banner15

Hocasız sanatkâr olunmaz

Hat, tezhip, ebru, minyatür ve çini sanatkârlarıyla, talebeleriyle geleneksel sanatlarda hoca ve hocalık vasfı ve ustalarından beklentileri üzerine hasbıhal ettik

Hocasız sanatkâr olunmaz

İbrahim Ethem Gören/ Dünya Bülteni-Kültür Servisi

“Hocanın ağzından çıkan, kaleminden dökülen her harfi takip eylemek gerekir. İlim, hocanın iç dünyasında tecrübeye dönüştükten sonra zaten kapalı kalamaz.”

Öz sanatlarımız hoca-talebe, usta çırak münasebetiyle elden ele, gönülden gönüle aktarılarak son yılların en parlak devrini yaşıyor, sanatlarımızın izzeti Osmanlı asırlarındaki gibi layık olduğu mevkie doğru ilerliyor.

Büyükşehirler başta olmak üzere ülkemizin hemen her vilayetinde hususi atölyeler, üniversiteler, belediyeler ve STK’lar eliyle geleneksel sanatlarımız usta sanatkârların gayretleriyle yeni nesle aktarılıyor…

Hat, tezhip, ebru, minyatür, kaatı ve çini gibi geleneksel sanatlarımız “Kâbili irşâd olan üstad olur üstaddan” kelamı kibarında beyan edildiği üzere ustalar eliyle usta olan ve çoğu zaman da ustalarının hizmetlerinin, birikim ve tetebbuatlarının üzerine yeni sanat ve estetik değerleri ilave eden kabiliyetli, yetişmiş, mahir talebeler tarafından geleceğe taşınıyor…

Hoca ile talebe münasebeti başladığında ortaya çıkan sinerji ile bu birliktelik Ali Alparslan Merhum’un “Diğer sanatlarda nasıldır bilemem ama hat sanatında hoca talebe münasebeti hoca vefat edene kadar devam eder.”buyurduğu gibi hoca vefat edene kadar devam ediyor ve geçtiğimiz günlerde garik-i rahmet olan hocaların hocası Dündar Tahsin Aykutalp’in dediği gibi hocasız sanatkar olunmuyor.

Hat, tezhip, ebru, minyatür ve çini sanatkârlarıyla, talebeleriyle geleneksel sanatlarda hoca ve hocalık vasfı ve ustalarından beklentileri üzerine hasbıhal ettik… Sanatkârlarımız hemen her biri bu konuya dair öznesinde edep ve hürmet bulunan değerli görüşlerini ortaya koydular…

Önümüzdeki haftalarda bu kez hocaların talebelerden ve talebelik vasfından beklentilerine dair bir soruşturma dosyası hazırlama niyetinde olduğumuzu belirterek soruşturma dosyamıza katkıda bulunan sanatkâr arkadaşlarımıza teşekkürlerimi arz ediyorum.

ÖĞRENMENİN YOLU ÂDÂB VE EDEPTEN GEÇER


Ayşenur Bayam, Çini talebesi (Ankara)

Hoca vasfı nedir?

Hoca vasfı; hem öğrendiğim sanat dalında, hem hayatın işleyişinde bana rehber ve öğretici olacak yön gösterecek özellikleri taşıyan kişidir. Sanat bir bilimdir aynı zamanda ve hocada bir bilgin... Hoca bir sanatçı aynı zamanda… Sadece icra ettiği sanat nedeniyle değil, öğretebilme kabiliyetiyle de bir sanatkâr…

Hoca, sarp dağlardaki berrak, soğuk, tatlı suya sahip kaynak gibidir. Bu kaynağa kim ulaşıp faydalanmak istemez ki? Hz. Ali'nin ”Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum'' sözleri, benim için hoca kelimesinin içini dolduran en önemli cümledir.

İnsanoğlunun varoluşuyla beraber, bilgi ve öğrenme ihtiyacı olmuştur. Bu bilgileri edinirken sarf edilen gayret ve çalışma bazılarını diğerlerinden ileride kılmıştır. Daha fazla çalışma neticesinde bu insanlar bir takım vasıflar edinmişlerdir. Rehberlik eden ve öğretici olan insanlar zaman içinde, hoca, üstad dediğimiz, saygınlığı olan mertebelere gelmişlerdir. Tabiatıyla, bu onlara bir üstünlük kazandırmıştır.

HOCADAN ANNE TİTİZLİĞİ BEKLENİR

Hocadan ne beklersiniz?

