banner39

Mahmut Sami Ramazanoğlu kimdir?

Erenköy Cemaati Lideri olarak tanınan Mahmut Sami Ramazanoğlu kimdir?

Kim Kimdir 12.02.2021, 15:01 12.02.2021, 15:09
Mahmut Sami Ramazanoğlu kimdir?

Sami Efendi Hazretleri Adana’da dünyaya gelmiştir. Şecereleri Ramazanoğullarından Nurettin Şehid yoluyla Halid bin Velid Hazretleri’ne dayanır. Babası Mücteba Efendi’dir. İlk ve orta tahsilini memleketi Adana’da tamamladı. Yüksek tahsil için İstanbul’a geldi. Daru’l-Fünun (İstanbul Üniversitesi) Hukuk Fakültesi’ne kaydoldu. Çok başarılı bir talebe idi. Yüzündeki melahat (yüz güzelliği) ve güzellik, davranışlarındaki nezaket ve edep, derslerindeki üstün başarısı ile hocalarının takdirlerine mazhar olmuştu…

Yüksek tahsilini tamamlayıp memleketi Adana’ya dönme arzusunda olan Sami Efendi, Bayezid meydanında bir Allah dostuyla karşılaşır. Bu zat Sami Efendi’ye nereli olduğunu, İstanbul’da ne ile meşgul olduğunu sorar. Hazret, yüksek tahsilini tamamladığını ifade ederek durumunu arz eder. Bu Allah dostu ona, “Sizi yeni bir tahsile başlatmama müsaade eder misin?” der ve onu Koca Mustafa Paşa semtinde bulunan Kelami Dergahı’na götürür. Yolda sohbet ederken o Allah dostu, Sami Efendi’ye der ki: “Evladım! Senin bu zahiri tahsilin yeterli değil! Sana kişiyi iki cihan saadetine götürecek esas tahsili tavsiye edeyim. Bu yeni başlayacağınız irfan mektebinin ilk dersi kimseyi incitmemektir; son dersi de asla incinmemektir…
Yüksek tahsilini tamamlayıp memleketi Adana’ya dönme arzusunda olan Sami Efendi, Bayezid meydanında bir Allah dostuyla karşılaşır. Bu zat Sami Efendi’ye nereli olduğunu, İstanbul’da ne ile meşgul olduğunu sorar. Hazret, yüksek tahsilini tamamladığını ifade ederek durumunu arz eder. Bu Allah dostu ona, “Sizi yeni bir tahsile başlatmama müsaade eder misin?” der ve onu Koca Mustafa Paşa semtinde bulunan Kelami Dergahı’na götürür. Yolda sohbet ederken o Allah dostu, Sami Efendi’ye der ki: “Evladım! Senin bu zahiri tahsilin yeterli değil! Sana kişiyi iki cihan saadetine götürecek esas tahsili tavsiye edeyim. Bu yeni başlayacağınız irfan mektebinin ilk dersi kimseyi incitmemektir; son dersi de asla incinmemektir…

“En mühim uzvumuz kalptir”

Kelami Dergâhı’nın mürşidi olan zamanın Meclis-i Meşayıh (Osmanlı’larda tekkelerin yönetimi) Reisi Es’ad Efendi, genç Sami Efendi ile yakinen ilgilenir. Es’ad Efendi, Sami Efendiye; “Evladım! Hastalık nerede ise tedaviye oradan başlamak icap eder. En mühim uzvumuz kalptir... Bu sebeble, zahiri nafile ibadetlerden önce kalbimizi ihyaya başlayacağız. Kalp zikrine ehemmiyet vereceğiz” der ve Sami Efendi için yeni bir hayat başlar. Artık Sami Efendi, dergâhın genç bir hizmet eridir. Onun birçok güzel hasletleri vardır ve bu hasletlerin bazıları şöyledir:

