banner39

02.04.2014, 13:07

Japonya üzerinden seçim dersleri

İki haftayı geçti, ailevi nedenlerle Japonya’daydım ve Türkiye’nin seçim ortamını uzaktan izlemeye çalıştım. Türkiye’de twitter kanuni kimi gerekçeler ileri sürülerek yasaklandığında aklıma Twitter’a girmeye çalıştığım İran günleri geldi. Twitter’a filtre kırıcıyla girmek, fısıltı gazetesi ve şayia medyasının daha bir güç kazanması demek. Tanıştığım Japonlar Türkiye’deki twitter yasağını merak ettikleri için sorular sordular. Bu soruların tonu bir Türkiye sevgisi ve endişesi içeriyordu.

Japonların Türkiye sevgisi gittiğim her mekân ve karıştığım toplulukta önüme çıktı. Sevgi, benzer özelliklere duyulan inançtan da ileri geliyor: İki ülke de Batı’nın dışında bir modernleşmeyi sancılı bir şekilde gerçekleştirmeye çalışıyor. İki ülkenin halkının da “çağdaş uygarlık yolunda” alfabezede bir toplum olmaya zorlanmaktan ileri gelen yaraları var.

Önceki Cumartesi günü Giresun’un kardeş şehri Sagae’de evine çay içmeye gittiğim Wakatsubi Hitoşhi ve eşi Harumi Hanım tanışır tanışmaz, Türklerin her zaman Japonların yanında bir millet olduğunu dile getirdiler. Hitoşhi Bey kırk yıl önce Pakistan ve İran üzerinden otostopla İstanbul’a kadar gelmiş ve Galata Köprüsü yakınlarında bir lokantada sütlaç yemiş, bunu ve tanıştığı Türklerin gösterdiği misafirperverliği unutmuyor. Daha sonra, Pazartesi günü yabancı öğrencileri himaye eden bir dermek adına 4 yıl boyunca kızıma gönüllü aile olma sorumluluğunu üstlenen Omari’lerin evine, geleneksel çay ikrâmı merasimi için davetliydim. O güzelim Japon evinin küçük ve sade salonunda süren söyleşiler sırasında Türkiye ve Japonya arasındaki dostluk üzerine konuşurken Ertuğrul Fırkateyni’ne değinmeden edemedim. 1890’da Abdülhamit tarafından bir iadei ziyaret jesti olarak bu ülkeye gönderilen Ertuğrul Fırkateyn’i Kuşimoto açıklarında tayfuna yakalanarak batmıştı. Yöre halkının batan gemiden kurtulan 69 kişiye gösterdiği yakınlık geçen zaman içinde gelişecek dostluk ve kardeşlik ilişkilerinin kaynaklarından biri olmaya devam ediyor.


Sakura ağaçlarının çiçek açması dolayısıyla gittiğimiz "Kraliyet bölgesi parkı"nda Galatasaray forması giymiş bir Japon, Türk olduğumuzu anlayınca bizi sofrasına davet etti.

***

Japonya kalkınması, “mucize” olarak adlandırılmasıyla da Türkiye de her zaman ilgi görmüş ve bir model olarak algılanmıştır. Aslında mucize olarak tanımlananın bir bakıma dönemsel bir sıçrama olduğu ve şimdilerde kalkınma seyrinin normale döndüğü söylenilebilir. Bizlerin “mucize” olarak öğrendiği sıçramanın şimdi içinde bulunduğu durumu normalleşme değil de durgunluk olarak gören bilim insanları sebep olarak şu etkenleri gösteriyorlar: İstikrarsız hükümetler, yeni teknolojilere kapalı orta yaşlıların korkuları ve yaşlanan nüfusun ataleti. Bir söyleşi için buluştuğumuz Türkiye uzmanı Fumiko Sawaef, Çin ve Kore’nin ucuz işçiye dayalı rekabetini de ekledi bu sebeplere.

Yabancı arabalar, Fransa’dan gelen elma suyu, ABD’den gelen bal… Japonya sandığımız gibi değil. Piyasayı android ve iPhone almış. Siyasal istikrarsızlığın mucize bildiğimiz sıçramayı durgunluğa dönüşmeye zorladığı, sıklıkla dile gelen bir yorum. Yeni hükümet ithalatı önlemek için çareyi devalüasyonda bulmuş. Devalüasyonla birlikte alım gücünün azalması halk arasında bir tepkiye sebep olmaya başlamış gibi göründü bana.

