banner15

Bir âlimi kaybetmek: Abdulkerim Çevik Hocaefendi'nin ardından

Abdulkerim Çevik Hocaefendi Norşin Medresesi’nde baş müderris olarak sessiz sedasız ilim ve irşad faaliyetleriyle meşguldü. Ta ki hain bir saldırının kurbanı olana kadar

Bir âlimi kaybetmek: Abdulkerim Çevik Hocaefendi'nin ardından

Celalettin Alkan

Düne kadar Bitlis'in Güroymak (Norşin) ilçesinde bulunan Norşin Medresesi’nde başmüderris olarak sessiz sedasız ilim ve irşad faaliyetleriyle meşguliyetini sürdüren Abdulkerim Çevik Hocaefendi, aynı zamanda Anadolu Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ve aynı üniversitenin Sosyoloji Bölümü mezunu, kendi alanının dışında da geniş okumalar yapmış, dünyada olup bitenlerden haberdar olan, bununla birlikte alabildiğine tevazu sahibi bir zâttı. (Enbiya Yıldırım Hoca ve hocamızı tanıyanların aktardıklarına göre.)

Bir âlim kolay yetişmiyor. Abdulkerim Çevik Hocaefendi de ilk eğitimine 6 yaşında başlamıştı. Zaten âlim olacak insan ilim tahsiline erken başlamalıydı ve ömrünü bu uğurda harcamalıydı. O da öyle yaptı, hatta dün gözünü dünyalık hırslar bürümüş kendini bilmezler tarafından cahilce yapılan bir saldırıyla şehid edilinceye kadar rahlesinin başında ders vermeye devam etti. Yani son anına kadar ders okuttu. Şehadetinin ardından ümmet bir ilim adamını daha şehit vermiş oldu.

Bu vesileyle bu yazımda "Bir âlim kaybedilince aslında neler kaybedilir?" sorusunu kendimce cevaplamaya çalışacağım.

Öncelikle ümmetin başı sağolsun. Böyle diyorum çünkü âlimler göçüp gidince "Ümmetin başı sağolsun." denir. Zira âlim ailesinin değil, dostlarının değil tüm ümmetin adamıdır. Zaten âlim olmak payesini elde etmiş zâtların hayatları boyunca ne aileleriyle ne de dostlarıyla doğru düzgün vakit geçirebildikleri vâkîdir. Onlar için varsa yoksa ilimdir; ümmetin evlatlarının eğitimidir, geride bir eser ya da takrir edilen ilmi taşıyabilecek öğrenciler bırakabilmektir.

Peki, âlim gidince onunla beraber neler gider, hangi güzel hasletler silinir dünyamızdan? Şimdi biraz bu konu üzerinde duralım.

Âlim gidince âlem gider

Gönül bahçemizin gülü, gök kubbemizin güneşi Hz. Resûl-i Ekrem Efendimiz (sas), Medine'ye hicretinden sonra ilk iş olarak Mescid-i Nebevî'yi ve hemen yanına da ileride kendilerine "ashab-ı suffe" denecek olan bir grup sahabenin ilim öğrenecekleri "suffe meclisi"ni inşa ettirmiş, bu tavrıyla ilmi ibadetten hemen sonra öncelediğini göstermişti. O'na (sas) isnad edilen bir söze göre, ümmet bir âlimini kaybedince tüm âlemini kaybetmiş gibi olurdu. (İmâm-ı Gazâlî, İhyâ, c. 1, s. 87)

Bu kayıp gerçekten telafisi mümkün olmayan büyük bir kayıptır. Çünkü âlim gidince okuduğu kitaplar da onunla gider, konuşacakları, tasarladıkları, yapacağı hayırlar gider. Ardında bir eser bırakmadıysa anlattıkları, anlatacakları, aktardıkları, aktaracakları gider. Yani öğrendikleri ve öğretecekleri gider. Öğrendikleriyle ortaya koyacağı örneklik, rehberlik, yaşam tarzı gider ki tüm bunlar bir mü'min için içinde yaşadığı âlemi kaybetmekle denktir, öyle olmalıdır. Çünkü ahireti kazandıracak ilim âlimdedir ve o gidince koca dünya sizin olsa sonsuz ahiret hayatını kazandıracak bilgiyi elde edemeyeceğiniz için hiçbir faydası yoktur.

