banner39

MÜSİAD Raporu: 'Orta gelir tuzağı'na dikkat

MÜSİAD'ın raporuna göre kalkınma yolunda yeni eşik, orta gelir tuzağı...

İş Dünyası 21.06.2012, 13:09 21.06.2012, 13:45
MÜSİAD Raporu: 'Orta gelir tuzağı'na dikkat

Dünya Bülteni/ Haber Merkezi

Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği'nin (MÜSİAD), ''2012 Türkiye Ekonomisi Raporu''nda, Türkiye'nin yapısal sorunu olan cari işlemler açığının çözümünün de yapısal değişimden geçtiği belirtilerek, ''İhracatın teşvik edilmesi, üretimin ihracatı artırıcı şekilde yapılması en başta gelen koşuldur'' denildi.  Türkiye ekonomisi için, sadece konjonktürel değil, aynı zamanda vizyoner bir tablo çizen ve ve bu konudaki kalite ve tutarlılığını, altını çizdiği kritik temaların gündeme gelmesi ve önemini korumasıyla yıllar boyunca ispatlayan MÜSİAD'ın Ekonomi Raporu'nda bu yıl 'Orta Gelir Tuzağı'na da dikkat çekildi.

MÜSİAD Genel Başkanı Nail Olpak, Derneğin Ekonomi Danışma Kurulu tarafından hazırlanan ''2012 Türkiye Ekonomisi Raporu''nu düzenlediği basın toplantısında açıkladı. Olpak, raporun tanıtım toplantısında, Tayland, Filipinler ve Malezya'dan orta gelir tuzağına kapılmış ülkeler olarak bahsederken, "Bu ülkeler, düşük büyüme hızlarıyla, tabiri caizse, uzun süre yerlerinde patinaj yaparak yerinde saymakta ve adeta bir sarmalın içinde hapsolmuştur. Latin Amerika ve Güneydoğu Asya ülkesinin de bu patinaj tuzağından hala çıkamadığı görülmektedir. Türkiye'nin de, 2004'te girmiş olduğu orta gelir grubundan sıyrılarak bir an evvel 25 bin dolarlık bir hedefe ulaşması ve gelişmiş ülkeler arasına girebilmesi için, birçok ülkenin karşı karşıya kaldığı bu tuzağın farkında ve bilincinde olarak, atacağı adımlara şimdiden dikkat etmesi gerekmektedir" dedi.

Raporun öneriler bölümünde, makroekonomik istikrarsızlığın yaşanmaması için, uygulanacak para politikası ve mali politikanın önemine işaret edilerek, finansal düzenlemelerin makroekonomik politikanın bir parçası olarak ele alınması istendi.

İşte rapordan bölümler:

ORTA GELİR TUZAĞINA DİKKAT

Böyle bir ortamda, bir taraftan milli gelirimizi dünya liginde yukarılara tırmandırmayı hedeflerken, bir taraftan da, yüksek gelirli ve gelişmiş ülke statüsüne ulaşma hedefini de birlikte başarabilmeliyiz. Bu hedeflere ulaşma konusunda, MÜSİAD olarak dikkat çekmek istediğimiz ve 2012 Ekonomi Raporumuzun ana temasını oluşturan konu; Orta Gelir Tuzağı'na da bu noktada değinmek yerinde olacaktır.

Orta gelir tuzağı olarak adlandırılan kavram, en basit haliyle, orta gelirli ülke statüsüne kavuşmuş ülkelerin, çok uzun yıllar boyunca bu seviyede kalıp, yüksek gelirli ülke kategorisine geçememesi şeklinde tarif edilebilir. Nitekim bu ülkeler, hızlı bir büyüme ile düşük gelirli ülke olmaktan kurtulmakta, ancak orta gelir düzeyine ulaştıklarında yavaşlamaya başlamaktadırlar.

Sonuç olarak ise, düşük büyüme hızlarıyla, tabiri caizse, uzun süre yerlerinde saymakta ve adeta bir sarmalın içinde hapsolmaktadırlar.  Tayland, Filipinler ve Malezya'nın yanı sıra çok sayıda Latin Amerika ve Güneydoğu Asya ülkesinin de bu tuzaktan hala çıkamadığı görülmektedir.

