Bayramı aşk gibi yaşamak

Bu sene de Ramazan ayını idrak etmeye gayret ettik ve bayrama kavuştuk.

Bayramı aşk gibi yaşamak

Erdem Bayazıt "Aşk Risalesi" şiirinde "aşk"ı şöyle anlatıyor:

"Ah oruçlu bir ağustos vaktinde
Bir kayanın dibinden kaynayan
Soğuk ve berrak sulara
Uzanıp kana kana
Avuç avuç alıp
Yüzümüzde içimizde
Duyduğumuz
Gibi
Aşk."

Ateş gibi sıcak günlerin yaşandığı bir Ramazan-ı Şerif'i yine geride bıraktık. Güneşin altında kavrulan kayaların birinin dibinden kaynayan bir pınardan çıkan soğuk sudan içmek istedik tam bir ay boyunca... Susuzluktan dilimizin damağımızın kuruduğu oruç saatlerinde insanları diri tutan iki şey vardı: Birincisi, Allah'ın rızasına nail olmak... İkincisi, iftar dakikasına kavuşmak...

Gelecek Ramazan ayına ulaşacabilecek miyiz? Meçhul... Günler boyu süren maddî ve manevî temizlenme, bizi kaç hafta taşıyacak istikbâle? Kalbimizi kirletmeden kaç ay dayanabileceğiz şu gri renkli dünyada? Yunus Emre'deki teslimiyetin, Aziz Mahmud Hüdai'deki itaatın yüzde kaçı var bizde? Gözlerimizi hep ileri dikmişiz, biraz aşağıya -kalbimize- bakabilsek, kimbilir neler görüp de, adımlarımızı yavaşlatacağız. Hep uzaklara bakmaktan, yakınımızda olanları görmez olmuş gözlerimiz. Halbuki yakınımızı da görmek lazım...

Endülüs'de yetişen hanım velîlerden Fâtıma binti Müsennâ (rahmetullahi teâlâ aleyhâ) bir Ramazân-ı şerîf bayramı akşamı, bulunduğu beldedeki câminin önünden geçiyordu. Caminin Ebû Âmir ismindeki müezzini, elindeki sopayla Fâtıma binti Müsennâ'ya vurunca, dönüp müezzine baktı ve bir şey söylemeden ayrılıp gitti.

Gönlü incinmişti. Kırık gönülle evinde sabaha kadar ibâdet ve tâatine devâm etti. Kendisine sopa ile vuran müezzin Ebû Âmir sabah ezanını okumaya başlayınca, Fâtıma binti Müsennâ, o müezzin için Allahü teâlâya duâ etmeye başladı. Allahü teâlânın bir velî kulunu inciten kimseyi, mutlakâ cezâlandıracağını biliyordu. Müezzinin başına bir belâ gelmesinin yakın olduğunu bildiği ve belâya düçâr olmaması için "Ya Rabbî! Şu gecenin son vaktinde, herkes uyurken kalkıp senin ismini, Kelime-i şehâdeti, Kelime-i tevhîdi söyleyen, Senin ve Habîbinin ismini zikreden, Senin dâvetini, emrini, Senin kullarına bildiren şu kimseyi, bana yaptığı sebebiyle cezâlandırma. Onu affet. Beni kırmış olduğu için ona cezâ verme. Âmin" diye duâ etti.

İmâm-ı Şâfiî (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretlerinin talebelerinden biri anlatır: Bir bayram günü İmâm-ı Şâfiî hazretleri ile berâber mescidden çıktık. Bir mesele hakkında sohbet ediyorlardı. Evlerinin kapısına gelince, bir hizmetçi gelerek kendisine bir kese altın uzattı, efendisinin selâmı olduğunu ve bunu kabûl buyurmasını istirham etti. İmâm-ı Şâfiî hazretleri de keseyi kabûl etti.

Biraz sonra bir kişi gelip, "hanımım bir çocuk doğurdu. Yanımda hiç param yok. Sizden Allah rızâsı için biraz para istiyorum" deyince, Hazreti İmâm keseyi hiç açmadan, olduğu gibi o şahsa verdi. Halbuki biliyordum ki, kendisinin de hiç parası yoktu.

Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî, ölümünü gerdek gecesi "Şeb-i Arûs" (Sevgiliye kavuşma) günü olarak kabullenmişti. Şeb-i Arûs hayatta fedakârlıkla başlar, ölüm boyunca devam eder, öbür âleme kavuşmakla tamamlanır.

Şeb-i Arûs olarak kabul ettiğimiz ifade, canın beden kafesinden kurtularak aslına döndüğü, katrenin denize, can ummanına erdiği andır. Ki, bu an "vuslat gecesi" olarak isimlendiriliyor. Ölmeden önce ölmek mertebesinden geçen âşık artık dünya denen duraktan hakiki kavuşmaya ermeyi heyecan dolu bir coşku ile bekler.

Yorgunluk olmadan istirahatin kıymeti bilinmez. Oruç olmadan, teravih kılınmadan bayramın lezzeti anlaşılmaz. Dünya hayatı yaşanmadan da, âhiret günü yaşanacak bayramın sevinci, neş'esi tam anlamıyla idrak edilemez. Bunun için Allah'a şükredip, bugün yeniden ulaştığımız bayramımız "bayram" olsun, diye niyaz edelim.

Güncelleme Tarihi: 14 Temmuz 2015, 18:37
banner53
YORUM EKLE

banner39