Başıma gelenler - Abdürreşid İbrahim

Tercüme-i Halim’in ilk cildinin daha çok tesadüfî kabilde olduğunu ve bu yüzden ikinci kısımdan ayırdığını ifade etse de onun hayatı hakkında bizlere kendi kaleminden çok önemli bilgiler vermesi bakımından eser önemini korumaktadır

Başıma gelenler - Abdürreşid İbrahim

Esra Çifçi - Dünya Bülteni / Tarih Servisi

20.yüzyılın ilk çeyreğinde yaşamış ve Türk dünyasının önemli şahsiyetlerinden biri olan Abdürreşit İbrahim, her zaman evrensel boyutlara sahip olan İslam için dünya ölçeğinde siyasi ve entelektüel faaliyetlerde bulunabilen nadir isimlerdendir. O, bu siyasi çabalarını Avrupa’dan Uzakdoğu’ya kadar yayılan geniş bir coğrafyada deneme imkanına kavuşmuştur. Aslen Sibiryalı bir Müslüman olan Abdürreşit İbrahim, Osmanlı’nın son dönemine yetişmiş ve bu hareketli dönemde birçok faaliyette bulunmuştur. Trablusgarp Savaşı sırasında cepheye katılmış, hem cephede hem de cephe gerisinde mühim roller üstlenmiştir. Balkan Savaşları sırasında dünyanın farklı bölgelerindeki Müslümanlara ve Rusya’daki Müslümanlara  mektuplar yazarak, ziyaretlerde bulunarak Osmanlı Devleti’ne destek olmaları için teşvikte bulunmuş, bu sayede Rusya’dan çok sayıda  genç Müslüman, Osmanlıya destekte bulunmak için  gelmiştir. Hindistan, Afganistan, Japonya, Malezya, Çin ve daha pek çok ülkede onun gayretleri neticesinde Osmanlı’ya yardım sandıkları açılmıştır. Birinci dünya savaşı sırasında Almanlar tarafından esir edilmiş olan Rus ordusundaki Tatar ve Başkurt Müslümanlarını ikna ederek, Osmanlı devleti tarafına geçmelerini sağlamış, bu sayede bir “Asya Taburu”  kurularak Irak cephesinde İngilizlere karşı konulmasına da katkıda bulunmuştur. Ancak Abdürreşit İbrahim Avrupa, Osmanlı, Rusya ve Sibirya ile sınırlı kalmayarak, “yeryüzünde seyredin” ayeti kerimesini de kendine rehber edinerek, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerindeki en önemli seyyahı olma niteliğini de taşımaktadır. Amerika ve Güney Afrika hariç dünyanın birçok yerini dolaşmış, Uzakdoğu’ya kadar gitmiş hatta Osmanlı Japon ilişkilerindeki merkezi isim olma özelliğini taşımıştır. Ne var ki gerek doğunun ve gerekse İslam dünyasının son derece mühim ve dikkat çekici bu şahsiyeti üzerinde, vefatının ardından uzun bir sessizlik hakim olmuştur. Onun hayatı hakkında yeterli çalışmalar yapılamamıştır.

Abdürreşit İbrahim Kendi Hayatını Anlattı

 

Bizden sonra gelecek olan gençlere rehber olsun, yol göstersin diye bu hal tercümesini kaleme alıyorum diyen Abdürreşit İbrahim, kendi hayatını kaleme almaya karar vererek Tecüme-i Halim Ya ki Başıma Gelenler isimli bir otobiyografi yazmıştır. Ne zaman yazıldığı hakkında bilgi bulunmayan eserin 1905-1907 yıllarında, Petersburg’da yazıldığı tahmin edilmektedir. İki cilt olarak tasarlanan bu eserin ilk cildi yayınlanmış olmakla birlikte ikinci cildi basılamamıştır. Birinci ciltte ise Abdürreşit İbrahim, 1885 yılına kadar olan yani hayatının ilk 27 yılını anlatmıştır.

Eserine öncelikle doğduğu bölge olan Sibirya bölgesini tanıtmakla başlamış, Sibirya’nın iklim, İslam’ı kabul ettiği dönem, buradaki eğitim durumu gibi çeşitli konularda değinmiş bunun yanı sıra son bölümde kendi aile şeceresi hakkında da bilgi vermiştir.

23 Nisan 1857 tarihinde, Rusya’nın Batı Sibirya bölgesindeki Tara kasabasında dünyaya gelen Abdürreşit İbrahim, zengin bir ailenin çocuğu değildir. Babası Ömer Bey, Sibirya’nın muhtariyeti için çaba gösteren dindar bir kişidir. Annesi Afife Hanım ise Tara’da bulunan medreselerde kız öğrencilere muallimlik yapmıştır.

Eserinde, küçük yaşlarda başladığı eğitim hayatını anlatırken gittiği yerlerdeki medreselerin eğitim durumlarından, hatırladığı kadarı ile verilen derslerden bahsetmiş, gerek hocaların gerekse bölge halkının eğitime verdikleri öneme değinmiştir. Elmen köyünde eğitim görürken oradaki insanların çok fakir olmalarına rağmen gerek ilme gerekse medrese talebelerine gösterdikleri ilgi ve hizmetleri şu satırlarla anlatmaktadır:

“Gayet fakir bir Başkurt köyü olup, insanları gayet fakir idiler. Buna rağmen beş yüz kadar talebe okuturlardı. Evlerini talebelere vererek kendileri kümes tabir olunacak barakalarda, bütün bir aile üst üste yaşarlardı. Bu köyden biri öldüğünde akrabaları onun okuttuğu talebe sayısı ile övünürlerdi. Talebelerine hiçbir karşılık beklemeden ekmek verir, çamaşırlarını yıkarlardı.”

