banner39

Irak'ta Seçim Süreci ve Şii Grupların Pozisyonu

Seçim öncesi süreçte Irak Bağımsız Yüksek Seçim Komiserliği (IBSYK) tarafından seçimlere katılmak üzere 204 parti tescil edilirken, bu 204 partiden 143’ünün içerisinde yer aldığı 27 farklı koalisyon, seçimlerde iktidarı elde etmek için yarış yapacaktır

Irak 04.07.2018, 18:29 04.07.2018, 18:29
Irak'ta Seçim Süreci ve  Şii Grupların Pozisyonu

Bilgay Duman

Irak, IŞİD’in askeri olarak ülke topraklarında bitirilmesiyle birlikte yeni bir döne-me girmiştir. Özellikle IŞİD sonrası süreçte Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY), bağımsızlık referandumu sonrasında Irak merkezi hükümetinin Kerkük ve çevresindeki tartışmalı bölgelere yönelik yaptığı operasyonla birlikte bu bölgeler-de kontrolü sağlamış olmasıyla Irak’ta yeni bir siyasi sürecin başladığını söylemek mümkündür. Bu havada seçim periyoduna giren Irak, 12 Mayıs 2018’de yapılması planlanan seçimlere odaklanmıştır. Bu arada 2017 yılında yapılması gereken yerel seçimlerin (il meclisi seçimleri) de daha önce Irak’ta genel seçimlerle birlikte ya-pılacağı açıklanmasına rağmen, daha sonra Irak Bakanlar Kurulu’nun kararı ile 22 Aralık 2018 tarihine ertelendiği duyurulmuştur.

Seçim öncesi süreçte Irak Bağımsız Yüksek Seçim Komiserliği (IBSYK) tarafın-dan seçimlere katılmak üzere 204 parti tescil edilirken, bu 204 partiden 143’ünün içerisinde yer aldığı 27 farklı koalisyon, seçimlerde iktidarı elde etmek için yarış yapacaktır. Uzun süre milletvekili adaylarının nitelikleri konusunda yaşanan tartış-malar, seçim öncesi siyasetin en önemli konularından biri haline gelmiş ve milletve-kili adaylarına en az lisans mezunu olma şartı getirilmiştir. Bu konu, Irak Parlamen-tosu’nda tartışma yaratmış ve bazı bir kısım milletvekillerinin hazırladığı bir yasa tasarısı ile aday listelerinin yüzde 20’lik kısmına lisans mezuniyetinden muafiyet getirilmiştir. 11 Şubat 2018’de Irak Parlamentosu’nda yapılan oylamada bu yasa ka-bul edilirken, yasaya itirazlar nedeniyle Federal Yüksek Mahkeme’nin kararı beklen-miştir. Federal Yüksek Mahkeme de 14 Şubat 2018 tarihinde verdiği kararla yasanın geçerli olduğuna hükmetmiştir. Mevcut durumdaki Irak Parlamentosu’nda bulunan 328 sandalye, Feyli (Şii) Kürtlere de 1 sandalye kota verilmesiyle 329’a çıkartılmıştır. Böylece Irak’taki azınlıklar için ayrılan kota sandalye sayısı 9 olmuştur. Irak’ta kota sandalyesi bulunan Hristiyanlar, Yezidiler, Şebekler ve Feyli Kürtler, kendi adayları için oy verecektir. 12 Mayıs’ta yapılması planlanan seçimlere 7 binden fazla milletve-kili adayının katılması söz konusudur. Bu durum daha önceki seçimlere göre benzer-lik taşısa da seçime çok farklı bir ortamda girilmesi 12 Mayıs’ta yapılması planlanan seçimleri her zamankinden daha önemli ve farklı kılmaktadır. Zira IŞİD’in Irak’taki hâkimiyetinin sona ermesinin ardından yapılacak ilk seçim olması itibariyle başlı başına bir köşe taşı niteliğindedir. Ayrıca IKBY’nin bağımsızlık referandumuyla bir-likte bölünme noktasına gelen Irak’ta referandum sonrası yaşanan gelişmeler, Erbil ve Bağdat ilişkilerini farklılaştırmış durumdadır. Bağdat’ın 2003’ten sonra tartışmalı bölgeler olarak ifade edilen başta Kerkük olmak üzere Musul, Selahaddin ve Diya-la’nın bir bölümünde yeni bir siyasi mücadele söz konusu olacaktır.


Ancak halk ile siyasi düzlem arasındaki makas gittikçe açılmaktadır. Halkın siya-setçilere güvenin azaldığı, bu nedenle de toplumun sandığa gitme konusunda karar-sız olduğu söylenmektedir. Siyasi gruplar arasındaki bölünme ve ayrışmalar nede-niyle halkın siyasetten uzaklaşmasına neden olmuştur. Zira bu siyasetçilerin de bu güven eksikliğinin farkında olduğu görülmektedir. Siyasi grupların büyük bölümü, yenilikten ve yeni kişiler üzerinden siyaset üretme çabasındadır. Pek çok siyasi grup bu nedenle yeni isimleri milletvekili adayı olarak gösterecektir.