Burada, Türkiye'nin de, orta gelir grubundan sıyrılarak 25 bin dolarlık bir hedefe ulaşması ve gelişmiş ülkeler arasına girebilmesi için, birçok ülkenin karşı karşıya kaldığı bu tuzağın bilincinde hareket edip, atacağı adımlara şimdiden dikkat etmesi gerekmektedir. Bu nedenle, biz MÜSİAD olarak, orta gelir tuzağını, kalkınma yolunda önümüzdeki yeni eşik olarak tanımlamaktayız.

Bu yeni eşiğin aşılması ve şu anda 10 bin bandında olan kişi başına düşen milli gelirin, belirlenen hedefe ulaşabilmesi için kabaca aritmetiksel bir hesap yapıldığında, yüksek bir büyüme ile yola devam etmemiz gerektiği ortaya çıkmaktadır. Son dönem itibariyle Türkiye'nin büyüme hızının ortalama %5'lerde seyrettiği göz önüne alındığında, önümüzdeki dönemde yapmamız gereken hamle, bu hızı artırmamız ve böylelikle bir sonraki çıtayı kısa sürede atlayabilme gücüne ulaşmamız olmalıdır.

PARA POLİTİKASI

Raporda para politikasının ana hedefinin, fiyat istikrarının sağlanması olduğu, Türkiye'de uzun yıllar boyunca beli kırılamamış olan kronik yüksek enflasyonun, son 10 yıllık süreçte, başarıyla dize getirildiği ve 2004 yılı itibariyle de tek haneye düşürüldüğü vurgulandı.

Ancak 2011 yılında, yüksek büyüme, emtia fiyatlarındaki artış ve kur etkisi gibi sebeplerle, enflasyonun yeniden yüzde 10 bandına çıktığına işaret edilen raporda, her ne kadar bu kısa vadede çok endişe verici bir gelişme olmasa da, alınan önlemlerin, önümüzdeki dönemde yeniden tek haneli enflasyon seviyelerine dönebilmek açısından önem taşıdığı kaydedildi.

Raporda, gerçekleşen enflasyon ile hedeflenen enflasyon arasındaki farkın açılması ve bunun olağan hale gelmesinin, TCMB'nin kredibilitesini orta vadede olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunularak, ''Bu ise küresel krizin etkisinin uzadıkça, enflasyon hedeflemesine olan güvenin sarsılacağının işaretçisi olabilir. Bu durumda, fiyat istikrarını sağlamaya yönelik alternatif stratejilerin aranması da gerekecektir'' denildi.

Raporda TMCB'nin, duruma göre şekillenen esnek bir para politikasıyla, proaktif rolünü bir müddet daha devam ettirmesinin önemine işaret edildi.

FİNANSAL İSTİKRARIN SAĞLANMASI

Raporda finanal istikrarın sağlanmasına ilişkin şu değerlendirmelere yer verildi:

''Döviz/TL piyasalarında derinliği (işlem hacmini) artırarak dalgalanmaları azaltmak ve piyasa aktörlerinin daha sağlıklı karar vermelerini sağlamak ele alınması gereken konulardan biri olmalıdır. Bu amaçla, bankalara munzam karşılık ve ihale öncelikleri gibi avantajlar verilmesi suretiyle belli marjlarda önemli tutarlar için kotasyon vermesini sağlayarak, piyasada oluşacak fiyatların bu marjlar içerisinde gerçekleşmesini sağlamak etkili olacaktır.

Bunun yanı sıra bankaların yurt dışına verdiği döviz depoları için oluşturulan kredi limitlerinin (line) BDDK tarafından sıkı takip edilerek gerektiğinde indirilmesi sağlanmalıdır.
Ayrıca, kısa vadeli spekülatif yabancı yatırım fonlarının toplam yabancı sermaye yatırımları içerisindeki payını azaltmaya yönelik faiz indirimi aktif olarak kullanılmalıdır.''

DÖVİZ POZİSYONU AÇIKLARININ AZALTILMASI

Türkiye'de reel sektördeki firmaların 2011 son çeyreğindeki net döviz pozisyonlarının 93,5 milyar dolar olarak kaydedildiği, öte yandan, kısa vadeli net döviz açığının ise 16,2 milyar dolar olarak gerçekleştiğine işaret edilen raporda, ''Düşük olmadığı görülen bu kısa vadeli döviz açığı, kur üzerinde bir baskı oluşturmaktadır. Bu nedenle, finansal istikrar açısından, açığın orta vadeli finansmanlarla giderilmesine yönelik çalışmalar önem taşımaktadır'' denildi.