Kelami Dergâhı’nın mürşidi olan zamanın Meclis-i Meşayıh (Osmanlı’larda tekkelerin yönetimi) Reisi Es’ad Efendi, genç Sami Efendi ile yakinen ilgilenir. Es’ad Efendi, Sami Efendiye; “Evladım! Hastalık nerede ise tedaviye oradan başlamak icap eder. En mühim uzvumuz kalptir... Bu sebeble, zahiri nafile ibadetlerden önce kalbimizi ihyaya başlayacağız. Kalp zikrine ehemmiyet vereceğiz” der ve Sami Efendi için yeni bir hayat başlar. Artık Sami Efendi, dergâhın genç bir hizmet eridir. Onun birçok güzel hasletleri vardır ve bu hasletlerin bazıları şöyledir:

Es’ad Efendi’den icazetname aldı

Sami Efendi Hazretleri’nin dergâhta kısa zamanda ulaştığı muvaffakiyeti yakinen takip eden Es’ad Efendi, bir icazetname takdim ederek kendisine hilafet verdi. Sami Efendi Hazretleri bu icazetnamedeki, duaların bereketiyledir ki  Sami Efendi Hazretlerinin  ibadet ve hizmet  hayatında  son anlarına kadar büyük bir şevk ve neşe  müşahede  edilmiş, haliyle de tevhid ehlinin  yetişmesine vesile olmuştur.  Sami Efendi Hazretleri’nin 39 yaşında olduğu 1931 senesinde, mürşidi Es’ad Efendi şehid edilmiştir. Artık onun omuzlarında büyük bir irşad emaneti bulunmakta, ancak gerek dergâhların kapatılmış olması, gerekse yeni ictimai ortam, bu emanetin icaplarını tam manasıyla ifaya müsait değildir…

Sami Efendi Hazretleri’nin dergâhta kısa zamanda ulaştığı muvaffakiyeti yakinen takip eden Es’ad Efendi, bir icazetname takdim ederek kendisine hilafet verdi. Sami Efendi Hazretleri bu icazetnamedeki, duaların bereketiyledir ki Sami Efendi Hazretlerinin ibadet ve hizmet hayatında son anlarına kadar büyük bir şevk ve neşe müşahede edilmiş, haliyle de tevhid ehlinin yetişmesine vesile olmuştur. Sami Efendi Hazretleri’nin 39 yaşında olduğu 1931 senesinde, mürşidi Es’ad Efendi şehid edilmiştir. Artık onun omuzlarında büyük bir irşad emaneti bulunmakta, ancak gerek dergâhların kapatılmış olması, gerekse yeni ictimai ortam, bu emanetin icaplarını tam manasıyla ifaya müsait değildir…

Kendi alın teriyle geçindi

Sami Efendi, geçmişte Haris Muhasibi, Alaüddin Attar ve diğer bazı Hak dostlarının yaptığı gibi, aileden kalan büyük mirasa el sürmemiş, kazancını Adana’da bir kereste ticarethanesinin muhasebesini tutarak temin etmeye başlamıştır. Bir taraftan da hal diliyle etrafını irşada devam etmiştir.

Sami Efendi, geçmişte Haris Muhasibi, Alaüddin Attar ve diğer bazı Hak dostlarının yaptığı gibi, aileden kalan büyük mirasa el sürmemiş, kazancını Adana’da bir kereste ticarethanesinin muhasebesini tutarak temin etmeye başlamıştır. Bir taraftan da hal diliyle etrafını irşada devam etmiştir.

Bir ömür irşada devam etti

Sami Efendi Hazretlerini dergâh günlerinden tanıyan ve irşadla salahiyetli olduğunu bilen sevenleri, kendisi ile buluşabilme imkânları genişleyince ziyaretlerde bulunarak feyiz almaya başladılar. Civardan ziyaretçileri günbegün artarken, Sami Efendi Hazretleri de fırsat ve imkânlar açıldıkça önce iç Anadolu’daki yakın şehirlere giderek irşad sohbetlerine başladı. Sonra da sevenlerinin talebi üzerine İstanbul’a taşındı. Takriben otuz sene kadar İstanbul’da ikamet etti. 
Sami Efendi Hazretleri ticari hayatın merkezi olan İstanbul’un Tahtakale semtinde bulunan bir işyerinde, bir taraftan muhasebe ile meşgul oluyor diğer taraftan da irşad hizmetine devam ediyordu. Kendisini tanıyanlar Anadolu’dan kah işleri için, kah manevi istifade için gelip onu bu işyerinde ziyaret ediyor ve büyük değişiklik ve feyizlerle memleketlerine dönüyorlardı. Sami Efendi Hazretleri de bu ziyaretleri karşılıksız bırakmıyor, müsait olan ve talep edilen şehirlere mukabil ziyaretlerde bulunarak oralara ilim-irfan, takva ve hizmet tohumları ekiyordu.

