banner27

Irak seçimleri yeni ittifaklar değişen dengeler

Tartışmalı “Bağımsızlık referandumu” sonrası Irak’ta adeta siyasi olarak yalnızlaşan Kürtler de seçimlere siyasi birlikten uzak ayrı gruplar halinde girmeye hazırlanıyor.

Irak seçimleri yeni ittifaklar  değişen dengeler

Mete Çubukçu 

Irak’ta 2014’e kadar iktidarda kalan Nuri el- Maliki hükümeti döneminde yolsuz-luklar nedeniyle devlet bütçesinin neredeyse iflas etmesi ve dünyada petrol fiyatla-rındaki düşüş, ülkede ciddi bir ekonomik krize neden olmuştu. DEAŞ’le savaş, geriye büyük bir yıkım ve yerlerinden olanlar sorunu ile boğuşan istikrarsız bir Irak bıraktı. Hala elektrik ve su gibi en temel hizmetler kesintisiz sunulamıyor. Siyasi ve güvenlik alanlarında istikrarsızlık sürüyor. Bu koşullar altında Irak’ta, Mayıs ayı sonrası nasıl bir siyasi tablonun ortaya çıkacağı merak ediliyor. 2003 sonrası bir türlü gerçekleştirilemeyen siyasi birlikteliğin hala sağlanmamış olması, seçim sonrası siyasi manzaraya dair kuşkuları daha da artırıyor.

Irak siyaseti, 2003 yılından bu yana ortak bir Iraklı kimliği yaratmaktan çok, mez-hebi ve etnik kimlik üzerinden bölünerek yoluna devam etti. Bu durum 2018 seçimleri öncesi de değişmiş değil. Yani Iraklılar, mezhebi ve etnik kimlikleri üzerinden oy kulla-narak ülkedeki fiili durumun altını, her seferinde kalın çizgilerle çiziyor gibiler; henüz bölünmeye kadar gitmese bile ayırımcılık, çoğunlukçuluk, çoğunluk baskısı, azınlıkta kalanların siyasi ve ekonomik süreçlerden dışlanması devam ediyor. 2018 seçimlerine, geçen seçimlerde olduğu gibi çok sayıda siyasi parti ve koalisyon katılıyor. Bu seferki rakam 143 parti ve 27 koalisyon olarak kayıtlara geçmiş durumda. Ancak Irak gibi bir ülkede son anda seçimden çekilebilecek olanları ve yeni ittifakların ortaya çıkabilece-ğini de unutmamak gerekiyor.

Mevcut durumda 328 sandalyeli mecliste, 183 milletvekiliyle en büyük grubunu oluşturan Şiilerin (Ulusal Koalisyon) hâkimiyeti var. Şii koalisyonu, farklı ittifaklarla Mayıs sonrası da yine mecliste çoğunluğu elde etmeyi planlıyor. Ancak Şiiler arasında da ilginç bölünmeler söz konusu. Bölünmenin tarafları eski ve yeni başbakanlar; Hay-dar İbadi ile Nuri el Maliki arasında. Maliki, Şii milis gücü Haşdi Şabi gruplarına yakın duruyor. Haşdi Şabiler özellikle DEAŞ’e karşı Musul harekatında çokça kullanılan ve üzerinde çokça tartışma yaşanan bir milis gücü. Ancak artık Irak’ta yasal bir pozisyon-ları var. Ve siyasi denklemin bir unsuru haline gelmiş durumdalar.

Başbakan Haydar el-İbadi’ye yakın çevreler, seçimlere ayrı koalisyonların başında girecek olan İbadi ve Maliki’nin, seçim sonrası mecliste birleşeceğini iddia ediyorlar. İki liderin bu konuda yazılı metne imza attığı belirtiliyor. Ancak Sadr Hareketi lide-ri Mukteda es-Sadr’ın, Şii çoğunluk koalisyonunun oluşturulmasına sıcak bakmadığı belirtiliyor. Sadr, “mezhepler üstü ve teknokrat hükümet” söylemleriyle Maliki’nin yaklaşımına karşı çıkıyor.

DEAŞ’in en çok zarar verdiği kesim olan ve yaklaşık 5 milyonunun sığınmacı du-rumuna düştüğü Sünniler, seçim yarışına birden fazla koalisyonla katılıyor. Sünnilerin Irak Meclisi’nde 60’ın üzerinde milletvekili bulunuyor.

