banner39

14.03.2013, 07:58

İran'a karşı Suud petrol savaşı

Prens Türkî el Faysal, Tahran’ın küresel ekonomiye petrol ihracatının yerini alma arayışıyla, geçen yıl Suud’un Amerikan liderliğindeki İran’a karşı müeyyidelere katılacağını söylerken yeni bir fikre gönderme yapmıyordu. İşin aslı, S.Arabistan İran’a karşı önceki iki petrol savaşına liderlik etmiştir.

Andrew Scott Cooper’ın Petrol Kralları: ABD, İran ve S.Arabistan Ortadoğu’da Güç Dengesini Nasıl Değiştirdi? Başlıklı kitabında detayıyla anlattığı üzere İran’a karşı ilk Suud petrol savaşı, Şah’ın modernizasyon programlarını zayıflatmayı hedef alıyordu. Suudiler İran’ın bölgesel güç olarak yükselişinden korku duymuş ve o vakitler İran’ın hâkim olduğu OPEC’te bağımsız karar alacakları bir alan yaratmak istemişlerdi.

Şah’ın hırslı amaçları için yüksek petrol fiyatlarına aşırı derecede bağımlı olması sayesinde Suudiler, petrol fiyatlarının küresel arz artışıyla frenlenmesinin İran’ın zayıf noktası olduğunu kavramışlardı. Cooper’ın kaydettiği üzere, Suudiler yüksek petrol fiyatları hakkında ABD’deki kaygıların da yardımıyla planları doğrultusunda hareket etmesi için Washington’ı ikna etmişlerdi. Nixon yönetiminin sonuna doğru Suudiler pazarı petrolle doldurmuşlardı.

İkinci petrol savaşının kokusu 1988’de biten İran-Iran savaşının son demlerinde ortaya çıktı. Sekiz yıllık çatışma Basra Körfezinin petrol ihracatını tehdit ettiğinden dolayı Suudiler ve Amerikalılar İran’ın yıpratma savaşıyla zafer kazanma ihtimalinden korku duymaya başlamışlardı.  ABD Dışişleri Bakanlığının “Iran-Iraq War: Elements of U.S. Diplomatic Strategy and Plans” başlıklı 1984 tarihli gizli bir belgesinde, Washington yaklaşımının ana sütununun “stratejik dengeyi muhafaza ederek ama Amerikan tarafsızlığını da koruyarak Irak’ın mağlubiyetten uzak durmasına yardım etmek” olduğu kaydediliyor. Çatışmanın “tanker savaşına” dönüşmesiyle birlikte Basra Körfezi geçişleri ciddi şekilde azaldı ve artık çatışmanın sona ermesi de öncelikli hale geldi.

ABD, diğer ülkeleri İran’la silah ticaretini durdurmaya teşebbüs edip İran donanmasını bile taciz ederken Suudiler bir kez daha piyasayı petrolle doldurdu. Amacı, İran’ın savaş kaynaklarını kurutmaktı. OPEC verilerine göre Suudi Arabistan günlük petrol üretimini 1987’de 3.9 milyar varilden 1988’de 5.1 milyar varile, 1990’da ise 6.4 milyar varile çıkardı. 1979-1980 petrol şoku yüzünden petrol fiyatları çarpıcı biçimde azaldığından dolayı bu kararın ekonomik mantığı pek yoksa da Suudiler Pehlevi hanedanını etkileyen aynı sistem açığının Devrimci İran için de hala geçerli olduğunu anlamıştı.

Suudiler her iki vakada da kısa vadeli amaçlarına ulaşmakta başarılı olmuşlardı. Ancak uzun vadede kendi stratejik konumları daha da kötüleşti. Şah gelir kaybına hazırlıklı değildi ve devrimci ateşi yok etmek için petrol servetini kullanamıyordu. İslam Cumhuriyetinin kurulması ve güçlü bir monarşinin yıkılış emsali, Suudilere Şah’ın varlığından daha fazla yük getirdi ve Suudi sınırları dâhilinde istikrarsızlık ihtimalini de listeye ekledi.

İkinci petrol savaşında, Suudi hareketi Irak karşısında İran’ın durumunu zayıflattı fakat bunun zor ekonomik şartlar altındaki Bağdat’ı nasıl etkileyeceğine dair pek bir fikir yoktu. Azalan petrol fiyatlarıyla gelir kaybına uğrayan Saddam rejiminin gözü döndü ve yıkıcı olaylar zinciri harekete geçti: Saddam rövanşist tavırla Kuveyt’i işgal etti ve ardından Amerika Irak’ın konvansiyonel askeri kapasitesini yok etti. Ülke iflas etti, sosyal yapı çözüldü ve işgal edildi; yaşayabilir bir siyasi varlık olarak işlevi yıllarca kayboldu. Bugün yeni bir Irak siyasi düzeni, Suud’un stratejik muhitini daha da aşındırmıştır.

Muhtemel serpinti                 

Üçüncü bir Suud petrol savaşının sınırlarını (S.Arabistan’ın mevcut savunmasızlıklarını) ve potansiyel neticelerini (İran’ın muhtemel tepkilerini) takdir etmek çok önemlidir.

Suudiler her ne kadar OPEC’in kanat üreticisi olarak ani arz dalgalanmalarını etkileyebilirse de pazar dinamiklerini esaslı olarak şekillendirme kabiliyetleri bazı yeni baskılar yüzünden ketlenmektedir. Nüfus artışı yüzünden iç tüketimin artmasından ve eksik planlanmış sübvansiyonlardan oluşan zehirleyici karma, hidrokarbonların tükenme ihtimaliyle daha da kötüleşmektedir.

