banner39

12.06.2022, 23:28

Hattat Ahmed Ziyauddin Bey Medine'de vefat etti

(Ali Ulvi Kurucu Beyin kardeşi, IRCICA Jüri üyesi, Ezher mezunu, Dokuz yazı çeşidiyle yazı yazan, öğrenci iken  hocaları toplanıp yazdığı güzel yazıları seyre dalan, hat sanatında kemale ermediği mülahazasıyla 90 sene kendini talebe olarak gören, nefsine gurur gelir endişesiyle kimseye imzalı yazı vermeyen, benlik duygularını çoktan aşmış ve bu davranışı ile günümüz hattatlarımıza ağır bir sorumluluk yüklemiş olan,  nev’i şahsına münhasır,  emsali hat tarihinde  bulunmayan mütevazı bir Hattat idi. Allah rahmet eylesin).                                                                                                                         

 

                               Aklam-ı Tis’a  Hattatı Ahmed Ziyauddin                                    

                                                                      (1931-2022)                                                                                    

 

Değerli yazar ve şair Mevlana İdris’in acısı daha küllenmemişken ikinci bir kayıp hat dünyasını yasa boğdu. Merhum, Mütefekkir şair Ali Ulvi Kurucu Beyin  kardeşi, Hattat Hamid-i Âmidî’nin öğrencisi Ahmed Ziyauddin Bey bu sabah (11.06.2022)  Medine-i Münevvere’de  ebedi aleme irtihal etti. Ahmet Ziyauddin Bey son senelerde şeker hastalığından kaynaklanan sağlık problemleriyle uğraşıyordu.  91 yaşında aramızdan ayrıldı. Onun vefatını burada (Suudi Arabistan’da)  hat  sanatı ile meşgul olan Hattat  Zeki El Haşimi ve Medine’de mukim öğrencilerinden Bender El Ömerî’den duydum. Bugün (12.06.2022) Mescid-i Nebevi’de kılınan sabah namazından sonra Cennetü’l Bakî’ Kabristanına tevdi edildi.  İnna Lillah ve İnna İleyhi Raciûn. 

https://www.dunyabizim.com/images/haberler/haber/2015/08/25/hamid-aytac.jpg

Üstadın yazısı Hattat Zeki Haşimi'den alınmıştır

IRCICA Hat Jüri Üyesi Ahmed Ziyauddin Bey’in hattatlığı klasik hattatlarımıza benzemiyor.  Aklam-ı Tis’a dediğimiz Dokuz yazı çeşidi ile estetik yazı yazabilirdi. Ancak 91 sene kendini hat talebesi olarak görmüş ve hat üzerinden şöhret kazanmak istememiştir. Yazılarını kimseye göstermediğine dair yanlış bir kanaat da hattatlar arasında dolaşmaktadır. Oysa o büyük hattatlara saygısızlık olmasın diye yazılarını teşhir etmiyor, yakıyordu. Bu aşırı tevazuu ailesine başsağlığı dilediğimde de hissettim. Ali Ulvi Beyin kerimesi Sare Hanım babası ile ilgili konuşurken aynı tevazuu gösteriyor ve Anadolu insanının adeta babamı uçurduğundan yakınıyordu. Hiç olmazsa bu yazıya serlevha yapmak için bir yazı örneği istedim. Maalesef hiçbir yazısının mevcut olmadığını kızının beyanlarına atfen bildirdi ve  babası  Ali Ulvi Beyin hatıratında yazdıklarının tamamının doğru olduğunu teyit etti. Dokuz yazı çeşidinden güzel yazı yazan Ahmed Ziyauddin Bey’i ağabeyi Ali Ulvi Kurucu’nun hatıralarından özetleyerek aşağıya aktardım:  Özgeçmişini yazdıktan sona sizi Ali Ulvi Beyin hattat kardeşini anlatımıyla başbaşa bırakıyorum. Muhakkak ki onu en iyi anlatan Ali Ulvi Bey olmalıdır.