Eski Başbakanlardan İyad Allavi’nin liderliğini yaptığı, ülkenin birçok yerinden aday çıkaran “Vataniye Koalisyonu” da güçlü Sünni koalisyonların başında geliyor. Allavi’nin koalisyonu, Meclis Başkanı Selim el-Cuburi ve eski Başbakan Yardımcısı Sa-lih Mutlak gibi önemli Sünni siyasetçileri barındırıyor. Vataniye Koalisyonu’nda diğer Sünni gruplarla bazı liberal parti ve oluşumlar da yer alıyor. Sünni siyasetçi ve iş adamı Hamis el-Hancer’in liderliğini yaptığı koalisyonda, Sünni lider Usame en-Nuceyfi ve kardeşi eski Musul Valisi Esil en-Nuceyfi’nin de bulunduğu ve 10’a yakın Sünni grup ve partinin yer aldığı biliniyor.

Tartışmalı “Bağımsızlık referandumu” sonrası Irak’ta adeta siyasi olarak yalnızla-şan Kürtler de seçimlere siyasi birlikten uzak ayrı gruplar halinde girmeye hazırlanıyor. Irak’ın ikinci etnik unsuru olarak kabul edilen Kürtler, 30 Nisan 2014’te yapılan son genel seçimde kendilerine 44 kontenjanın ayrıldığı Erbil, Süleymaniye ve Duhok’un dışında Kerkük ve Musul’da 8’er, Diyala’da ise 2 milletvekili çıkararak, 328 sandalyeli Irak Meclisi’ne 62 milletvekili göndermişti. Bu kez sandalye sayıları düşebilir. Çünkü Kerkük’te farklı nedenlerle çoğunluk olmalarına rağmen yönetim artık Kürtlerin elinde değil. Kürtler açısından tartışmalı bölgeler için de aynı durum söz konusu. Türkmenler ise en çok nüfusu barındırdıkları Kerkük’te siyasi birliği sağlamayı başardı.

Kerkük’te Türkmenler, Irak Türkmen Cephesi (ITC) şemsiyesi altında birçok siyasi partiden oluşan bir ittifak oluşturdu. Türkmenler Kerkük dışında Musul, Salahaddin ve Diyala’da da seçimlere, oluşturdukları koalisyonlarla katılacak. ITC, Erbil’de de göster-diği 1 adayla seçim yarışında yer alacak. Kerkük’ün yanı sıra Salahaddin, Diyala ve Mu-sul’da önemli bir nüfusa sahip olan Türkmenler de seçimlere hazırlanıyor. Kerkük’te Türkmenler adına seçim yarışına girmeye hazırlanan “Kerkük Türkmen Cephesi Ko-alisyonu”na Türkmenlerin önemli siyasi kuruluşu olarak bilinen Irak Türkmen Cephe-si (ITC) lideri Erşet Salihi başkanlık ediyor. Bu koalisyonda, Kerkük’ten Türkmen Karar Partisi, Türkmeneli Partisi, Milliyetçi Türkmen Hareketi Partisi ve Türkmen Adalet Partisi de yer alıyor.

Tabii ki Hristiyan ve liberal çevreler de oluşturdukları çeşitli koalisyonlarla Ma-yıs ayındaki seçim maratonuna katılmaya hazırlanıyor. 37 milyona yakın nüfusa sa-hip Irak’ta, Mayıs ayında yapılacak genel seçimde yaklaşık 24 milyon seçmen oy kullanacak.

Bu genel bilgilerin ışığında Mayıs ayındaki seçimlere hazırlanan bölgeler, gruplar, partiler ve koalisyonlar biraz daha yakından bakılmaya muhtaçlar.

Irak’ın Dinamikleri

Irak’ta Mayıs 2018’de yapılacak seçimler, Ortadoğu’daki gelişmelerin gölgesinde ge-lişiyor. Ortadoğu içinden geçtiği dönemin ruhuna uygun olarak önceliklerini de dünya gündemine sokuyor. Ortadoğu’nun öncelikleri arasında Irak seçimleri ilk sırada yer almıyor gibi görünse de öyle değil. Irak seçimlerinin sonuçları Suriye’deki gelişmeleri etkileyeceği kadar bölgenin geleceği üzerinde de etkili olacağı aşikar. Çünkü bölgenin eski statükosunun belirleyicisi Irak eski gücünde olmasa bile, bugün Irak’tan bağımsız olarak yükselen mezhepçilik, bölge ülkelerinin oluşturduğu dengede belirleyici olma kapasitesine sahip. Irak seçimleri bu açıdan önemli. Çünkü ülkenin içinde yaratılama-yan ulusal bir kimliğin yerini mezhepçiliğin ve etnik kimlik sorununun almış olduğu ortada. 2018 seçimlerinin bu manzaraya derman olup olmayacağı bilenmese de seçim öncesi ortaya çıkan siyasi manzara pek iç açıcı değil.