Sami Efendi Hazretlerini dergâh günlerinden tanıyan ve irşadla salahiyetli olduğunu bilen sevenleri, kendisi ile buluşabilme imkânları genişleyince ziyaretlerde bulunarak feyiz almaya başladılar. Civardan ziyaretçileri günbegün artarken, Sami Efendi Hazretleri de fırsat ve imkânlar açıldıkça önce iç Anadolu’daki yakın şehirlere giderek irşad sohbetlerine başladı. Sonra da sevenlerinin talebi üzerine İstanbul’a taşındı. Takriben otuz sene kadar İstanbul’da ikamet etti.
Sami Efendi Hazretleri ticari hayatın merkezi olan İstanbul’un Tahtakale semtinde bulunan bir işyerinde, bir taraftan muhasebe ile meşgul oluyor diğer taraftan da irşad hizmetine devam ediyordu. Kendisini tanıyanlar Anadolu’dan kah işleri için, kah manevi istifade için gelip onu bu işyerinde ziyaret ediyor ve büyük değişiklik ve feyizlerle memleketlerine dönüyorlardı. Sami Efendi Hazretleri de bu ziyaretleri karşılıksız bırakmıyor, müsait olan ve talep edilen şehirlere mukabil ziyaretlerde bulunarak oralara ilim-irfan, takva ve hizmet tohumları ekiyordu.

Seçkin bir halka

Zamanla İstanbul’da ve Anadolu’da, bilhassa ticaret ve sanayi erbabından esnaftan, ilim ehlinden, kendisine intisab eden seçkin bir halka oluştu. Sami Efendi Hazretleri hususi ve umumi sohbetleri ile irşad hizmetlerine devam ediyordu. Günlük hayatı ise ya işiyle ya eser te’lifiyle ya da ibadetle ya da sohbet ve hizmetle geçiyor, hiçbir nefesini boşa harcamıyordu.

Zamanla İstanbul’da ve Anadolu’da, bilhassa ticaret ve sanayi erbabından esnaftan, ilim ehlinden, kendisine intisab eden seçkin bir halka oluştu. Sami Efendi Hazretleri hususi ve umumi sohbetleri ile irşad hizmetlerine devam ediyordu. Günlük hayatı ise ya işiyle ya eser te’lifiyle ya da ibadetle ya da sohbet ve hizmetle geçiyor, hiçbir nefesini boşa harcamıyordu.

Yüzü daima mütebessimdi 

Sami Efendi Hazretlerinin simasındaki güzelliği tarif edilemezdi. O kadar halim- selim, yumuşak huylu melek sıfatlı bir hak dostu idi ki kendisini yakinen tanıyanlar; “Melek Sami Efendi” derlerdi. Yeri geldiğinde ise gayet cesur ve metanetli idi. Mübarek yüzü daima mütebessim olmasına rağmen, gönlü mahzun ve düşünceli idi. Vakar, temkin ve itidal ehli idi. Temiz, sade ve düzgün giyinirdi sakalı bir tutamı geçmezdi saçlarını kulaklarının memelerine kadar uzattığı olurdu.