MALİ DİSİPLİN GELECEKTE DE DEVAM ETTİRİLMELİ

Raporda, 2010 ve 2011 yıllarında Türkiye ekonomisinin mali disiplinden taviz vermediğine işaret edilerek, ''Bundan sonra ise önemli olan mali disiplinin gelecekte de devam ettirilebilmesidir. Zira gelecekte güçlü bir ekonomiye sahip olabilmek için sağlam bir kamu ekonomisine ihtiyaç vardır. Mali disiplinin sürdürülebilir olması ise basiretli para politikaları ile uyumlu maliye politikalarının izlenmesini gerektirmektedir. Bu bağlamda, Türkiye ekonomisinin, para ve maliye politikalarının uyum içinde çalışmasını sağlayacak kurumsallaşmalara ihtiyacı bulunmaktadır'' görüşüne yer verildi.

KAMU HARCAMALARINDA ETKİNLİK

Sağlam bir kamu ekonomisi için kamu harcamalarında etkinliğin artırılmasının da önemli olduğu vurgulanan raporda, kamu harcamalarında etkinliğin ve performans esaslı harcama yönetimine verilen önemin artırılması istendi.

EK GELİR KAYNAKLARI

Raporda büyüme için yatırım, yatırım için de tasarrufun şart olduğu ve tasarrufun olmadığı bir ekonomide, sürdürülebilir büyümeden bahsetmenin söz konusu olamayacağı ifade edildi.

Dolayısıyla, Türkiye ekonomisinde, tasarruf oranının yükseltilmesinin esas olduğu vurgulanan raporda, ''Maliye politikasının ana gayelerinden biri, kamu tasarruflarının artırılması olmalıdır. Bu ise, vergiler dışında sağlam ilave gelir kaynakları yaratarak mümkün olacaktır'' denildi.

KAYIT DIŞI EKONOMİYLE MÜCADELE

Raporda, vergilerin artırılmasının güçlü bir bütçe için en önemli faktörlerden biri olduğu vurgulanarak, 2011 yılında gerek vergi borçlarının yeniden yapılandırılması, gerekse yüksek ithalat sonucu hasıl olan vergilerin artışı neticesinde, düşük sayılabilecek bir açık veren merkezi yönetim bütçesinin, iktisadi faaliyetin yavaşladığı 2012 yılında zayıflamaması amacıyla, önlemler alınması istendi.

Raporda, bu çerçevede kayıt dışıyla mücadelede, denetlemelerin ve teşviklerin yanı sıra, iş ve çalışma hayatına ilişkin mevzuatın basitleştirilmesi ve vergi sisteminin bazı alanlarda yeniden gözden geçirilmesinin de ihmal edilmemesi gereken adımların başında geldiği kaydedildi.

MİKRO POLİTİKALAR

MÜSİAD raporunda mikro politikaların benimsenecek kalkınma modelinde, üretimden eğitime, işgücünden teknolojiye, birçok dinamiği içinde barındırması nedeniyle kritik öneme sahip olduğu vurgulandı.

ÜRETİM POLİTİKASI

Raporda, şu önerilere yer verildi:

''Türkiye'nin bundan sonra benimseyeceği büyüme modelinde, ihracat önemli bir yer tutmalıdır. Kalkınmaya olumlu etkisi olacak ihracatın Türkiye'nin cari açık sorununun çözümünde de kritik bir rol oynayacaktır. Bu sebeple, üretimde ihracata yönelik bir strateji oluşturulması önem arz etmektedir.

Türkiye'nin yapısal sorunu olan cari işlemler açığının çözümü de yapısal değişimden geçmektedir. İhracatın teşvik edilmesi, üretimin ihracatı artırıcı şekilde yapılması en başta gelen koşuldur. Bu nedenle, ihracat teşviklerinin artırılması, düşük maliyetli ihracat finansmanının sağlanması, ihracat gelirlerinden elde edilen vergilerde avantaj sunulması gibi unsurlar, ihracatın daha rekabetçi bir alan haline dönüşmesini sağlayacaktır. Bunun yanı sıra ihracatın, daha yüksek bir ivmeyle artması amacıyla iki farklı perspektifte de çalışmaların devam ettirilmesi gerekmektedir. Bunlardan biri, ürün, diğeri de pazar çeşitliliğidir.