Benim bir talebe olarak amacım, hocamdan mümkün olduğunca istifade etmektir. Hocamın bildiklerini, en ufak detayıyla bana öğretmesini ve hata yaptığım zamanlarda beni ikaz etmesini talep ederim. Ben de bu sanatlarda, hocanın dizinin dibinde oturarak öğrenme geleneğini devam ettirme ve hocadan sadır olacak her bilgiyi kapma azminde olmak isterim. Nasıl ki bir anne çocuğunu koruma, öğretme, geleceğe hazırlama konusunda titizlenir, bir hocadan da aynı titizliği görmek, hoca ile aramızdaki bağı kuvvetlendiren önemli bir hâldir.

Hocamın beni eğitirken dünya sanatçılarıyla yarışır hale getirmesi, geleneği geleceğe aktarma konusunda beni yeni ufuklara taşıması da beklentilerimdendir. Hoca hamuru karan, içine hangi miktarda ne koyacağını iyi bilen ve piştiğinde tadından bile emin olan kişi olmalı... Belki çok mana yüklemişim beklentilerime ama bir çini talebesi olmak ve geleneksel âdâb ile bu sanatı öğrenmeye çalışmak bana tüm bunları içtenlikle hissettiriyor…

ÖĞRENMENİN YOLU ÂDÂB VE EDEPTEN GEÇER

Hoca talebe arasında nasıl bir münasebet olmalı?

Türk-İslâm Sanatları’nın kültürümüze kazandırdığı değerlerden biri de hoca ile talebe arasındaki ilişkiye verdiği şekildir. Buna göre talebe işini, hocanın kazandırdığı disiplin çerçevesinde gayret ve edeple yapmalıdır. Hocalar da gelecek nesillere aktarılacak olan sanatlarının bir aracı olan öğrencilerine, teşvik edici, kol kanat gerici ve motive edici bir yaklaşım sergilemelidir. Bu işi gerek ses tonuyla, gerek davranış biçimiyle bana zamanla daha da sevdirmesi ve atölyemizi güzel bir çalışma ortamı haline getirmesinden dolayı Ayşe Özkan Hocam benim ideal hoca kavramımı oluşturan bir kişiliktir.

Çalışılan, üretilen ve insan olan her yerde elbet hatalar da olacaktır. Bunları tolere eden, pozitif yaklaşımlarıyla, içten ve dürüst olan bir hoca, talebeyi de kendisi gibi yetiştirecektir mutlaka. Son olarak söylemek isterim ki, öğrenmenin yolu, adab ve edepten geçer...

İLMİN MANEVİYATINA HOCASIZ VÂKIF OLUNAMAZ


Emine Geçtan, Müzehhibe, DKAB Öğretmeni (İstanbul)

Sizce 'Hoca' vasfı nedir?

Bana göre ideal hocada olması gereken en önemli vasıflar: Liyakat, ehliyet, adalet. Merhamet, sabır. His ile tefekkür dünyası arasında uyum ve tutarlılık. 'El-Emin' olana güvendiği için komplekssiz. Ufuk açıcı, rehber, aktif iyi, kuşatıcı. Pedagojik formasyon:)

Hocadan ne beklersiniz?

Aktardığı ilmin teori ve pratiğinin öncesinde ve devamında o ilmin edebini, maneviyatını 'Hâl dili' ile öğretmesi beklenir. Çünkü ilmin teori ve pratiğine günümüzde kitle iletişim araçları sayesinde rahatlıkla ulaşabiliriz ama o ilmin maneviyatına, edebiyatına ve felsefesine 'hoca'sız vâkıf olamayız. Bunun dışında hoca, talebeye talip olduğu ilmi öğreneceği hususunda güvenmeli ve güvendiğini hissettirmelidir. Hoca kendinin türevlerini yetiştirmiş olmakla başarıya ulaşmış olmaz. Bilakis kendinin dışında nev-i şahsına münhasır talebeler yetiştirmelidir.

Hoca talebe ilişkisi nasıl olmalıdır?

Hoca ile talebe arasında bağımlılık değil bağlılık olmalıdır. Bu bağlılık, içerisinde önce saygıyı sonra muhabbeti barındırmalıdır. Hocanın beklentisi talebenin kabiliyeti oranında olmalı; buna mukabil talebe hocanın verdiği ilmi sonuna kadar alma gayreti içerisinde bulunmalıdır.

HOCASIZ SANATKÂR OLUNMAZ


Erkan Bakım Hat Talebesi, Şair, Türkçe Öğretmeni

Sizce “Hoca” vasfı nedir?

Yüzyılları içine alan bir medeniyet bakiyesini düşündüğümüz zaman “Hoca” vasfını örnekleriyle anlatmak bir kitaba denk gelir desek yeridir. Tarihimizi incelediğimizde hoca vasfını kazanan kişilerin özelikle bilgi, din ve ahlâk yönünden diğer insanlardan ayrıldığı görülür. Bu kişiler, hayatı yaşama yönüyle örnektirler. Adl-i Mutlak karşısında her zaman talebe olan hocalar, beşer için bir nevi kılavuzdur. Bu doğrultuda düşünürsek Peygamber Efendimiz (s.a.) “Muallim’ül Ekber”dir. Anlatarak ve uygulayarak hoca düsturu ile öğretmek en güzel onda şekillenir. İşte bu görev efendimizden miras yolu ile hocaların omuzlarındadır. Bir hadîs-i şerifte meâlen; “Bildiğini saklayan muallimin ağzına, ateşten gem vurulur” buyrulur.