Bununla birlikte Irak’ta ciddi bir söylem değişikliği göze çarpmaktadır. Mezhep-çilikten uzak bir siyasi söylemin yükselişe geçtiği Irak’ta daha çok vatan üzerinden milliyetçi, yenilikçi ve liberal söylemlerin benimsenmeye başladığı görünmektedir. Daha da önemlisi mezhepçilikten uzaklaşmanın sadece söylem boyutunda kalma-yıp halk arasında gerçekliğe dönüşmüş olmasıdır. Görüştüğümüz pek çok kişi, Şii ve Sünni halkın artık birbirini daha iyi anladığını ifade etmiştir. Hatta Bağdat gibi büyük ve karma bir nüfusun yaşadığı vilayetlerde daha önce Şii ve Sünnilerin birbir-lerinin mahallelerine geçemediği, ancak şimdi neredeyse hiçbir sorun yaşanmadığı belirtilmektedir. Bu yumuşama, sosyal hayatta da kendini göstermektedir. Zaman zaman yaşanan terör saldırılarına rağmen, IŞİD’in askeri olarak bitirilmesi sebe-biyle halkın mutlu ve geleceğe dair umutlu olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Özellikle Irak’ın en tehlikeli vilayetlerinden biri olarak ifade edilen başkent Bağ-dat’ta sosyal yaşamın ciddi bir biçimde canlılık kazandığı görülmektedir. Yeni açılan alışveriş merkezlerinde dünya çapındaki mağazaların birer birer kendini gösterme-ye başlaması, Irak’taki hayatın normale dönüş sinyalleri olarak algılanmaktadır. Bu alışveriş merkezlerine eşlik eden batı tarzı yeni restoran ve kafelere yönelik ilginin artması, hatta hemen her gün yeni bir açılış yapılarak açık hava konserlerinin veril-mesi, sosyal yaşamın farklılaşmaya başladığına yönelik sinyaller vermektedir. Ancak bu farklılaşmanın bazı tehlikeleri de bünyesinde barındırdığını söylemek yanlış ol-mayacaktır. Öyle ki değişimin hızı, halkın sosyal savrulmaya doğru itebilecek bo-yutlara ulaşmış durumdadır ve hatta Irak halkı için aşırı denebilecek niteliktedir. Geçmişinde modernitenin izleri bulunan Irak’ın 1991 ve 2003 sonrası içine kapanık hale ve muhafazakar hale gelmesinin yanı sıra, radikal İslamcı akımların da ülkedeki yükselişi dikkate alındığında hızla yaşanan söz konusu sosyalleşmenin, Irak toplumu açısından yeni bir çatışma olasılığına dönüşme ihtimali göz ardı edilmemelidir. Daha açık bir ifadeyle, Irak’taki sosyalizasyonun boyutu ve sindirilememesi durumunda yenilikçi ve liberal görüşlerin, radikal İslamcı akımlarla karşı karşıya gelmesi olası-lığı bulunmaktadır. Bu nedenle İslamcı radikal olarak bilinen Bedir Örgütü, Asaib Ehlül Hak gibi bazı Şii milis grupların, bir liste oluşturarak seçimlere giriyor olması, önümüzdeki süreçte halkın dini söylemlere karşı duruşunu arttırma ihtimalini be-raberinde getirdiği gibi, söz konusu grupların da halka karşı duruşu nedeniyle daha fazla radikalleşme eğilimi göstermesi ihtimali göz ardı edilmemelidir.


Yukarıda ifade edildiği gibi karmaşık ve sıcak bir ortamda seçimlere yaklaşan Irak’taki siyasetin birincil aktörü olan Şiiler arasındaki ayrışma da siyasi süreçte en fazla tartışılan konulardan biri durumundadır. Sadece İyad Allavi dönemi hariç Irak Başbakanı’nın belirleyicisi olan Dava Partisi’nin, ilk kez kendi ismiyle seçimlere ka-tılmamasının, seçim sonuçlarını ve Dava Partisi’nin geleceğini ne yönde etkileye-ceği de ana tartışma konularından biridir. Dava Partisi içerisindeki iki güçlü kanat (Nuri El-Maliki-Kanun Devleti Koalisyonu ve Haydar El-Abadi-Nasr Koalisyonu) farklı listelerle seçimlere katılacaktır. Öte yandan Irak’taki en eski Şii partilerden biri olarak bilinen Irak İslam Yüksek Konseyi (SCIRI) başkanlığından ayrılan ve Ulu-sal El -Hikme Hareketi’ni kurarak seçimlere katılan Ammar El-Hekim siyasi bir risk almış durumdadır. Yeniden bir yapılanmaya giden Ammar El-Hekim, özellikle genç-lere yönelmiş ve hatta bir Ulusal Gençlik Konseyi kurmuştur. Şii siyasi hareketinin önemli parçalarından biri olan Mukteda El-Sadr ise tamamen bağımsız bir listeyle seçimlere katılmaktadır. Mukteda El-Sadr’ın kurduğu Sairun listesi içerisinde Irak Komünist Partisi’nin de yer alıyor olması oldukça ilginç bir detaydır. Ancak bu se-çimleri farklı kılan belki de en önemli gelişme, IŞİD’le mücadelenin ana faktörü olan ve Irak’ta gerçek bir fenomene dönüşen Haşdi Şaabi içerisindeki bazı milis grupla-rın seçimlere bir liste oluşturarak girmesi gösterilebilir. Irak’taki Şii dini mercinin çıkardığı fetvayla kurulan Haşdi Şaabi’nin İran’ın da desteğiyle IŞİD’le mücadelede oynadığı rol, Irak’taki taşları yerinden oynatırken, bu etkinliğin siyasi etkiye dönüp dönmeyeceği ve siyaseti ne kadar etkileyeceği merak konusudur.

