Gıyaseddin Nakkaş'ın Çin Sefaretnamesi: Acaib'ül Letaif

Eserde Sarayın büyüklüğü, imparatorun hizmetlilerinin çokluğu, imparatorun tahta oturma merasimleri, elçiler için düzenlenen ziyafetler, kaldıkları odaların özellikleri, imparatorun dini ve ibadet şekli gibi birçok konuda değerli bilgiler bulunmaktadır.

Gıyaseddin Nakkaş'ın Çin Sefaretnamesi: Acaib'ül Letaif

Esra Çifci Dünya Bülteni / Tarih Dosyası

Çinliler ile Müslümanlar arasında, İslamiyet’in ilk yıllarından itibaren ilişkiler sürekli devam etmiştir. Özellikle ticaret hem Çinlileri hem de Müslümanları birbirine bağlayan önemli bir etken olmuştur. Çin de, zaman zaman Müslüman tüccarların gelmesi engellenmek istenmiştir. Ancak bu girişimlerin yapıldığı dönemlerde, Çin büyük ekonomik zararlara girmişti. Yeniden ülkelerine gelip ticaret yapmaları için Müslümanlara birçok olanaklar sunmaya çalışmışlardır.

Bazı Müslüman ülkelerinin, topraklarını Çin’in sınırları yönünde genişletmeleri bazen ilişkilerin yeniden gerginleşmesine sebep olmuştur. Timur, ülkesinin topraklarını batı yönünde genişletirken doğu yönünde de ilerlemeyi ihmal etmiyordu. Doğuda fethedilen topraklar ise Ming hanedanlığının mülkü altında bulunan Çin toprakları sayılmaktaydı. Bu durumdan rahatsız olan Ming İmparatoru, büyük bir elçi heyeti göndererek bu rahatsızlığını dile getirmek istemişti. Elçiler önce imparatorun güzel hediyelerini sunmuş ardından Ming hanedanının mektubu Timur’a vermişlerdi. İmparator, Timur’un Ming hanedanlığının arazilerini işgal ettiğini ve bunların vergisini 7 yıldır ödemediğini elçilerle birlikte vergileri de göndermesini istemişti. Bu duruma sinirlenen Timur ise imparatorluğun haklı olduğunu ancak 7 senelik vergiyi bu heyetin taşımasının mümkün olmayacağını bu yüzden bizzat kendisinin bu vergileri ileteceğini belirtmiş ardından Çin’e savaş açmak için büyük bir ordu hazırlamıştı. Ancak Timur yolda iken vefat etmiş ve ordu geri dönmüştü.

Timur’un ardından gelen oğulları (Şahruh Sultan ve Halil Sultan )ise Ming hanedanlığı ile olan ilişkilerinde daha ılımlı davranmışlar ve ticari ilişkilerini sürdürmeye çalışmışlardı. Ming hanedanlığı ile olan ilişkiler genelde elçiler ve mektuplar vasıtası ile sağlanmaya çalışıyordu. Hatta Çin imparatorunu ve Çinlileri İslamiyet’e davet eden yaklaşımlarda bulunmuşlardı. Ming İmparatoru bazen mektuplarda yakışıksız ifadeler kullansa da dönemin kralları Şahruh Sultan ve Halil Sultan ılımlı tavırlarını devam ettirmeye çalışıyorlardı. Çin elçilerinin kraldan getirdikleri mektuplarda Şahruh Sultan için “Orta Asya ülkelerinin Efendisi”  ibareleri yer almakla birlikte, Çin imparatoru mektubuna attığı imzalarda “Yeryüzü Ülkelerinin Efendisi”  ibaresini kullanıyordu.

Çin ile olan bu ilişkiler çerçevesinde Ming İmparatorluğuna gönderilen elçi heyetlerinden birinde Gıyaseddin Nakkaş da bulunmaktaydı. Gıyadessin Nakkaş, Çin’e giderken bir sefaretname kaleme almış hem Çin’e varıncaya kadar, yolda şahit olduklarını anlatmış, hem de Çin İmparatorunun sarayında gördüklerini, kendilerinin nasıl ağırlandığını rapor etmeye çalışmıştır.