HOCASIZ SANATKÂR OLUNMAZ

Tarih boyunca hocaya saygının, her şartta hocaya kâni gelmenin ve boyun bükmenin ne demek olduğunu yaşayan bir milletiz. Medrese, dergâh ve benzeri ilim, irfan, tasavvuf meclisleri hep bu düstur üzere can verdi topluma. Bir hocanın rahle-i tedrisine gönül veren talebeler yetişti, olgunlaştı ve ilim sermayemizin bir halkası oldular. Tevazu ile taşıdılar ilimlerini. Bir Lâ Edrî deyişte şöyle gelmiştir:

Mazhar-ı feyz olamaz düşmeyecek hâke nebât

Mütevazı olanı rahmet-i Rahman büyütür.

Bütün bunlar paralelinde düşündüğümüz zaman bir hüsn-i hat hocasının vasfı da burada ortaya çıkar. Geçtiğimiz günlerde hakka yürüyen (rahmete nail olsun inşallah) Dündar Tahsin Aykutalp hocanın şu veciz ifadesiyle: “Hocasız sanatkâr olunmaz”.

Hocadan ne beklersiniz?

Bir talebe hocasının dizinin dibine râm olduysa gerisi elbet gelir. Nitekim talebe, hocasıyla şekillenir. Yunus Emre’nin, hocası Tabduk Emre, dergâhına eğri odunun bile giremeyeceğini düşünüp doğru odunların peşinde olması önemli bir misaldir. İlim için hoca huzuruna çıkan bir talebenin aklından hocası ile ilgili bir kötülük geçmez. Bunların aksine bir teslimiyet, saygıyla birleşen bir korku ve hayranlık vardır. Bu bağlamda kültürümüzü anlatmak için önemli damarlardan biri; usta-çırak veya hoca-talebe münasebetidir.

Devrinin yegâne talik hattatı Mehmed Esad Yesarî Efendi’nin Veliyyüddin Efendi tarafından bir anlık gaflet ile kabul görmeyişinin ardından Dedezâde Seyyid Mehmed Efendi’nin kendilerini hüsniyetiyle meşke kabulü, hoca olgusunu biraz daha netleştirir sanırım. Zira Mehmed Esad Yesarî’nin icazet töreninde Veliyyüddin Efendi aynen şunları ifade etmiştir: “Cenâb-ı Hakk bu zâtı, enf-i istikbarımızı kırmak için göndermiştir.”

Her daim kendini bir talebe olarak bilen bendeniz, üstadımdan dua beklerim her zaman. Onun silsile yolu ile taşıyarak talebelerinin omuzlarına paylaştırdığı hüsn-i hat ilmi, biz talebeleri vasıtasıyla hakkaniyetle özümsendikçe, bu silsilede var olan bütün hattatların ruhaniyetine bir güzellik ve esenlik düşeceğine inanıyorum. Hülasa, kültürümüzü can siperâne savunmak için hocaya saygı elzemdir. Aksi durumda, Mehmet Âkif Ersoy’un korktuğu gerçekleşir: “Sahipsiz olan memleketin batması haktır/Sen sahip çıkarsan bu vatan batmayacaktır!”

Hoca talebe arasında nasıl bir münasebet olmalı?

“Rabbî yessir…” meşkiyle başlayan hüsn-i hat eğitimi, yazıyı öğrenmekten çok öte bir durum. Noktayla başlayan bu eğitim noktalarla devam edip bir gün noktalansa da önemli olan her harf çizgisi boyunca manevi çizgileri aşmadan sabır bardağını taşırmadan erimekte ve şekillenmektir. Eğer bir hoca, ruhaniyetini avucuna almış maddî ve manevî süfliyetlere düşerse ilimde gedikler açılır. Elbet talebeler de bu hezeyandan incinirler. Demir leblebiyi ağzında mum eden hocalar var oldukça hiçbir top kal’a-ı medeniyetimizi yıkamaz.

Hocanın aktardığı ilmin eşiğine yüz sürerek feyizlenen talebeler, Allah’ın da yardımıyla kemâle ererse işte o zaman bizim dünya gözü ile göremediğimiz o manevî köprü açılır ve o ilmin devir teslim töreni yapılır. Artık bundan sonrasında ise; başlı başına bir eser olan talebe, eser vücuda getirdikçe hocanın gönlü rahat; ruhu şâd olur.