Irak, tıpkı Suriye’deki gibi savaş sonrası oluşacak toplumsal düzende göz ardı edil-meleri halinde Sünnilerin yer almayacağı ya da dışlanacağı bir sistemi taşıyamıyor. Ül-kenin geleceğinde Sünnilerin olmadığı herhangi bir proje ya da gelecek yok gibi. Bu seçimlerin bu duruma biraz çare olup olmayacağı belli değil. Sünnilerin olmadığı bir siyasi ortamın (tek neden bu olmasa da ) önceki yıllarda El Kaide ve DEAŞ benzeri yapılara besin kaynağı olduğu da ortada. Ama asıl önemli olan, bu tür terör örgütlerine kaymayan ancak hala ülkenin ekonomik ve siyasi geleceğinde yer alacağı inancını kay-beden milyonlarca Sünni kökenli Arap Irak vatandaşı. Irak’ın orta bölümünde yaşayan ve DEAŞ sonrasında ne yapacağını tam da bilemeyen, yerle bir olmuş bir Musul’da büyük oranda göç etmiş bir nüfusa sahip ve kendini temsil eden siyasi yapılarla uyumlu olmayan bir Sünni Arap topluluk, Sünni Arap yüzbinler söz konusu.

Diğer yandan 2017 sonunda düzenlenen referandum sonrası hayal kırıklığı yaşayan, kazanımlarını büyük oranda kaybeden, ekonomik olarak zor bir dönem geçiren, komşu ülkelerden kopan ve dünyadan soyutlanan bir Kürt bölgesi var. Bu bölge, ayrıca siya-seten kendi içinde de siyasi, ekonomik ve demokratik sorunlar yaşamakta. Dünya ile bağları kopan Irak Kürt bölgesel yönetimi, ekonomik olarak da merkezi hükümetten “hakkını”; bütçeden beklediği payı alamamakta. Ama Kürt Bölgesel Yönetiminin asıl sorunu içeride; referandum sonrası tartışmalar, Kürt halkını sürükleyecek demokratik bir liderliğin, özgür bir tartışma ortamının olmadığını da ortaya koydu.

Referandumu zamanlama ve konjonktürü zorlayarak “yanlış yapan” bir lider ola-rak tarihe geçecek olan Mesut Barzani, Bölgesel Yönetim Başkanlığını bıraktı, bırak-mak zorunda kaldı. Talabani vefat etti. Ardından Goran lideri Neşirvan Mustafa hayata veda etti. KYB kadroları üçe bölündü. KDP lideri Barzani’ye açıktan olmasa da içeride tepkiler var. Netice olarak Kürt Bölgesel Yönetimi seçimlerden sonra çok şeye gebe. Ayrıca Kürt partileri bir önceki döneme göre Irak parlamentosunda sandalye sayısı kaybedecek gibi görünüyorlar. Çünkü liderliğinin siyasi öngörüsüzlüğü nedeniyle var olan avantajlarını bir daha kazanamamak üzere kaybetmiş gibiler. Kürt bölgesinde se-çime yönelik bir heyecan yok. Çünkü Irak’ın geleceğine dair bir inanç olmamakla bir-likte kendi yönetimlerine yönelik güvensizlik de söz konusu.

Mayıs seçimleri, Kürt bölgesinde seçmen için, geleceği görememe adına anlamsız durmakta. Kürt bölgesindeki partiler, özellikle KDP’nin parlamentodaki baskın tavrı, diğer partilerin temsilcileri Erbil’e sokmaması, bölgesel hükümet içindeki bakanlık-ların işletilmemesi, hükümetin ve yönetimin sadece KDP tekelinde olması, Kürt böl-gesinde ileriye yönelik beklentileri de azaltmış durumda. Bunun nedeni, her ne kadar tüm Kürt partileri son anda tek vücut bağımsızlık referandumuna katılmış, olumlu oy vermiş olsa da bu konuda emri vaki yapan, tüm Kürtleri zorlayan tavrıyla KDP’yi sorumlu tutuyorlar.

Şiiler Bölünmüş Gibi Ama

Irak’ta ülke topraklarının üçte birinin DEAŞ kontrolünde olduğu bir dönemde, Baş-bakanlık koltuğuna oturan İbadi’nin başında bulunduğu ve adını örgüte karşı kazanılan zaferden alan “Nasır (Zafer) Koalisyonu”, Bağdat’ın yanı sıra ülkenin kuzeyi ve güne-yinde seçim yarışına girecek güçlü grupların başında geliyor.