Irak’ta hem siyasi gruplar hem de halk, Şiiler arasındaki bölünmenin önemine dikkat çekmektedir. Bu bölünme ile birlikte 2005’teki seçimlerden bu yana hüküme-tin kurulması konusunda Şii grupların ortak hareket ettiği ve Ulusal İttifak olarak anılan yapının da çöktüğü ve seçim sonrasında yeni bir Şii yapısının ortaya çıkması beklenmektedir. Ayrıca Irak’ta 2005’ten bu yana başbakanının belirleyici olan Dava Partisi de seçimlere katılmama kararı almıştır. Ancak seçim öncesi koalisyonların oluşturulması sırasındaki geçişken durum dikkati çekmektedir. Özellikle Irak Baş-bakanı Haydar El-Abadi’nin kurduğu Nasr Listesi’ndeki hareketlilik, seçim öncesi dönemde en çok konuşulan konu olmuştur. Nasr Listesi’nin önce Hadi El-Amiri li-derliğindeki Fetih Listesi ile birleşmesi, sonrasında buna Ammar El-Hekim liderli-ğindeki Hikme Hareketi’nin de katılması, Nasr Listesi’ni çok büyük bir koalisyon ha-line getirmiş, ancak daha sonra her iki grup da Nasr Listesi’nden ayrılmıştır. Böylece seçimlerde Şiilerin yoğunlukta olduğu 5 etkili liste ortaya çıkmıştır. Bu anlamıyla seçimlerde Şiiler açısından mücadelenin en önemli 5 büyük liste arasında geçeceğini ve hükümetin kurulmasında söylemek mümkündür. Bu 5 liste aşağıdaki gibidir:

Nasr Listesi – Lideri Haydar El-Abadi

Fetih Listesi – Lideri Hadi El-Amiri

Kanun Devlet Koalisyonu – Lideri Nuri El-Maliki

El-Hikme Listesi – Lideri Ammar El-Hekim

Sairun Listesi – Lideri Mukteda El-Sadr

Seçimlerde rekabetin mevcut Irak Başbakanı Haydar El- Abadi’nin kurduğu Nasr Listesi ve Haşdi Şaabi içerisindeki Şii milis grupların siyasi kanadını temsilen Fetih Listesi arasında olacağı yüksek sesle konuşulmaktadır. Diğer taraftan geri kalan üç liste arasında da bir denge olduğu, birbirlerine yakın oranda milletvekiline sahip olacakları öngörülmektedir.

Bu noktada listelere dair detaylı bir inceleme yapmak yerinde olacaktır.

