banner39

banner35

Artık tarihimizi seviyoruz

Modernizm denilen canavar, hilkate aykırı olarak, bütün değerlerimizi ve zenginliklerimizi önemsizleştirdi ki, bütün insanlığı tek tipleştirmek istemektedir. Tâ ki bütün insanlık “tüketim köleleri” olsun...

Hayatın İçinden 28.02.2014, 22:13 28.02.2014, 22:13
Artık tarihimizi seviyoruz

Artık şurası kesin gibi: Modernizm denilen küresel heyulâ, hilkati zorlayıp bütün farklılıklarımızı, bütün değerlerimizi ve bütün zenginliklerimizi önemsizleştirerek bütün insanlığı tek bir potada eritmek ve tek tipleştirmek istemektedir. Tâ ki hepimiz, bütün insanlık “tüketim köleleri” olsun ve dünyanın efendilerinin makinelere, bilgisayarlara ürettirdiklerini biteviye tüketsin. Sanki bize pazarladıklarını elde edebilmek için tereddütsüz her şeyini feda etmeye hazır bağımlılar gibi yapmak istiyorlar hepimizi... Bizim ne yiyeceğimize, ne giyeceğimize, neleri seyredip dinleyeceğimize ve nasıl bir 24 saat yaşayacağımıza artık onlar karar veriyorlar, biz uyguluyoruz. Bunun için küresel bir sûr üfleniyor ve hepimiz çağdaş tüketim mâbedleri alışveriş merkezlerine koşuyor, en üst katlardaki sinemalarda ya da televizyonlarda efendilerimizin bizler için hazırladıklarını modeller üzerinde görüyor, canhıraş gayretlerle ve alt katlara iniyor, satın alıyor, alıyor alıyor, tüketiyor, tüketiyor, tüketiyoruz. Artık kendilerine benzemek için her şeyimizi fedâ etmeye hazır olduğumuz o modeller, şarkıcılar, sporcular şimdi bizim yeni kahramanlarımız.

Bir zamanlar dünyanın farklı yerlerinde milyonlarca insanlar binlerce farklı kültürler bulunurdu. Renk renk, desen desen gökkuşağı ihtişamında değerlerimiz vardı. Her bir topluluğun, her bir kültürün kahramanları vardı ve birbirlerinden farklı idi. İnsanlar hayatlarını yaşarken kahramanlarını örnek alırlar ve onlara benzemeye çalışırlardı. Hiç kimseye bu yaptığınız taklit denmezdi. Belki gerçekte böyle bir kahramanlar da olmayabilirdi. Toplumsal tahayyül ortak değerleri yaşayan, ortak bir şahsiyet dahi üretmiş olabilir, bizde o kahramanlardan, o kahramanlarda bizlerden bir şeyler bulunurdu. Herkes hayaller kurar, her biri birer kahraman olurdu. Şimdi kahramanlarımız da, hayallerimiz de tek tipleşti. Artık küresel kahramanlarımız var. Şimdi herkesin kendisine ait bir Hazreti Hamza’sı yok. Şimdi artık hepimizin Hazreti Hamza’sı Antony Quinn.

Yeryüzünde tek biz kalsak da buna direnmeliyiz. Ne kahramanlarımızı ne hayallerimizi dünyaları verseler değişmemeli, çocuklarımıza kendi kahramanlarımızı anlatmalı ve kendi hayallerini kurdurtmalıyız. İşte bu yüzden elimizdeki çalışma önem arz etmektedir. İşte bu yüzden “tarihimizi çok seviyoruz”. O halde eğer şimdi yatma vaktiyse bu kitaptan her çocuk kendine bir kahraman seçsin ve yavrumuzun yatağının başucunda beraberce kahramanlarımızla hemhâl olup, hayallerimizi zorlayalım. Direnelim.