İbadi’nin oluşturduğu bu koalisyon, sadece Kerkük’ten değil Irak Kürt Bölgesel Yö-netimi’nden (IKBY) de oy almayı amaçlıyor. Bu nedenle koalisyon, söz konusu bölgelerden de aday göstererek listesini renklendirmiş. Zafer Koalisyonu’nda Arap Şii, Arap Sünni, Kürt, Türkmen ve Hristiyan adaylar bulunuyor. Meclis tarafından görevinden alınan eski Savunma Bakanı Halid el-Ubeydi de Musul’dan bu koalisyonun listesinden seçime girmeye hazırlanıyor. Ubeydi’ye “koalisyonun en güçlü Sünni temsilcisi” olarak bakılıyor.

İbadi’nin seçim koalisyonunda Fazilet Partisi (Şii), Türkmen İslami Birlik Partisi, Dışişleri Bakanı İbrahim el -Caferi’nin başını çektiği Irak Ulusal Reform Akımı, Ulusal Irak Kongresi Partisi, Milli Güvenlik Müsteşarı ve Haşdi Şabi Genel Başkanı Falih Fey-yadı’ın kurduğu Ataa Partisi ve diğer pek çok oluşum yer alıyor.

Bir önceki seçimin galibi, 92 sandalyeli iktidardaki Hukuk koalisyonu Partisi, iki ayrı koalisyonla seçimlere katılacak. Başbakan Haider el- Abadi, DEAŞ’in yenilgisinden yola çıkarak “Zafer” olarak adlandırdığı bir koalisyonun başkanı olarak seçime katıla-cak. Başkan Vekili Nuri el-Maliki Hukuk Devletine başkanlık edecek. Yani Dawa partisi bu seçimde ikiye bölünmüş durumda. Bağdat ve güneydeki kentlerin yanı sıra kuzey-den de Salahaddin ve Kerkük gibi kentlerde seçim yarışına girecek olan bu koalisyonda ağırlıklı olarak Haşdi Şabi grupları yer alıyor.

Fetih Koalisyonu’na, İran’a yakınlığıyla bilinen Bedir Örgütü (Şii milis gücü) Başkanı Hadi el-Amiri başkanlık ediyor. Bu koalisyonda da 18 farklı siyasi grup bulunuyor. Amiri’nin koalisyonu, daha önce kısa süreli olarak Başbakan İbadi’nin koalisyonuyla ittifak yapsa da başbakanlık koltuğu ve koalisyon liderliği gibi konu-larda yaşanan anlaşmazlıklar nedeniyle seçimlere ayrı girme kararı almıştı. 2014’ten 2017’ye kadar DEAŞ’i yenmek için Irak ordusuyla birlikte savaşan çoğunlukla Şii Arap milisler olan Haşdi Şabi’nin (Popüler Seferberlik Kuvvetleri) önde gelen üyeleri seçim için bir ittifak oluşturdu.

Mevcut durumda 22 sandalyeye sahip olan Hadi Al -Amiri başkanlığındaki Badr Ör-gütü, daha önce Hükümet Hukuk Koalisyonu’nun bir parçasıydı. Ancak oradan ayrıl-dılar. El-İbadi’nin Zafer listesinde ortaklaşa çalışacaklarını bildiren Fetih İttifakı, daha sonra Abadi ile hareket edeceğini açıkladı.

Parlamentonun üçüncü en büyük bloğu olan Yurttaş İttifakı lideri Ammar el-Ha-kim, babasının ölümünden beri yönettiği, yılların Şii İslamcı partisi Irak İslam Yüksek Konseyi’nden ayrıldığını açıkladı. El-Hakim ve Ulusal Bilgelik Hareketi adı verilen yeni bir “İslami Ulusal Hareket” oluşturdu. Yurttaşlar İttifakı’ndan 29 milletvekilinin beşi Al-Hikma’ya katıldı.

Mukteda el -Sadr, Irak Komünist Partisi ile Reform İçin Devrimci İttifak adlı bir ortak liste ilan etti. Bu, Bağdat’ta hükümette yolsuzluğa ve mezhepçiliğe karşı ortak protesto gösterdikleri 2016’dan bu yana komünistlerle daha önce yapılmış olan işbirli-ğine dayanıyor.

Burada Sadr’a bir parantez açmak gerekiyor. Şii kökenli Mukteda es Sadr, son dö-nemde Iraklı Arap kimliğini, mezhebi kimliğinin önüne koymuş gibi görünüyor. Sadr, Suudi Arabistan ziyareti sonrası yaptığı açıklamalarla, İran’ın Irak ve Iraklı siyasetçiler üzerindeki etkisinden duyduğu rahatsızlığı açıkça ilan etti.