1420 yılında Herat’tan yola çıkan Gıyaseddin Nakkaş, büyük bir elçi heyeti ile Çin seyahatini gerçekleştirmiştir. Ayrıca Gıyaseddin Nakkaş ve heyeti yolda iken diğer vilayetlerin sultanlarının elçileri de onlara katılmışlardı. Pekin’e gidene kadar yolda gördüğü acayip şeyleri kaleme alamaya çalışan Hoca Gıyaseddin Nakkaş’ın en çok ilgisini çeken şey put haneler olarak kaydettiği Budist mabetleri olmuştur. Yol üzerinde hangi bölgeler büyük putların olduğu, mabetlerin mimari durumu hakkında sık sık bilgi vermiştir. Çin sınırlarına girmeye başladıklarında gösterilen hürmet ve karşılamalardan da bahsetmiştir. Buralarda elçi heyetleri için ziyafetler düzenlenmiştir. Seyahatlerinin Ramazan ayına denk gelmiştir ve Çinlilere oruç olduklarını söylediklerinde, onların Müslümanlara olan saygısı ve büyük zahmetlerle hazırlattıkları ziyafet sofralarını hemen toplatmaları ve bundan habersiz olduklarını belirterek elçi heyetinden özür dilemeleri, Hoca Gıyaseddin’in hoşuna giden yönler olarak sefaretnamede yerini almıştır. Ayrıca Çinlilerin haberleşmedeki hızlı istemleri de Gıyaseddin Nakkaş’ın ilgisini çeken şeyler arasındadır.

Han-Balık’a (imparatorun bulunduğu şehir /Pekin) ulaştıklarında ise Gıyaseddin Nakaş tamamen imparatorluk sarayı hakkında bilgi vermeye özen göstermiştir. Sarayın büyüklüğü, imparatorun hizmetlilerinin çokluğu, imparatorun tahta oturma merasimleri, elçiler için düzenlenen ziyafetler, kaldıkları odaların özellikleri, imparatorun dini ve ibadet şekli gibi birçok konuda değerli bilgiler bulunmaktadır.  Hoca Gıyaseddin’e ilginç gelen yönlerden biri de suçlulara verilen cezalardır. Bu konuya sık sık değinmiştir. Bizzat imparatorun büyük suçlular hakkında hüküm vermesi, suçluların imparatorun huzuruna suçlarına göre belli muameleler ile çıkarılması ver her gün birçok kişinin farklı şekillerde öldürülmesi bazılarının parçalara ayrılması bazılarının idam edilmesi gibi farklı ayrıntılardan bahsetmektedir.

Çin İmparatoruna, Şahruh Sultan’ın hediyelerini takdim ettikten sonra, Ming imparatorunun hediye edilen atlardan birinden düşmesi üzerine yaşadıkları sıkıntıyı da dile getiren Hoca Gıyaseddin,  İmparatorun ayağını sakatladığını ve kendilerinin de çok üzüntülü bir şekilde sultanı ziyaret ettiklerini belirtmekle birlikte yaşanan bu olayın onların başına açtığı sıkıntıyı da anlatır. Bunun kasıtlı olmuş olabileceği şüphesi ile elçilerin hapsedilmesi ve gönderilmemesi yönünde haberler çıkmıştır. Çin sarayında hiç kimsenin kendilerini savunmayıp, bunda elçilerin hiçbir suçunun bulunmadığını bir suçlu aranacaksa bunun Şahruh sultan olabileceğini dile getirmediğini ve büyük bir korku yaşadıklarını belirten Hoca Gıyaseddin, daha sonra elçilere kötü davranıldığı söylentisinin çıkabileceği endişesi ile kendilerine herhangi bir ceza uygulanmadığını belirtir.

Gıyadessin Nakkaş’ın, “ Acaibül Letaif” eserinin ismi Katip Çelebi’nin Cihannüması’nda bahsedilmesine rağmen uzun süre bulunamamıştır ancak Sultan Abdülhamid’in damadı, Nevşehirli İbrahim Paşa’nın esere ulaşması ve Farsça olan eseri Mütercim Asım Efendi’ye Osmanlı Türkçesi’ne tercüme ettirmesiyle birlikte bu nadide eser yeniden sonraki nesillere kazandırılmıştır.

Acaibü’l –Letaif  İsmiyle Hıtay Sefaret-namesi,1420, Gıyaseddin Nakkaş, tercüme: İsmail Asım Efendi, 1331(1913 ), İstanbul Dersa’adet “Kader” Matba’ası.

Prof.Dr. Gülçin Çandaroğlu, Orta Asya’da Timuriler,Çin’de Ming münasebetleri Ch’en Ch’eng Elçilik Raporu,1995, İstanbul.

Güncelleme Tarihi: 20 Aralık 2011, 23:12
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner10