banner39

Hafıza tazelemek ve tarihin ihyası: İskilipli Atıf Hoca

Yakın tarihe dair tartışmalarda öne çıkan ana tema ve konulara vakıf olmak için İskilipli Atıf Hoca hakkındaki yazı, kitap ve etkinliklere bakılabilir. Birkaç yıldır değişen tempoda yakın tarihle dolayısıyla “CeHaPe” zihniyetiyle hesaplaşma düşüncesinden dolayı daha sık hatırlanır oldu bu isim/olay.

Kim Kimdir 03.08.2015, 15:20 30.10.2019, 11:26
Hafıza tazelemek ve tarihin ihyası:  İskilipli Atıf Hoca

Asım Öz/ Dünya Bülteni/Kültür Servisi

Türkiye’de siyasî mücadelenin önemli alanlarından birini tarih yazımı oluşturmaktadır. Farklı bakış açılarının söz coşkusunun ortaya koyduğu eserlerdeki süreklilikleri incelemek, aynı zamanda siyasî mücadelelerdeki devamlılığı gösterecektir. Çoğu zaman indirgemecilikle veya haddi aşmakla suçlanan tarihsel alandaki mücadele aslında çok geniş konuları içermez.

Hal böyle olunca da daha geniş bir dizi yaklaşım ve konu kendiliğinden bir kenara bırakılır. Bunun biyografik, politik ve fikrî hatta sözlü tarihle alakalı boyutlarının olduğu da kesin.

Bizi Kim, Nasıl Yazacak?

Cumhuriyet döneminde özellikle Tek Parti devrinde İslâm ve İslâmî şiarlar konusunda ortaya konan sindirmeye, sessizleştirmeye dönük uygulamaları eleştiren ve bir karşı tarih olarak anabileceğimiz değerlendirmeler bahsettiğimiz kısıtlılığı ele almak açısından üzerinde durulmaya değerdir. Klasik manada tarihçi olmayan isimlerin kaleme aldığı tarih yazıları ve kitapları şu ya da bu açıdan ciddi bir işlev üstlenmiştir. Önemli önemsiz pek çok gazete ve dergide tekrar tekrar beliren bu araştırmalar aynı zamanda belli noktalardaki düğümleri işaretçisidir. Tanımlanması zor olsa da İslâmcılığın yakın tarih telakkisin ana temalarını ve bu noktada yoğunlaştığı isimleri tespit etmek daha kolay olacaktır. Bu noktada katiyetle söylenebilecek şey, Necip Fazıl Kısakürek’in, Son Devrin Din Mazlumları kitabında görüldüğü üzere biyografik portreler konusu gündeme gelir. İskilipli Atıf Hoca, Şeyh Said, Said Nursi, Süleyman Hilmi Tunahan üzerinde durulan isimlerden birkaçıdır. Fakat bu isimlerle alakalı olarak ortaya konan çalışmalar 1970’li ve 80’li yılların müktesebatını çok aşabilmiş değildir. Akademik dünyanın İslâmcı yaklaşımlara kapalı göründüğü dönemlerin ardından gelen ve görece serbestliğin hüküm sürdüğü yıllarda da bu sınırlılığın devam ediyor olması tarih telakkisinin sınırlılığı açısından sorunlara yol açmıştır. Mesela Tek Parti yıllarında taşrada olup bitenleri irdeleyen belgesel veya sözlü tarih çalışmalarının yapılamamış olmasının altında yatan sebep anlatıların sadece “büyük adlar” etrafında geliştirilmesidir.

Çok partili hayata geçildikten sonraki yıllarda yayımlanan gazeteler irdelenmemiştir. Mustafa Bağışlayıcı’nın Samsun’da çıkardığı Büyük Cihad gazetesi bu açıdan incelenmeyi bekleyen önemli bir yayındır. Bu çerçevede Malatya Hadisesi başta olmak üzere pek çok olay komplocu yaklaşımları aşan bir biçimde incelenememiştir. Mikro çalışmaların ihmali veya uzun vadeli süreçlere odaklanılamaması bahsettiğimiz hatırlama tarzının sınırlılığı konusunda fikir verebilir. Bundan dolayı, bu konularda “kral çıplak” demenin ötesine geçen bir şeyler yapılmalıdır. Kopuklukların giderilememesi büyük ölçüde bu alandaki çalışmaların akademik değil popüler nitelikli çalışmalar olmasıyla da alakalıdır. Şayet bu konudaki çalışmalar akademik kurumlarda var olursa İslâmcılığın yakın tarih değerlendirmeleri sadece popüler tarihin dolgu malzemesi olmayı aşabilecektir. Bunların gerçekleşip gerçekleşmeyeceği gelecek açısından son derece önemli fakat ayrıca ele alınıp irdelenmesi elzem olan bir konudur. Bu biraz da, mevcut tarihçiliğin hazırladığı zorlukların nasıl aşılacağıyla ilgilidir. Ama en azından uzun menzilli çalışmalar için sabırlı olmak gerekir. Diğer taraftan yakın tarihin diğer tartışmalı konularında ağırlıklı olarak sol liberallerin popüler ve akademik çalışmaların ilham kaynağı olmaya devam ettiği de göz ardı edilmemelidir. Öyle ki 1980 sonrasında bu minvalde ortaya çıkan pek çok çalışmanın kamusal bir boyut kazanmasında hafızaya vurgu yapan okur cemaatleri ciddi bir rol oynadı. Şüphesiz bu  okumaların basmakalıp yaklaşımların ötesinde bu alana bir tazelik ve yeni bir anlayış getirdiği ihmal edilemez. Gelgelelim tüm bu okumalar şimdiye kadar farklı bir canlılığı oluşturma sürecine katkı yapmadığı gibi farklı konulardaki çalışmaları da teşvik edemedi.

