banner39

Afet Ilgaz hakkında dört not

Nail Tan, Türk Dili’nin Şubat( 2015,758) sayısında, “Yitirdiklerimiz” başlıklı bölümde Afet Muhteremoğlu Ilgaz’ın ardından biyografik bir anma yazısı kaleme almış. Bana kalırsa yazı, Ilgaz hakkında yarım yamalak anlatılanları derli toplu sunması açısından şu ana kadar edebiyat dergilerinde yayımlanan en kapsamlı metin. Ne var ki, biri aslî diğerleri tali olmak üzere dört bariz hata var bu yazıda

Kültür Sanat 16.02.2015, 16:45 16.02.2015, 16:45
Afet Ilgaz hakkında dört not

Asım Öz/ Dünya Bülteni - Kültür Servisi

Çelişkili, parçalı bir kimliğe sahip olan Afet Ilgaz’ın vefatının ardından yakından tanıdığı isimler bile birkaç satır yazmakta oldukça zorlandı. Kolaya kaçıldığı her halinden belli olan üstünkörü vazife dışı yazılarda Afet İnan’la karıştırıldığı da oldu. Okuyanlar olduysa hatırlamakta güçlük çekmeyeceklerdir bunları. Elbet sebepsiz değildi bu tutukluk. Daha evvelindeyse selamı sabahı kesmeler vardı. Şüphesiz bu durum, memlekette vuku bulan ve hemen herkesi etkileyen siyasî görüş ayrılıklarıyla yakından ilişkiliydi. Ancak yazarın ahir ömründe belki istemeden de olsa buna zemin hazırladığı söylenebilir. Ilgaz’ın özellikle Milli Gazete’den ayrılmak zorunda kaldığı süreçte ve daha sonra Yeni Çağ gazetesinde yayımlanan pıtraklı yazıları bunun en önemli sebeplerindendi. Meseleye bir ucundan değil, ortasından dâhil olan Ilgaz, muarızları bir yana, aslında dostlarını küstürmüş, hatta kırmıştı. Öteye beriye çatan bu yazılar aynı zamanda 1990’lardan önemli ölçüde uzaklaşıldığı izlenimini doğuruyordu.

GEÇMİŞTEN GELENLERİ DOKUMAK

Kendi doğrularıyla ayakta durmak için verdiği mücadele bir yana galiba dişleyen kelimelerle ona karşı yapılan en beylik hücum şuydu: “Ergenekoncu”. Bunu haklı kılacak sebepler de yok değildi: Sözgelimi Ergenekon operasyonları sürecinde yazdığı ve 2010’da yayımlanan Sorgu ve Derviş sosyal, siyasal ve kültürel göndermeleri bir hayli yoğun bir roman olarak kültür tarihindeki yerini aldı. Ilgaz’ın bu romanı ne yalan söyleyeyim, o zaman bana hayli tuhaf gelmişti, hâlâ da öyle geliyor. Fakat bu roman, yukarıda değindiğim konuyu ele almak daha da önemlisi edebiyatın sosyal ve siyasî gelişmelerle kurduğu ilişkinin mahiyet ve sürekliliğini fark etmek açısından irdelenmeyi hak ediyor. Daha yakından bakıldığı takdirde Milli Gazete yazılarıyla Yeni Çağ yazıları arasında bir süreklilikten bahsedilebilir. O yüzden, romanlarıyla yetinmeyip, bazı yazılarını yan yana getirip okumakta fayda var. Geçerken şunu hatırlatmamak olmaz; Ilgaz’ın vefatını haberleştiren Zaman gazetesi onun yazdığı gazetelerin adlarını sıralarken nedense Yeni Çağ gazetesinin tüm harflerini büyük yazmıştı.

Yazdıklarını kaçırmamaya çalıştığım Nail Tan, Türk Dili’nin Şubat( 2015,758) sayısında, “Gündem/Yitirdiklerimiz” başlıklı bölümde Afet Muhteremoğlu Ilgaz hakkında biyografik bir anma yazısı kaleme almış. Bana kalırsa yazı, Ilgaz hakkında yarım yamalak anlatılanları derli toplu sunması açısından şu ana kadar edebiyat dergilerinde yayımlanan en kapsamlı metindi. Tan, geçmişten gelenleri dokuduğu metnini Ilgaz’ın edebî barem derecesini tespit ettiği şu cümlelerle sonlandırıyordu: “Kadın yazarlarımız arasında önemli bir hikâyeci ve romancımızdı. Artık eserleriyle edebiyat dünyamızda yaşayacak.”