Bu, ümmetin bünyesinde açılan öyle büyük bir boşluk oluşturur ki yine efendimizin (sas) ifadesiyle artık bu büyük boşluğun doldurulması, bu kaybın telafisi mümkün değildir (Dârimî, Mukaddime, 32.).

Âlim gidince muallim ve ta'lîm gider

Ta'lîm ders vermek demektir. Hak verilecektir ki bir yerde ders verilebilmesi için dersin başında bu işin ehli, öğretme sanatının inceliklerine vakıf, teknik konularda uzman bir muallimin (öğretici) bulunması şarttır. İşte âlim giderse muallim gider, böylece ta'lîm biter, tüm bunların gidişinin ardından da nihayet ilim gider ve meydan cahillere kalır.

Şu hadîs-i şerîfi öğrendiğimden beri ne zaman bir âlim rahmet-i rahmâna kavuşsa, "Allah acaba ilmi aramızdan çekiyor mu?" diye içimi bir ürperti alıyor:

"Allah Teâlâ, ilmi kullardan çekip çıkarmak suretiyle almaz. Ancak ilmi, âlimleri almak suretiyle ortadan kaldırır. Allah hiçbir âlim bırakmayınca da, insanlar bir takım cahil başlar edinirler ve onlara sorular sorarlar, onlar da ilimsiz fetva verirler. Bu yüzden de hem kendileri saparlar hem de başkalarını saptırırlar." (Buhari, İlim, 34; Müslim, İlim, 13-14; Müsned, 2/162.)

Hadis-i şerif neticesi itibariyle çok çarpıcı: İlim âlimlerin kaybolmasıyla kaybolur, sonra yolunuzu şaşırır, kendini bilmezlerin peşine takılır ve helak olursunuz buyuyor cenâb-ı peygamber...

Bu yüzden her âlimin vefatı mü'min için üzücü olduğu kadar endişe verici de bir gelişme olmalıdır.

Âlim gidince şefkat ve muhabbet gider

Yahya b. Muâz (r.a.) bir mecliste: “Âlimler Ümmet-i Muhammed’in fertlerine kendi anne ve babalarından daha merhametlidirler.” deyince, meclistekiler kendisine; “Hazret bu nasıl mümkün olabilir?” diye sormuşlar. Bunun üzerine o da şu cevabı vermiş: “Anne ve babalar evlatlarını dünya ateşinden (dünyanın zorluklarından) korurlar. Âlimler ise onları âhiret ateşinden korurlar.” (İmâm-ı Gazâlî, İhyâ, c. 1, s. 45)

Bu veciz ifadeden anlaşıldığı üzere âlimler ümmetin evlatlarına daima şefkat ve muhabbet nazarıyla bakar, onları gelecek her türlü tehlikelerden korumaya çalışırlar. Doğru yoldan gitsinler, yanlış yollara sapmasınlar diye var güçleriyle çabalarlar, doğru bildiklerini söylemekten asla kaçınmazlar. Ancak gelin görün ki toplum onları her zaman anlayamaz, bakış açılarındaki zarafeti kavrayamaz ve bazen cahilce hareket ederek onları kırabilir, üzebilir, Kur'an'ı Kerîm'i yüzüne hatasız okuyamayacak kadar dine ilgisiz olanlar bile, "Bu nasıl fetva böyle?" diye verdikleri kararlara itiraz edebilir, hatta Abdulkerim Çevik Hocaefendi'ye yaptıkları gibi bir âlimin canına kıyma cüretini dahi gösterebilirler...

Şimdi kim ağlasın halimize bilmiyorum...

Allah hocamızı rahmet deryalarına gark eylesin; bizim hırs ve cahilliğimizden ötürü ilmi aramızdan çekip alarak bizi cezalandırmasın ve bu yolun çilekeş yolcularına da yardım eylesin...

Kaynak: Dünya Bizim

YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48