Muazzam bir tarihsel ihtilafın kaynağı konumundaki kişilerin biyografileri olma iddiasıyla kaleme alınan ve içeriden yapılan çalışmalar esasında yakın tarihe ilişkin husumet ve çekişmelerdeki hissiyatı beslemekte fakat bunun ötesine nedense pek geçememektedir. Siyasî krizin öne çıktığı dönemlerde baskın olan ele alış tarzının bugün de çok değişmediği rahatlıkla söylenebilir. Bir tarafın inkılâp edebiyatına sarılarak hainlik ithamından medet umar vaziyette oluşunun durumu daha da çetrefil hale getirdiğini söylemek yanlış olmasa gerek. Bahsettiğim durum sadece yukarıda adını andığım kişilerle sınırlı değil, sonraki pek çok olay, kişi ve kurum için de geçerli.

Yakın tarihe dair tartışmalarda öne çıkan ana tema ve konulara vakıf olmak için İskilipli Atıf Hoca hakkındaki yazı, kitap ve etkinliklere bakılabilir. Birkaç yıldır değişen tempoda yakın tarihle dolayısıyla “CeHaPe” zihniyetiyle hesaplaşma düşüncesinden dolayı daha sık hatırlanır oldu bu isim/olay. Elan devam eden canlılığın hem siyasî hem de popüler tarihçilik açısından oldukça bereketli olduğu bir gerçek. Hakikaten bu haleti ruhiyenin sözcüsü olan ve İslâmcı olmayan fakat bu konudaki çalışmaları İslâmcı genel çerçevesi içinde ele alınabilecek yayınevlerinden çıkan pek çok yazar var. Değişen siyasî ve entelektüel iklimle birlikte en azından İslâmcıların yakın geçmişe dair eleştirilerinin popüler olma durumu söz konusu. Zamanın bu değişen ruhu bir yanıyla olumlu ama birtakım tadilatları da zorunlu kılmaktadır. Gösteride uygun düşen fakat herhangi bir kitapta yer aldığında gerçekliğini kaybeden sloganlar bu hararetin yansımasından ibarettir. Bilindiği üzere İslâmcılara yöneltilen en yaygın suçlamalardan biri hayat tarzıyla dolayısıyla sembollere olan durumu fazla önemsediğidir. O yüzden İslâmcıların tek parti devrine dair çok önemli ve popüler karşı çıkışlar üretmesi şaşırtıcı görülmemelidir. Bununla bağlantılı olarak İskilipli Atıf Hoca’nın eserlerinden sadece Tesettür-ü Şer’i, Din-i İslam’da Men-i Müskirat ile Frenk Mukallitliği ve Şapka’nın hatırlanmış olması aynı zamanda Cumhuriyet devrinin topluma dayatmak istediği yeni hayat tarzının sembollerine dair bir itirazı içermektedir. Bu konular, öylesine tarihsel çalışmaların bir parçası haline gelmiştir ki, durup düşünmeyiz bile ya da düşünsek bile sonuç pek değişmez. Tüm bunlar dönüştürülmek istenen bir toplumun göstergelerindendir.

Sadakat ve Sonrası

Tarafsızlığın kolay olmadığı bu alanda yazılıp çizilenlere bakıldığında ise “yalan söyleyen tarih utansın” ifadesinin çok ötesine geçilemediği de bir gerçek. Bildiğim kadarıyla bu konudaki çalışmaların ana kaynağı Mehmet Sılay’ın kitabı. İskilipli Atıf Hoca adını taşıyan bu kitabın yazılışının üzerinden epey zaman geçti fakat gerek İskilipli gerekse onun idam edilişinin ardından yaşananları daha soğukkanlı bir biçimde en azından tarihsel alanın araştırma ölçütleri dâhilinde ele alan kayda değer vasıflı bir çalışma yapılmadı. Elbette bu kitap, yakın tarihte yaşananlar konusuna bir giriş sunmaya çalışmaktadır. Çalışma esasen, bir başlangıç noktasıdır ama bunun bir adım ötesine geçilememiş olması önemli bir eksikliktir. Benzeri bir yetersizlik Atıf Hocanın kahramanlaştırılmasından duyulan hoşnutsuzluk onun hedef tahtasına oturtulması için kaleme alındığı her halinden belli olan İskilipli Atıf Hoca Neden Haindir?(Hayri Yıldırım) türü kitaplar için de geçerlidir. Hakeza İskilipli Atıf’ın eserlerinin doğru bir neşri de şimdiye kadar yapılmadı. Şair boşuna dememiş: “Çağın en karmaşık yerinde durduk / Biri bizi yazsın.”