Bu durum, Irak siyaseti üzerindeki İran etkisini azaltmak isteyen ya da İran müda-halesini engellemek isteyen Suudi Arabistan’ın bir hamlesi olarak değerlendirildi. Son dönemde Ortadoğu’nun önemli sorunlarından birisi, ABD yönetiminin de yeni dö-nem Ortadoğu siyasetinde öne çıkardığı İran’a karşı Sünni cephe yaklaşımını da unut-mamak gerekir. Bugün Ortadoğu’da olan bitenin birbirinden bağımsız olmadığı, İran ve Suudi Arabistan’ın kendi müttefikleri ya da vekil örgütleriyle bu siyaseti yürüttüğü biliniyor. İran; Suriye, Yemen ve Lübnan’da kendine yakın gruplarla birlikte hareket ederken ABD desteğindeki Suudi Arabistan başta Mısır olmak üzere Körfez ülkeleri-nin desteğini almış durumda. Bu kamplaşma, Şii-Sünni kamplaşması gibi görünse de altında bölge dengeleri üzerinde hâkim olma kaygısının daha ağır bastığı görülür. Bu kavganın alt yapısını mezhebi temel ya da bölünmeye indirgeyen “batı ve doğudaki” toptancı yaklaşımlar, birçok noktayı gözden kaçırmakta. Irak’ta hem seçim öncesi hem de seçim sürecinde en güçlü Şii bloğunun ikiye bölünmüş olması da bunun en önemli kanıtı. Başbakan İbadi ile eski Başbakan Maliki’nin sonradan bir araya gelecek olsalar dahi, farklı yapılarla seçime girmesi dikkat çekici. ABD’nin de Suudi-İran çatışmasında Sünni cepheyi “kışkırtmasına” rağmen Irak seçimlerinde İbadi’yi desteklediği, bunun gerekçesinin de Şii kökenli İbadi’nin daha az İran etkisinde kaldığı bilinmektedir. Orta-doğuyu ve dolayısıyla Irak seçimlerini incelerken bu ikilemleri ve altında yatan neden-leri iyi anlamak, “mezhebi” tuzağa çok kolay düşmemek gerekiyor.

Kürt Bölgesel Yönetimi Yeni Oluşumların Eşiğinde

Kürt Bölgesel Yönetimi içindeki partilerde, bir önceki seçimlerden bu yana, Kürdis-tan Yurtseverler Birliği’nin uzun zamandır lideri olan Celal Talabani’nin, ikinci büyük partinin ve muhalefet lideri Nawşirwan Mustafa’nın ölümüyle birlikte önemli deği-şiklikler oldu. Eylül 2017’de Irak Kürt Bölgesel eski Başbakanı ve KYB Genel Başkan Yardımcısı Berham Salih partiden ayrıldı. Ve yeni bir parti kurdu: Demokrasi ve Adalet İçin Koalisyon. Partinin, Kürt siyasetine ne kadar etki edeceği bilinmemekle birlikte Talabani’in ölümü sonrası KYB’nin ikiye bölündüğü biliniyor. Berham Salih grubunun yanı sıra Talabani’nin karısı Hero Talabani ve oğullarının oluşturduğu cephe var. Go-ran’ı da bu bölünmeye katarsak KYB içinden şu anda üç grup çıktığını görebiliriz. Bu bölünme, KYB’in tek çatı altında aldığı oyların bir kısmını kaybetmesi anlamına gele-bilir. Bu manzara Kürt bölgesindeki partilerin Irak meclisindeki sandalye sayılarını etkileyecektir.

Seçimlere KDP’nin tek başına katılacak olmasına rağmen KDP-KYB ittifakını da mümkün görmek gerekiyor. Ancak diğer üç parti, durum değerlendirmesi ya-parak teker teker seçimlere girmeleri halinde sözünü ettiğimiz risklerle karşılaşa-caklarından; 2014 seçimlerini de göz önüne alarak ittifak yapmaya karar verdiler. Hatırlanacağı gibi 2017 yılındaki bağımsızlık referandumun ardından Goran (Deği-şim) Hareketi, hükümetin istifa etmesini ve düzenlenecek seçimlere kadar bir geçiş hükümeti kurulmasını talep etmişti. Aralık ayında maaşların ödenmemesi üzerine Süleymaniye vilayetinde başlayan gösterilerin ardından Goran ve Komal partileri, IKBY meclisinden çekildiklerini açıkladılar. Bu iki partiden yaklaşık bir ay sonra, 14 Ocak 2018’de Kürdistan İslami Birliği Partisi de meclisten çekildiğini duyurdu.

Partilerin meclisten çekilmesinin ardından Berham Salih, yeni kurduğu parti ile siyasete geri döndü. Salih, Demokrasi ve Adalet Koalisyonu adı altındaki yeni siyasi oluşumu ile küçük ve bölünmüş durumdaki Kürt partilerini bir çatı altında toplamayı ve bu yolla KDP ve KYB’nin Kürt siyasetindeki hegemonyasını kırmayı amaçlıyordu.