Nasr Listesi: 2014’teki seçimlerden sonra Dava Partisi Genel Sekreteri olan ve iki dönem başbakanlık yapmış Nuri El-Maliki’nin başbakan olmasına ilişkin yaşa-nan itirazlardan sonra Haydar El- Abadi’nin başbakan seçilmesiyle Irak’taki en eski örgütlü ve büyük parti olan Dava Partisi içerisinde var olan ve derinleşen ayrışma, 2018 seçimlerinde Dava Partisi’nin seçimlere girmeme kararıyla sonuçlanmıştır. Bu kararın bir sonucu olarak Irak Başbakanı Haydar El-Abadi, yaklaşık 30 parti ve olu-şumun yer aldığı Nasr Listesini kurmuştur. Bu tablo içerisinde Dava Partisi içerisin-de İran ve ABD destekli olmak üzere iki kanadın ortaya çıktığını ve Haydar El-Abadi’nin ABD kanadında yer aldığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Bununla birlikte Haydar El-Abadi’nin parti içerisindeki bölünmede de avantaj-lı konumda olduğu görülmektedir. Irak Parlamentosu’nda mevcut durumdaki Dava Partisi üyesi 30 milletvekilinden 24’ünü Haydar El-Abadi ile hareket ettiği bilinmek-tedir. Bu durumun Abadi’ye bir avantaj sağladığını söylemek yanlış olmayacaktır. Öte yandan Abadi’nin IŞİD’le mücadele konusunda sağlanan başarıdaki rolü, Kürt-leri yenen lider olarak görülmesi, ülkedeki bütün problemlere rağmen ekonomik olarak Irak’ın ayakta kalmasına katkısı, dış politikadaki çok taraflılığı sürdürmesi, mercilerle ilişkisi gibi artılara sahip olması, halkın desteğini arkasına almasını sağ-lamaktadır. Abadi’nin bu artıların farkında olarak özgüveninin çok yüksek olduğu görülmektedir. Zira listeler ve ittifaklar konusunda Abadi’nin taviz vermediği gö-rülmektedir. Koalisyonlar oluşturulduktan sonra Fetih Listesi ve Nasr Listesi’nin birleştiği açıklanmış, bu birleşme ancak 48 saat sürmüştür. Fetih Listesi ile Nasr Lis-tesi’nin birleşmesi konusunda Abadi’nin sadece liste başkanı olarak Hadi El- Amiri ile anlaşmak istediği, Fetih Listesi içerisindeki diğer grupların liderlerine söz hakkı tanımadığı söylenmektedir. Hatta Fetih Listesi içerisindeki itirazlara rağmen Am-mar El-Hekim’in liderliğindeki El- Hikme Hareketi’nin Nasr Listesi’ne dahil olması konusunda tek başına karar aldığı ve bu nedenle Fetih Listesi’nin Nasr Listesi’nden ayrıldığı söylenmektedir.


Burada Ammar El-Hekim’in Nasr Listesi’ndeki varlığı konusunda Irak İslam Yük-sek Konseyi’nin iç çekişmelerinin sorun teşkil ettiği belirtilmektedir. Irak İslam Yük-sek Konseyi’nin (SCIRI) de içerisinde yer aldığı Fetih Listesi’nin Lideri Hadi El-A-miri, daha önce Ammar El-Hekim’in başkanlığını yaptığı SCIRI’nin silahlı kanadı olan Bedir Örgütü’nün lideri olarak 2012’de SCIRI’den ayrılmış ve ayrı bir oluşuma gitmiştir. 2014’teki seçimlerde de Nuri El-Maliki’nin önderliğinde kurulan Kanun Devleti Koalisyonu ile seçimlere katılmış ve 22 sandalye elde etmiştir. Hadi El-A-miri’nin, SCIRI lideri Ayetullah Abdulaziz El- Hekim’in öldükten sonra yerine geçen oğlu Ammar El-Hekim’in genç, tecrübesiz ve SCIRI’nin kuruluş ilke ve temelleriyle farklı bir düşünce yapısına sahip olduğu gerekçesiyle liderliğini kabul etmediği ve bu nedenle ayrıldığı ifade edilmektedir. Zira Ammar El-Hekim’in SCIRI’nin başına geçmesinin ardından, Humam Hammudi, Bakır Cebir Solak, Celalettin Sagır gibi SCIRI’nin önde gelen isimleri ile görüş ayrılıkları yaşadığı bilinmektedir. Bu nedenle Ammar El-Hekim, 2018 seçimleri öncesinde sürpriz bir şekilde SCIRI’den ayrıldı-ğını açıklayarak, Temmuz 2017’de Ulusal Hikme Akımı’nı kurduğunu açıklamıştır. Ammar El -Hekim, Nasr Listesi ile ittifak kuran Fetih Listesi lideri Hadi El-Amiri ve SCIRI’nin üst düzey isimleri tarafından kabul edilmemiştir. Haydar El-Abadi de geri adım atmayınca, Fetih Listesi Nasr Listesi’nden ayrılmıştır. Fetih Listesi’nin Nasr Listesi’nden ayrılmasından 14 gün sonra da Ammar El-Hekim liderliğindeki El-Hik-me Akımı listeden çekildiğini duyurmuştur.


Irak’ın köklü ve özellikle Basra, Amara gibi vilayetlerde etkin olduğu bilinen Şii partilerinden biri olan Fazilet Partisi, Ulusal Güvenlik Müsteşarı Felah Feyyad tarafından kurulan Verim Hareketi, Irak eski Başbakanı ve mevcut Dışişleri Bakanı İbrahim El-Caferi liderliğindeki Ulusal Reform Hareketi, Dava Partisi İç Teşkilatı ve 2003 sonrası siyasette ve hükümette önemli görevler almış Hüseyin Şehristani, Halid El-Atiyye, Salih Hasnavi gibi isimlerin yer aldığı Mustakillun (Bağımsızlar) oluşumu gibi güçlü yapılar da Nasr Listesi’nde yer almaktadır. Bu yapılar Irak siyase-tinde ana aktör olarak görünmeseler bile, Irak’taki siyasetin yönlendirilmesinde et-kili olan isimler olması hasebiyle, Nasr Listesi’ni güçlendirmektedir. Ayrıca Haydar El-Abadi’nin başbakan olması nedeniyle devlet gücünü de Nasr Listesi’nin çıkarları doğrultusunda kullanabilecektir. Özellikle polis ve ordu teşkilatının yanı sıra Haşdi Şaabi’nin idari olarak bağlı olduğu Ulusal Güvenlik Müsteşarı Felah Feyyad’ın da Abadi ile seçimlere katıldığı düşünüldüğünde ülkedeki güvenlik yapısını Abadi’nin yanına çekmesi muhtemeldir. Bu bir oy potansiyeli ortaya çıkarttığı gibi diğer liste-lerin faaliyetlerinin kontrol altında tutulması ve illegal faaliyetlerin önüne geçilmesi ya da Nasr Listesi lehine kullanılması söz konusu olabilecektir.