Sami Efendi Hazretlerinin simasındaki güzelliği tarif edilemezdi. O kadar halim- selim, yumuşak huylu melek sıfatlı bir hak dostu idi ki kendisini yakinen tanıyanlar; “Melek Sami Efendi” derlerdi. Yeri geldiğinde ise gayet cesur ve metanetli idi. Mübarek yüzü daima mütebessim olmasına rağmen, gönlü mahzun ve düşünceli idi. Vakar, temkin ve itidal ehli idi. Temiz, sade ve düzgün giyinirdi sakalı bir tutamı geçmezdi saçlarını kulaklarının memelerine kadar uzattığı olurdu.

Zaruret dışında konuşmazdı

Gayet sakin ve ağır ağır yürür, fakat çok yol kat ederdi. Yanında ki yol arkadaşları ona yetişmek için adeta hızlı yürümek zorunda kalırlardı. Pek az yer, az uyur konuşmanın zaruri olduğu durumlar dışında sukutu tercih ederlerdi. Zaruret halinde de pek kısa ve öz ifadelerle, muhatabının seviyesine göre konuşurdu. Konuşmalarında ne bir kelime noksan ne de bir kelime fazla çıkardı. Her ifadesi yerli yerinde idi. Tane tane ve kelimeleri dikkatle seçerek konuşur, mühim olan ikaz ve nasihatlerini üçer defa tekrar ederdi.

Gayet sakin ve ağır ağır yürür, fakat çok yol kat ederdi. Yanında ki yol arkadaşları ona yetişmek için adeta hızlı yürümek zorunda kalırlardı. Pek az yer, az uyur konuşmanın zaruri olduğu durumlar dışında sukutu tercih ederlerdi. Zaruret halinde de pek kısa ve öz ifadelerle, muhatabının seviyesine göre konuşurdu. Konuşmalarında ne bir kelime noksan ne de bir kelime fazla çıkardı. Her ifadesi yerli yerinde idi. Tane tane ve kelimeleri dikkatle seçerek konuşur, mühim olan ikaz ve nasihatlerini üçer defa tekrar ederdi.

Kul hakkına karşı çok hassastı

Kul hakkına çok riayet ederdi. Tren bileti alacağı zaman, insanlar sırada beklemesin diye önceden bozuk para hazırlar, gişede para bozdurmak için zaman kaybetmezdi. Dünyadan son derece müstağni idi. Devamlı fedakârlık hainde idi. Karaköy’den Tahtakale’ye kadar yürür, dolmuşa vereceği parayı Cenab-ı Hakkın lütfettiği sıhhat nimetine bir şükür ifadesi olarak tasadduk ederdi. Sadaka vereceği parayı da güzelce bir zarfa koyar büyük bir nezaketle ve teşekkür edasıyla takdim ederdi.

Kul hakkına çok riayet ederdi. Tren bileti alacağı zaman, insanlar sırada beklemesin diye önceden bozuk para hazırlar, gişede para bozdurmak için zaman kaybetmezdi. Dünyadan son derece müstağni idi. Devamlı fedakârlık hainde idi. Karaköy’den Tahtakale’ye kadar yürür, dolmuşa vereceği parayı Cenab-ı Hakkın lütfettiği sıhhat nimetine bir şükür ifadesi olarak tasadduk ederdi. Sadaka vereceği parayı da güzelce bir zarfa koyar büyük bir nezaketle ve teşekkür edasıyla takdim ederdi.

Kalp kırmamaya özen gösterirdi

Sevenlerini katiyen ümitsizliğe düşürmezdi. Huzuruna gelenler içinde ne kadar ihmalkâr ve hatalı kimseler olsa da bunu yüzlerine vurmazdı. Fakat onlarda Sami Efendi Hazretleri’nin nazik bir üslupla yaptığı gönül alıcı ikazlardan gereken dersi alır, hallerini ıslah hususunda büyük bir gayret ve kararlılıkla huzurundan ayrılırlardı. Bir an olsun bir müminin, hatta bir mahlûkun kalbini kırdığı, gafilane harekette bulunduğu vaki değildi. Her hal ve hareketi ölçülü nizamlı, yerli yerinde idi.