IKBY dahilindeki Kürt partileri, bir dizi görüşmeye rağmen 12 Mayıs seçimleri-ne tek bir liste ile girme noktasında bir mutabakata varmış değiller. Bunda en önemli etken KDP’nin -Irak ordusunun “işgali altında” bulunduğu gerekçesi ile- Kerkük ve tartışmalı bölgelerde seçimlere girmeyeceğini açıklaması. Bu süreçte Goran, Komal ve Berham Salih’in yeni partisi Demokrasi ve Adalet Koalisyonu bir araya gelerek “Millî İttifak Listesi”’ni oluşturdular ve seçimlere tek bir liste halinde girmeye karar verdik-lerini açıkladılar. Bu yeni birlik, gerek Irak genelinde gerekse IKBY’de KDP’nin karşı-sında en önemli rakip olacak gibi görünüyor. Zira ittifak listesinin Irak genel seçim-lerindeki en önemli hedefi, Kerkük başta olmak üzere tartışmalı bölgelerde seçimlere katılarak bu bölgelerde üstünlüğü ele geçirmek. Üç partinin kurduğu milli ittifak liste-sinin bu kararında, 2014 seçimlerinin etkisi var. 2014 seçimlerinde Kerkük’te Kürt par-tileri tek bir liste altında seçime katılmamış ve Kürt partileri oy kaybetmişti. Seçimlere farklı listelerle katılan Goran, Komal ve Kürdistan İslami Birliği, Kerkük’ten sandalye kazanamamış; diğer yandan KYB 6, KDP ise 2 sandalye kazanmıştı.

Kürtler arasındaki söz konusu parçalanmanın Irak genelinde, önümüzdeki 4 yıllık siyasal süreç boyunca kendi konumlarına olumsuz yansıyacağı görüşü hakim. Irak Par-lamentosu’nda Kürtler’in 65 sandalyesi var. Hükümet makamları, parlamento ve devlet başkanı seçimlerinde etkili bir role sahipler. Ancak mevcut parçalanmışlık ve dağılma durumu Kürtlerin sandalye sayısına da yansıyacaktır. Kürtlerin yeni hükümette esas ortak olması da beklenmiyor. Bu durumda yeni Bağdat hükümetinin Kürtler olmadan kurulması gündeme gelebilir. KDP, 65 olan sandalye sayının 60’ın altına düşeceğini tahmin ediyor. Kürtler arasında birlik kurulmazsa bir daha eski sandalyeleri bile ka-zanmaları söz konusu değil.

Öte yandan üçlü ittifakın KDP-KYB ittifakına meydan okuduğun söylenebilir.

Sonuç olarak Irak seçimleri Kürt bölgesi için de yeni siyasi oluşumlara gebe diyebi-liriz. Seçimlerde ortaya çıkacak sonuç hem genel Irak siyaseti, yani Bağdat-Erbil ilişki-leri hem de Kürt Bölgesel Yönetimi içindeki Erbil-Süleymaniye dengesinden öte, daha demokratik bir yapının ortaya çıkıp çıkmayacağını, KYB’nin kaybetiği gücü ve yarattığı boşluğu kimin dolduracağı ve tabii ki Kürt siyaseti üzerindeki KDP tekelinin ne oranda devam edip-etmeyeceğini gösterecek.

Sünniler Dışarıda mı Kalacak?

Ülkenin eski Meclis Başkanı Usame Nüceyfi, önceden Vataniye grubu ile hareket ederken çıkan anlaşmazlık sonucu Irak Dayanışma Koalisyonu adı altında 11 ayrı parti ve grubu birleştirdi. Bunlardan bir tanesi de eski Musul valisi Esil Nuceyfi’nin partisi.

Irak’ın yeni Meclis Başkanı Selim Cuburi başkanlığında El Vataniye Koalisyonu, 28 aynı parti ve önemli ismi kapsıyor. Çünkü Irak’ta hala isimler, seçimlerde rol oynayabi-liyor. Bu isimler arasında hareketin önceki lideri İyad Allavi ve Salih Mutlak da var. Bu durum adı geçen koalisyonu Sünnilerin en güçlü siyasi hareketi haline getiriyor. Parla-mento Başkanı Selim Cuburi liderliğindeki Irak İslam Partisi, 2014 yılında 23 sandalye kazanan Reform Koalisyonu Birlikleri, Sünni Arap partileri arasında. Diğer bir koalis-yon ise eski Başbakan Ayad Allawi’nin Vataniye ve Salih el Mutlak’ın El Arabiya grubu. Bu iki grup bir araya gelerek Reform Koalisyon birlikleri ile ittifak yapacak.