Abdürreşit İbrahim, bu köyde eğitim görürken annesinin vefat haberini alır ve babasının, ölmeden önce onu görmek istediğini yazdığı bir mektup üzerine Tara’ya doğru yola çıkar. Ancak zor iklim şartları ve fakirlik nedeniyle istediği vakitte memleketine ulaşamaz ve yolda iken babasının da vefat haberini alır. Hayatında artık bir dönüm noktası yaşayan Abdürreşit İbrahim, bu yıllarını ve yaşadığı zorlukları Tercüme-i Halim’de ayrıntılı olarak anlatmaktadır. Parasızlık ve garipliğin kendisinde oluşturduğu derin üzüntüsüne ve günlerce ağladığına sık sık satırlarında yer vermektedir. Bu üzücü olayların ardından, eğitim hayatına devam etmek istese de çalışmak zorunda da kalması ve bulunduğu medreselerde eğitimin çok iyi olmaması nedeniyle çok fazla bir şey öğrenemediğinden yakınmaktadır. Hayatının on yıldan fazlasını medreselerde eğitimle geçirmesine rağmen tatmin edici bir sonuca ulaşamadığını, bu durumun ise Sibirya’da nitelikli medrese ve hocaların olmamasından kaynaklandığını düşünmektedir.

Anne babasının vefatının ardından Abdürreşit İbrahim için ikinci dönüm noktasını, pasaportunun süresinin dolması sebebiyle hapse atıldığı günler oluşturmuştur. Bir yıl kadar süren hapishane hayatı onun kişiliği üzerinde derin etkiler yapar çünkü bu dönemde Rusların Müslümanları koyduğu hapishanelerde kalanlar arasında siyasi ve dini sebeplerde gelen çok kişi bulunmaktadır. Onlarla, Rus baskısı altında olan Müslümanların durumunu konuşma ve istişare etme imkânı bulmuş ayrıca birçok şey öğrenmişti. “Hapishane bizim için tam bir mektep hizmetini gördü” satırlarından da bu durum anlaşılmaktadır. Önceleri ilk defa hapishaneye girdiği için hissettiği derin utanç ve acıyı anlatan Abdürreşit İbrahim, daha sonra buranın kendisi için fayda sağladığını fark etmişti. Bu günlerini “Hapishanenin Esrarı” adlı başka bir eserde kaleme aldığını da ifade etmektedir. Bu eserinin de ne zaman yayınlandığı bilinmemekle birlikte orada yer alan birçok bilginin Tercüme-i Halim’de de  kısmen ifade edildiği anlaşılmaktadır.

Abdürreşit İbrahim, hapishaneden çıktıktan sonra çok fazla Sibirya’da kalmayarak Medine’ye gider. Burada iyi bir eğitim almaya karar verir. Mısır’ın İngilizler tarafından işgal edildiği bir döneme denk gelen Medine’deki eğitimi, yine onun hayatında derin izler bırakacak bir dönemi olmuştur. Mısır ve Osmanlı Devleti tarafından sürgün edilen kişilerin bulunduğu bir bölge haline gelen Medine ve Mekke’de bir çok önemli isimle karşılaşmış, onlarla sohbet etme imkanı bulmuştur. Bu dönemde Hocalarının yaşanan olaylar hakkındaki görüşlerinden hatırladıklarına ve yazdığı notlara da eserinde yer vermiştir.

Medine’de ki eğitim hayatının sonlarına geldiğinde, burada kalmak istese de hocaları onun Sibirya’ya girerek eğitim vermesini istemiş, bu konuda ona önemli desteklerde bulunmuş ve  eserinde Sibirya’ya gönderilecek olan öğrencilerinin bulunmasının onlarda oluşturduğu heyecan da dile getirilmiştir. Sibirya’ya dönerken İstanbul’a da uğrayan Abdürreşit İbrahim burada İzmirli İsmail Hakkı gibi önemli isimlerle de görüştüğünü ifade etmektedir.

Eserinin sonunda Medine’deki eğitimi neticesinde aldığı icazetnamesine de yer vermiştir. Tercüme-i Halim’in ilk cildinin daha çok tesadüfî kabilde olduğunu ve bu yüzden ikinci kısımdan ayırdığını ifade etse de onun hayatı hakkında bizlere kendi kaleminden çok önemli bilgiler vermesi bakımından eser önemini korumaktadır. Bu eser, 1944 yılında vefat eden Abdürreşit İbrahim’in, 1885 yılına kadar olan yaşamını bizlere sunmaktadır.

Abdürreşit İbrahim, Tercüme-i Halim Ya ki Başıma Gelenler, İkdam Matbaası, Petersburg,128s.

Güncelleme Tarihi: 13 Ekim 2018, 12:32
YORUM EKLE

banner33

banner37