Efendim; hocanın ağzından çıkan, kaleminden dökülen her harfi takip eylemek gerekir. İlim, hocanın iç dünyasında tecrübeye dönüştükten sonra zaten kapalı kalamaz. Artık hoca çevresini aydınlatmak kabilindeki mum gibidir. Talebe ise bir pervâne vesselâm…

TALEBE HOCA OLMADAN MÜREKKEPSİZ KAMIŞ KALEME BENZER


Esma Nur Karameşe, Bülent Ecevit Üniversitesi Eğitim Bilimleri Bölümü Araştırma Görevlisi/ Hat talebesi (Zonguldak)

Sizce "Hoca" vasfı nedir?

Hoca vasfını kelimelerle tanımlamaya-ifade etmeye çalışıp sınırlamak yerine hoca olan kişinin bunu davranışlarıyla talebelerinin ruhlarına, zihinlerine çizdiği şekliyle ifade etmek daha isabetli bir yoldur. Bu sebeple hoca vasfının tanımını yaparken eğitimine mazhâr olduğumuz bir hocamızın davranışlarını betimlemeye gitmek efdal olacaktır. Yani hoca vasfı, talebenin gönlünde yer bulmuş hocasını anlattığı noktada en makbul haliyle ortaya çıkacaktır.

Yüce kitabımız Kur'ân-ı Kerîm'in inen ilk beş ayetinde "kalem" ve "ilim"in var olması İslâm medeniyetinde kaleme ve ilme ne derece önem verildiğini-verilmesi gerektiğini- anlamlı bir şekilde ortaya koymaktadır.

Kaleme sonsuz hürmetin gösterildiği bu sanatta kıvam bulmanın temelinde kuşkusuz İslâm dini üzere yaşamak yer almaktadır. Böyle bir yaşam, sevgi, saygı, tevazu, alçakgönüllülük gibi daha nice hasleti de beraberinde kişiye kazandıracaktır. Bu doğrultuda, doğruluğu, güzelliği, sabrı, yani ki İslâm ahlâkını bünyesinde bütünleyen hat sanatının, gönlün yazıcısı üstâdlar vasıtası ile nesilden nesile aktarıldığını söylemek mümkündür. Öyle ki daha küçük yaşlarda kalem aşkını ruhlarında hisseden talebeler hocalarının dizleri dibinde hemyazıyı öğrenirler hem de hocalarının güzel ahlâkı kişiliklerine sirâyet eder. Hoca da bu süreçte ömür mumunu öğrencileri için harcar ve ışığı cılızlaştığında, titrekleştiğinde bu ulvî görevi üstlenecek olan talebelerinin yollarını aydınlatır. İşte o hoca için ne mutludur ki bu keyfiyetten sonra vazifesini layıkıyla eda etmiş olmanın huzuruna ermeye hazırdır.

Hat sanatında bir eser ortaya çıkarılırken şöyle bir süreç gözlenir; önce noktalar birleşir, çizgi olur ve harf çıkar ortaya. Sonra doğrusu, yanlışı sorgulanır, gereken düzenlemeler yapılır. Nihâyetindeyse kusursuz bir eser ortaya konulmuş olur. Hüsn-i hat sanatına gönül vermiş bir usta hattat da hayatını bu derece bir hassasiyet ve intizam ile sürdürür. Davranışlarını sorgular, doğrusuna yanlışına bakar ve yaptığı muhasebe sonucu en doğru hâle bürünür. Böylece ahlâk mertebeleri boyunca ilerler, kendini Allah'ın yarattığı güzel bir eser olarak sunar. Hoca, Allah'ın görevlendirdiği elçi gibidir. Nasıl ki bu yüce elçi insanları doğru yola ulaştırmak adına kendini feda eder, hoca da talebelerinin güzel olanı tercih etmeleri için zamanını bu uğurda feda eder, durmak bilmeden çalışır. Tam da burada hoca vasfı kendini açığa vurur. Talebesi için içsel bir zorunlulukla, ilhamsal bir motivasyonla, görev aşkıyla kendini bitirmekten çekinmeyen kişi hoca vasfına ulaşmıştır.

TALEBE HOCA OLMADAN MÜREKKEPSİZ KAMIŞ KALEME BENZER

Eğitim Bilimleri alanındaki akademik çalışmalar incelendiğinde, bireylerin şahsiyetlerinin şekillenmeye başladığı yıllardan itibaren hem sanatsal yeteneklerini geliştirmek maksadına yönelik hem de hoca vasfına ermiş zatların güzel ahlaklarından istifâde etmeleri adına bir üstâda talebe olmalarının son derece faydalı olacağı ortaya çıkmaktadır.

