banner39

04.05.2008, 20:22

Hanefilere göre sivil alan

Devlet, tarihsel bir realite, beşeri ve toplumsal bir zarurettir. Anarşizmin tahayyülünü bir kenara bırakacak olursak, devletsiz bir toplum mümkün değildir. Karl Marx ve Engels, tarihin finalinde devletin ortadan kalkacağını söylediler, ama bu hem tarihin finaliyle ilgiliydi hem Lenin, devrimi yapar yapmaz, işçi sınıfı adına devletin bütün gücüyle iş başında olacağını ilan etti. Fukuyama farklı bir bağlamda da olsa "tarihin sonu"nun ilan etti, ama liberal devlet her zamankinden çok daha güçlü iddialarla sahnedeki varlığını devam ettiriyor.

Sivil toplumun devletle ilişkisini her durumda Batı'daki örnekler referans alınarak kurmak bizi yanlış sonuçlara götürmektedir. İçine düştüğümüz hataların önemli bir bölümü, kendi sorunlarımızı anlamaya çalışırken, neredeyse her konuda mukayeseyi Batı toplumlarıyla yapmaya kalkışmamızdır. Bu, bizi yanlış analojiler yapmaya sevketmektedir. Söz konusu analojiler de kimi zaman olumlu kimi zaman olumsuz konular üzerinden olmaktadır. İslam dünyasında sivil alan –sivil toplum'dan daha doğru tanımlama 'sivil alan'dır- olup olmadığını tespit edebilmek için, Batı'ya bakıyoruz. Batı'da burjuvazi, kapitalist şehirler ve sekülerlik sivil toplumun ortaya çıkışında belirleyici rol oynadığı için, bunlar tarihimizde olmadığından, bizde de sivil alan yoktur, hükmüne varıyoruz ki, bu tümüyle yanlıştır, ters yönden analoji yapıp hakikati gözden kaçırmaktır.

İslam'ın nazari kaynakları, tabii en başta Kur'an ve Sünnet açısından baktığımızda, hem tarihi tecrübesi itibarıyla, hem bugün yaşayan pratiğini de hesaba kattığımızda Müslüman dünyanın şu veya bu düzeyde bir sivil toplum anlayışına sahip olduğumuzu düşünüyorum. Büyük fakih, kelamcı ve sufi Hasan el-Basri'nin formüle ettiği gibi bakabilirsek söz konusu sivil sınırların Batı'dakinden çok daha geniş, özerk ve özgür olduğunu görebiliri. Hani meşhur olaydır, Beni Ümeyye valileri halka zulmettiklerinde, halk gelip valileri Hasan el- Basri'ye şikâyet ettiler. Bunun üzerine Hasan el- Basri, o meşhur sözü söyledi:

"Allah onların boyunlarını kırsın! Bilmiyorlar mı ki, İmamın hakkı dörttür: a) Cumayı kıldırır. b) Feyi toplar ve dağıtır. c) Hadleri uygular. d) Cihadı ilan eder." İmamların (yöneticilerin) bunların dışında başka  hakları da yoktur.

Bu konu Hanefi hukukçuların üzerinde icma ettiği bir konudur ki, İslam hukukunun meselelere bakışı ve bağlayıcılığı arasında bu çok önemli bir noktadır. Burada "imam"ın yerine "devlet"i koyduğumuzda, demek ki devlet dört meşru iştigal alanına sahip bulunuyor. Bunlardan biri "cumayı kıldırması" hükümranlığı temsil etmektedir. Bir toprak parçası üzerinde yaşayanlar açısından bu hükümranlık işaretidir. Parayı devlet basar, bayrağı o asar, pasaportu, kimliği o verir. Bireyler ve cemaatler kendi adına para basma yetkisine sahip değildir. Özel grup, cemaat, dernek ve firmaların flamaları olur, ama bayrakları olamaz; dernek ve kluplerin üyelik kartı olan, ama "yurttaşlık-teb'a"ya ilişki kimlik devlete aittir. Geleneksel yapılarda ise bu Cuma ile temsil edilmiştir. Aslında İslam açısından da bugün böyle olması gerekir ve böyledir de! Mesela halen bazı Afrika kabilelerinde Sultan Abdülhamit adına hutbeler okunmaktadır. İkincisi, devletin "Fey'i dağıtması"dır ki, bugünkü terimlerle ifade edecek olursak, ortak ve bölünemez hizmetler için vergi toplanması ve harcanmasıdır. Bireyler ve cemaatler kendi üyelerinden bağış ve aidat adı altında yardım alabilirler ama vergi namına ayni veya nakdi tahsilatlarda bulunamazlar, bu devletin görev ve sorumluluğundadır. Üçüncüsü, "Hadlerin uygulanması"dır. Yani iç güvenlik ve buna bağlı yargı, adliye de devlete aittir. Ceza hukukunu uygulamak ve infaz yetkisi devletten başkasına verilmez, bu meşru kamu otoritesinin işidir. Dördüncüsü "Cihad ilan etmesi" yani dış savunma demektir ki bu da devlete aittir. Fertler kendi başlarına mahkemeler kuramazlar, cezaları infaz edemezler, ordu teşkil edemezler ve kendi başlarına bir başka ülkeye savaş (cihad) ilan edemezler. Devletin bu dört ilkenin dışında da bir hakkı yoktur.

 

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?