Öte yandan Abadi’nin Irak’taki mevcut siyasi trende uygun olacak şekilde Irak-lılık kimliğine vurgu yapan, seküler, milli duruşa sahip, yenilikçi anlayışı ön planda tutan ve bütün etnik, dini ve mezhebi gruplara eşit yaklaştığını göstermek amacıyla özellikle Sünnilerin desteğini almak istediği, ayrıca toplumun aydın kesimi ile irtibat kurarak teknokrat zihniyeti güçlendirmeye çalıştığı ifade edilmektedir. Bu neden-le özellikle IŞİD’den zarar gören bölgelerin yeniden imarı konusunda seçim öncesi bazı adımlar atılabileceği ve hatta Kuveyt’te yapılan Irak’a Donörler Toplantısı’nın zamanlamasının kullanılacağı belirtilmektedir. Ayrıca Abadi’nin, isimleri kirlenen siyasetçilerin yerine teknokrat olarak ifade edilebilecek siyasi ideolojik bağlılığı dü-şük, ancak yetenekli ve yeni isimlerle halkın ilgisini çekmek istediği bilinmektedir. Abadi’nin bu konuda Şii dini merciliğinin de desteğini aldığı söylenmektedir.

Ancak El-Nasr Listesi’ne yönelik en büyük eleştiri, listedeki parti sayısının çok olmasıdır. Bununla birlikte yukarıda ifade edilen temel partilerin yanı sıra yeni ku-rulan çok sayıda küçük parti ve oluşumun da Nasr Listesi içerisinde yer alması, Nasr Listesi’de aday konusunda karmaşa ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca Abadi’nin yeni olu-şumlarla bir siyasi yapılanmaya giderek risk aldığı, her ne kadar mevcut siyasete ve siyasetçilere ilişkin bir bıkkınlık olsa da Irak toplumunun oy tercihlerinde mu-hafazakar davranarak, seçmenlerin bildiği kişi ve gruplara oy verdiği söylenmekte-dir. Bu nedenle Abadi’nin listesinin gücünü konsolide etmekte zorlanacağı da ifade edilmektedir. Öte yandan Abadi’nin 4 yıllık başbakanlık süresi içerisinde daha çok IŞİD’le mücadele ve hükümeti ayakta tutmaya zaman ayırması nedeniyle devletin iç idaresi ve işleyişi ile fazla ilgilenemediği, bu nedenle Nuri El-Maliki’nin iki dönem-lik başbakanlığı süresince (8 yıl) devlet içerisine yerleştirdiği unsurları temizleye-mediği söylenmektedir. Bunun da Nasr Listesi için bir handikap oluşturabileceği, Nuri El-Maliki’nin bu gücü kendisi için kullanamasa dahi, Nasr Listesi’nin en büyük rakibi olarak gösterilen Fetih Listesi’nin desteklemek ya da Fetih Listesi’nden çıkar sağlamak için kullanabileceği ifade etmek mümkündür.

 Fetih Listesi: Fetih Listesi’nin, Nasr Listesi’nden sonra en büyük oy potansiye-line sahip olan liste olduğunu söylemek yerindedir. Fetih Listesi, Bedir Örgütü’nün lideri Hadi El-Amiri’nin önderliğinde kurulmuştur. 20’ye yakın oluşumun yer aldı-ğı Fetih Listesi içerisinde genellikle Şii milis grupların siyasi kanadı olarak bilinen oluşumlar yer almaktadır. Bununla birlikte Bedir Örgütü dışındaki diğer grupların Irak’ta siyasi bir ağırlığı olduğundan bahsetmek mümkün değildir. Irak’ın en köklü partilerinden biri olan, ancak zamanla sahadaki etkisini kaybeden ve Ammar El -He-kim’in de başkanlığı bırakarak başka bir oluşum (Ulusal El-Hikme Hareketi) kur-masıyla gittikçe küçülen SCIRI de Fetih Listesi ile birlikte seçimlere katılmaktadır. Söz konusu listenin Haşdi Şaabi’nin halk arasındaki popülaritesinden faydalanarak, askeri etkiyi siyasi alana yansıtmak istediği görülmektedir. Ancak başta Nasr Listesi olmak üzere diğer pek çok grup, Fetih Listesi’nin Haşdi Şaabi listesi olarak adlandır-masından rahatsız olmakta ve Haşdi Şaabi’nin partiler üstü bir oluşum olduğu, hatta devlet kurumlarının bir parçası olduğu ifade edilmektedir.

