banner39

21.01.2011, 09:56

Kar zamanı

Kar yağıyor karanlıklara
Kar yağıyor ve ben hatırlıyorum…
                                   Nazım Hikmet

Kar yağışı ansızın bastırdı. Öyle ki Nazım’ın şiirindeki gibi, gece ışıklarının puslu sarısı yerini
karanlıklara terk etti, kar taneleri bir telaşla düşmeye devam ederken. Çok geçmedi, taksiler yokuşun
belli bir noktasından aşağılara inmekten kaçınmaya başladılar. Sabahın erken saatlerinde kül kokuları
ve kürek sesleri kapladı sokağı. İlkokullar olsun tatil edilmedi yine de. Kar yağışı bütün kısıtlama
tehditleriyle birlikte paylaşılması gereken bir hediye gibi dolaşıyor şehri.

Parktan geçerken fotoğraf çekeceğim, ama bu gün yarın diye erteliyorum; sanki lapa lapa
yağışıyla kar kış sonuna kadar sürecek. Kış hiç gelmeyecek gibiydi oysa, Kasım sıcaktı, Aralık da
eski ayazına kapı aralamadan geçip gitti. Şimdi, bir şeylerin normalleştiği duygusuyla, neşe içinde
koşuşuyor her yaştan insan kar yığınları arasında, kardan adam parçaları, kar topu savaşlarıyla.
Rengârenk atkılarla bereler alelacele sandıklardan çıkartılmış olmalı.

En fazla üç gün koruyor hızını kar yağışı, mazot kokusunu bastıran temiz soluğunu yayar yaymaz geri çekiliyor. Mahcup yüzlü güneşe yenik düşüyor sokaktaki tuzla külle karışık yığınlar.

Aklıma kar üzerinde koşuşturan saksağanlar düştü. Daha fazla gecikmeden parka gitmek
gerek.

Sürprizlere açık bir park orası; diyelim ki Muhsin Namcu’nun değil de, Oğuz Aksaç’ın “ay
akşamlar “ile karşınıza çıkması sizi şaşırtmayabilir. Satranç oynayan emekliler evlerinden çıkmamayı
yeğlemiş, Hafız falı zarflarıyla peşinizde koşturan Afgan çocuklar da sokağa salınmamış olabilirler.

Kar zamanında parkta en azından saksağanları bulabilirim.

Bir kere yeni nişanlı bir çift var ki park fazla küçükmüş gibi adım başı karşıma çıktılar;
nihayet fotoğraflarını çekmek için izin istediğimde, bizimle Türkçe konuşabilirsin, dediler. Yeni
bitirmişler üniversiteyi; kız muhasebe okumuş, delikanlı makine mühendisi. Şimdi ev kuruyorlar,
düğün yaza doğru; çoğu gençler gibi dört başı mamur bir ev hayal ediyorlar. Söz pek dönüp
dolaşmadan Tunus olaylarına geldi, benim müdahalemle. İçeriği dalgalı, ön yargıları aşma çabasıyla
malul bir münazaranın ardından aynı kanaatte uzlaşmaya çalıştık: Devrim yapılmaz, gelir. Fakat
Tunus’un durumu da endişe verici. Bakalım devrim günlerini neler takip edecek…

Ardından karşıma çıkan sekmede bir grup gencin arkadaşları için hazırladığı sürpriz doğum
günü kutlaması çıktı karşıma. Pastanın mumları dikilmiş, hediyeler masaya dizilmiş, sırayla fotoğraf
çektiriyorlar. Başına, bir yaş daha alan arkadaşı için hazırlanan renkli külahı geçiren çocuk da
deminki nişanlı çift gibi, Türkçe konuşun benimle, dedi. Huzursuz bir bekleyiş içindeler, doğum
günü kutlanacak kişi ortalıkta yok, genç kız elinde telefonla ona ulaşmaya çalışıyor. Tunus üzerine
konuşmaya pek meyilli değiller. Rahatsız etmek istemedim, ayrıldım yanlarından.

Kara ayaza rağmen yürüyüşünden koşusundan geri kalmak istemeyen orta yaşlı kadınlarla
erkeklerin yanından geçip kardan adamların erimeye yüz tuttuğu güneşe açık alana yöneldim.
İleride, merdivenlere yakın açıklık alanda bir film çekimi vardı, ona ilişti gözüm. Devlet televizyonu
Çin’deki olimpiyatlarda altın madalya kazanan karateci Zebibullah Purşib’le röportaj yapıyor.
Ezan okunuyordu; mola verdiler. Tabii ben şampiyon karateciyi tanımıyorum, sordum da öğrendim
kimliğini. Fotoğraf çekmek için izin aldım, bu arada Purşib’i de tebrik ettim. Şımarmaya izin bulacak
bir aralığı yok benliğinin şampiyon karatecinin, sporu bir ruh disiplini olarak sürdürüyor; işte böyle
bir ifadesi var simasının, bana öyle geldi.

Sonra saksağanlar için bakındım, sürü halinde ya da tek tek kar üzerinde sekerken fotoğraflamak istiyorum. Her zaman karşıma çıkarlardı diziler halinde, bir cümbüşü andıran toplanmalarıyla işgal ederlerdi çimlik alanları ve koro halinde ötüşleriyle de parka hükümranlıklarını bildirirlerdi. Daha aşağıda olabilirler, biraz daha aşağıda, diye inmeye devam ettim. Baktım, tam önündeki yolun hava sahası Kerbela faciasını hatırlatan siyah bezden bir afişle donatılmış olan hamburger büfesinin önüne çıkmışım.

Saksağanlar için yine gelmem gerek, kar erimeden.

Pervaz parkı, karşısında uzanan Elbruz dağlarına nazirede bulunuyormuş gibi şimdilik
sakınıyor karlarını güneşten, ancak şehir şimdiden mazot kokulu gri giysisini kuşanmaya başladı.

YAZININ FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ

 

 

 

 

 

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Türkiye İsveç'in NATO üyeliğine onay vermeli mi?