Özgeçmişi:

Merhum Üstad Ahmed Ziyauddin  H. 1349 (Miladi: 1931) senesinde Medine-i Münevvere’de doğdu. Üniversite tahsili için Kahire’ye gönderildi.  Ezher Üniversitesinde okurken  Kahire’deki “Tahsînu’l Hutut” Medresesinde hat dersleri aldı. 1953-1955  senesinde   okul hocalarının yanısıra Seyyid İbrahim’den özel olarak  tezhip dersleri aldı. 1956 senesinde tekrar Medine’ye döndü ve çeşitli okullarda din dersleri ve  Arapça  öğretmenliği yaptı. İstanbul’a çeşitli ziyaretlerde bulunarak Büyük Hattat Hamid-i Âmidî’den dersler aldı. Hamid Bey kendisinden icazet vermek için bir kıt’a yazı yazmasını istedi. Çeşitli sebeplerden dolayı bunu yazıp takdim edemedi. Hat Sanatının derin sırlarını öğrenmeye yönelik aşkı sönmedi. Merhum Hattatlardan Mustafa Halim,  Ahmet Kamil,  Abdulaziz Errufa’î, Kemal Batanay ve Necmettin Okyay’dan da dersler aldı. Hat sırlarına derin vukufiyetinden dolayı IRCICA tarafından her yıl düzenlenen hat yarışmalarında  jüri üyesi oldu.

Hattat Ahmed Ziyauddin iki çocuk babası idi ve  hattın 9 çeşidinin bütün inceliklerine  vakıf olarak temayüz etmişti. Elinde büyük hattatlardan Sami Efendi, Muhammed Şevkî, Muhammed Şefîk, Muhammed Nazîf, Ahmed Kamil, Ahmed Arif, Hamidu’l Âmidi ve diğer büyük hattatlara ait orijinal  ve kıymetli bir hat  koleksiyonu vardı.

 https://www.youtube.com/watch?v=Vw01L3H7QNA

Kardeşim hat sanatında fani olmuş bir zat idi:

“Kardeşim Ahmed Ziyaeddin  “fena fi’l hat” denecek derecede hatta meraklı ve aynı zamanda bugün mübalağa olarak söylemiyorum İslam yazısının dokuz çeşidini de en güzel şekilde yazan bir hattattır. Vaktiyle Mısır’daki Abdulaziz Er-Rıfaî merhum tarafından açılan  Güzel Sanatlar’a bağlı “Tahsînu’l Hutut” Mektebinde talebe iken hocaları olan büyük hattatlar, Hüsnü, Seyyid İbrahim Mekkavî, Necib Huvanî  biraderin yazılarına bakarken:  “Ahmed Ziya, senin yazılarına biz tashih etmek için bakmayız , Maşallah, Barekellah, ellerin dert görmesin demek için bakıyoruz” derlermiş.

Kardeşim Ahmed Ziya, bu kudrette bir hattat olmasıyla birlikte, İslam hat sanatının, sülüs, celi, nesih, rika, ta’lik,dîvanî, icaze, reyhanî, kûfî, bütün bunları en güzel şekilde yazdığı halde  niçin eser vermiyor?  Acaba kaç eseri vardır? diye sorulduğunda, Ahmed Ziya son derece mütevazı bir insandır şöyle cevap verir:

“Asrımızda Hamid Beyleri, Halim Beyleri gördük. Bilhassa eserleriyle dünyayı hat sanatına gark etmiş olan, hattın İmamı sayılan Rakım’lar, Şefîkler, Kazasker’ler, Şevki’ler, Sami’ler,  Hamid’ler, Halim’ler, Hasan Rıza’lar varken, onların yazılarının yanında, benim de yazım var diye yazı yazmayı kendime yakıştıramıyorum”.

Gönül ister ki birader Ziya bir Kuran-ı Kerim yazsın.