Öte yandan Fetih Listesi’nin, Dava Partisi, SCIRI gibi güçlü Şii partilerin bölün-mesiyle Şiiler arasında oluşan muhafazakar taban boşluğunu doldurmaya çalıştığını söylemek mümkündür. Nitekim Fetih Listesi’nin Irak’ta büyük bir tabana sahip Şii İslamcı ve muhafazakar kesim üzerinden bir siyasi tutum geliştirdiği de görülmek-tedir. Fetih Listesi dışındaki oluşumların söylemlerinde daha çok liberal, seküler, mezhep dışı ve yenilikçi ifadelerin kullanılması, Irak’ta halen büyük bir ağırlığa sa-hip İslamcı ve muhafazakar seçmenler konusunda bir boşluk oluşturmaktadır. Bu nedenle Fetih Listesi’nin diğer partilerden farklı olarak, İslami ve muhafazakar söy-lemlere ağırlık verdiği ve diğer grupların boş bıraktığı alanı doldurmaya çalışacağı görülmektedir.

Fetih Listesi’nin Şii milis grupların kontrolü ve etkisinin yoğun olduğu Diyala, Bağdat, Basra ve Nasiriye’de önemli bir oy potansiyeline sahip olduğunu söylemek mümkündür. Buna rağmen halkın silahlı grupların siyaset içerisinde yer alması konusunda çatışmaları körükleyebileceği endişesiyle şüphe duyduğu, bu nedenle Haşdi Şaabi’ye olan desteğin, siyasi olarak bir karşılık bulması konusunda şüpheler ortaya çıkmaktadır. Bu konuda hükümetin ve daha da önemli Şii mercinin Şii milis gruplara ihtiyaç kalmadığı, silahlı grupların silahlarını hükümete teslim etmesi ge-rektiği ve siyasetten bağımsız olmaları gerektiğine yönelik açıklamalarının da etkili olduğu görülmektedir.

Kanun Devleti Koalisyonu: 2014 seçimlerinin kazananı olan, en yakın rakibine 60 sandalyeden fazla fark atan ve seçimlerde tek başına 730 bin oy alan Nuri El-Ma-liki önderliğinde bir kez daha seçim ittifakı olarak seçimlere katılan Kanun Devleti Koalisyonu’nun eski gücünde olmadığı çok açık bir biçimde görülmektedir. Zira ön-celikle 2014 seçimlerinde Kanun Devleti Koalisyonu içerisinde yer alan Dava Par-tisi’nin seçimlere girmeyecek olması ve Dava Partisi üyelerinin büyük bölümünün Haydar El-Abadi’nin kurduğu Nasr Listesi ile hareket ediyor olması, Nuri El-Ma-liki’nin en büyük kayıplarından biridir. Öte yandan Kanun Devleti Koalisyonu’nun diğer bir kaybı ise 2014 seçimlerinde Kanun Devleti Koalisyonu içerisinden seçim-lere girerek 22 sandalye kazanan Bedir Örgütü olmuştur. Yukarıda da ifade edildiği gibi Bedir Örgütü Lideri Hadi El -Amiri’nin önderliğinde Fetih Listesi’nin kurulması ve daha önce Nuri El- Maliki’ye destek veren grupların Fetih Listesi içerisinde yer alması, Kanun Devleti Koalisyonu’nun oy potansiyelini oldukça aşağı çekmektedir. Bu nedenle Nuri El-Maliki’nin Fetih Listesi ile ittifak kurmak için çok çalıştığı, an-cak Hadi El-Amiri’nin Nuri El-Maliki’nin önderliğini kabul etmemesi nedeniyle bu ittifakın oluşturulamadığı konuşulmaktadır. Hadi El-Amiri’nin halk arasında büyük bir sempatiye sahip Haşdi Şaabi’nin popülaritesini Maliki’ye kullandırmak istemedi-ği bilinmektedir. Öte yandan Hadi El-Amiri’nin de Maliki’nin “kötü şöhretinden” uzak durmaya çalıştığı söylenmektedir. Nitekim Maliki’nin uygulamalarının IŞİD’i ortaya çıkarttığına yönelik inanç, Irak halkının her kesiminde yerleşmiş durumda-dır. Bu nedenle Maliki IŞİD yüzünden çok destek kaybetmiştir. Nuri El-Maliki’nin artık eski gücüne kavuşmasının zor olduğu, siyaseten varlığını sürdürse bile hem ABD’nin karşı çıkması hem de halkın desteğini yitirmesi nedeniyle tekrar başbakan olma şansı az gözükmektedir. Ancak Hadi El-Amiri’nin çok oy alması ve başbakan seçilebilecek düzeyde bir sandalye sayısına sahip olması durumunda Nuri El-Ma-liki’nin, Hadi El-Amiri’yi desteklemesi de muhtemeldir. Hatta böyle bir senaryoda Nuri El -Maliki’nin hükümette etkili olabilmek adına Hadi El-Amiri’yi çoğunluk hü-kümeti kurmaya zorlayacağı düşünülmektedir.