Ne var ki, biri aslî diğerleri tali olmak üzere dört bariz hata var bu yazıda. Önce tali olanlardan başlayalım: Bildiğim kadarıyla Afet Ilgaz, Rıfat Ilgaz’la evlendikten sonra 1980’ler hariç “Muhteromoğlu” soyadını kullanmadı. Her daim Afet Ilgaz olarak tanınmak istedi. Gelgelelim özellikle solda konumlananlar, Afet Ilgaz’ın, Rıfat Ilgaz’ın ölümünden sonra, Ilgaz soyadını tercih etmiş olmasını bir türlü kabullenemediler. Her önüne gelen bu tercihin şurasını burasını tuttu. Öyle ki, çocuklar için kaleme alınan anılardan oluşan derleme kitaplarda bile Muhteremoğlu soyadını kullandığı yıllar hatırlatıldı, adeta yüzüne vuruldu. Fakat o, eserlerini hep Afet Ilgaz adıyla yayımladı. Bu yüzden, yazarı tanıtan metinlerin başlığında bu tercihe saygı duyulmalıdır.

Belirtmek istediğim ikinci nokta, yazıda Afet Ilgaz’ın son yayımlanan çocuk kitabı, Çanakkale İçinden’in çocuk hikâyesi olarak ele alınmış olmasına dair. Bu eser, hikâye türünden ziyade anıya daha yakın, hatta düpedüz anı. Çünkü burada yazar kendi, çocukluğundan birkaç anekdot ile Çanakkale’ye gidiş gelişlerinden söz eder. Bu yüzden kitap olsa olsa anı türüne dâhil edilebilir. Yine 2012’de yayımlanan Kadın Oradaydı adlı eser de ona ait değildir. On iki yazarın metinlerinin yer aldığı bu derlemede yazarın sadece bir yazısı yer almaktadır. Bu yüzden onun eserleri arasında sayılması doğru olmayacaktır. Bunlar bir biçimde tartışılabilir, konuşulabilir hatta Nail Tan’ın tercihlerinin pek de yanlış olmadığı da ileri sürülebilir. Bu yüzden, bu hatalar için tali demeyi uygun buldum.

Gelgelelim, yazarın Afet Ilgaz’ın edebiyat, sanat anlayışını irdelerken kurduğu cümleler için bunu düşünmek pek mümkün değil. Zira biraz sonra aktaracağım cümleler, yazarın geçmişinin değerlendirilmesi noktasında aslî bir yanlışa sebebiyet veriyor. Önce Nail Tan’ın cümlelerini birlikte okuyalım:

“Hikâyeleri, birçok dile çevrildi. Deneme türünde yedi eser verdi. Yazarlığının ilk döneminde Sosyalist çizgide eserler yazarken 1990’lı yıllardan itibaren milliyetçi mukaddesatçı bir sanat anlayışını benimsedi. Yeni Şafak, Millî Gazete ve Yeni Çağ gazetelerinde köşe yazıları yazarak görüşlerini, sanat yorumlarını okuyucusuyla paylaştı.”( s.111)

MİLLİYETÇİ-MUKADDESATÇI SANAT ANLAYIŞI MI?

Doğrusu ben Nail Tan’ın, Afet Ilgaz’ın edebiyat ve sanat anlayışına dair gerçeği yansıtmayan en azından puslu olan yukarıdaki ifadeleri niçin yer verdiğine bir türlü anlam veremedim. Tan’ın yukarıdaki üçüncü cümleyi bile isteye kurduğu düşünülebilir. Yazının devamında, bu kavramlarla ne anlatılmak isteniyor, onun hangi eserleri “sosyalist” çizgide, hangi eserleri “milliyetçi-mukaddesatçı” çizgidedir, sorularının cevabını aradım, bulamadım. Çünkü bu ayrımlar çok sathi düşüyor yazının genel havası içinde. Bu alıntıda geçen “milliyetçi-mukaddesatçı” adlandırması neresinden ele alınırsa alınsın, hem şaşırtıcı hem de yanıltıcı. Dönemsel tercihlerin sonucu olan bu adlandırmayı belli dönemler için kullanmakta bir mahzur yok. Fakat her şartta bu adlandırmada ısrar etme tavrı adlandırarak dışlama siyasasının işlek kılındığını akla getiriyor. Maalesef edebiyat dünyamızda derin ve kuvvetli bir tarafı var bu tarz ifadelerin. Emine Işınsu’nun Kırmalı Etekler romanındaki Çise karakterinin politik bir yerlere oturtulmaktan şikâyetçi olması biraz da bu dışlama tutumuyla alakalı olsa gerek.

Diğer taraftan körekli bakışın neticesi olan bu kavram tarihsel açıdan da Ilgaz’ın edebiyat anlayışını nitelemek açsından uygun düşmüyor. Bilindiği gibi, 1960 sonrasında bugünkü manada İslâmcı talep ve faaliyetler kovuşturmaya uğradığı için, pek çok insan “milliyetçi-mukaddesatçı” kavramının arkasına gizlenmekten başka çare bulamamıştı. Dönemin süreli yayınları, kavramın kullanıldığı bağlamı hakkıyla anlamak için olmazsa olmazdır. 1970’lere doğru mefhumdaki “milliyetçi” tabiri terk edilmiş sadece “mukaddesatçılık” kalmıştır. Öyle ki daha evvel bu kavramı kullanan Necip Fazıl 1970’lerde, bu kavram için “ikinci mevki tabir” diyerek kavramın kullanılmasını zarurî kılan şartlara temas eden yazılar yazmak zorunda kalmıştır. Afet Ilgaz’dan bahsederken, sözü Necip Fazıl’a getirmem yanlış anlaşılmasın. Ufak bir hatırlatma; siyasî konular hele yakın tarihteki ayrımlar konuşulurken, dönüp dolaşıp Necip Fazıl’a gelinmemesi imkânsız. Necip Fazıl, 5 Temmuz 1978’de yayımlanan “Mukaddesatçı Kimdir?” yazısında meseleyi dikkat çekici cümlelerle anlatır:

“40 yıllık mücadele hayatımızda, ilk defa kalemimiz tarafından ortaya atılan bu sınıf ismini artık açığa vurmanın ve mukaddesatçı çatısının altında müslümandan başka kimseye yer vermemenin ilânı gerektir.”

Bu mesele hakkında ne kadar yazı varsa hepsinden çıkarılacak mana üç aşağı beş yukarı bu minvaldedir. Kaldı ki, bahsettiğimiz yıllardan itibaren sadece solda değil İslâmî hassasiyeti öne çıkan yazarlar arasında da kavrama hor bakanların sayısında gözle görülür bir artış olmuştur. Afet Ilgaz’ın ilk dönemi için sosyalist ifadesini kullanacaksak ikinci dönemi yani 1990’lar için “milliyetçi-mukaddesatçı” ifadesi dışında bir kavram bulmamız lazım. Çünkü 1980’lerden sonra, bırakın “milliyetçi mukaddesatçı”yı, “mukaddesatçı” mefhumunun kullanımı dahi terk edildi. Şayet bu kavrama müracaat edilmeye devam edilecekse o zaman, sosyalist yerine Marksist ve materyalist gibi sıfatları içeren komünist kavramının kullanılması gerekirdi. Bundan dolayı Afet Ilgaz söz konusu olduğunda, “milliyetçi- mukaddesatçı” nitelemesi onun sanat anlayışını sarih bir biçimde ifade edemez yahut bu kategoriye şeksiz şüphesiz dâhil edilenlerle onun arasında pek çok fark bulunabilir diye düşünüyorum. Bu kısa değiniye asla sığmayacak bu sorunu uzun uzadıya tartışmak gerekir. Zira onda bu kavramı aşan pek çok şey var.

Şayet Ilgaz’ı, bir şeylere bağlılık çerçevesinde illa bu sıfatla anmayı tercih edeceksek 1970’lerde yazdığı eserler için de bunun aynı ölçüde kullanılabileceğini yazarı yakından tanıyanlar bilir. Kocamustafapaşa semtinde oturmanın ötesinde burayla, hiçbir zaman tam zıddına dönmeyen kalbî bağı düşünüldüğünde birtakım yaklaşımların yanlışlığı kendiliğinden ortaya çıkar. Okunabilir, satabilir endişesiyle kaleme alınan popüler anlatılardan yıllar evvel “mistik” eserler kaleme aldığını hatırlayabiliriz. Bu sebeple Ilgaz için öteden beri bir tür “millî sol” nitelemesinin sosyalist kavramına göre daha açıklayıcı olduğu rahatlıkla ifade edilebilir. Bu mesele erbabı tarafından derinlemesine ele alınsa ne iyi olur. Tanıyanların aktardığı şu ifadelerini alıntılayabiliriz onun solla ilişkisini bir miktar da olsa anlamak için:

“Rıfat’ın bayağı muhafazakâr yanları vardı. Kendini Marksist sanırdı, ama gerçek bir Osmanlı’ydı. Ahmet Haşim’i çok severdi. Bizim geleneksel tarihi eserlerimizi çok severdi. Sümbül Efendi yoluna beraber gitmiş, Cami’yi gezmiştik, avluda sessizce çevreye bakmıştık.(…)60 ihtilaliyle beraber Türkiye’de esen sol rüzgârın etkilediği yazarlardan biriyim ben de... Bunu ben pek tabi görüyorum. Kimse beni sürüklemedi. İster istemez o ortamın bazı doğrularıyla, bazı heyecanlarıyla yüz yüze geldim...”

Şüphesiz Afet Ilgaz’ın bu cephesine eğilmek isteyenler, edebiyat dünyamızdaki malum çeteleşmeden Metin Eloğlu’nun yapmış olduğu desenli kitap kapağına, Aydın Ilgaz’ın tavrından feminizme bakışına kadar bir dizi konuyla da ister istemez ilgilenmek zorunda kalacaktır.

Söz buraya gelmişken şunu da söyleyeyim: Nail Tan’ın yaşı dikkate alındığında ağız alışkanlığından yetmişlerden devralınmış “milliyetçi-mukaddesatçı” kavramını kullandığı da akla gelebilir. Her ne sebeple olursa olsun, yazarlar bu konulara ellerinden gelen dikkati gösterdikleri takdirde karışıklık biraz azalır sanıyorum.

banner53
Yorumlar (0)
22
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?