Çok kıymetli hat eserleri toplamış olan Musa Topbaş beyin yeğeni olan Ziya Aydın Bey. Kendisi hem hattan anlar  güzel de yazar. Bir çok kıymetli levhalar, kitabeler, meşkler toplamıştır. O şöyle söyler:

“Üstadım!... Eğer biraderiniz Ziya Beyin hüneri bende olsaydı dünyayı yazıya gark ederdim. Geçenlerde bir nesih yazdı, Rabbim şahittir, Hasan Rıza desem caiz. O kadar güzel bir Dîvanî yazdı, Sami desem caiz… O kadar süratli kalemi var. Fakat bu tevazu kendisini eser veremez hale getiriyor.”

Akşama kadar yazar sonra yakar

Acınacak bir haldir. Bugün biraderin yazdığı rikayı yazacak kimse yok. Yani yaşayan hattatları ben bilirim, görüyorum. Rabbimden ben de niyaz ederim ki birader Ahmed Ziya’ya bir Kur’anı Kerim yazmak nasip olsun inşallah.

Dostlar sorarlar:

“Şimdiye kadar ne yazmıştır hocam, levha olarak. Yani kaç tane, mesela yüz tane mi yazdı? Ve hangi vesile ile yazdı? Cevap veririm:  “Birader 45 senedir akşama kadar yazar, akşam onları yakar…”

Eyvah… Ya asıl üzülecek taraf da budur. Söylesem kimse inanmaz.  Şu anda ben de evimde  biraderin yazdığı tek bir levha bile yoktur!...

Konyalı Merhum Hafız Ahmed Kağnıcı vardı, yazıya meraklı bir kimse idi.  Biraderden yazı rica etmiş:

“Ziya Ağabey lütfen bana  bir levha yaz” demiş.  Birader, bir Ayet-i Kerime mi, Hadis-i Şerîf mi bir şey yazmış. Hem nesih yazmış, hem sülüs yazmış hem de celi yazmış. Altına da “Ketebehu Hafız Ahmed Kağnıcı” diye imza atmış. Hafız Ahmed: “Ağabey olmadı bu, ben bunu nasıl asarım?” deyince de:  “Zaten asma diye yazdım. Kendinde kalsın kafidir. Ben büyük hattatları gördükten sonra, Hafız Ahmed, kendime hattat diyemiyorum” cevabını vermiş.

Birader de benim gibi Rakım aşığıdır. Rakım’dan sonra gelen Şefik Bey, Kazasker, bilhassa Şevki ve Hacı Arif.  Bence İkinci Rakım sayılan Sami’nin yazılarına da bakar, hayran olur.

“Filan hattatın şivesi böyledir, vav’ı böyle yazar, kaf’ı böyle yazar”

“Yahu yazar anladık, sen nasıl yazarsın be Allahın kulu?” dediğimizde,

“Canım maksat güzel yazı görmek değil mi? İşte bakın onların yazılarına, kafidir” der.

Halbuki herkesin isteği şudur: Birader Ziya altı ayını Medine-i Münevvere’de altı ayını İstanbul’da geçirse yazı kabiliyeti olan genç nesil var, yazıya aşık, yetişmiş kabiliyetler var, onlara yazı meşk etse…

Burada gerçi birader, bazı talebeler yetiştiriyor. Merhum Mustafa Necatuddin Efendi’nin küçük oğlu Abdulaziz’i yetiştirdi. Çok güzel nesih yazıyor. Şimdi sülüs ve celi’ye de başladı elhamdülillah. Tabi bunlar az.

Burada Hasan Şükrü diye bir hattat da yetişti. Türk Muhammed Ali Bey var. Ahmed Ramazan Beyin damadı, geçenlerde öyle dedi:

“Süratinden tashislerini takip edemiyorum”.