Ulusal El-Hikme Listesi: Daha önce de ifade edildiği gibi Ulusal El-Hikme Akı-mı, SCIRI’deki başkanlık görevini bırakarak yeni bir oluşuma giden Ammar El-He-kim tarafından kurulmuştur. Ammar El- Hekim’in daha çok gençlik ve kadın hareketi üzerinden bir seçim stratejisi izleyeceği görülmektedir. Hatta bunun için büyük bir yatırım yaparak 3 Şubat 2018’de tarihinde Ulusal Gençlik Konseyi’nin kuruluşunu ilan etmiştir. Ammar El-Hekim’in SCIRI’den ayrılmasının en büyük nedeninin ku-şak çatışması olduğu, SCIRI içerisindeki güçlü figürlerin Ammar El-Hekim’in baş-kanlığını kabul etmekte zorlandığı ve Ammar El-Hekim ile SCIRI’nin eski ekibinin görüş anlaşmazlıkları yaşadığı bilinmektedir. Ammar El-Hekim’in SCIRI içerisinde değişikliğe giderek partiyi gençleştirmek ve kadroyu değiştirmek istediği, ancak Hu-mam Hammudi, Bakır Cebir Solak, Celalettin Sagır gibi SCIRI’nin güçlü isimlerinin bu değişikliğe karşı çıktığı söylenmektedir. Son dönemde SCIRI’nin iç sorunları-nın çözülemeyecek bir noktaya ulaştığı, gelenekselci ekibin değişime karşı çıkması nedeniyle Ammar El-Hekim’in yeni bir oluşuma gitme kararı aldığı bilinmektedir. Ammar El-Hekim’in SCIRI’deki kemik kadro üzerindeki başarısızlık ve hatta yolsuz-luk iddialarından da sıyrılmak amacıyla yeni bir oluşuma gittiğini söylemek yerinde olacaktır. Böylelikle seçimlerle eski ekibin başarısızlığının ortaya çıkarılarak, eski ekibin partiyi kendiliğinden bırakmasına ve böylece Ammar El-Hekim’in tekrar SCI-RI’ye hakim olmaya çalışma ihtimali de dikkate alınmalıdır.


Sairun Listesi: Mukteda El-Sadr tarafından kurulan bu liste, seçim sonuçla-rı açısından belki de en net tahmin yürütülebilen listedir. 2003 sonrasında oy po-tansiyeli açısından kemik bir tabanı oluşan Mukteda El-Sadr’ın liderliğine tam bir inanç vardır. Hükümete ilişkin reform isteyen Mukteda El-Sadr’ın taraftarlarını bir anda sokağa döküp, bir anda geri çekmesi buna örnek olarak gösterilmektedir. Bu nedenle Mukteda El-Sadr’ın daha önceki seçimlerle benzer bir oy potansiyeline ulaşacağı söylenmektedir. Mukteda El-Sadr, tabanını yönlendirme potansiyeli açı-sından önemli bir avantaja sahiptir. Bununla birlikte Mukteda El-Sadr’ın tamamen yeni isimlerle seçimlere katılacağı, özellikle yolsuzluk karşıtı kişiler üzerinden bir liste oluşturacağı söylenmektedir. Öte yandan Mukteda El-Sadr’ın Irak Komünist Partisi ve Arap milliyetçisi bir söyleme sahip olduğu bilinen Sünni Arap Saad Asım El-Cenabi liderliğindeki Irak Cumhuriyetçiler Partisi ile de ittifak ilişkisi kurmuş olması dikkat çekmektedir. Söz konusu grupların sahadaki etkisi dikkate alındığında Mukteda El-Sadr bu ittifak ilişkisiyle, bir kazanma amacı olmadığı, mezhepçilikten uzak, seküler ve merkezi bir tutum sergilediğine yönelik mesaj vermeye çalıştığı gö-rülmektedir. Seçim sonrası süreçte de Mukteda El-Sadr’ın hükümette olmak için zorlamayacağı, gerekirse hükümet dışı kalarak muhalefet ve dengeleyici bir rol oy-nayacağını söylemek mümkündür.