Son olarak, 17. asır şâiri Yahyâ Nazım, kalem tutan elden, yazı sanatkârından şöyle söz etmiştir;

Evsâf-ı cemîlün yazan erbâb-ı kemâlün

Destinde olur levh ü kalem nûr u rakam nûr.

Hoca-talebe arasında nasıl bir münasebet olmalıdır?

Kamış hokkadan mürekkep alır, zamanla hokkadaki bu mürekkep azalır. Hokka hafifler belki ama içindeki mürekkep geniş alanlara yayılır, kâğıdın açığını örter, anlam kazanır. İşte burada talebe kamıştır, hoca da mürekkebini talebeleri için feda eden hokka. Talebe hocası olmadan kâğıda iz çıkarmaya çalışan mürekkepsiz kamışa benzer. Ancak ve ancak bir üstâda bende olarak ilmini kâğıda aktarıp bu eşsiz kaynağı ebedîleştirir. Hoca da sanatının hokkaya sıkışıp kalmasını engeller.

Hz. Ali'nin belirttiği üzere; “Yazı üstâdın öğretişinde gizlidir, çok yazmakla kıvam bulur; İslâm dini üzere olmakla devam eder.” Bir üstâda bağlı olmayan, hocasına içli sevgi duymayan, gereken önemi vermeyen, harfi sevmeyen kişi hattat olamayacağı gibi öğretici de olamaz.

Bilinir ki, hoca-talebe arasındaki münasebetin özünde sevgi, saygı, samimiyet ve edeb vardır. Bu hususta, “Bil ki talebe ilme, ilim adamına vehocaya saygı ve hürmet göstermedikçe, bilgi elde edemeyeceği gibi, bilgiden defaydalanamaz”olarak fikrini beyân eden İslâm eğitimcileri de hocadan istifâdenin ön şartının saygı olduğunu belirtmişlerdir.

Talebenin hocaya hürmetine dair nice misâller vardır. Bunlardan pek meşhurundan bahis açalım: Sultan İkinci Mustafa, hat hocası Hâfız Osman kendisine meşk ederken ayakta durur, elinde hocasının hokkasını tutarmış. Bir derste, hocasının hattına hayranlık içerisinde bakan İkinci Mustafa: "Artık bir Hafız Osman daha gelmez" deyince, Hafız Osman'ın cevabı "Sizin gibi hocasına hokka tutanlar geldikçe daha çok Hâfız Osmanlar yetişir." olmuştur.

Hocadan ne beklersiniz?

Her bireyin özünde gerçekleştirilmeyi bekleyen bir potansiyel mevcuttur. Bu potansiyeli gerçekleştirdiği ölçüde özüne yaklaşır, sınırlarını zorlar, tıpkı bir tohumun ağaç olmaya yetkin hâle gelmesi gibi... Eğer kişinin potansiyeliyle gerçekleştirdikleri arasında büyük bir uçurum varsa; çürümüş, yeşermemiş bir tohum ile koca bir çınar gibi yalnızlaşır. İşte bu noktada hoca, kişinin potansiyellerini gerçekleştirmesi adına pek muteber bir yardımcıdır. Yalnızlaşan kişiy çorak topraklardan sıyırıp alır. Hocadan beklentiler de bu ölçüde şekillenip gelişir. Talebenin bu yalnızlaşmadan kendisini alıkoyabileceği bir limandır hoca. Mürekkebin hokkada durmak yerine sanatını kâğıda işleyip olabileceklerini ortaya koyması misâlidir hoca...

HOCA VE TALEBEYİ ANCAK ÖLÜM AYIRIR

Hat, Kur’ân ahlâkı ile ahlâklanma sanatıdır ve kalemin hakkını vermeyi, kalemi ve hokkayı güzellikler adına söyleştirmeyi, edebi, ahlâkı, zarâfeti, tevâzuu gerektirir. Hoca, ilmin varlıkta Hakk'ı idrâk etmek olduğunu kavrayan, sanatın bu yoldaki vazifesini bilen, Yüce Allah'ın rızasını kazanma gayesinde olan ve O'nun kelâmına duyduğu hayranlığın ruhuna, aklına tesirini, aksini görebildiğimiz kişidir. Bir talebe olarak hocamla yolumu kesiştiren Allah'a şükrederim, hocama dua ederim, bu zarif sanatın kişinin kimyasına kattığı sevgi ve edebi ince ince gözlemlememe vesile olduğu için teşekkür ederim.

Bizlere Allah'ın üzerine yemin ettiği kalemi ve onun müziğini sevdiren, kağıdın yazıya hazır hâle gelinceye dek çektiği çileye karşı gösterdiğine misâl olacak bir sabrı bize tanıtan, sevgiyi ruhlarımıza işleyen hocalarımızın gönülleri huzur dolsun... Üstâd Mahmut Şahin'e en kalbî muhabbetlerimle selâm olsun.

