Yunan halkından darbe girişimine cevap!

Son bir haftada Yunanistan'a ders verme düşüncesiyle sahnelenen "iyi adamlar" oyunu bugüne kadar Avrupa Birliği üyesi bir devletin hükümetini devirmeye yönelik sahnelenen en kötü oyun olarak siyasi tarihe geçecek

Yunan halkından darbe girişimine cevap!

Sinan Özdemir | Brüksel

Brüksel ve Berlin'in bütün çabalarına rağmen Yunan halkının yüzde 61,3'ü Başbakan Aleksis Çipras'a müzakereleri sürdürmesi noktasında tam destek verdi. Referandumun hiç kuşkusuz birinci galibi her defasında sesi kısılan ve sunulan acı reçeteleri uygulamak zorunda kalan halk oldu. Berlin, Brüksel, IMF, Avrupa Merkez Bankası ve muhalefet kaybeden tarafta yer aldılar. Referandum jeopolitik ve ekonomik mülâhazaların dışında Avrupa'nın "halka rağmen halk için" anlayışından kurtulup gerçekçi ve insani yaklaşımlarda meselelere yaklaşması gerektiğini hatırlattı.

Son bir haftada Yunanistan'a ders verme düşüncesiyle sahnelenen "iyi adamlar" oyunu bugüne kadar Avrupa Birliği üyesi bir devletin hükümetini devirmeye yönelik sahnelenen en kötü oyun olarak siyasi tarihe geçecektir. Özellikle Batı medyasının tek ağızdan suçlayıcı bir dil kullanması, işler karışınca da kendini aklama yolunda, propaganda makinasının nasıl çalıştığını bir kere daha hatırlattı. Avrupa Birliği'nin "altın tepside" sunduğu sözleşmenin Yunanistan tarafından reddedildiği iddiası başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerde güçlü tarafın her dem kendini aklamak için kullandığı savunma dilini hatırlattı (ör. Filistin-Israil-ABD görüşmelerinde). Atina'nın referandum kararına karşı Berlin'in müzakere kapılarını kapaması ve sonuca bağlaması referandumdan evet yönünde bir kararın çıkacağına olan inancıyla izah edilebilir. Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz'un  Cuma günü yaptığı tehditkâr açıklamalarının ardından Pazar günü daha uzlaşmacı bir dili tercih etmesi rüzgarın yön değiştirdiğinin işareti.

Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Jean Claude Juncker'ün yaşananları  "ihanet" olarak tanımlaması suçun büyüklüğünü gösteriyor. Yunanistan medyasının önemli bir bölümü Brüksel ve Berlin gibi referandumun doğrudan avro ve Avrupa birliği ile ilintili olduğunu söyleyerek evet yönünde yayın yaptılar. Medya grubunun muhalefetin elinde olduğu, daha birkaç gün önce tekrar yayın hayatına dönen ERT'nin dışında, hükumetin sesini duyurma şansının olmadığı düşünüldüğünde bütün engellemelere rağmen elde ettiği sonuç bir gerçeğin doğru anlaşılmasını gerektiriyor. Ekonomik şartların ters yüz edildiği bir ülkede eski usullerle yapılan anketler yanıltıcı olabiliyor. Kent-kırsal ayrımında kırsalın devamlı göz ardı edildiği bir gerçek. Kırsaldaki dönüşüm beklentisi metropollerdeki kadar güçlü.

Aleksis Çipras'ın 26 Haziran gecesi, Avrupalı mevkidaşlarına herhangi bir bilgi vermeksizin tek taraflı verdiği referandum kararı Brüksel ve Berlin'de soğuk duş etkisi yapmıştı. Brüksel kararı "ihanet" Berlin "sorumsuzluk" olarak yorumlamıştı. Tabii, son kareye bakarak beş yılın değerlendirmesini yapanlar bu noktaya nasıl gelindiğini anlaması zor. İplerin koptuğu geceden tam bir ay önce yani 27 Mayıs'ta global çözüm yolunda başlayan görüşmeler dışa yansıyan olumlu havaya rağmen, alacaklıların Çipras'ın önerilere sıcak baktıklarını söylerken  son dakikada Antonis Samaras hükümetine dahi sunmadıkları yeni bir öneri listesini masaya getirmeleri iplerin kopmasına sebep oldu (ör. KDV'nin yüzde 23'e çıkarılması, yüksek gelirlilere dokunulmaması , sosyal hizmet şartlarının artırılması, erken emekliliğin gözden geçirilmesi, düşük emekli maaşlarına verilen yardımların zamanla durdurulması...). Almanya Başbakanı Angela Merkel'in olumladığı "reçete" bardağı taşıran damla oldu. Bu tutum alacaklıların iddia edilenin aksine ekonomiden çok siyasetle ilgilendiklerine yorumlandı. Troyka'nın ve Berlin'in destek vermesi  Atina'da darbe girişimi olarak değerlendirildi.  Avrupa Birliği'nin referandumdan evet kararı çıkması durumunda hükümetin meşruiyetini yitireceği yönünde yaptığı açıklamalar, Pazar akşamı sandıktan çıkan sonuçla, artırdığına yorumlanmayacak olsa da ok artık yaydan çıktı.