 

Şii Gruplar Açısından Seçime İlişkin Beklentiler

Görüldüğü gibi Irak’taki siyasetin ana aktörü olan Şiiler arasında yeni bir denge ortaya çıkmıştır. Bu denge içerisinde farklı siyasi dinamiklerin ortaya çıkacağını söy-lemek yerinde olacaktır. Irak’ta farklılaşan Şii siyasi denklemi, Irak’ta kurulacak hü-kümetin de niteliğini belirleyecek düzeydedir. Mevcut siyasi dengeye göre en büyük liste en fazla 40-45 sandalye kazanabileceği söylenmektedir. Şii partiler arasındaki ayrışmalar nedeniyle 20-25 sandalyenin hangi Şii partiye gideceğinin belirsiz olduğu, seçimlerin sonucunun kararsız seçmen tarafından belirleneceği düşünülmektedir. Ayrıca yeni kurulan çok sayıda parti olması nedeniyle halkın nasıl bir tutum izleye-ceği konusunda da belirsizlik bulunmaktadır. Nitekim halkın seçimlere katılım konu-sundaki isteksizliğinin elektronik seçmen kartı alan seçmen sayısından anlaşılmakta-dır. Yaklaşık 24 milyon seçmenin bulunduğu Irak’ta ancak 11 milyon seçmen, kartını alabilmiş durumdadır. Yeni kurulan siyasi partilerin de nasıl bir tabana sahip olduğu ve nasıl bir seçim kampanyası yürüteceği belirsizliğini korumaktadır.

Bu noktada özellikle Haşdi Şaabi’nin siyasete katılım süreci önemli bir boyuta sa-hiptir. Haşdi Şaabi’ye Şiiler arasında büyük sempati duyulsa da halkın silahlı grup-ların siyasi sürece müdahil olması konusunda endişeleri olduğunu söylemek yerin-de olacaktır. Söz konusu grupların Irak’taki çatışma dinamiklerini tetiklemesinden korkulmaktadır. Ancak Irak hükümetinin yanı sıra siyasi grupların büyük bölümü ve hatta Şii dini merci, silahlı grupların siyasete müdahil olmasına karşı çıkıyor olması, bu grupların kontrollü davranarak, tepki çekmemeye çalışacakları öngörülmekte-dir. Ancak seçim sonrası süreçte, özellikle hükümet kurma sürecinde söz konusu grupların dışarıda kalması ya da hükümet pazarlıklarında istediklerini alamamaları durumunda gerginlik ve çatışma ortamı oluşturmalarından da korkulmaktadır.

Nuri El-Maliki ve Ammar El-Hekim’in taban kaybettiği ve yüzde 20-25’lik bir kayba uğrayacaklarını söylemek yerinde olacaktır. Bu seçmenlerin Nasr ve Fetih Lis-tesini desteklemesi beklenmektedir.

Yeni hükümetin kurulmasında İran ve ABD etkisini koruması beklenirken, Hadi El-Amiri’nin, Haydar El-Abadi’nin yeniden başbakan olmasını istemediği konuşul-maktadır. Bununla birlikte daha önceki hükümetlerden farklı olarak, parlamentoya girmeye hak kazanan bütün siyasi grupların yer aldığı ve “ulusal birlik hükümeti” olarak adlandırılan bir hükümetin değil, belli grupların yer alacağı bir çoğunluk hükümetinin kurulma ihtimali giderek yüksek sesle konuşulmaktadır. Bu, Irak için büyük bir farklılık olacaktır. Zira daha önceki hükümetlerin tamamı parlamentoda temsil edilen bütün grupların yer aldığı ulusal birlik hükümeti olmuş ve parlamento-da gerçek anlamıyla muhalefet olmamıştır. Pozisyonundan memnun olmayan bütün kesimler, hükümet içi muhalefete başlamış ve böylece hükümet işlemez hale gelmiş-tir. Bu nedenle hükümette ciddi krizler yaşanmış ve istikrarsızlıklar ortaya çıkmıştır. Belki de kurulacak bir çoğunluk hükümetiyle yakalanılacak istikrar, Irak’ı daha iyi bir merhaleye taşıyacak bir fırsat olabilir. Bu konuda Sünni grupların siyasi sürece entegrasyonu, Erbil-Bağdat ilişkilerinin rayına girmesi, Türkmenler ve azınlık grup-ların haklarının ve çıkarlarının sağlanması ile dış politikada kurulacak dengeli ilişki-ler, Irak hükümeti açısından anahtar niteliğinde olacaktır.

Bilgay Duman kimdir?

1983’te Ankara’da doğdu. 2011 yılı itibariyle Abant İzzet Baysal Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Doktora Programında eğitimini sürdürüyor. Özellikle Irak konusunda yaptığı çalışmalarla tanınıyor. Başta Irak olmak üzere

Ortadoğu coğrafyasında sıklıkla saha çalışmaları yapıyor. Irak ve Afganistan seçimlerinde uluslararası gözlemcilik görevleri yürüttü. Çalışmalarına ORSAM bünyesinde Ortadoğu Araştırmacısı olarak devam ediyor.

Kaynak: Bilimevi Dış Politika Dergis Sayı:4

banner53
Yorumlar (0)
20
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?