Sevenlerini katiyen ümitsizliğe düşürmezdi. Huzuruna gelenler içinde ne kadar ihmalkâr ve hatalı kimseler olsa da bunu yüzlerine vurmazdı. Fakat onlarda Sami Efendi Hazretleri’nin nazik bir üslupla yaptığı gönül alıcı ikazlardan gereken dersi alır, hallerini ıslah hususunda büyük bir gayret ve kararlılıkla huzurundan ayrılırlardı. Bir an olsun bir müminin, hatta bir mahlûkun kalbini kırdığı, gafilane harekette bulunduğu vaki değildi. Her hal ve hareketi ölçülü nizamlı, yerli yerinde idi.

Helal ve harama dikkat etmeyi öğütlerdi

Sami Efendi Hazretleri kendisinden nasihat ve ders almak için ziyaretine gelenlere ilk olarak mesleklerini ve helal-haram hususuna dikkat edip etmediklerini sorar daha sonra başka bilgiler alırdı. Bu husustaki tavsiyelerini de büyük bir nezaket ve zarafetle ifade ederdi. Sami Efendi Hazretleri bir defasında bir nişan merasimine davet edilmişti. Damadın yüzüğünün hazret tarafından takılması talep ediliyordu. Sami Efendi Hazretleri tepsideki yüzüğün altın olduğunu görünce, hiç kimseye bir şey demeden kendi yüzüğünü çıkarıp damadın parmağına takarak, “Bunu bugünün hatırası olarak kabul edin altın yüzüğü de hanımınıza hediye edersiniz” buyurdu. Böylece İslam’ın, altından yapılan süs eşyalarını erkeklere yasakladığını gayet nazik bir üslupla ve fiili olarak talim etmiş oldu.

Sami Efendi Hazretleri kendisinden nasihat ve ders almak için ziyaretine gelenlere ilk olarak mesleklerini ve helal-haram hususuna dikkat edip etmediklerini sorar daha sonra başka bilgiler alırdı. Bu husustaki tavsiyelerini de büyük bir nezaket ve zarafetle ifade ederdi. Sami Efendi Hazretleri bir defasında bir nişan merasimine davet edilmişti. Damadın yüzüğünün hazret tarafından takılması talep ediliyordu. Sami Efendi Hazretleri tepsideki yüzüğün altın olduğunu görünce, hiç kimseye bir şey demeden kendi yüzüğünü çıkarıp damadın parmağına takarak, “Bunu bugünün hatırası olarak kabul edin altın yüzüğü de hanımınıza hediye edersiniz” buyurdu. Böylece İslam’ın, altından yapılan süs eşyalarını erkeklere yasakladığını gayet nazik bir üslupla ve fiili olarak talim etmiş oldu.

Haram lokma kalbi bozar

Helal lokma hususunda şöyle buyururdu: “Kulun duasına icabet olunması için ilk şart; helal lokma ile gönül âlemini ıslah eylemek son şart ise ihlas ve huzur-i kalptir. Cenab-ı Hakka layıkıyla yönelmektir. Eğer ağza konulan lokma helal değilse o kimsenin ihlaslı ve huzurlu olması, masivayı terk edip Hakka yönelmesi çok zordur. Haram lokma kalbi ve kanı bulandırdığı gibi azaları da bozar fena ameller işletir. Helal lokma ile beslenen kalp ve cesetten ise salih ameller işlenir. Tıpkı temiz ve mümbit topraktan bereketli mahsul alınıp, çorak ve fena topraktan iyi mahsul alınamadığı gibi. Kazancın helal yollardan olmasına dikkat etmek lazım geldiği gibi şüpheli noktalardan da uzak durmalıdır. Karmakarışık ve rastgele her lokmayı yemekten sakınarak alınan gıdanın helal olmasına ehemmiyetle riayet etmek şarttır.

