banner39

banner35

Modern tarih, Avrupalılarla değil İslâm’la başlar…

"İslâm yarım asırda, doğu’da Pasifik Okyanusu’na, Çin’e, Batı’da Atlantik’e, İber yarımadasına kadar yayılıyor… Basit bir şey değil bu. Bütün büyük tarihçilerin, tarih felsefecilerinin anlayamadıkları, çözemedikleri, izah edemedikleri olağanüstü bir durum var burada."

İslam 14.05.2022, 18:47
Modern tarih, Avrupalılarla değil İslâm’la başlar…

Zihnimize ezberler hükmediyor: Zihnimiz prangalı, tam anlamıyor çağdaş hurafeler çöplüğü.

Bu yazıda hurafelerden birini deşifre edip yıkacağım.

Haçlılarla karşılaşmamızdaki psişe’yle, hâlet-i ruhiye’yle modern dönemde Batılılarla karşılaşmamızdaki hâlet-i ruhiye, psişe, asimetrik, yani taban tabana zıt.

Birincisinde, Müslümanlar, İslâm, tarih sahnesine çıkıyor; tarihi, sadece İslâm tarihini değil, dünya tarihini İslâm yapıyor, yönlendiriyor.

İkincisinde, son üç asırdaki modern meydan okuma sürecinde, tarihi şekillendirenler, hâkimiyeti ele geçirenler Batılılar.

Haçlılarla karşılaşmamızda, İslâm, dünyanın zeitgeist’ı yani zamanın ruhu. İslâm, dünya demek.

Çağ, 8. yüzyıldan 17., 18. yüzyıla kadar İslâm’ın yön verdiği, şekil verdiği bir çağ.

Haçlılar, Moğollarla birlikte İslâm dünyasını yerle bir ediyorlar. Mülk âlemindeki yani bu dünyadaki maddî her şeylerini kaybediyor Müslümanlar ama bir şeylerini kaybetmiyorlar: İnançlarını, kendilerine olan güvenlerini aslâ kaybetmiyorlar. O yüzden bu maddî yıkımı, manevî (akidevi, fikrî, siyasî) atılımla aşıyorlar…

Burası önemli.

MODERN TARİH, İSLÂM’IN YÖN VERDİĞİ BİR TARİHTİR…

Modern tarih, İslâm’la başlar. En yeni olan o.

Modernlik de, İslâm’ın yenileyici gücünün kışkırtmasıyla ortaya çıktı. Avrupa’yı İslâm, tarihe kışkırttı.

Bakın, İslâm yarım asırda, doğu’da Pasifik Okyanusu’na, Çin’e, Batı’da Atlantik’e, İber yarımadasına kadar yayılıyor…

Basit bir şey değil bu. Bütün büyük tarihçilerin, tarih felsefecilerinin anlayamadıkları, çözemedikleri, izah edemedikleri olağanüstü bir durum var burada.

İslâm'ın yarım asır gibi kısa bir zaman dilimi içinde bütün dünyaya ulaşması, bir asır içinde de bütün dünyaya yayılmaya başlaması, bütün dünyada hızla benimsenmeye başlanması, olağanüstü bir durum.

Bunun sırrı ne?

Bunun sırrı, öncelikle İslâm’ın akîdesinin çok güçlü, sağlam, muhkem olması. Paganizme bulaşmaması. İlâhî alan ile beşerî alan’ı kesin, net olarak birbirinden ayırması ve bu konuda İslâm’ın benimsenmesinin önündeki akidevî, felsefî hiçbir engelin olmaması.

O yüzden İslâm’ın, kısa süre içinde Doğu’da Türkistan coğrafyasına kadar, Batı’da İspanya-Portekiz’e hatta Fransa’nın içlerine, Güney’de de kuzey Afrika’ya, doğu ve batı Afrika sahillerine kadar hızla yayılması kolay oluyor…

Hıristiyanlık Tanrı sorununu, Tanrı’nın teslis’le izah edilmesi sorununu kanlı hadiselerle zorla teslis yönünde çözüme kavuşturuyor. Aslında bir çözüm değil, dayatma bu. Önce Bizans’ın Hristiyanlaşması, sonra da Hristiyanlığın Bizanslaşması.