Prof. Dr. Azmi Özcan

KUTLU METE HAN

Oğuz Han adıyla da bildiğimiz Mete Han, gecesini gündüzüne kalarak çalışıyor. Hun Türklerinin devleti gittikçe güçleniyordu. Ancak ne var ki, komşuları olan Çinliler Türklerin kuvvetlenmesinden tedirgin olmaya başlamışlardı.

Mete Han’la savaşmak için sebep arayan Çin Hükümdarı; günün birinde bir elçi göndererek onun çok sevdiği atını istedi. Eski Türklerde devleti ilgilendiren böyle önemli konulara hakan kendi başına karar vermediği için Mete Han hemen Kurultayı topladı. Durumu görüşen Kurultay, atın düşmana verilmemesi görüşündeydi. Ancak, Mete Han konuyla ilgili olarak söz aldı ve şunları söyledi:

“İstenilen bu at bana aittir. Kendime ait bir mal için milletimi savaşa sürükleyemem. Atım milletim için fedâ olsun!”

At, Çin’den gelen elçiye teslim edildi ve gönderildi.

Ancak. Mete Han’ın bu hareketi düşmanın cesaretini artırmıştı: Yeni bir elçi göndererek Mete Han’ın hizmetinde bulunan ve onun çok önem verdiği kadınlarından birini istediler.

Durum Kurultayda görüşüldü ve kadının gönderilmemesi şeklinde bir karar oluştu. Son olarak Mete Han söz aldı ve şunları söyledi:

“Evet. bu kadın benim için çok değerlidir ama. milletim için fedâ etmekten çekinmem doğru olmaz. Kendi menfaatim için savaşı göze almak milletin kaderiyle oynamaktır. Atım gibi onu da milletime fedâ ediyorum!

Artık Çinliler iyice şımarmışlardı. Mutlaka bir savaş sebebi bulmak ve daha fazla güçlenmeden Hun Türklerini ortadan kaldırmak istiyorlardı. Elçilerini tekrar gönderdiler ve bu defa iki ülke arasında bulunan bir toprak parçasını istediler.

Mete Han konuyu Kurultaya getirdi. Durum görüşüldü ama bu defa farklı bir karar çıktı: Daha önce Mete Han’a mahcup olan Kurultay üyeleri “verimsiz bir toprak parçasını düşmana vermekten ne çıkar” görüşünü benimsediler.

Bunun üzerine Mete Han ayağa kalktı ve şöyle haykırdı:

“Ey gün görmüş ihtiyarlar! Şimdiye kadar düşman tarafından istenen şeyler nefsime aitti. Şimdi istedikleri toprak parçası ise milletimize aittir ve vatanımızın bir parçasıdır. Söyler misiniz, kimin malını kime veriyoruz? Artık savaş kaçınılmaz olmuştur. Herkes bunu böylece bilsin ve hazırlığını yapsın!”

Kurultay üyeleri Mete Han’a bir defa daha mahcup olmuşlardı. Hemen hazırlıklara girişildi. Mete Han kısa zamanda toplanan ve savaşa hazır hale gelen ordusuna şöyle seslendi:

“Vatanı için her an ölmeye hazır olan kahramanlarım! Artık düşmana verilecek bir şeyimiz kalmadı. Şimdi onlara oklarımızla, kargılarımızla ve kılıçlarımızla cevap vereceğiz. İl Beyleri, Boy Beyleri, askerlerim! Hedefiniz Çin ülkesidir; haydi, yürüyün!..”

Bu, Mete Han’ın kurduğu ve dünyanın ilk düzenli ordusunun ilk büyük seferiydi. Bu sefer, adına ve kumandanına yakışır bir şekilde zaferle sonuçlandı. Çok geçmeden Mete Han’ın daha önce Çin’e gönderdiği atı ve kadını da kurtarıldı.

Tarihimi Çok Seviyorum, Sinan Yağmur, Bahar Kitapları, İstanbul 2011

Yorumlar (0)
28
parçalı az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?