banner39

Ali Nar hocanın ardından

Ali Nar hoca sadece bir hoca değildi. Bir entelektüel, bir yazardı. Zaman zaman öğrencilerine yeni çıkan bir kitabını tanıtırdı. Bunun öğrenciler üzerinde özel bir etkisi olurdu. “Biz, yazar öğretmenleri olan özel bir liseydik”

Kültür Sanat 03.08.2015, 15:00 14.09.2015, 16:18
Ali Nar hocanın ardından

Kemal Kahraman

Ali Nar hoca sessizce aramızdan ayrıldı. Kendisine “hocam” diyen belki onbinlerce insan vardır. Şu anda ülkemizin, dünyanın çeşitli yerlerinde, bürokraside, iş dünyasında faaliyet gösteriyorlar. Çeşitli yaşlarda, cinslerde, meşreplerde, mekanlarda, alanlarda. Hepsinin öğrenciliğinde kişiliklerinin, dünya görüşlerinin şekillenmesinde bir hocanın şöyle veya böyle bir dokunuşu vardır.

Bazı hocalar işlerini iş olsun diye yapmazlar. Geçimlerini temin etmek, memuriyet derecesi itibariyle yükselmek için yapmazlar. Yapamazlar. Onlar, omuzlarında bir yük olduğunu hisseden insanlardır. Sıradan insanların bakışıyla işgüzarca bir duygudur bu. Ama onlar, kendilerini insana, topluma, öğrencilere hizmet etmek zorunda hissederler. Rahat duramazlar. Mesai saati gözetmezler. Karşılık beklemezler. Öğrencilerin gözlerindeki pırıltı onlara yeter.

Onlar yüreklere ulaşmak, onları hamur gibi ellerine alıp şekil vermek isterler. Şekil bütünüyle kendilerine ait olmasa bile, küçük dokunuşları, içten yönlendirmeleri, nefes vermeleri, teşvikleri, unutulmayan bir iz bırakır. Kişi farkında olsun olmasın, o iz onun hep bir yanında durur. İlham verir, anlam verir, cesaret verir. Etkinin biçimi, oranı değişebilir. Değişmeyen o küçük dokunuştur. Yetişme çağında yaşanan bu tecrübeler insana hayat boyu eşlik eder.

Hepimizin hayatında bizi biz yapan insanların küçük dokunuşları vardır. Annemizden, babamızdan başlar. Abimiz, yakınlarımız, arkadaşlarımız, öğretmenlerimiz. Bunlardan hangisi veya hangileri ağır basarsa kişiliğimizde en etkili onlardır. Bir insanın yetişmesini bir kişiye bırakmak doğru olmayabilir. Etkilerin bileşkesi gibi bir şey oluşuyor. Ve ağırlığı olan insanlar işte bu bileşkeyi sürüklüyor.

Ali Nar hoca nasıl bir insandı? Bir kere sıradışı bir öğretmendi. Erzurum İmam Hatip ve İstanbul İlahiyat mezunu. Diyarbakır’dan başlayarak hayatı boyu İmam Hatip Liselerinde Arapça ve meslek dersi hocalığı yaptı. Doğudaki maceralarından arada bir bahsederdi. Macera diyorum çünkü sıradışı kişiliği sanırım her yerde onun başına bazı işler açardı. Hizmet ettiği dönem düşünülürse onun gibi ilkeli, cesur bir devlet memurunun, o günlerin deyişiyle “dava adamının” başına gelebilecek şeyler tahmin edilebilir. Ali Nar hoca elini taşın altına koymaya hazır olanlardan biriydi. Dersleri gerektiği gibi anlatırdı. Ama sınıfta, koridorda, bahçede öğrencilerle, genç adamlarla sağlam diyalog kurma peşindeydi. Muzip gülüşüyle gençlerin yüzünde bürokrasinin pek de önem vermediği bir pırıltı arardı.