Yakın tarihe dair İslâmcı bakışı sadakatle koruyan bir metni bu yüzden anmak istedim. Genç Birikim dergisinin 189.(2015) sayısında yayımlandı. Ali Kaçar’ın kaleme aldığı “İskilipli Atıf Hoca ve İstiklal Mahkemeleri” başlıklı yazı, aynı zamanda derginin kapağına da taşınmış. “Zalim ve Katillerle Elbette Mahşer Günü’nde Hesaplaşacağız” manşetinin altında “İskilipli Atıf Hoca 1875- 4 Şubat 1926” hatırlatması bulunuyor. Ancak her şeyden önemlisi, hesabın mahşere bırakılmış olmasına karşın olaya dair farkındalığın diri tutulmak istenmesi siyasî hafızanın canlı tutuluşu noktasında göz ardı edilmemesi gereken bir noktadır. Ayrıca dergide İskilipli Atıf Hoca üzerine yapılan panelden notlar var. Panelin başkanlığını yapan Emrullah Ayan’ın söyledikleri karşı çıkışa odaklanan bir hareketin özetle şunları söylemiş konu hakkında: “Zor zamanda konuşan, Salih Amel ortaya koyan yiğitlerden biri de İskilipli Atıf Hoca’dır. Rabbimiz şahidliğini ve şehidliğini kabul buyursun. Şehadet, İslam’ın en keskin ve son derece özgün bir kavramıdır. Allah yolunda, ila-i kelimetullah için mücadele ederken ölmeyi ve öldürülmeyi ifade eden bir kavramdır. Şehid olmak, aslında şahid olmanın bir sonucudur. Mü’min şahsiyetin,  iman ettiği değerleri hayata geçirerek yaptığı şahidlik ve Allahu Teâlâ’nın hükümlerini yeryüzüne egemen kılmak, Allah’ın dinini ahlak edinerek yapılan vahye şahidlikle dolu bir hayatı sürdürürken yapılan mücadele sırasında canını feda etmeyi ifade eder. Dininin şahidi olmayanlar şehid de olamayacaklardır.” Zaten öteden beri şehitler gecesi etkinliklerinin Şubat ayında yapılmasının sebepleri arasında İskilipli Atıf Hoca’nın hu ayda idam edilmiş olması da etkili olmuştur. Tarihin havını tersine tarıma süreci var olan yerleşik kanaatlerin de eleştirisini içermek durumundadır. Kaçar bu çerçevede şunları yazmaktadır: “Kemalistler yaptıkları katliamları masum göstermek için çeşitli yalan ve iftiralara başvurarak tarihi olayları ters yüz ederek çarpıtmaktadırlar. İşin ilginç yanı ise Kemalistlerin bugün de bu yalan ve iftiraları devam ettirmeleridir. Ancak sevindirici durum ise, bu yalan ve iftiralara, gerçekleri ters yüz eden ‘resmi tarihe’ kendilerinden başka halktan çok kimsenin inanmamasıdır. Halen, her şey açık seçik olmasına rağmen merhum Şehid İskilipli Atıf Hocaya da böyle yalan ve iftiralarla saldırmak suretiyle halk nezdinde itibarsızlaştırmaya gayret göstermektedirler. Ama nafile! Çünkü güneş balçıkla sıvanmaz. Şehid Atıf Hoca, halk tarafından tanındıkça, itibarı da buna paralel olarak gittikçe artmaktadır.” Yazıda sadece İskilipli Atıf Hoca yer almıyor. Mustafa Sabri Efendi, Teali İslam Cemiyeti, Babaeski Müftüsü Ali Rıza, Ali Şükrü Bey, Şeyh Said, İstiklal Mahkemelerini tafsilatıyla anlatan Tahir’ül Mevlevi, Tevhidi Tedrisat Kanunu, Evkaf ve Şer’i Vekâletleri, Takrir-i Sükûn Kanunu, İstiklal Mahkemeleri, vatan hainliği vb. pek çok konuya değiniliyor. Aslında bu değinilerin tamamı yakın tarihe ilişkin yaklaşımı derli toplu sunuyor. Bazı Kemalist tarihçiler ve ilahiyatçıların İskilipli Atıf Hoca’nın “şapkaya muhalefetten değil, vatan haini olduğu için idam edilmiştir” şeklindeki kanaatleri de eleştirilmektedir.

Elbette bir dergi yazısı gerek hacim gerekse yaklaşım açısından son derece sınırlıdır Fakat yakın tarihçiliğin bunun ötesine geçerek hem daha önceki yılları hem de sonraki yılları kuşatacak bir biçimde detaylandırılmış olması gerekirdi. Geçmiş ve şimdi arasındaki dağınıklığı giderecek ve yeni bağlantılar kuracak çalışmalar ancak başkalarının hayatlarına daha yakından bakmakla mümkün.

banner53
Yorumlar (0)
24
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?