banner27

Kitap dolu bir hayat: Ali Emiri Efendi

Ali Emiri’nin tarih anlayışında Taberi, İbnü’l Esir ve İbnü’l Halika’nın etkisinde kalmıştır. Adı geçen müelliflerin etkisinde kalması onun çoğunluğu İslam kronikleri olan eserlerindeki rivayetçi(nakilci) tarih yazıcılığı özelliğine sahip olmuştur.

Kitap dolu bir hayat: Ali Emiri Efendi

Semih Yakut / Dünya Bülteni / Tarih Servisi

Ali emiri Efendi, 1857 yılında Diyar-ı Bekr havalisinde oldukça bilinen müderrisler, şairler, hattatlar yetiştirmiş olan bir aileden dünyaya geldi. Emiri,  Şair Seyyid Mehmed Emiri Çelebi’nin torunlarından Mehmed Şerif Efendi’nin oğludur. Emiri dünyaya geldiğinde babası altmışın üzerinde, validesi ise çok gençti. Emiri bu ailenin son ferdiydi. Babası Mehmed Şerif Efendi’nin Diyar-ı Bekr’den Bağdat’a uzanan kervanlarla büyük bir ticaret yapan zengin bir tüccardı. Emiri küçük yaşta iken babası vefat etti. Amcası Fethullah Fevzi Efendi’den ve büyük amcası Şaban Kamil Efendi’den alet ilimleri ve hat dersleri, Şirvan Kaymakamı olan dayısından Farsça dersleri aldı.         

Ali Emiri Efendi daha küçük yaşlarda tarihe ilgi duyduğunu yazdığı hayat hikâyesinde dile getirmiştir. Dinlenmeyi ve uykusunu ihmal ederek tarih kitaplarını okuduğunu anlatmıştır. Ali Emiri ; ‘’Cenabı-ı Hakk’ın bana bu kadar tarihi bilgi ihsan etmesinde pek kıymetli muallimlerin yanında, benim geldiğim zaman Diyar-ı Bekr şehri adeta bir kütüphane şeklinde idi. Diyar-ı Bekr eşrafından Müfti Derviş Efendi evlatları hanesine gider üç-dört bin kitap görür. Diyar-ı Bekrli  Said Paşa’nın kaşanesine gider yine o kadar güzel kitaplar bulurdum. Diğer eşrafın haneleri de böyleydi. Bizim hanelere gelince; büyük amcam Şaban Kami Efendi mübalağasız on bin cild kitaba sahipti. Bunlardan faydalanırdım. Bende gece gündüz kimsenin görmediği, işitemediği kitapları incelerdim’’ diyerek tarih ile nasıl tanışıp, sevdiğini dile getirmiştir. Ali Emiri’nin tarihle uğraşmasının asıl nedenini de ise şu sözlerle anlamaktayız; ‘’altı yüz yıldan ziyade Asya, Avrupa ve Afrika gibi dünyanın üç büyük kıtasında hüküm süren Osmanlıların iyi yazılmış bir tarihi yoktur. Gönül arzu eder ki tarihimizle ilgili gizli birer maden cevheri niteliğindeki gerçekleri ortaya koyalım.’’ Ancak, duyduğu arzuya rağmen bu ölçüde güzel ve eksiksiz bir Osmanlı Tarihi yazmayı başaramamıştır.

Ali Emiri’nin tarih anlayışında Taberi, İbnü’l Esir ve İbnü’l Halika’nın  etkisinde kalmıştır. Adı geçen müelliflerin etkisinde kalması onun çoğunluğu İslam kronikleri olan eserlerindeki rivayetçi(nakilci) tarih yazıcılığı özelliğine sahip olmuştur. Ama bazı yazılarında ise bu tarzdan kısmen sıyrılabildiği, öğretici veya faydacı(pragmatik) tarih metoduna uygun bir yazım sergilediği görülür. Ali Emiri, vesikalara(belgelere) dayalı bir tarih anlayışını temel olarak alır. Kaynaklara eğilmeden tarih ilmi yapılamayacağını ifade eder. Tarih yazmanın kolay olmadığını, her yönden bilgili olmalı gerektiğini yazar. Yaşadığı dönemin alışılmış tarzda tarih yazan vak’a-nüvislerinden biri olmamasına rağmen ‘’o, bir tarih yazıcısı değildir’’ demekte mümkün değildir. Ali  Emiri tarih anlayışını şu sözcüklerle dile getirmiştir: ‘’bir memleketin ilim ve kültürünü anlamak isteyen, muallimlerin ahlakına ve mekteplerin tarih ile ilgili programına baksın. ‘’  