Japonlar görünürde feodaliteyle savaşmayı üstlenen (ve bildiğimiz Samuray gücünün de sonunu getiren) Meiji Dönemi restorasyonu’nun başlamasıyla birlikte (1868) gelenekten kopuş anlamına gelen bir süreksizlik yaşamadılar. Ancak köklü terbiyelerinden ileri gelen ince davranışlarının ötesinde nasıl da bir huzursuzluğun baskısını duyduklarını kimse anlatmasa bile romancı ve sinemacılar açıklamaya çalıştı. (Ozu’nun 'Tokyo Monogatari'si bu alanda eşsiz bir örnek olmaya devam ediyor.)

Zamanında ahlâki erdemleri nedeniyle Akif’in methine mazhar olmuş “Doğan Güneşin Ülkesi”, şimdilerde kalkınmaya önem verip de değerlerini ihmal etmiş, yeniden yorumlayamamış olmanın muhasebesini yapıyor. “Mucize"de eksik bırakılanı ya da fazla olanı anlamaya çalışmak gerek. Yamataga şehrindeki Üniversite mezuniyet töreni sırasında sohbet etme imkânı bulduğum Prof. Vadazabana Hanım gibi üniversite hocaları, Japonya’nın şimdiki gidişatıyla eski başarısını devam ettiremeyeceğini, istikrarlı bir hükümetin yapacağı reformlar olmaksızın -aralarında kimisinin zaten hiç olmadığına inandığı- mucizenin sona erebileceğini belirttiler. Uzay Bilimleri Bölümü’nden Yoşida Bey, Japonya’da teknolojik kalkınmaya öncelik verilirken sosyal meselelere yeterince eğilmemenin bugünün en önemli problemi olduğunu söyledi. Ağır çalışmaya dayalı “mucize”nin kahramanı olan kuşak, aile konusunda sınıfta kaldı. Sanki birdenbire yaşlandı Japon toplumu. Devlet son birkaç yıldır genç evlilere çocuk sahibi olmaya teşvik edecek imkânlar sunuyor. Bisikletiyle geçen iki küçük çocuklu kadın veya üç küçük çocuklu aile görüntüleri olağan zaten.


AVM girişlerinde firmalar müşteri çekmek için klasik tellal usulü yanı sıra farklı mizansenler sergiliyor

***

Türkiyeli siyasetçiler Japonları takdir etmekle kalmıyor, başta Başbakan Erdoğan olmak üzere her fırsatta bu ülkenin Türkiye ile benzerliklerinin altını çiziyor. Öyleyse Japon deneyimi uygarlık vizyonunu tazelemede eksik olanın maddi kalkınmadan daha önce başka bir şey olduğunu göstermesi açısından dikkatle incelenmeli. Sadece maddi bir kalkınmanın oluşturduğu “mucize” veya “büyü”, hatta “iyi duygu” bile, adalet gibi değerlerin kırılganlaştığı toplumsal dokudaki zaaf halini onarmaya yeterli olmuyor.

Hayat sürekli yeniden yorumlanmayı bekliyor bizden, siyaset de öyle. Siyaset dışı –her türlü sınırı ihlal ederek dinleme ve ifşa gibi- yollarla hükümeti güçsüz düşürme operasyonları, muhalefete güven duymanın sebepleri olamazdı. Üstelik dağdaki çobanın oyunu küçümsemenin her zaman bir bedeli olmuştur bu topraklarda. Buna karşılık hükümet de belediye seçimleriyle birlikte yenilediği güvenle birlikte oluşmasında pay sahibi olduğu kutuplaştırıcı dilin değişmesi konusunda Türkiye’ye her zamankinden daha fazla borçlu.

Japonya kalkınmasında eksik olan ne, sorular sormaya ve cevap aramaya devam ediyor. Üstelik Japonların bizde olduğu üzere giderek bölünüp dağılan bir toplumsallığı (ve kamusallığı) olduğu söylenemez. AK Parti’nin kendisinin de beklemediği bir başarı gösterdiği belediye seçimlerinin ardından yapması gereken ilk muhasebe, bugüne kadar partinin kalkınma ayağına verildiği ölçüde adalet ayağının hesaba katılmadığı gerçeği irdelenmedikçe eksik kalacaktır.Siyasi sebeplerle gerilen Türkiye sorunlarını aşmak için –mahrum olduğumuz sahici bir kamusallık için de- yeni bir siyasi dile her zamankinden daha fazla muhtaç.


Kuraldışı paketlenmiş çöp uyarı yazısıyla sahibinin evi önüne bırakılıyor


Tokyo Ueno Park'ta Sakura Şenliği bahar bayramı gibi kutlanıyor. Çok çocuklu genç kadınlar dikkat çekiyor.

Yorumlar (0)
19
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?