Çipras konuyu referanduma götürerek yalnızca birinci derecede ilgili olan Yunan halkını sürece dahil etmedi aynı zamanda parti içinde (Syriza) ki muhalif cepheyi susturacak bir çıkış yolu elde etmiş oldu. Ama en önemlisi çıkan  sonuçla darbe teşebbüsünü önlemiş oldu. Alacaklıların Troyka'nın da desteğiyle oluşturdukları baskıya Yunan hükümetinin direnemeyeceğini ve son dakikada yapacakları numarayla isteklerini kabul ettireceklerine olan inançları Atina'daki muhataplarını tanımadıklarının da göstergesi. Syriza'nın siyasi yelpazede solun en solunda yer aldığını ve merkezin solunda yer alan diğer siyasi partiler gibi "küresel uzlaşmaya" kapalı olduğunu bilmelerine rağmen klasik siyasetçi profili içinde değerlendirmeleri sonuca ulaşmalarını engelledi. Solun solunda görülen hareketliliğin aşırı sağda veya popülist partilerde görülen Avrupa karşıtlığıyla da karıştırılmaması gerekiyor.

Bu sonuç  eski Akdeniz ittifakının da sonu anlamına geliyor. İspanya ve İtalya'nın Syriza'yı iktidardan düşürme projesine dahil olması kendi içlerinde giderek büyüyen muhalefetin önünü ancak bu şekilde kesilebileceğine olan inançlarından kaynaklanıyor. Çipras'ın referandum kararından birkaç saat sonra toplanan Avro Bölgesi ekonomi bakanları toplantısına Yunanistan'ın çağrılmamasına, dışarıda tutulmasına herhangi bir itirazın gelmemesi, olağan karşılanması safları biraz daha belirginleştirdi. Syriza'nın iktidarda kalması her halükarda Brüksel ve Berlin için sorun teşkil ediyor. Kalması ve müzakerelerde başarılı olması kadar  Avro bölgesinden çıkarılması ve başarması belirsizliği artırıyor. Bu çerçevede alacaklılar, troyka ve diğer Akdeniz ülkeleri için en kolay yol Syriza'nın  iktidardan uzaklaştırılması idi. Çıkan sonuç  muhalefetin  elini güçlendirirken iktidar partilerine düne kadar sürdürdükleri politikaları gözden geçirme şansı veriyor. Portekiz ve İspanya'da yıl içinde gerçekleşecek  seçimler Avrupa'nın siyasi haritasını biraz daha etkileyecektir (İspanya'da yayımlanan El Pais gazetesi Pazar günü duyurduğu son kamuoyu yoklamasında iktidardaki Halk Partisi, Sosyal Demokratlar ve Podemos başabaş  yarışıyor). Berlin'in , giderek artan Avrupa karşıtlığına karşı solun solunda yer alan partileri dışlamak yerine  Avrupa'nın yeniden inşasında oynayabilecekleri bir rol olduğu düşünerek uzlaşma yoluna gitmesi bütün tarafların avantajına olacaktır.

Yunanistan modern tarihinin sekizinci yakın tarihinin ikinci referandumunda Brüksel ve Berlin'de iddia edilenin aksine Avrupa Birliği üyeliğini ve avroyu oylamadı tam aksine nasıl bir yol ve tutum alacağına karar verdi. Benzer  söylemlerin her seçim arifesinde dillendirilmesi bir şantaj aracı olarak kullanıldığını gösteriyor. Konu hiç kuşkusuz ekonomik olduğu kadar siyasi. Yunanistan krizinde referandum sözcüğünü ilk kullanan Yorgo Papandreu olmuştu. İfade ettiğine de pişman oldu. Hem Merkel hem de dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy Papandreu'yu yerden yere vurarak referandum fikrini  "çılgınlık" olarak değerlendirmişlerdi. Kısa bir süre sonra da hükümeti düştü ve teknokratlar hükümeti kuruldu. Referandum bu çerçevede  düne kadar dışlanan ve masada yer almaması için her türlü yola başvurulan halkın dönüşünü haber veriyor.

Yunanlılar 8 Aralık 1974'te Albaylar Cuntası'nın devrilmesinden sonra "monarşi ile cumhuriyet" arasında bir tercihte bulunmak üzere  sandık başına gitmişlerdi. Yunanlıların yüzde 69,2'si cumhuriyetten yana tavır alarak bir sayfanın çevrilmesini sağlamışlardı. Kırk yıl sonra tekarar sandık başına giden Yunanlılar Brüksel ve Berlin'in dayatmalarına hayır diyerek  (yüzde 61,3) Avrupa'nın halklarına rağmen var olamayacağını ve demokrasi dersi vererek demokratik yollardan iktidara gelmiş olanların; ancak demokratik yollarla ayrılacağını hatırlattılar.

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2015, 10:25
banner53
YORUM EKLE

banner39