Ayrıca, Eximbank'ın, pazar ve ürün çeşitlendirme ve markalaşma önceliklerine göre piyasa koşullarında yeniden yapılandırılması, ihracatın teşviki açısından üzerinde durulması gereken önemli bir konudur.''

İTHALATTAKİ YAPISAL SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ

Raporda, cari açık sorununun temelini oluşturan ithalatın, Türkiye ekonomisinin yapısal bir problemi olduğu, amacın cari açık getirmeyen bir büyüme sağlayabilmek olduğu vurgulanarak, minimum açık vererek maksimum büyüme sağlayabilmek için, ihracat hızını artırırken, ithalatın düşmesini sağlamanın, politikanın bir diğer ayağı olması gerektiği kaydedildi.

TEKNOLOJİ VE AR-GE

Raporda teknoloji politikası ve Ar-Ge desteklerinin etkinliğine de işaret edilerek, ciddi bir teknoloji politikasının uygulamaya sokulmasının, yatırımın verimliliğini arttırarak, katma değeri yüksek ihraç malı üretimi sağlayacağı ve cari açık artışına yol açmadan ekonomik büyümenin sağlanmasını mümkün kılacağı vurgulandı.

Kaynakların etkin bir şekilde kullanılması ve rekabet gücünün bir an evvel artırılması amacıyla, desteklerin, özellikle, göreceli üstünlük sağlanabilecek ve hızlı sonuç alınacak alanlarda, daha yoğun bir şekilde sunulması akılcı bir yaklaşım olacağı vurgulanan raporda, ayrıca teşviklerin, Ar-Ge sürecini hızlı ve etkin kılmak amacıyla, hak ediş usulü yerine, ön ödemeli modelle verilmesi önerildi.

Raporda şu önerilerde bulunuldu:

''Sağlanan teşvik ve destekler, sadece araştırma ve geliştirme aşamasında sınırlı kalmamalı, elde edilen sonuçların boşa gitmemesi ve ortaya çıkan ürünlerden istifade edilebilmesi için, ticarileştirme başta olmak üzere pazarlama gibi süreçlerde de devam etmelidir. Teşviklerin etkinliğinin değerlendirilmesine yönelik olarak, performans göstergeleri modeli geliştirilmelidir.

Teknoparkların fiziki altyapıları güçlendirilmeli, bu parklar, kümelenmiş bilim-teknoloji-üretim parkları haline dönüştürülmelidir. Kuluçka merkezlerinin sayısı artırılmalı, kurulum masraflarının, teşvikler kapsamına dahil edilmesi düşünülmelidir. Ekonomik büyümenin ve ürüne katma değer vermenin yolu teknoloji ve tasarımdan geçmektedir. Bu sebeple, KOBİ'lerin yeni iş ve istihdam alanları yaratan yenilikçi teknoloji, zeka ürünleri ve endüstriyel tasarım çalışmaları teknik ve mali olarak desteklenmelidir. 'Teknoloji avcıları' geliştirilmelidir.''

İSTİHDAM POLİTİKASI

MÜSİAD raporunda işsizliğe ilişkin şu görüşlere yer verildi:

''İşizliğin daha da düşük seviyelere düşürülmesinin yanı sıra işgücüne katılımın artırılması ve istihdam piyasalarında verimlilik ve kaliteden verilen ödün konusunda çalışmaların yapılması, önümüzdeki dönemde izlenecek istihdam stratejisinin ana hatlarını oluşturmalıdır.

Türkiye'de, işgücüne katılım oranı halen oldukça düşük bir seviyede seyretmektedir. Bu da potansiyel emeğin atıl kalması anlamına gelmektedir. Türkiye'de bu durumun dinamiklerine bakıldığında, cinsiyet ayrımının ana sebep olduğu gözlenmektedir. Nitekim 2011 yılında, erkeklerde işgücüne katılım oranı yüzde 71,7 iken, bu, kadınlarda ancak yüzde 28,8 seviyesinde kalmıştır. Bu nedenle, kadınların iş piyasaları içinde yer almamayı büyük ölçüde tercih etmesinin, Türkiye'de emeğin atıl kalması probleminin temelinde yer aldığı açıkça ortadadır. Kadınların işgücü piyasalarına girmeleri için cesaretlendirilmeleri ve teşvik edilmeleri büyük önem taşımaktadır.''

