banner39

21.03.2008, 09:27

Köşenin çerçevesi


 
 
Çoğu zaman, Türkiye'de olup bitene bakmaktan dünyada neler olduğunla fazla ilgilenmiyoruz. İçerideki tartışmalar, başka halkların, başka devletlerin başka kurumların neler yaptıklarını görmemize engel oluyor. Oysa dünyaya bakmakta yarar var, çünkü Türkiye'de olup bitenler dünyayı daha az etkiliyor, ama dünyadaki her ekonomik ve siyasal gelişme Türkiye'yi fazlasıyla etkiliyor.

ABD'nin Irak işgalinin beşinci yılı doldu, Rusya'da Putin iktidarı bırakmayacak bir uygulama devreye soktu, İran'da seçim oldu ve muhafazakár adaylar arasında geçen yarışı muhafazakár biri kazandı. Merkel İsrail'e gitti, muhafazakárlar Kneset'te (Mecliste) Almanca konuşuyor diye kızdı. Kapanış konuşmasında bir paragrafı İbranice sundu. Sarkozy, Fransa için düşlediği Akdeniz Birliği projesinden vazgeçti, proje AB bünyesine taşındı. Afganistan'da, Irak'ta, Kosova'da çatışmalar oldu. NATO, Afganistan'daki birliklerin sayısını artırma ile Kosova'da gücünü çoğaltma konularına yoğunlaştı. ABD, füze savunma sisteminin genişletilmesi için girişimlerini artırdı, Rusya bu konudaki kızgınlığını sürdürdü. Bu arada 'füze pazarlıkları', olağan ticaret görüşmelerine dönüştü. Uluslar arası mali ve ekonomik çalkalanmalar da cabası.

Bir ay içinde olanları anlatmak için sayfalarca uzayan bir liste yapılabilir. Birbirinden bağımsız gibi görünen bunca gelişme arasında mutlaka ilişki aramak gerekmez belki, ama ya varsa...

Dünyada olanları değerlendirmek ve bunların Türkiye ile ilgisini anlamaya çalışmak her durumda kolay olmuyor. Bazen, Türkiye'nin gündemindeki sorunların önce ne kadar gerçek olduğuna karar vermek gerekiyor. Ardından, dünyadaki gelişmelerin ne kadarının doğru haberlerle aktarıldığını süzme ihtiyacı doğuyor. Sonra, kullanılan dil önem kazanıyor. Dış dünyada olup biteni anlatırken, içinde Bush'u ya da Sarkozy'yi eleştirmeyen bir tutum almak mümkün olabilir mi diye düşünülüyor. Türkiye dışındaki bütün oyuncuların 'yabancı' olması şart mı diye akıllara geliyor. Öte yandan, meselelerin Türkiye ile ilgisi kurulurken de bazı sorunlar ortaya çıkıyor. Örneğin, sıklıkla Almanya'daki Türk kökenlilerin evlerini yakma girişimlerini ele alsak bu gerçek sadece Türkiye'deki 'milli' duyguları harekete geçirir mi diye endişe duyulabilir. Almanya'da Türkiye ve ülkelerindeki Türk azınlık için son derece olumlu faaliyet gösterenler de var. Bunları öne çıkardığımızda ise, Avrupa'da yükselen ırkçılığın görmezden gelinmesine yol açılır mı?

Bir diğer konu ise, Türk dış politikasıyla ilgili. Kıbrıs sorunu, Lübnan ya da Afganistan'a asker gönderme meseleleri, Kuzey Irak operasyonları gibi bir dizi konu ele alındığında, genel yaklaşım bu politikaların 'bizim' için iyi mi kötü mü olacağı ile ilgili olur. Dış politikada mutlak iyi ve kötü olamayacağı gibi, kim için iyi ya da kötü olacağı da her zaman bilinemez. Üstelik, sonuçlar hemen alınamaz ve sadece Türkiye'ye bakarak da tahminde bulunulamaz. Ayrıca, AB Türkiye'yi alacak mı?, AB dağılacak mı?, Avrupa Türkiye'yi bölecek mi? Ya da ABD isterse K.Irak'ta devlet kurulur mu? gibi soruların da yanıtları bilinemez. Sorular, bazen duyulmak istenen yanıta göre sorulur ve bu da dışa değil içe daha fazla bakmaktan kaynaklanabilir.

Akademisyen kimliğim, olaylara ve oyunculara bakışta şüphe alışkanlığı yaratmış. Bu şüphe, yöntem konusunda daha fazla. Biraz 'ders' gibi oldu, ama sadece bakış biçimi konusunda bir çerçeve çizmek istedim.

star gazetesinde, dış politika ve küresel gelişmeleri ağırlıklı olarak ele alma ve sizlerle paylaşma olanağı buluyorum. Bunun okurlar için de bir fırsat olmasını arzu ederim.
 
 
Kaynak: Star Gazetesi

 

Yorumlar (0)
22
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?