İslâm kısa sürede hızla yayılırken, Hıristiyanlık zorla devlet dini yapılıyor, pagan gelenekler tarafından yutuluyor.

Batı’nın ayağa kalkmasında o yüzden Hıristiyanlık değil, İslâm belirleyici rol oynuyor: Batılıları hem kendi felsefî köklerine, kaynaklarına yani Grek felsefesine Müslümanlar ulaştırıyor hem de her alanda tarihe kışkırtıyor, rönesansları tetikliyor.

İSLÂM’IN DİRİLTİCİ MEYDAN OKUMASI…

İslâm, birinci asrında, bütün medeniyetlerle temasa geçiyor.

İkinci asrında, temasa geçtiği bütün medeniyetlerden besleniyor ve özgün İslâm ilimlerini tedvin ediyor.

Üçüncü asrında ise küresel ölçekte bir meydan okuma geliştiriyor: İslâm, çağ oluyor; İslâm›ın çağrısı insanlığın zirve noktası, ulaşılması gereken insanlık çağı ve çağlayanı oluyor.

İslâm, dünya demek oluyor; dünya’ya her alanda ve her bakımdan İslâm şekil veriyor; bilimde, düşüncede, sanatta ilkeleri, ölçüleri ve yöntemleri İslâm belirliyor küresel ölçekte.

İslâm medeniyeti bu süreçte hem hiçbir medeniyeti, kültürü yok etmiyor hem ölmekte olan kültürlere âb-ı hayat iksiri üflüyor hem de bütün medeniyetleri besliyor ve bütün medeniyetlerden vahyin filtresinden geçirerek beslenmesini biliyor.

İslâm›ın tarih sahnesine çıkışı, modern tarihi kuruşu ve başka medeniyetlerle yıkıcı değil yapıcı ve besleyici, monolojik değil diyalojik ilişkiler kuruşu, tarih felsefesi açısından, geleceğin tarihinin nasıl yapılabileceğini gösterecek ipuçları vermesi bakımından çok önemli.

Özetleyecek olursam, Müslümanlar, Hz. Peygamber’in (sav) irtihalinden sonra Arabistan Yarımadası’na hükmediyorlar. Hz. Ömer’in (ra) hilafetiyle birlikte Sasaniler, Bizans, Yemen gibi medenî dünyayla yüzleşiyorlar. Hz. Osman’ın (ra) hilafetiyle birlikte, yani kabaca elli yıl içinde Müslümanlar doğuda Çin’e, batıda İspanya’ya kadar gidiyorlar.

Yani İslâm ilk yüz yıl içinde ulaşılabilecek bütün dünya coğrafyasına bilfiil ulaşmış oluyor. Bu, çok önemli bir şey. Bu, tarih felsefesi açısından, tarihin işleyiş mantığı açısından tarihçilerin, tarih felsefecilerinin çözemediği mucizevî bir olgu.

TARİH’İ BİZ YAPABİLİRİZ YENİDEN…

Tarih, bitmiş değil. Tarih akıyor…

Tarihe yeniden biz yön verebiliriz eğer insanlığın birikimini kuşanıp İslâm’ın kavramlarıyla yeniden tanımlama çabası içine girecek birinci sınıf öncü kuşaklar yetiştirebilirsek…

Hiçbir şey bitmiş değil.

Belki de biz çilemizi dolduruyoruz. Fikir, oluş ve varoluş çilemizi…

Bütün insanlığın yükünü omuzlarında taşıma bilinci, tarihi yeniden bizim yapmamızı sağlayacak bir itici güç olabilir eğer kendimizi bilir, kendimizi bulur ve kendimiz olmayı başarabilirsek…

Tarih, bitmedi, yeni başlıyor…

Batılılar, her şeyi bitirdiler: Taoizm’i, Konfüçyanizm’i, Budizm’i, Hinduizm’i, Zen’i fosilleşirdiler ve tarih dışına ittiler ama İslâm’ı, kaynaklarını bitiremediler, Müslümanları yok edemediler.

Toparlanırsak bütün insanlığı biz toparlayabiliriz yeniden -hakikat ve adalet medeniyetinin etrafında bir kez daha.

Ne demiştik: Dünya bize gebe, biz hakikate… Öyleyse uyku haram bize…

Vesselâm.

Yeni Şafak/Yusuf Kaplan

Yorumlar (0)
25
az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?