Sözü Sâmi Efendi'nin gönlüme ferahlık veren şu sözüyle tamamlamak isterim; "Hoca ve talebeyi ancak ölüm ayırır.”

HOCA EĞİTİCİ OLMALIDIR


İlhami Akan, Ebrucu, Avukat (Eskişehir)

Hoca vasfı nedir?

Hoca, bildiğiyle amel eden, ilmini aktaran, sömürten, emdirendir. Hani, medreselerdeki Arapça temel kitaplarından biri olan Avamil’de geçer ya; “Âlimler helâk oldu, amiller (ilmiyle amel edenler) müstesna, amiller de helâk oldu, muhlisler (halisane şekilde, ihlâsla amel edenler) müstesna.”

Yeni nesillere aktarılmayan, öğretilmeyen ilimler, çam ağacının reçinesinde yüzyıllarca bekleyen kehribarlar yahut toprağın altında bekleyen elmaslar gibi, işe yaramayan cevherler gibidir. Ne zaman ki, reçine, ustaların eline alınır da işlenmeye başlanıp, şeklini bulup da, bir zâkirin elinde zikre dönüşürse yahut ne zaman ki elmas, zarif bir parmakta ışıldarsa, işte o zaman bu cevherler, kıymetlerini bulur ve cevher olurlar…

Hocanın sinesinde iken işe yaramayan ilim, ne zaman ki yerinden çıkar da bir başka zata/talibe aktarılıp, sanata, teknolojiye, insanlığa hizmete dönüşürse işte o zaman hoca, hocalığını yapıyor olur… Hâsılı, hoca vasfı, geçmişin san’atını yahut ilmini, bugünün imbiğinden süzerek, geleceğe aktaran şahsın vasfıdır…

HOCA EĞİTİCİ OLMALIDIR

Hocadan ne beklersiniz?

Hoca, öğretici değil, eğitici olmalıdır. Çünkü, talebe eğitilmiş olursa, öğrenme kendiliğinden gelir. Eğitilmişlik, öğrenme gerekliliğini, öğrenme şuurunu ve bunun icabını ifa etmeyi beraberinde getirir zira. Eğitme, talim ve terbiye ise hocanın asli işi olsa gerektir. Bu sebeple, âcizane benim hocadan beklediğim, öğretmeyi istediği her ne ise, evvela, eğitimle, yani, öğretmek istediği mevzuun, neden öğrenilmesi gerektiğini izah ve bunun şuurunu talebeye zerk etmekle işe koyulmasıdır. Bu şuur talebeye yerleştikten sonra, hocanın anlattıkları, talebeye adeta, evvelce zihnine ye retmiş şeylerin tekrarı gibi, pekiştirici ve yerleştirici olur. Öğrenmek kolaylaşır…

Hoca ile talebe arasında nasıl bir münasebet olmalıdır?

Hoca “hoca” ise, talebe de hocasına layık olmalıdır. Hoca talebesini, büyümeye hazır, taptaze bir fidan olarak görmeli, talebe de, öğreneceği işin ehemmiyetinin şuurunda ve bunun icab ettiği gayretin farkında olmalıdır.

Zahmetsiz rahmet olmaz yahut meşakkatsiz de meserret olmaz… Hem talebe, hem hoca, bu meşki birlikte temin etmeli ve, böylece maksat hâsıl olmadır.

HOCA BÜYÜK BİR ZİNCİRİN BAŞ HALKASIDIR


Leyla Kara Taşpulat, Minyatür Sanatkârı/Felsefe Öğretmeni (İstanbul)

Hocanın vasfı nedir?

Öğretici olmak; aslında tüm mesele de bu kelimede gizli… Öğretmeyi kendine düstur edinmiş olmak öğretmenin ön koşuludur. Tek kelime gibi dursa da aslında öğretmek, öğretebilmek her şeyin başlangıcı… Çünkü kendi içinde sürekli canlı olmayı ve her şeyden daha çok geleceği düşünebilmeyi gerektirir. Öncelikle öğrenme aşkı hiçbir zaman dinmez. Öğrendikleri artık içine sığmayacak hale geldiğinde artık öğretmenin zamanı gelmiştir. Peki, öğrenme bitmiş midir? Asla, öğretebilmeyi öğrenmekle başlar tekrar öğrenmeye. Hoca, büyük bir zincirin baş halkasıdır aslında (yolunu bulmaya çalışan halkaları) her şeyi son noktada birbirine bağlamaya çalışandır. Bu sebeple üretmekten çok daha farklı bir kavramdır öğretebilmek… Nitekim hoca olmak bir ayağının dünde diğerinin ise bugünde olduğu uzun bir yolun başlangıcıdır. Sanatını felsefesiyle yorumlayabilmiş bir hocanın zihnini bilebilmektir bizim içinde…

Hocadan ne beklersiniz?