“Hocam biraderiniz Ziya Hoca, yazı gösterirken, bazı harfleri tashih ediyor, maşallah, barekellah, elindeki kalemin kıvraklığına hayran oluyorum… Hatta hocam anlayamadım, çok acele yaptınız, bu harfin başı nasıl alınacak, ortadan nasıl yazılacak, sonu nasıl çekilecek?”   Gösteriyor:

“İşte babam, yavrum, şöyle çekilir, böyle çekilir” diyor.   O kadar acele ki Halim Bey için süratli yazardı derlerdi, kardeşiniz Ziya Hoca da aynen Halim bey gibi acele yazan bir hattattır. Tashihlerini de kavrayamıyorum. O kadar acele o kadar eli yatkın, o kadar kolaylıkla yapıyor ki… Bu kadar güzel nesih yazan insanın, bir Delail-i Hayrat yazması, bir Kuran-ı Kerim yazması, hayran olurum”…

Birader Mısır’da hem Hüsn-i Hat Mektebinden mezundur, birincilikle şehadetname almıştır, hem de Tezhip… onu da anlar, onu da anlar… İslam hat sanatının ilminde, fenninde bu kadar derinleşmiş olan, hat’da fani olmuş olan, dokuz yazı çeşidinin hepsini de en güzel şekilde  yazmış olan biraderimden bir eser görememek, hakikaten kederle, üzüntüyle bahsedilecek bir haldir… Bir tuhaf tevazu ile:

“O hattatların yanında, ben kendime hattat mı diyebilirim?” diyor. Benim de, “Akif Bey’den sonra Yahya Kemal’den sonra nasıl şiir yazarım? Yazamam demem mi lazım?…

Mesela “Gümüş Tül ve Alevler”deki şiirlerimden hiç olmazsa bir kaçını, rika, ta’lik, nesih, sülüs yazsa da kitaba koysak ne iyi olurdu!

Efendim son derece güzel yazar, kardeşim diye söylemiyorum, yazdığı neshi, ta’likı, dîvanîyi, rıkayı, reyhanîyi, icazeyi, Allah şahit bugün yazacak bir hattat yok bu gök kubbenin altında, desem caiz; bazı hattat kardeşler darılmasınlar….

Cenabı Hak hepsinin ömrünü, feyzini, amel ve hatlarının hüsn ü cemalini ziyade eylesin. İntikal etmiş olanlarına rahmetler buyursun.” A.U.K.