Bugün Irak’ta Cumhurbaşkanı Kürt, Başbakan Şii Arap, Meclis Başkanı da Sünni Arap kesimlerden seçiliyor. Devlet yapısı ve siyasetin Irak nüfusunun etnik ve mezhep-sel ayrımları üzerine oturtulması, Iraklı kimliğinin ortaya çıkmasını engelliyor.

Irak’ta ABD işgalinden bu yana yapılan meclis seçimleri (2005 Ocak ve Aralık, 2010, 2014) Irak toplumundaki bölünmeleri ve çatışma ortamını ortadan kaldırmamış, Irak üzerindeki ABD ile İran mücadelesi de bu dönemde sürmüştür.

ABD’nin Mayıs ayı seçimlerinden sonra İbadi’nin Irak’ı yönetmeye devam etmesini istediği, Irak’ta İbadi ve İran ile daha yakın ilişkileri olduğu bilinen Maliki arasında bir çekişme yaşandığı izleniyor. Dava Partisi mensubu İbadi ile Maliki 12 Mayıs’ta yapıla-cak seçimlere ayrı listelerle gidiyorlar.

328 Sandalyeli Irak Meclisi’ne girmek için farklı listelerde 7 bine yakın aday, ol-dukça karışık ulusal ve bölgesel ittifaklar ve listelere dayanan bir seçim sistemi içinde mücadele edecek. Irak Şii, Sunni ve Kürt kesimleri seçime kendi aralarında da bölün-müş şekilde giriyor. Seçimden çıkacak Meclis, daha çok törensel ve protokol görevleri olan Cumhurbaşkanı’nı (Kürt), ülkeyi yönetecek Başbakan’ı (Şii) ve Meclis Başkanı’nı (Sünni) seçecek.

Derinleşen “Hastalık”

Irak’ın Mayıs ayındaki parlamento seçimleri, 2017’de DEAŞ’i askeri olarak yendik-ten sonra gerçekleşecek ilk ulusal referandum olacak. Ancak belli ki Saddam Hüse-yin’in devrildiği 2003’ten beri Irak politikasına damgasını vuran mezhepçilik ve etnik kimlikçilik devam edecek. Bu kamplaşma, Irak siyaseti ve siyasi sisteminin en büyük hastalığı olarak tüm ülkeyi sarmış durumda. Siyasi partilerden, parti tercihlerine, oy verme eğilimlerine, ordudaki yapılaşmaya, şehirlerin bölünmesine, diğerini dışlamaya kadar varan ve de giderek derinleşen bir “hastalıktan” söz edilebilir. Bu seçimlerde yapılacak yorumların başında mezhepçilik geliyor. Şii ve Sünni rekabetinin yanı sıra Kürt Bölgesel Yönetimi içindeki gerginlikler belirleyici olacak.

Sekter politika, bugüne kadar Irak’ın geleceği açısından olumsuz rol oynamaya de-vam etti. 2018 seçimlerinde ise bunu tersine çevirmeye yönelik bir adım henüz görül-müyor. Küçük farklı ittifaklar dışında herkes bulunduğu yeri korumaya çalışıyor. Oysa ülkenin büyük sorunları var. Ekonomiden güvenliğe, bölünme ihtimalinden dış ilişki-lere kadar çözüm bekleyen sorular söz konusu. Seçim sistemine bakıldığında 2003 yı-lından bu yana, Irak’ın seçimleri, seçmen ittifaklarında oyların doğrudan politikacılar yerine bir liste sistemine dayanıyor. Bu sorun, başarısız Kürtlerin bağımsızlık oylaması ışığında Arap ve Kürt partileri arasındaki gerginliklerin yanı sıra iki önemli soruyu gündeme getiriyor: Birincisi, başarısız bağımsızlık girişimi nedeniyle Kürt partileri ulusal bir seçim sürecine nasıl yönelecek?

İkincisi, seçmenler, Şii milislerin tartışmalı rolüne nasıl tepki verecek? Bu soruların cevapları, sandıkta belirlenecek ve bu partilerin Irak’ta ortaya çıkan insani ve ekono-mik sorunlarla başa çıkabilecekleri konusunda fikir birliğine varması gerekecek.

Daha önceki seçimlerde taraflar, oyları en üst düzeye çıkarmak için önce koalis-yon kurma eğilimi gösterdiler. 2005 yılının ilk seçimlerinde hemen hemen bütün Şii partileri, Kürt partileri gibi tek bir seçim listesinde de bulundu. Ancak şimdi herkesin kendi başına hareket etmesini zorluyor. Aradan geçen yıllar “birlikte hareket etme” ve “ortak bir Irak kimliği” umudunu ileriye taşıyamadı. Bu kez de Irak’ta düzenlene-cek seçimlerin, katılım ve temsil adına ülkenin siyasi yapısını kapsayacağı belli değil.