21 yaşında başladığı memuriyete ömrünün sonuna kadar devam etti ve bu süre zarfında birçok il dolaştı, ömrünün sonlarını İstanbul da geçirdi . İstanbul da iken sık sık sahaflar da zaman geçirirdi. Gücü yettiğince kütüphanesine değer üstüne değer katardı. O dönem de sahaflar günümüzden olduğundan çok farklıydı. Sahafların genelde müşterileri seçkin insanlardı. Genç öğrenciler öğretmenlerin yanı sıra yazarlar, sanatkarlar, Darülfünun  müderrisleri, eski kitap tiryakisi İstanbul efendileri, kabuğuna çekilmiş İstanbul bilginleri…Emiri  de onlardan biri… Hem de gediklilerinden… Haftada en az üç gün sahaflara uğramadan edemezdi. Her zaman yaptığı gibi sahaflarda bir dükkâna girdi ama farkında değildi birazdan dünyanın en bahtiyar insanı olacağından. Burhan beye selam verdi. ‘’ yeni bir şey var mı? ‘’ diye sordu. ‘’bir kitap var ama biraz pahalı, dedi Burhan Bey. Ben bunu belki iyi bir fiyatla alır diye Maarif Nazırı Emrullah efendi’ye götürdüm. Bilim Kurulu’na havale etti. ‘’inceleyelim, neticesini bir hafta sonra bildiririz ‘’ dediler. Peki dedim. Bir hafta sonra gittiğimde on lira teklif ettiler. Ben de: ‘kitap benim değil başkasınındır. Otuz liradan bir kuruş aşağıya vermiyor’ dedim. Bunun üzerine ‘ öyleyse al kitabını, istemiyoruz. Biz otuz liraya bir kitap değil bir kütüphane satın alırız ‘ diyerek kitabı iade ettiler. Bakın eğer işinize yararsa siz alın. Kitap sahibi ile anlaştığımız müddet bu gün sona eriyor. Satılmadığı takdirde yarın kitabı sahibine vermeye mecburum. Kitaba şöyle bir göz gezdiren Emiri, çok büyük bir define keşfettiğini anladı. Meğerse yüz yıllardır kayıp olan Divan-ü lügat’it-Türk idi bu kitap. Ama Emiri’nin üzerinde 15 lira vardı. Devamını yarın versem olmaz mı dedi fakat kitapçı razı gelmedi. İki üç dakika sonra dükkanın önünden eski darülfünunun edebiyat muallimi dostu Faik Reşit Bey geçti hemen kapıya çıkarak onu çağırdı. Aksilik ya onda da topu topu on lira varmış. Sen üzülme hemen eve gider sana devamını getiririm dedi. Çok geçmeden Faik Bey geldi, parayı Emiri’ye verdi Emiri de otuz üç lira verdi üç lirada bahşiş bıraktı. Emiri herkese bu kitaptan bahsediyor fakat aşığı gibi kimseye göstermiyordu. Dostu Ziya Gökalp’a dahi göstermiyordu Ziya Bey de bu kitabın aşkıyla yanıp tutuşmuştu. ilk defa kitabı Kilisli muallim Rifat Bey e gösterdi. İki ay Rifat Bey her gün birkaç saat meşgul oldu kitabı üç defa okudu. İki ay sonunda kitabın eksiksiz olduğu ortaya çıkınca Emiri sevincinden ağladı ve evinin bir bölümünü çömezine bağışladı.       