Çağın büyük hastalığı bencillikken, bizler her şeyden daha çok sanatını bize aktaran tüm bilgilerini armağan olarak sunan ve hayatımıza rehber olacak hocaların ilmine, bilgisine ve eğitimine tabi olmaya gönüllü olduk ve gerekli özeni göstermekteyiz. 

Hocaysanız sonsuz sevmelisiniz ve işiniz salt bilgi vermek olmamalı. Çoğunlukla size heyecanla bakan ve kabına sığmayan ruhlar vardır karşınızda. İlmini ve tecrübesini sizin ruhunuzda sanatına uygun bir şekilde tıpkı bir heykeltraş gibi yontarsanız hocasınızdır.  

Sanatçı, özgürlük için dünyayı değiştireceğini hayal eder, sonsuzluğun kapısını aralar ve sizi de oraya götürmek ister. Öğrencinin gideceği yolda yol gösterici olması ve kendi yolunu bulup hocasıyla bir yerlerde buluşması asıl meseledir.  

Hoca talebe münasebeti ne olmalı?

Öğrenmenin, yani hoca öğrenci ilişkisinin başladığı eşik sayılan felsefe, yolda olmak diyor kendine. Felsefe (Felsefi olarak), yol; bilgi, varılacak yer; öğrenci ise yolcudur. Böyle bir zincirleme teşbih yapıyorsak şayet, hoca da ‘’rehber’’ olur. Yol ne kadar güzel olursa olsun rehber sevgisizse eğer yolcu başka yollara başka rehberlere meyleder. Hoca olmak takip edilecek bir yolun (yol ne kadar engellerle dolu olsa da) korkusuzca ve azimle gidilebileceğinden emin olmak ve öğrencisini yüreklendirmektir. Talebe ise karanlıkta görmeden yürür ama nereye varacağından emin olarak yola teslim olmuştur artık. Hoca ve talebe münasebetinde söylenenlerden çok söylenmeyenler de önemlidir. Hocanın suskunluğunda cevabı bulabilmektir öğrenci olmak da…

HİZMET EDEN HİMMET BULUR


Uğur Taşatan, Ebrucu, Avukat
(İstanbul)

Sizce “Hoca” vasfı nedir?

Bu meselenin bir çırpıda anlatılamayacak kadar çok boyutu olduğu kanaatindeyim. Genel manada düşünürsek “hoca” örnek insandır. Etrafındaki insanları iyiye, doğruya ve güzele sevk eder. Çünkü Allah güzeldir ve güzeli sever. Yaratıcısının sevgisini kazanma gayretindeki kul, güzel ameller işlemekle mükelleftir. Bu güzel amellerden belki de en latifi sanattır. Kadim sanatlarımız hep en güzeli arama gayretinde olan usta sanatkârlar vasıtasıyla ilerlemiştir. Bu sanatkârlar hem icra ettikleri sanat dallarında şah eserler üreterek hem de üstün insani özellikleriyle etraflarına ışık saçmışlardır. Yaydıkları bu ışığın cazibesine pek çok heveskâr gönül kapılmış, kimisinde bu heves bir süre sonra sönmüş kimisinde ise katlanarak artmıştır. İşte bana göre en büyük meziyet bu hevesliler içerisinden sanatı kendinden sonra, aslına sadık kalarak, usulüne ve kaidelerine uygun şekilde devam ettirecek ve aynı zamanda dönüşüme uğratmadan tekâmül ettirebilecek talebeler çıkarabilmek meziyetidir. Sanat tarihimiz boyunca, her biri bir kitap konusu olacak, sanatkâr hocalarımız, sanatlarını emanet edebilecekleri bu özelliklere sahip talebeleri bulup yetiştirmiş ve sanatlarını aslını muhafaza ederek bugüne aktarmayı bilmişlerdir.

“Hakiki Sanatkâr”ı unutmadan sanatını icra eden sanatkârda olması gereken bir diğer önemli vasıf, naçizane kanaatime göre, öğretebilme kabiliyetidir. Kişi, sanatında fevkalade güzel eserler üretiyor olabilir; şahsî özellikleri itibariyle özü, sözü doğru, örnek bir insan olabilir; ancak bildiklerini aktaramıyorsa onun iyi bir hoca olduğundan bahsedemeyiz. Bu durum onun pek tabii ki usta bir sanatkâr olduğu gerçeğini değiştirmez. Ancak konumuz olan hocalık, sanattaki yetkinlikten başka bir şeydir. Öğretme kabiliyeti, sanat öğretme kabiliyetinden ibaret de değildir. Hoca, az önce arz etmeye çalıştığım gibi, kendi üzerinde taşıdığı üstün insani vasıfları ve sanatın edebini de talebesine öğretebilmelidir. Ve hatta diyebilirim ki -haddimi aşıyorsam lütfen mazur görün- sanatın adabına vâkıf olmak çok iyi icra ediyor olmaktan daha önemlidir. Bunun için bir gelenek olarak bizim sanatlarımızda var olan “icazetname” diplomadan farklıdır. Diploma somut bir başarının mahsulüyken icazetname soyut bir güven duygusunun tecellisidir. Hoca, icazet verdiği talebesinin evvela ahlâkına sonra da sanattaki kabiliyetine güveniyor demektir. Çok şükür bu vasıflara ve daha pek çok üstün özelliğe sahip Hocalarımız bugün hayatta ve işlerinin başındadır.