İşgücü verimliliğinin artırılması, iş güvenliği yasalarının revize edilmesi istenen raporda, iş kazalarıyla ilgili maddi cezaların düzenlenmesi ve işverenlerin esas ve kesin kurban olmaktan çıkarılması gerektiği kaydedildi.

YATIRIM POLİTİKASI

Raporda, kamu ve özel sektör tarafından gerçekleştirilen yatırımların büyümenin en önemli faktörleri arasında yer aldığı vurgulanarak, özellikle uzun vadeli olan yabancı kaynaklı direk yatırımları, ülkeye çekmek için de çalışmaların hızlandırılması gerektiği vurgulandı.

Yatırım ortamının iyileştirilmesi için politika belirsizliklerinin giderilmesi, yatırımcıların risk almasını engelleyecek düzenlemelere gidilmesinin yatırımları artırma koşullarının başında geldiği vurgulanan raporda, şu önerilere yer verildi:

''Yatırımcılara sağlanacak belli mali avantajlar yatırımları cazip kılmak açısından önem taşımaktadır. Bu kapsamda, kamu-özel sektör işbirliğiyle gerçekleştirilen büyük projelerden belli kriterleri sağlayanlara, KDV ödemesi ile ilgili kolaylık ya da esneklikler getirilmesi, özel sektörün bu tür önemli yatırımlara daha çok yönelmesini sağlayacaktır.

Bununla birlikte, yatırımın önündeki mevzuatla ilgili mevcut engellerin kaldırılması aciliyet taşımaktadır. Yatırımcıların cesaretini kıran düzenlemeler yeniden gözden geçirilmeli, bilhassa, hukuki ve vergisel alanlardaki uygulamalar çerçevesinde ele alınmalı, bürokrasi azaltılmalıdır.''

Raporda, yatırım ortamının iyileştirilmesinin yanı sıra yabancı yatırımcıları çekebilmek amacıyla, ülke ve sektör tanıtımlarının etkin bir şekilde yapılması gerektiğine de işaret edilerek, yabancı sermaye çekmede kalkınma ajansları ile Yatırım Destekleme Ajansı'nın uzun vadeli bir vizyona dayalı strateji eşliğinde çok daha performans odaklı olarak devreye sokulması gerektiği kaydedildi.

ALTYAPININ GELİŞTİRİLMESİ

Türkiye'nin 2023 vizyonu çerçevesinde güçlü bir altyapıya sahip olması gerektiğine işaret edilen raporda, özellikle ihracatı destekleme amacıyla, ülke çapında, güçlü bir lojistik sistemi kurulması istendi.

TASARRUF POLİTİKASI

Raporda cari açık problemiyle ilgili alınacak birincil öneme haiz önlemlerden birinin yurt içi tasarrufların artırılması olduğu vurgulanarak, tasarrufların, kamu kesiminde, vergi dışı yollarla artırılmaya çalışılmasının yanı sıra özel kesimde de özendirilmesi gerektiği kaydedildi.

Son dönemlerde özel tasarrufların düşüş göstermesinin nedenlerinden birinin kısa vadeli kredi imkânlarının bollaşması olduğu, dolayısıyla, tüketimi tetikleyip tasarrufları azaltan kolay ulaşılabilir kredi fırsatları sunan bu sistemin düzenlenmesi gerektiğine işaret edilen raporda, tasarruf faizleriyle kredi faizleri arasındaki kar marjının makul bir seviyede ayarlanması ve bir düzenlemeye tabi tutulması faydalı olacağı vurgulandı.

Raporda, tüketimi cazip hale getiren bir finansal yapı yerine, yatırım araçlarının sayısının artırılması ve finansal sisteme olan güveni artırmaya yönelik çabaların çoğaltılması gerektiği kaydedildi.

SEKTÖREL (MEZZO) POLİTİKALAR

Raporda, işletmelerin, ekonomik sistem içerisinde, rekabetçi bir şekilde büyümeleri amacıyla, sektörel ve sektörler arası etkinliği ve verimliliği sağlaması amaçlanan mezzo politikaların önemli olduğunu, 2012 ve sonrası geliştirilecek büyüme stratejisi kapsamında, gerek kalkınma gerekse cari açığı azaltma makine, bilişim, enerji, otomotiv, inşaat, turizm, sağlık, gıda ve tarım sektörlerinin birincil öncelikli sektörler olarak ele alınması gerektiği vurgulandı.

 

Yorumlar (0)
25
az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?