banner39

banner35

32 Tekmili Birden Şark Kurnazlığı

Dokümanter’den çok ‘örgütsel doküman’ izlenimi veren, örgüt militanlarının dağbaşındaki yaşantılarından kesitler sunan bir yapım, bir toplumdaki yaygın kabulleri sarstı diye mutlaka, ama mutlaka sanat eseri mi sayılmalı?

Kültür Sanat 15.04.2015, 18:07 16.04.2015, 09:34
32 Tekmili Birden Şark Kurnazlığı

Dünya Bülteni/ Haber Merkezi

Sinema eleiştirmeni ve öykücü Hasanali Yıldırım İstanbul Film Festivali'nde krize yol açan belgeselle ilgili  yaptığı deperlendirmede  neyin sanat neyin propaganda sayılması gerektiği konusuna dikkat çekti.

İşte Hasanali Yıldırım'ın Star gazetesinde yayınlanan önemli değerlendirmesi: Bizde kavramlardan söz etmeye kalktığımızda göreceğimiz acı gerçek şu: herkesin kafası karışık. Kaç zamandır tartışırız ‘düşünce özgürlüğü’nü. Hem de bir saniyecik üzerinde sahiden düşünmeden: Adı üstünde, düşünce bu. Düşüncenin özgürlüğü sorgulanabilir mi? Zaten zihinde olup biten bir şeyin varlığını veya yokluğunu kim, nasıl denetleyecek? Elbette bu sözden kasdettikleri düşünce özgürlüğü değil, düşündüklerini başkalarıyla da paylaşma hakkının sorumlulukları ve sınırları; kısaca ifade özgürlüğü.

İfade özgürlüğünü doğru-dürüst adlandırmaktan aciz bir kültür ortamı, acaba tarif dahi edemediği bu kavramın sınırlarını sağlıklı bir biçimde çizebilir mi?

34. İstanbul Film Festivali’nde peşpeşe yaşanan gelişmeler gösteriyor ki ifade ile sorumluluk arasındaki bağı, konuya dahil tarafların hepsi -farklı oranlarda da olsa- gözardı ediyor. Ve elbette olayı ateşleyen sözkonusu yapımın niteliğini sorgulamak kimsenin aklına gelmiyor nedense. ‘Dokümanter’den çok ‘örgütsel doküman’ izlenimi veren, örgüt militanlarının dağbaşındaki yaşantılarından kesitler sunan bir yapım, bir toplumdaki yaygın kabulleri sarstı diye mutlaka, ama mutlaka sanat eseri mi sayılmalı? Hem sanat eserinin ‘farklı’dan, ‘rahatsız edici’den, ‘tahrik edici’den başka nitelikleri yok mu? Daha ilginci, anılan bu ve benzeri nitelikler sanat eserinden çok propaganda metinlerinin taşıdığı sıfatlar değil mi? Öyleyse neyi belgelediği belirsiz, belgelediğini iddia ettiği şeyleri sanat dışı kaygılarla yoğuran böyle bir propagandist ‘metin’, ‘düşünce özgürlüğü’ kontenjanından istifade ederek belgesel bağlamında değerlendirilebilir mi?

Olayın bir de hukuki tarafı var: İfade özgürlüğünün sınırı, o toplumu oluşturan kimi çevreleri rahatsız etme aşamasına değin götürülebilir mi? Farklı bir deyişle, benim propagandasını yaptığım görüşler başkalarını tahkir ettiğinde de ben ifade özgürlüğü hakkımı kullanmış mı sayılmalıyım, yoksa kötüye kullanmış mı?

Konuyu bir üst basamağa taşımayı deneyelim: Propaganda ile sanat yanyana gelebilir mi? Gelirse kim ötekine galebe çalar; sanat mı, propaganda mı? Herşeyi birbirine karıştırmayı seven, pilâv ile döneri bile ‘pilâv üstü döner’ şeklinde formüle bağlayan bir zihin, votka-kola eşliğinde tabağındakini kaşıklayadursun, biz tekrar düşünmeye çalışalım: Terör propagandası yapan ve kendisine belgesel süsü verilmeye çalışılmış bu yapım, birkaç ay öncesine değin bir polis baskınında ele geçirilseydi sıradan bir ‘örgütsel doküman’ sayılmayacak mıydı? Eee, o zaman bir bardak suda bu fırtına niye? Bu basit şark kurnazlığını ‘düşünce özgürlüğü’ kılıfında pazarlamaya kalkmanın ve işin aslını görmezden gelmenin adı ne zamandan beri sanat!

Yorumlar (0)
28
parçalı az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?