HOCALIK MESLEK DEĞİLDİR

Hocadan ne beklersiniz?

Talebe, talep eden demektir. Bu talep etme eylemi sadece öğrenilen sanatla sınırlanamaz. Gelenekli sanatlarımızda talebe hocasından kendisine tecrübelerini aktarmasını da talep eder. Bu sayede talebe gelecekte bir üyesi olacağı sanat dünyasına hazırlanmış olur. Bunu yaparken hoca talebesini iyi tanımalı, içindeki cevheri ortaya çıkartarak onu yönlendirebilmelidir.

Hocalık bir meslek değildir. Sabah 8, akşam 5 hocalık yapılmaz. Hoca haftanın 7 günü 24 saat hocadır. Talebelerinden gelen tüm sorulara gerektiğinde ailesinden dahi fedakârlık ederek cevap vermelidir. Eskiler ilim evladının soy evladından daha üstün olduğunu söylemiştir.

TEK BEKLENTİM HOCALARININ GÖNLÜNDEN DÜŞMEMEK

Bunlardan çok daha önemli bir husus vardır ki o da hocanın talebeden ne beklediğidir. Hoca talebesinden bir tek şey bekler. O da talebenin tam teslimiyetidir. Rızaya razı olmayı becerebilen talebe için kemâlât sahibi bir hocanın yapmayacağı fedakârlık yoktur. Bir talebe olarak bu fakirin hocalarının gönlünden düşmemekten başka bir beklentisi yoktur.

HİZMET EDEN HİMMET BULUR

Hoca talebe arasında nasıl bir münasebet olmalı?

Bizim sanatlarımız malum olduğu üzere usta-çırak münasebetiyle öğrenilir. Sanata gönül vermiş talebe ustasının önünde diz çöker ve kabiliyeti nisbetince nasiplenir. En çok nasipdâr olan en çok hizmet edendir, zira büyüklerin dediği gibi hizmet eden himmet bulur. Talebe hocasına hizmet ettikçe yol alır. Hocanın talebenin hizmetine ihtiyacı yoktur; lakin talebenin hocasına hizmet etmeye ihtiyacı vardır. Hizmet talebenin rızkıdır.

HOCADAN YARARLANILMAZ; HOCAYA HİZMET EDİLİR

Zamanımızda “Hoca’dan yararlanmak” gibi bizim sanatlarımızın ruhuna aykırı bir ifade ortalarda dolanır oldu. Hocadan yararlanılmaz, hocanın hizmetinde bulunulur. Talebe bu sayede kalben hocasına yakınlaşır. Hocasının bakışından ne demek istediğini anlayacak duruma gelmiş talebeye sanatın bütün kapıları açılmış demektir. Bu durum, hoca-talebe ilişkisinde de, usta-çırak ilişkisinde de, şeyh-derviş ilişkisinde de böyledir.

Hoca ile talebe arasındaki münasebet, her ikisi de bu dünyadan göçene kadar bitmez. Ustanın ebedi âleme göçmesi bu ilişkinin bittiği anlamına gelmez. Ustası yaratıcısına kavuşmuş talebe, kendisi de artık hocalık yapıyor olsa dahi, ilelebet ustasının çömezidir. Karşılaştığı her problemde, hocam hayatta olsa idi bu meseleye nasıl yaklaşırdı sorusunu kendine sorar ve ona göre hareket eder. Her fırsatta hocasının aziz hatırasını yaşatma gayreti içinde olur.

SANATKARLARIMIZIN ÜRÜNLERİNDEN


Ayşenur Bayam'a ait çini eseri


Emine Geçtan'a ait bir tezhip çalışması


Erkan Bakım'ın bir hat çalışması


Esmanur Karameşe'nin bir hat meşki


İlhami Akan'a ait ebru


Leyla Kara Taşpulat tarafından hazırlanan minyatür çalışması


Uğur Taşatan'a ait battal ebru

Güncelleme Tarihi: 25 Şubat 2014, 15:22
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35