banner39

Burkina Faso'dan Başka Bir Savrulma Hikâyesi - Haşim Akın 

Burkina Faso; çok değişik dinin, dilin ve kabilenin yaşadığı bir coğrafyadır. Bazı kabileler yerel şartlarda ve ormanların içinde hayatlarını idame ettirirler. Bunların kendilerine özgü bir safiyeti ve fıtri bir hayatı varmış. Özellikle “varmış” diyorum. Dünyayı kan gölüne çevirmek için her türlü yolu deneyen zalimler buranın fıtratını bozuncaya kadar…

Hayatın İçinden 21.05.2020, 12:54 27.10.2020, 16:48
Burkina Faso'dan Başka Bir Savrulma Hikâyesi - Haşim Akın 

Haşim Akın  

  Âlemlerin fahri sevgili efendimiz şöyle buyurur:  “Her doğan İslam fıtratı üzere doğar.”    Dünyanın neresinde olursa olsun her doğan çocuk, temiz fıtrat ile dünyaya gözlerini açar. İçinde bulunduğu şartlar, zaman içinde ona ayrı bir şekil verir. 
 

 Burkina Faso; çok değişik dinin, dilin ve kabilenin yaşadığı bir coğrafyadır. Bazı kabileler yerel şartlarda ve ormanların içinde hayatlarını idame ettirirler. Bunların kendilerine özgü bir safiyeti ve fıtri bir hayatı varmış. Özellikle “varmış” diyorum. Dünyayı kan gölüne çevirmek için her türlü yolu deneyen zalimler buranın fıtratını bozuncaya kadar…
 

   Bugün ülkenin kuzey sınırlarında insanları canından bezdiren ve yüzbinlerce insanı yurdundan yuvasından eden terör olayları yaşanmaktadır. Bu bölgede iki büyük kabile yaşar. Birisi; Mossilerdir. Bunlar daha çok ziraatla uğraşırlar. Tarlalarını ekip oradan geçinirler. Çoğunluğu Müslümandır. Okumuş olanları da çoktur. Bölgede yaşayan diğer bir grup ise Fulanilerdir. Tamamına yakını Müslümandır. Hayvancılıkla uğraşır ve göçebe şeklinde yaşarlar. Okuma, ilim ve irfan sahibi olma özelliği bunlarda daha azdır. 
 

   Köy hayatını tanıyanlar, iç içe yaşayan bu iki grup arasında çıkabilecek en önemli ihtilafı daha iyi bilirler. Dikkat edilmediğinde hayvanlar, ziraat arazilerine girer ve oraya zarar verir. Bu da bazen büyük kavgaların, uzun süreli küslüklerin sebebi olabilir. İşte bu bölgede de benzeri sıkıntılar sıklıkla yaşanırmış. Bazen sonu ölümle bitecek kavgalar bile olurmuş…  
 

   Ama insani fıtrat bozulmadan ve Allah korkusu yok ölmeden önce bu kavganın çözümü de kolay olurmuş… Tarlasını hayvanlarına talan ettirmiş bir Fulani Müslümana verilebilecek en büyük ceza neymiş bilir misiniz? Tahmin etmekte zorlanacağınızı biliyorum. Ona “Seni Allah’a havale ettim” demek en büyük ceza ve kavgayı bitiren adımmış. Başka konularda sıkıntılı olsalar da işi Allah’a havale etmenin bedelini bilirlermiş. Hemen bu sözle kavga diner, ortalık birden sakinleşir ve suçlu Müslüman titremeye başlarmış. Nasıl korkmasın ki her şeyi gören, bilen ve her şeye kadir olan bir Allah’a havale edildi iş… Suçlu olanın cezasını o kesecek… İmhal eder ama ihmal etmez… 
Yalvarma ve sesini kısıp çözüm yolu isteme sırası şimdi de ona gelmiştir. Hemen özür diler ve tarlaya verdiği zararı tazmin etmek istermiş. Bu durumda tarla sahibinin tek bir seçeneği kalırmış: Zararın miktarı takdir edilecek ve bu zarar için ona verilecek karşılığı kabul edecek... Kabul etmezse, biraz önce bağırıp kavgaya yeltenen ve verdiği zararı bir türlü kabul etmek istemeyen adamın yere çöküp ağladığını ve yalvardığını görürmüşüz... Çünkü suçludur ve işin çözümü âlemlerin rabbi olan Allah’a kalmıştır. Şayet iki kul olarak işi tatlıya bağlayamaz ve Allah’ın müdahalesine gerek kalırsa o adaletiyle davranacaktır. Sonuçta da en azından hayvanları zehirlenecek ve ölecektir. Bunun için mutlaka adam zararını bildirmeli ve bunun tazmin edilmesine imkân vermelidir. 

Ama köprünün altından başka sular akmış. Bizim de bildiğimiz emperyal niyetlerin sahipleri böylesine Allah korkusu taşıyan bir toplumu türlü dünyevi vaatlerle kandırmış. Bu komşuların bir kısmı değişik vaatlerin bir oyunu olarak terör işine bulaşmış. Fulanilerin başrolü oynadığı büyük bir terör olayı tüm bölgeyi yakmaktadır. Artık eskisi gibi Allah’a havale edilince çözülen problemler de kalmamış. Kimi eline silah almış ve düne kadar aynı safta namaz kıldığı komşusunu öldürmüş, kimisi de onların gizli destekçisi olmuş… 

Elbette bu gizli güçler sadece bir tarafı donatmaz. Aynı silahın bir serisi bu yana, diğer serisi de karşı tarafa verilmiş. Bölgede büyük acılar ve göçler eskisi gibi kolayca Allah adına çözülemiyor. 
 Namaz kılmayı öğrettiğimiz kadar düşmanı tanıma ve oyununa direnebilmeyi öğreteliymişiz…
Oruç tutmaya gösterdiğimiz özeni, nefsimizi ve hevamızı tutmaya göstermemiz gerekiyormuş.
Şeytan safların arasına girince dağıtırmış her yeri. Bunu daha önceden idrak etmek gerekiyormuş.  
 Bir huyunu beğenmediğimiz Müslümanı tekfir edip onun katline cevaz vermenin ezberlediğimiz kitabın ana ilkesi olmadığını kavratmalıymışız… 
“Onun kalbini yarıp baktın mı?” uyarısının Medine’de kalmaması gerektiğini iyice düstur haline getirmeliymişiz… 
Geçen zaman kaçmış olabilir. Ama önümüzdeki süreci biz kullanalım… 
Ey Allah’ın kulları kardeş olun!
 

banner53
Yorumlar (1)
hocam 1 yıl önce
Elinize ağzınıza sağlık Allah razı olsun
25
orta şiddetli yağmur
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?