Amerika’nın Aramco’nun eski keşif ve üretim müdürü Sedat el Hüseyni ile görüşmelerinin ortaya serildiği Wikileaks ifşaatlarında kaynakların azalmasına gönderme yapılıyordu. Yazışmaların ortaya serdiğine göre Suud petrol rezervleri yüzde 40 civarında abartılmıştır.

Demografik değişim yaşayan rant devletinin bu doğal eğilimini Arap Devrimleri karmaşıklaştırmaktadır; Arap Devrimleri, Suudi Krallığını ekonomik dolayısıyla da siyasi huzursuzluğa son vermek için vatandaş başına 7.000 dolar sus payı vermeye zorladı. Birbirine bağlı bu ikilemler, hakkında zaten şüphe duyulan Riyad’ın fiyat istikrarı sağlama kapasitesinin başına er geç iş açacaktır.

Önemli bir diğer etken de İran’ın Suudi Arabistan’a misilleme ihtimalidir. Bu petrol savaşında, önceki iki örneğin aksine, Suudiler açıkça ortadalar. İran’ın Suudi eylemlerini geçmişte karşılık verememesi, Arabistan’ı anlamlı şekilde incitme kapasitesinin yokluğundandı. Devrimci ayaklanmanın dikkatleri dağıttığı Monarşik İran’ın ve vahşi bir çatışmaya batmış müteakip İslam Cumhuriyetinin Suud’un davranışlarına muteber bir intikam tehdidiyle karşılık verme kabiliyeti yoktu. Ancak 21’nci yüzyıl İran’ı çok farklıdır.

Yıkıcı İran-Irak savaşı, Batı liderliğindeki müeyyideler, silah ambargoları ve örtülü operasyonlar (en son siber savaş şeklinde yaşandı) ülkeyi asimetrik ulusal güvenlik doktrini geliştirmeye mecbur etti. İran’ın duruşu, yerlileştirilmiş bir askeri-sanayi kompleksine, devletin siber güvenliğe ve siber savaşa büyük yatırım yapmasına ve müeyyidelerin en kötü etkilerini bozabilecek çok yönlü bir ekonomiye dayalıdır. Batının bu zaman kadar ki gayretleri, itaatkâr bölgesel rejimlerin danışıklı dövüşüyle, zaman zaman İran’ın canını ciddi şekilde yaksa da nihâi sonuç alınmamış; İran’a öğrenme ve intibak alanı sağlamıştır.

Krizin tırmanması halinde, Suudi Arabistan’a karşı misillemenin hem iç siyasi ve ekonomik sahada hem de bölgesel sahada gerçekleşmesi muhtemeldir. Suudiler ülke içi meselelere müdahale üzerinden yapılacak sabotajlara karşı savunmasız durumdalar fakat hayati altyapıları da aynı durumda. Aramco’ya düzenlenen siber saldırı; Basra Körfezindeki yükleme tesisleri ve su arıtma tesislerinin savunmasızlığı bunu göstermektedir. Bölgesel olarak ise, İran’ın Yemen’de içten içe kaynayan iç savaşı ve Bahreyn’deki siyasi kargaşayı fenalaştırma ihtimali, Suudi kaynaklarını onlara çok ihtiyaç duyulan bir zamanda boşaltacaktır.

S.Arabistan’daki yeni iç dinamiklerin baskısı, yanısıra İran’ın şiddetli tepkisi, İran ihracatına karşı mevcut Suud petrol savaşının daha zayıf olması ve - reklam edildiğinin aksine - daha kısa süreli olacağı anlamını taşır. İç güvenlik, siyasi istikrar ve bölgesel stratejik ihtiyaçlar için ilave harcamaların test ettiği Suudi Arabistan’ın acı eşiğinin İran’a karşı petrol savaşında ihracat politikalarını etkileyeceği yer burasıdır. İran üzerindeki Amerikan müeyyideleri İran’ı bütçe harcamalarını yeniden düzenlemeye ittiyse de İran ihracatı üzerindeki genel saldırı, Suudi Arabistan’ın uzun vadeli zımni muvafakatına esaslı bir şekilde bağlıdır.

Riyad üzerindeki yeni baskılar, müeyyide teşebbüsünde geçmişte oynadıkları o aynı rolü icra etmekte zorlanacaklarını telkin etmekte, İran’ın teslim olmasını veya ekonomik çöküş yaşamasını masadaki kartlardan çıkarmaktadır. Suudilerin küresel talebi yatıştıramaması, müeyyidelerin küresel petrol fiyatlarında tehlikeye attığı durumların daha da sorgulanmasına yol açacaktır: Yani İran ve ABD arasındaki ihtilaf yüzünden pazarların yüksek enerji fiyatlarına katlanma istekliliği.

Suudilerin Tahran’ı zayıflatmak için kullanıldığı İran-ABD ihtilafına siyasi bir çözüm bulunmazsa, İran petrolü üzerindeki son müeyyideler en nihayet çözülecektir. Fakat birinci ve ikinci Suud petrol savaşlarında olduğu üzere, yan etkilerini tahmin etmek zor olacaktır.

Kaynak: National Interest

Dünya Bülteni için çeviren: M.Alpaslan Balcı

Yorumlar (0)
25
parçalı bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?