Helal lokma hususunda şöyle buyururdu: “Kulun duasına icabet olunması için ilk şart; helal lokma ile gönül âlemini ıslah eylemek son şart ise ihlas ve huzur-i kalptir. Cenab-ı Hakka layıkıyla yönelmektir. Eğer ağza konulan lokma helal değilse o kimsenin ihlaslı ve huzurlu olması, masivayı terk edip Hakka yönelmesi çok zordur. Haram lokma kalbi ve kanı bulandırdığı gibi azaları da bozar fena ameller işletir. Helal lokma ile beslenen kalp ve cesetten ise salih ameller işlenir. Tıpkı temiz ve mümbit topraktan bereketli mahsul alınıp, çorak ve fena topraktan iyi mahsul alınamadığı gibi. Kazancın helal yollardan olmasına dikkat etmek lazım geldiği gibi şüpheli noktalardan da uzak durmalıdır. Karmakarışık ve rastgele her lokmayı yemekten sakınarak alınan gıdanın helal olmasına ehemmiyetle riayet etmek şarttır.

Cömertliği tarifsizdi

Üstad Hazretleri’nin yaptığı cömertliği de tarif edilemezdi. Maddi imkanların en dar olduğu bir zaman da, Adana’da muhasebeciliğini yaptığı müessesenin sahibi aylık ücretini bir zarf içinde teslim etmişti. Bu sırada bir fakir gelip Allah rızası için sadaka istedi. O yüce gönüllü zat, zarfı olduğu gibi muhtaca verdi. Gerek hac yolculuğunda, gerekse diğer zamanlarda bir fakir kendisinden aynı gün içinde defalarca yardım istese, kat’iyyen geri çevirmez, ihtiyaçlarını güler yüzle ve ziyadesiyle verirdi. Bir defasında kendisine maddi yardımda bulunduğu bir fakirin bu paralarla lüks lokantalarda pahalı yemekler yediği söylenmişti. Buna cevaben, “Demek ki masrafı fazla, leziz yemekler yemeye alışmış, az vermek olmaz, verdiğimizi çoğaltmalıyız!” buyurmuş ve verilen miktarı arttırmıştı.

Üstad Hazretleri’nin yaptığı cömertliği de tarif edilemezdi. Maddi imkanların en dar olduğu bir zaman da, Adana’da muhasebeciliğini yaptığı müessesenin sahibi aylık ücretini bir zarf içinde teslim etmişti. Bu sırada bir fakir gelip Allah rızası için sadaka istedi. O yüce gönüllü zat, zarfı olduğu gibi muhtaca verdi. Gerek hac yolculuğunda, gerekse diğer zamanlarda bir fakir kendisinden aynı gün içinde defalarca yardım istese, kat’iyyen geri çevirmez, ihtiyaçlarını güler yüzle ve ziyadesiyle verirdi. Bir defasında kendisine maddi yardımda bulunduğu bir fakirin bu paralarla lüks lokantalarda pahalı yemekler yediği söylenmişti. Buna cevaben, “Demek ki masrafı fazla, leziz yemekler yemeye alışmış, az vermek olmaz, verdiğimizi çoğaltmalıyız!” buyurmuş ve verilen miktarı arttırmıştı.

Hediyeleri hediye ederdi 

Vermek vermek yine vermek… Kendisine hediye edilen en kıymetli halı, seccade, tesbih, kalem, kumaş ve emsali en nadide, paha biçilmez eşyayı günü gününe ehlini bulup vermek en büyük zevklerinden biriydi. Güneş gibi, ummanlar gibi, cömertlik ve merhamet merkezi idi. Kendisine müracaat eden birinin eli boş dönmesi imkansızdı. Cebinden eline geçen meblağ ne kadar büyük olursa olsun, tereddüt etmeden verirdi. Sanki Cenab-ı Hak gizli hazinelerinin anahtarlarını kendisine teslim etmişti. Devlethanesinde çok miktarda, çeşit çeşit yemekler pişerdi. Kendisi gayet az yer, büyük kısmı misafirlere ikram edilir, kalanlar da komşu evlerine gönderilirdi. Sami Efendi Hazretleri herhangi bir tasanın giderilmesi için kendisine müracaat edenlere, sadaka vermeleri tavsiyesinde bulunur ve dua ederdi.

