banner15

Simit parasıyla cennet

Ali cebinden bir avuç bozuk para çıkarıp öğretmenin masasının üzerine koydu. Nurhan Öğretmen, paraya dokunmadı ve oturduğu yerde öylece düşündü.

Simit parasıyla cennet

Okulda günün son dersi de bitmek üzereydi. Öğrenciler çıkmak için sabırsızlanıyorlardı. Defter ve kitaplarını çantalarına koydular. Zil çalar çalmaz, dışarı çıkmak için hazırdılar. Fakat Ali isimli öğrenci hazırlanmamıştı. Gecikmek için de elinden geleni yapıyordu. Nihayet zil çaldı. Çocuklar bir anda kapıya yöneldilerse de, Ali yerinden kalkmadı. Eşyalarını ağır ağır topladı. Bir yandan göz ucuyla öğretmenine bakıyor, bir yandan da arkadaşlarının gitmesini bekliyordu.

Öğretmeni, onun bu halini fark etti. "Hayrola Ali" dedi. "Eve gitmeyecek misin?"
Ali, son arkadaşının da çıktığını görünce "Sizinle konuşmak istiyordum öğretmenim" dedi.
"Peki" dedi öğretmeni. "Ne söyleyeceksin bakalım?"
"Ahmet arkadaşımız var ya…"
"Evet, ne olmuş Ahmet'e?"
"Durumları pek iyi değil galiba. Annesi, beslenme çantasına pek iyi şeyler koyamıyor."
"Eee?"
"Ona yardım etmek istiyorum. Ama benim yardım ettiğimi bilirse üzülür. Günde bir simit parası biriktirip her hafta size versem, siz de ona verseniz?" Dedikten sonra cebinden bir avuç bozuk para çıkarıp öğretmenin masasının üzerine koydu. Nurhan Öğretmen, paraya dokunmadı. Sandalyesine oturup düşündü. Ali hakkındaki bilgilerini yokladı. Bildiği kadarıyla onun ailesinin durumu da pek iyi değildi. Bu çalışkan ve sevimli öğrencisi, ne kadar da iyi niyetli ve düşünceliydi. Zengin bir ailenin çocuğu olmamasına rağmen yardım etmek istiyordu. Üstelik yardım ettiğinin de bilinmesini istemiyordu.

Nurhan Öğretmen "dur bakalım Ali" dedi. "Bildiğim kadarıyla sizin de maddî durumunuz pek iyi değil. Yanlış mı biliyorum?"
"Doğru biliyorsunuz öğretmenim. Babam gündelikçi. Çoğu zaman iş bulamıyor ama ben de çalışıyor, para kazanıyorum."
"Nerede çalışıyorsun?"
"Simit satıyorum."

Nurhan Öğretmen yine durup düşündü. İyiliğin bu kadarına ne demeliydi şimdi? Bunun gerçekleşmesi zordu. Onu, bundan vazgeçirmek için bir çare bulmalıydı. Bunu yaparken, sevimli öğrencisini de kırmamalıydı. Onunla biraz daha konuşursa, belki bir yolunu bulurdu.

Nurhan Öğretmen "büyüyünce ne olmak istiyorsun" diye sordu.
"Çok zengin bir işadamı…"
"Niçin?"
"İnsanlara daha çok yardım etmek için…"
"Güzel" dedi Nurhan Öğretmen. "Bak şimdi Ali, Ahmet'in ailesinin durumu iyi değil, bu doğru. Ama sizinki de bundan pek farklı değil. İstersen acele etme. Çok zengin olduğun zaman insanlara yardım edersin. Olmaz mı?"
"Olmaz" dedi Ali. "Şimdi yapmalıyım."
"Neden olmaz?"
"Üç sebepten dolayı olmaz. Birincisi; bu para zaten benim değil. İyilik ettiğim için Allah, beni insanlara sevimli gösteriyor. İnsanlar da bundan etkileniyor, daha çok simit alıyorlar. Bu sayede gün boyu çalışanlardan bile fazla simit satıyorum. Hele mahallede Hasan Amca var, her gün iki simit alıp güvercinlere veriyor. İkincisi 'ağaç yaş iken eğilir' deniliyor. Şimdiden iyilik yapmayı öğrenmezsem büyüdüğümde hiç yapamam. Üçüncüsü ise daha önemli: Büyüdüğüm zaman çok zengin bir işadamı olmak istiyorum. Zamanında yatırım yapmayanlar büyük işadamı olamazlar."

Nurhan Öğretmen, karşısında büyük biri varmış gibi dinliyordu. "Bu sonuncusunu pek anlayamadım" dedi.
"Açıklayayım öğretmenim" dedi Ali. "Şimdi çok zengin olmadığım için, ancak günde bir simit parası kadar yardım edebiliyorum. Bundan fazlasını veremem. Allah, Cennet'i gücü kadar iyilik edene veriyor. Şimdi gücüm bu olduğuna göre, Cennet'in fiyatı birkaç simit parası kadardır. Eğer zengin olmadan ölürsem, birkaç simit parasıyla Cennet'e girebilirim. Bundan daha kârlı bir yatırım olur mu?"
Nurhan Öğretmen'in gözleri dolmuştu. Başını 'evet' anlamında sallarken Ali'yi de evine yolladı. Sınıfa geri dönerken okulun boşaldığını fark etti. Eşyalarını toplamak için masasına döndüğünde Ali'nin bıraktığı paraların masa üstünde kaldığını fark etti. Gayrıihtiyarî sandalyesine oturdu ve paraları eline aldı. Hiçbir para ona bu kadar kıymetli gelmemişti. Sanki elinde dünyanın en kıymetli incilerini, yakutlarını, elmaslarını tutuyordu. Hatta bu paralar, mücevherlerden bile kıymetliydi. Bu paralar, bu birkaç kuruş bozuk para, Cenneti satın alabilecek paralardı. Sanki hiç bırakmak istemeyen bir duygu ile sımsıkı kavradı bu bozuk simit paralarını.

Oturduğu yerden kalkamadı Nurhan Öğretmen. Gözlerinin dolduğunu, tarif edilemeyen hislere boğulduğunu anlayarak titredi. Aniden sağanak yağmurları misali ağlamaya başladı. Ağladı… Ağladı… Ağladı.
Kendine geldiğinde akşam olmuştu. Yavaş adımlarla sınıftan çıkıp okuldan ayrılırken dudaklarında "simit parasıyla cenneti satına almak" kelimelerini mırıldanıyordu.
Nurhan öğretmen, okulun bekçisinin şaşkın bakışları altında akşamın alacakaranlığına karışıverdi.

Güncelleme Tarihi: 30 Ekim 2015, 12:12
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35