Tarih araştırmaları ve bilgisi, yaşadığı dönemin bu konudaki devlet yetkilerini dikkatini çekmiş, Ali Emiri, Osmanlı Tarih Encümeni ile Asar-ı İslamiye ve Milliye Encümeni A’zalığına getirilmiştir. Bu arada Maarif Nezareti(Eğitim Bakanlığı) tarafından, mufassal(ayrıntılı) ve resimli bir Osmanlı tarihi ile resimli bir Osmanlı Edebiyat Tarihi yazılması hususunda bilgisine başvurulmuştur. Ali Emiri bir durum değerlendirmesi yaparak, her iki eserinde yazılabileceği cevabını vermiştir. Fakat o sıralarda neşredilmekte olan Yeni Mecmua’nın 22. Sayısında Darul-fünun Türk Tarihi ve Türk Edebiyat Tarihi muallimi olan M. Fuad Köprülü ‘ nün :’’ memlekette tarih telakkisine henüz ortaçağ zihniyeti hâkimdir. Milli Tarih Telakkisi’nin belirsizlik içinde bulunduğu, anlaşılamadığı bu dönemde böyle bir tarih yazılamaz’’ görüşünü ortaya atması üzerine, bu kitapları yazmaktan vazgeçen ve Köprülüyü zihinleri bulandırmakla suçlayan Ali Emiri bu makaleyi yazan Köprülünün konu esas gayesinden uzaklaştırdığını da ileri sürmüştür. Böylece Köprülü ile aralarında başlayan fikri ve ilmi uyuşmazlıklar dolayısı ile Köprülüye cevap vermek gayesiyle yazmış olduğu bir yazısını birkaç makaleye ayırarak; ilk makaleyi Milli Tarih’in Tetebbu’ları başlığıyla Vakit gazetesinde, ikinci makaleyi de Kitabeler Zaiyatı başlığı ile İkdam gazetesinde neşretmiştir. Bu makalelerin sayısı kırktan fazladır. Ali Emiri, Maarif Nezareti’nin istediği kitapları yazmaktan vazgeçmekten kalmayıp, görevli olduğu encümenlerden de çekilmiştir. Bu konu ile ilgili şu sözleri söylemiştir:’’ vatan ve milletime hizmet için giriştiğim birçok teşebbüste veya hükümetimizin bu gayeyi gerçekleştirmek üzere bana verdiği görevlere karşılık; Milli Tetebbu’lar ve Yeni Mecmua gibi iki gürültücü derginin aleyhime yaptıkları yayınlar sonucunda, hem Osmanlı Tarih Encümeni A’zalığından hem de Asar-ı İslamiye ve Milliye Encümeni reisliğinden, beni kısa süre içinde çekilmeye mecbur etmeselerdi, tarih sahasında arzu edilenin belki de yüz katı milletin istifadesine sunulacaktı’’ fikrini dile getirmiştir.

1916 yılına kadar büyük bir özveriyle bir araya topladığı kitaplarını kendisine tahsis edilen Feyzullah Efendi Medresesinde bir kütüphane kurdu. Bütün ısrarlara rağmen kütüphaneye kendi ismini vermeyen Emiri,  ‘ben bu kitapları milletim için topladım milletime vakfediyorum ‘ diyerek kütüphanenin adını ‘’millet kütüphanesi’’ koymuştur.17 Nisan 1916 tarihinde kurup 23 Ocak 1924 yılına kadar, yani ölümüne kadar kütüphanenin müdürlüğünü yapmıştır. Hiç evlenmeyen Emiri ömrünü ilme adamıştır. Vefat ettiğinde ailesi olan meşhur edebiyatçı ve şairler yazıları ve şiirleriyle onu yalnız bırakmamışlardır. Ancak onu en iyi anlatan, ebedileştiren şiir şüphesiz Yahya Kemal’in yazdığı şu gazeldir:  

Muhtaç  isen füyuzuna eslaf pendinin
Diz çök önünde şimdi Emiri Efendi’nin

Kaynakça:
1- BİR KİTAP DOSTU ALİ EMİRİ EFENDİ, Kültür Bakanlığı Yayınları ( Dr. Kemal Çelik )
2- ALİ EMİRİ EFENDİ ( Dr. Muhtar Tevfikoğlu )
3- Ali Emiri Efendi,  Osmanlı Tarih ve Edebiyat Mecmûası.  (Millet Ktp. Gzm 571-573) İstanbul, 1334-1336 R
4- Ali Emiri Efendi, Tezkire-i Şuârâ-i Âmîd. C. I, Matba’a-i Âmidî, 1328 H., Dersaadet, 4245 s. (Millet Ktp. A.E Tarih 782  

Güncelleme Tarihi: 06 Aralık 2010, 17:44
YORUM EKLE
YORUMLAR
fghtyh
fghtyh - 8 yıl Önce

tuytuyser

SIRADAKİ HABER

banner26

banner25