doğu Akdeniz'e varlığını artırması uzun zamandır Avrupa'dan beklediği ve/fakat karşılık bulmayan ortak güvenlik politikasının sınırlarını genişlettiği gibi elini de güçlendiriyor. Yunanistan'ın yetmiş yıldan bu yana yer aldığı Batı blokundan (AB-NATO) kopabileceği düşüncesi 17 Temmuz kararlarının alınmasına sebep oldu. Bu hamleyle Avrupa Yunanistan'ı zapt-ü rapt altına alırken ve/ya kolonileştirirken Rusya'ya güçlü bir mesaj da gönderdi. İstihbarat servislerinin Atina'da nabız yoklamayı sürdürmesi Soğuk Savaş yıllarındaki endişeli zamanları anımsatıyor. Syriza'nın kararlara boyun eğmesi Batı açısından riskleri ortadan kaldırmıyor. Doğu Akdeniz'de rüzgarın terinse dönüp dönmeyeceği belirsizliğini korurken Avrupa Birliği'nin 17 Temmuz kararlarında kiliseye ve orduya dokunmaması, 1945’te olduğu gibi, karşı kampa gönderdiği güçlü bir sinyal olarak değerlendirilebilir mi?

Güncelleme Tarihi: 29 Temmuz 2015, 09:28
banner53
YORUM EKLE

banner39