Vermek vermek yine vermek… Kendisine hediye edilen en kıymetli halı, seccade, tesbih, kalem, kumaş ve emsali en nadide, paha biçilmez eşyayı günü gününe ehlini bulup vermek en büyük zevklerinden biriydi. Güneş gibi, ummanlar gibi, cömertlik ve merhamet merkezi idi. Kendisine müracaat eden birinin eli boş dönmesi imkansızdı. Cebinden eline geçen meblağ ne kadar büyük olursa olsun, tereddüt etmeden verirdi. Sanki Cenab-ı Hak gizli hazinelerinin anahtarlarını kendisine teslim etmişti. Devlethanesinde çok miktarda, çeşit çeşit yemekler pişerdi. Kendisi gayet az yer, büyük kısmı misafirlere ikram edilir, kalanlar da komşu evlerine gönderilirdi. Sami Efendi Hazretleri herhangi bir tasanın giderilmesi için kendisine müracaat edenlere, sadaka vermeleri tavsiyesinde bulunur ve dua ederdi.

Tevazuu sahibiydi

Sami Efendi Hazretleri, yüksek manevi mevkiine rağmen, istisnasız herkesi kendinden üstün görürdü. Herkesin hakir gördüğü dindar, salih, takva ehli yoksulların ziyaretlerine gider kendilerin den dua talebinde bulunurdu. Zengin-fakir, genç-ihtiyar, bilgili-bilgisiz, rütbeli-rütbesiz, bütün insanlara karşı son derce şefkatli ve alçakgönüllü idi. Bilhassa hac yolculuklarında, Mescid-i Nebevi’de büyük bir kısmı ümmü olan Agavat-ı Kiram Hazaratı’nın (yani Mescid-i Nebevi’yi temizleyen sudanlı hizmetkârların) hatta kapıcıların ellerini öpmeye gayret ederdi. Bu büyük kapının hizmetkârları oldukları için onlara çok ayrı bir muhabbet beslerdi.

Sami Efendi Hazretleri, yüksek manevi mevkiine rağmen, istisnasız herkesi kendinden üstün görürdü. Herkesin hakir gördüğü dindar, salih, takva ehli yoksulların ziyaretlerine gider kendilerin den dua talebinde bulunurdu. Zengin-fakir, genç-ihtiyar, bilgili-bilgisiz, rütbeli-rütbesiz, bütün insanlara karşı son derce şefkatli ve alçakgönüllü idi. Bilhassa hac yolculuklarında, Mescid-i Nebevi’de büyük bir kısmı ümmü olan Agavat-ı Kiram Hazaratı’nın (yani Mescid-i Nebevi’yi temizleyen sudanlı hizmetkârların) hatta kapıcıların ellerini öpmeye gayret ederdi. Bu büyük kapının hizmetkârları oldukları için onlara çok ayrı bir muhabbet beslerdi.

Hürmet ve muhabbetin mükafatı

Onlar da muhterem Üstad Hazretleri’ndeki bu nezaket ve tevazuu görünce kendisine karşı muhabbetleri artar hiç kimseye göstermedikleri kadar büyük bir hürmet ve tazim gösterirlerdi. Bu hürmet ve muhabbetin neticesi olarak haccın en izdihamlı anlarında bile Ashab-ı Suffe mahallinin ön safındaki yerlerini, muhterem Üstada ve evlatlarına tahsis ederlerdi. Cenab-ı Allah bu güzel insanın hasletlerinden bizlere de nasip eylesin inşallah.

Onlar da muhterem Üstad Hazretleri’ndeki bu nezaket ve tevazuu görünce kendisine karşı muhabbetleri artar hiç kimseye göstermedikleri kadar büyük bir hürmet ve tazim gösterirlerdi. Bu hürmet ve muhabbetin neticesi olarak haccın en izdihamlı anlarında bile Ashab-ı Suffe mahallinin ön safındaki yerlerini, muhterem Üstada ve evlatlarına tahsis ederlerdi. Cenab-ı Allah bu güzel insanın hasletlerinden bizlere de nasip eylesin inşallah.

Mahmut Şevket Serik

banner53
Yorumlar (0)
23
parçalı bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?