Yorumlar (5)
Talip Büyükanbarlar 2 ay önce
Ziya beyin hanımı Emine Kurucu anlatmıştı; Eskiden evimiz Babül Mecid te, şimdi Mescidi Nebevi nin sınırları içerisinde kalan bir yerde otururduk.
Üç katlı evin en üst katında kendimiz, orta katta Ziya beyin ağabeyi Ali Ulvi Kurucu, giriş katta ise birkaç odayı Umreye Hacca gelenlere misafir odası olarak kullanırdık.
Yıllar önce tanıdık bir zat hacca geldiğinde bu odalarda kalırken, merdiven altında bir çöp poşetinden taşmış evraklar dikkatini çekmiş, bakmış hepsi hat yazıları, Ziya beyin çalışmaları.
Sormuş: Emine abla nedir bunlar?
Ziya beyin odasından topladığım, yakılmak üzere oraya bıraktığım müsveddeler, dedim.
Bu zat o yazı çalışmalarından bir kısmını almış, dönerken yanında Türkiye ye götürmüş.
Aradan yıllar geçiyor, Ziya bey bir Türkiye ziyaretinde bu zatın evine misafir oluyor. Ev sahibi o hat çalışmalarını Ziya beyin önüne getiriyor: Bak bakalım bu hat yazılarını beğenecekmisin? Diye soruyor.
Ziya bey bu, hatları görünce kendinden geçiyor, feryatlar getirerek inceliyor, kim bu hattat, neden yarım bu yazılar, hani imzası nerde, kim bu cevher? Diye ısrarla ev sahibine soruyor.
Ev sahibi Ziya beyin namını, hüsnü hatta olan aşkını şevkini bilirmiş ama gördükleri karşısında inanamamış sormuş: Gerçekten bu yazıları tanıyamadın mı, hattatı bilmiyor musun? Diye sormuş.
Ziya bey hattatı tanıyamadığını, ısrarla hattatın kim olduğunu öğrenmek isteyince, ev sahibi: Yahu Ziya bey, bu yazılar sana ait, sizin merdiven altından topladım getirdim fî senesinde deyince, Ziya beyin canı sıkılmış kağıtları elinden atmış: Yırt yak bunları hiçbiri beş para etmez, demiş.
Kendisinden hat dersleri gördüğüm günlerde edindiğim intiba; Hattat Ahmet Ziya bey kendi yazılarını tevazu gereği beğenmezlikten gelir, onca hat üstadının yanında kendi yazdıklarını değersiz bilirdi.
Bir defasında Ünlü Hattat Hasan Çelebi hocadan dinlemiştim: Ahmet Ziya efendi şu an yeryüzünde yaşayıp dokuz çeşit hattı kaide ve kurallarıyla bilen tek hattattır, birçok meşhur hattatlar vardır, en fazla üç hat çeşidi bilirler, Ziya efendi ise dokuzunuda bilir yazar ama kendi kıymetini bilmezlikten gelir, demişti.
Ziya bey bana Rika hattı öğretirken örnek olarak Hattat Mehmet Şevket beyin yazılarına bakarak yazmamı, Rika hattında en güçlü yazıların Şevket efendiye ait olduğunu söyler, kendi el yazısıyla ödev vermezdi.
Sezai Alkan 2 ay önce
Allah rahmet eylesin menanı cennet olsun ne mutlu ki sav peygamber efendimize komşu oluyor.
Talip Büyükanbarlar 2 ay önce
91 yılında rahmetlinin evine gider hat dersleri alırdım.
Yazınızda da belirttiğiniz gibi çok mütevazi, müstesna bir şahsiyetti.
Neredeyse yok denecek kadar hat levhaları vardı.
Bir dersimizde sordum: Ziya amca neden hat levhası yazıp eser bırakmıyorsun?
Odanın köşesini gösterdi: bak şurada duran siyah kağıdı getir, dedi.
Kağıdı aldım, rulo halindeydi, birlikte itinayla açtık, bir de ne göreyim, siyah mukavva kağıdın üzerinde altın suyuyla yazılmış Divani hattıyla muhteşem bir ayet.
Bakmaya doyamazsınız, 50-60 cm. Eninde, 30 cm. Boyunda kayığı andıran Celî Divani ile yazılmış, altında Ziya amcanın imzası, bakmaya doyamıyorum.
Bunu damadıma yazdım, hediye edeceğim, çok rica etti kıramadım, dedi.
Sonra yazıyı incelemeye koyuldu, daldı yazıya kendinden geçti ve bir süre sonra irkildi, titrek bir sesle: olmamış yahu olmamış, bu harf burda böyle yazılmamalıydı, bunu yırtıp yerine yenisini yazmak lazım, zaten içime sinmiyor levha yazmak diyerek kağıdı üstünden tuttu ikiye ayıracaktı tam, kıvrak bir hareketle kağıdı alttan çektim yırtılmaktan kurtarıp hemen kapıya doğru kaçtım, bana bağrıyor : yırt onu talip olmadı o levha yırt, diye.
Ben kapıdan hanımı Emine ablayı çağırıyorum: Emine abla yetiş Ziya amca yazdığı levhayı yırtacak, diye.
Emine abla koşarak geldi: aman talip çok iyi ettin çağırdın, damat çok üzülürdü levha yırtılsaydı, ben bunu Ziya amcanın bulamayacağı bir yere saklayım, dedi götürdü.
Allah rahmet eylesin, çok severdim kendisini, çok teşvik edici bir üslubu vardı, onunla vakit geçirmek çok büyük bir zevkti benim için.
Kübra 2 ay önce
Amin..
Elinize sağlık
metin zoray 2 ay önce
Ahmed Ziyauddin bey e ALLAH RAHMET ETSİN, size de cok tesekkur ederım Osman kardes.
23
parçalı bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?