Ali Nar hoca sadece bir hoca değildi. Bir entelektüel, bir yazardı. Zaman zaman öğrencilerine yeni çıkan bir kitabını tanıtırdı. Bunun öğrenciler üzerinde özel bir etkisi olurdu. “Biz, yazar öğretmenleri olan özel bir liseydik”. Diğer yazarımız, o zaman çiçeği burnunda romancımız Mustafa Miyasoğlu idi. Kaybolmuş Günler, o günlerde tanınmıştı. İzmit’teki okul yıllarımda Ali Nar hocanın Muhtar Kafası adlı tiyatro eserinin sahnelendiğini hatırlıyorum. Bir tiyatroya gidiyorsunuz ve orada hocanızın eseri sahneye konuluyor. Bu başka bir duygudur. O zaman yeni yeni ortaya çıkan “muhafazakar” tiyatro grupları bu tür eserleri bulmakta zorluk çekiyordu. Necip Fazıl da bu amaçla birkaç tiyatro eseri yazmayı ihmal etmemişti; Bir Adam Yaratmak, Para, Reis Bey… Kitabın önemli olduğu o yıllarda eğitim, öğrencileri sinemadan uzak tutup tiyatroya yönlendirirdi. Tiyatroya gitmek kitap okumakla eş tutulurdu. O günlerde bizim çevrelerde başlayan tiyatro akımı neden devam edemedi, araştırılmalıdır.

Muhtar Kafası Türkiye çapında 100 gösterim yaptı. Fakat Ali Nar Hoca sadece tiyatro yazmıyordu. Arılar Ülkesi, Uzay Çiftçileri gibi kurgubilim tarzında hikayeleri vardı. Sonra Ortadoğu Günlüğü, Anadolu Günlüğü adıyla gezi notlarını yayımladı. İstanbul’a yakındık. Baskıdan çıkan kitapları elimize aldığımızda duyduğum o kokunun, yeni kitap kokusunun hazzını unutamıyorum. Bu sadece baskı tekniğiyle ilgili bir şey değildir. Kitabın hayatımızdaki yeriyle ilgili bir şeydir.

Lise yıllarımız sona erdi. İzmit’ten ayrıldık. Üniversite ve arkasından “hayata atıldık”. Ama uzaktan Ali Nar hocamızın İstanbul’a tayin olduğunu ve yazma eylemine devam ettiğini izledim. Hırka-i Şerif Camii yakınında mütevazı çatı katındaki evinde ziyaret etme imkânı bulduk. Ne zaman görüşsek, yeni kitaplarından veya çıkarmakta olduğu dergiden söz ederdi. Ortadoğu ile bugünkü Türk dış politikasından çok önce yakın bağlar kurmuştu. Özellikle Kahire Üniversitesi’ndeki Türk Edebiyatçısı Muhammet Harp ile önemli ortak çalışmalar yaptı. Türk yazarlarına ait birçok eseri Arapçaya kazandırdılar. İslami Edebiyat adlı dergide Ortadoğu ile Türkiye arasında köprü kurmaya çalıştılar.

Başından beri düşüncelerinde ehl-i sünnet vurgusu yapan, İslam dünyasındaki “dinde modernizm” akımlarıyla mücadele eden, bu konuda tavizsiz bir tavır sergileyen Ali Nar hoca, resmi çevrelerde pek kabul görmedi. Onun üslubunu bürokrasi rahatsız edici bulsa da öğrencilere sempatik geldiğini tahmin ediyorum. Akranlarından çok gençlerle iyi diyaloglar kurduğunu tahmin ediyorum.

Evet, hayatını ilkesine ve ülkesine vakfeden Ali Nar hocayı kaybettik. Dün resmi çevrelerde “ihtiyatla” karşılanan hocanın cenazesine Cumhurbaşkanı ve Başbakan dahil ülkemizin en üst yönetimi katıldı. Bu da son yıllarda bu topraklarda yaşanan değişimi açıklar mahiyetteydi. Allah rahmet eylesin.

banner53
Yorumlar (0)
23
parçalı az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?