banner39

banner35

Asil düşman

Yeni Şafak yazarı Taha Kılınç, Salahaddîn Eyyûbî'nin vefatını anlattığı "Asil düşman" başlıklı bugünkü yazısında, "Biz kendisini belki çok yakından tanımıyoruz, ancak Batılıların zihin dünyasında Salahaddîn hâlâ güncelliğini korumaya devam ediyor" ifadesine yer verdi.

Genel 05.03.2022, 17:57
Asil düşman

Kılınç'ın yazısı şöyle:

Tarihler 1193’ün şubat ayının ikinci yarısını gösterirken, Şam Kalesi’ndeki bir odada, bütün zamanların en büyük komutanlarından biri ömrünün son günlerini yaşıyordu. Hayatı savaş meydanlarında ve sayısız macerayla iç içe geçen Salâhuddîn Yûsuf bin Eyyûb –meşhur adıyla Salahaddîn Eyyûbî–, atlattığı onca riskli duruma ve ölüm ihtimaline rağmen, ecelini yatağında karşılıyordu.

1138’de Tikrit’te dünyaya gelen Salahaddîn, ilk ciddi sağlık problemini 1185’in aralık ayında, Musul kuşatmasını yönetirken yaşamıştı. İki aydan fazla süren bu rahatsızlık sırasında yüksek ateşten muzdarip olan Salahaddîn’in sıhhati öylesine bozulmuştu ki, etrafındaki komutanlar onun ölümüne kendilerini hazırlamıştı. Kuşatmanın bitişiyle birlikte Salahaddîn’in sağlığı da düzelmiş, yeniden ordusunun başına geçebilmişti. Sonraki aylarda kendisini ara ara yoklayan yüksek ateş, 1190’ın sonbaharında nüksederek bir ay kadar süreyle yatağa düşmesine ve yeniden öleceğinin zannedilmesine yol açmıştı. Tabipler, sultanın “sarıhumma” hastalığına yakalandığı kanaatindeydi. Kaderin bir cilvesi olarak, Salahaddîn, iki ağır ateş nöbeti arasında Hıttîn Savaşı’nı –4 Temmuz 1187– komuta edebilecek kadar iyileşmiş ve Haçlılara karşı kazandığı ezici zaferin ardından Kudüs’ü Müslümanlara yeniden kazandırmıştı.

Ancak “Şark’ın en sevgili sultanı” artık yolun sonundaydı. Şam’da çok sert bir kışın hüküm sürdüğü o günlerde, Salahaddîn yeniden yüksek ateşle yataktaydı. Vücudu öylesine çökmüştü ki, kimse henüz 55 yaşında olduğunu düşünemezdi. Yüksek ateşe aşırı bir terleme ve dayanılmaz bir baş ağrısı eşlik ediyor, etrafındaki hizmetkârlar ve aile fertleri ise hastanın durumunu biraz olsun düzeltebilmek için ellerinden geleni yapıyordu. Hastalığının başlangıcında çevresindekilerle konuşmak ona iyi geliyordu, ancak bir süre sonra konuşma için de takat yetirememeye başladı.

Yataktaki altıncı gününde, tabipler Salahaddîn’in oturur pozisyona getirilmesine ve ağızdan ılık su takviyesine karar verdi. Sonraki iki gün boyunca, sultanın hafızası istikrarını yitirdi ve bayılmalarla sayıklamalar başladı. Onuncu gün, hastaya iki kez lavman yapıldı, bu onu biraz olsun rahatlatmıştı. Ancak terleme nöbetleri de giderek artıyordu. On birinci gece Salahaddîn öyle yoğun şekilde terledi ki, kıyafetleri ve yatak çarşafları sıklıkla değiştirilmesine rağmen, yere düşen ter damlalarından odanın zemininin bile nemlendiği fark edildi. Nihayet on ikinci gün, sultan tümüyle komaya girdiğinde, tabipler “her an” son nefesini verebileceğini düşünmüştü. Ama buna rağmen iki gün daha dayandı. Yatağa düşmesinin on dördüncü gününde –Hicrî 27 Safer 589, Milâdî 4 Mart 1193– kuşluk vaktine doğru Salahaddîn dünyaya gözlerini kapadı. Yakalandığı tifo hastalığı, ecelinin de bahanesi olmuştu.

Hayatı boyunca savaştığı ve defalarca yendiği Haçlıların –kusursuz ahlâkından ve tutarlı dindarlığından ötürü– “asil düşman” unvanıyla andığı Salahaddîn Eyyûbî, sahip olduğu ne varsa, hastalığının ağırlaşmaya başladığı günlerde muhtaçlara dağıtmıştı. Ayrıca, vasiyeti uyarınca, ömrünün sona ermesine az bir süre kala Şam sokaklarına bir münâdî çıkarıldı. Elinde, ucuna kefen bağlanmış bir mızrak taşıyan münâdî şöyle haykırıyordu: “Ey ahali, işte Salahaddîn’in beraberinde götürebildiği tek şey bu!” Şam halkı böylece hem çok sevdikleri hükümdarın artık dünyadan ayrılmakta olduğunu anlayıp hüzne boğuluyor hem de gerçek tevazuun canlı bir örneğine veda ediyordu.

Salahaddîn’in âhiret âlemine giderken verdiği bu ders, sadece Müslümanları etkisi altına almamıştı. Hristiyanlar da “asil düşman”larının dünyadaki son anlarının her detayına muttali olmaya çabalarken, cenaze merasimindeki sıradanlığı da şaşkınlık ve hayranlıkla takip etmişti. Hatta öyle ki, sonraki asırda yaşayan papaz Jacques de Vitry (1180-1240), Salahaddîn’e olan bütün husumetine rağmen, vaazlarında onun ölüm karşısında sergilediği metaneti ve dünyadan ayrılışındaki sadeliği örnek gösterecek, Hristiyan cenaze törenlerinin de benzer şekilde sade olması gerektiğini vurgulayacaktı.

Meraklı okurlar için not:

Salahaddîn Eyyûbî’nin geçirdiği hastalıklara ve vefatına dair yukarıdaki detayları, 2018’de ABD’deki Maryland Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde düzenlenen ve “Salahaddîn tam olarak neden öldü?” sorusuna odaklanan ilmî bir konferansın sonuç bildirgesinden alıntıladım. Biz kendisini belki çok yakından tanımıyoruz, ancak Batılıların zihin dünyasında Salahaddîn hâlâ güncelliğini korumaya devam ediyor.

Yeni Şafak/Taha Kılınç

Yorumlar (0)
15
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?