Dört milyondan fazla yerinden edilmiş Iraklı mevcut. Irak’ın çeşitli yerlerinde ken-di seçim bölgelerinde bulunmayan Iraklılar yaşıyor. Bu kişiler, seçimler için zamanında evlerine dönemeyecekler. Seçim Komisyonu, ağırlıklı olarak Sünni bölgelerde bulu-nan onlarca ilçenin, seçim öncesi hazırlıklar yapamayacak kadar istikrarsız olduğunu söylüyor. Bu durum çözülmezse mezhep ayrımlarını ateşleyecek bir durum oluşacak. Seçimler, devlete olan güven eksikliği, her kesimin kendi silahlı gücünü oluşturması, egemenlik için savaşan iç ve dış güçler, bir türlü kurulamayan ulusal kimliğin gölgesi altında gerçekleşecek.

Seçimler kadar Irak’ta siyasi temsilin nasıl sağlanacağı da soruların hala başında geliyor. Özellikle siyasi denkleme dahil edilmeyen, dışlanan Sünnilerin seçimde ala-cakları sonuç kadar seçim sonrasında siyasi denklemde ne kadar söz sahibi olacakları, siyasi, ekonomik ve askeri oluşumda ne kadar yer alabilecekleri ve tabii ki kendilerini ne kadar Irak vatandaşı olarak kabul edebilecekleri çok önemli.

Aksi takdirde aynı fasit daire ile karşılaşmamız işten bile değil. Unutmamak ge-rekir ki 2007’de El Kaide’ye karşı Sahva hareketi ile elde edilen başarı sonrası, Maliki politikaları sonucu sistem dışına itilen ve DEAŞ ile bu kez bir felaket daha yaşayan Sünnilerin, DEAŞ yenilgisi ile ortaya çıkan zaferden dışlanmamaları ve hatta pozitif ayırımcılıkla sisteme daha fazla dahil edilme şansının elde etmesi gerekir. Aksi takdirde mezhebi ve etnik demokrasi oyunu sadece sandıkta devam edecektir. Sonuçlar ülkeyi düze çıkarmayacaktır. Çünkü Irak, sadece içerideki sorunlar değil çevresindeki ülke-lerin de baskısı altındadır. Bunun için seçimlerden çıkan sonuçların parlamento kadar siyaseten herkesin içine sinmesi gerekiyor. Öte yandan Kürtlerin, liderliklerinin he-sapsızlığı sonucu geldikleri noktada Irak’ın özerk bir parçası olarak kalmayı daha fazla taahhüt edip, yalıtılmıştan çıkması, Irak’ın bir parçası olduklarını yeniden ilan etmeleri gerekmektedir. Çünkü Kürt bölgesinin bağımsızlık referandumu sadece Kürtler için değil gelecekte başka gruplar için de örnek oluşturan durumdur. Son kertede Irak’ta mevcut politikalarla ülkeyi ileriye taşımak pek mümkün görünmüyor. Seçimler ve alı-nan önlemler geçici gibi. Çözüm, demokratik bir seçim olmakla birlikte sandıktan çı-kan sonucun ötesinde yeni bir Irak kimliği ruhu ve birlikte yaşam iradesini yaratmaktır.

Irak’ta çare; çoğunlukçu, sandıkta üstünlük sağlayanın her şeye karar verme hak-kına sahip olmadığı, çoğulcu bir demokrasi, ortaklaşa bir yönetim; etnik ve mezhebi değil ulusal bir Iraklı kimliği üstünde yoğunlaşmaktır. Ama ülkedeki durum ve seçim öncesi manzara, bunun çok uzağındadır. 2018 seçimlerinin, derinleşen çelişkilerin mutlak çözümüne çare değil ancak bu çelişkilerin azalıp bir süre askıya alınacağı bir sürecin başlangıcı olacağını düşünebiliriz.

Mete Çubukçu kimdir?

1986 yılında gazeteciliğe, 1992 yılında televizyonculuğa başladı. Halen NTV’de ‘Mete Çubukçu’yla PASAPORT’ adlı haber programını yapıyor. Dünyanın birçok kriz

ve savaş bölgesinde haber yaptı. Uzun yıllardır Ortadoğu’yu takip eden Çubukçu’nun, Bizim Filistin (2002) Ateş Altında Gazetecilik (2005), Ortadoğu’nun Yeniden işgali (2006), Yıkılsın Bu Düzen-Arap Ayaklanmaları ve Sonrası (2012) adlı kitapları var.

Kaynak: Bilimevi Dış Politika Dergisi Sayı:4

Güncelleme Tarihi: 08 Temmuz 2018, 19:51
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner26

banner25