banner15

Arkoun'a dair...

Asım Öz Türkiye'de Kur'an konulu çalışmaları ve laiklik düşünceleri ile tanınan Arkoun külliyatını değerlendirdi.

Arkoun'a dair...

 

Asım Öz/Dünya Bülteni

Muhammed Arkoun, Hasan Hanefi, Muhammed Abid el-Câbirî ve Nasr Hâmid Ebu Zeyd’le birlikte Çağdaş Arap Aklı'nın dört yeni simasından biriydi. Bu dört isimden üçü birbiri ardınca bu dünyadan ayrıldı. Şimdi sadece Hasan Hanefî kaldı hayatta.

Cezayir asıllı bir düşünür Muhammed Arkoun(2 Ocak 1928-14 Eylül 2010). Kendini geniş anlamda Akdenizli bir zeminde konumlandırmaya çalıştı. Arkoun ismi, aslında Arapçada; "ayn, kaf, vav ve nûn" ile yazılmasına rağmen Fransızcaya; "Arkoun" şeklinde çevrilmiş ve daha sonra bu isimden tekrar Arapçaya; "elif, kef, vav ve nûn" şekliyle geri dönmüştür.

Onunla Türkçede tanışalı tam on bir yıl oldu. Metis Yayınlarından kitabı çıkmıştı. Dostluğumuz diyemeyeceğim ama tanışıklığımız bu kitaba dayanır. Sanırım, aynı dil içinde değiliz, aynı sorunsal içinde değiliz. O yüzden bir uzlaşmamız yok onunla. Çünkü  ortak bir anlaşılırlık zemini oluşturulduğunda mümkün olabilir ancak uzlaşma.
Aradan geçen yıllar boyunca o da pek çok şey yaptı; Türkiye’ye geldi ikinci kez AKP’li yıllarda. Onun 2008’deki  bu gelişi sırasında söyleşilerde yapıldı bir iki gazetede. Musa Kars “Muhammed Arkoun ve İslami Aklın Eleştirisi Üzerine”, Söz ve Adalet dergisinin 3. sayısında bir değerlendirme kaleme aldı. Kitapları olmasa da yazıları çevrildi. Galiba Defter’de Şerif Mardin’in çevirdiği bir 18. sure (Kehf) çözümlemesi vardı. Şerif Mardin’le Ruşen Çakır’la ahbaplığı vardı. İstanbul Fransız Kültür Merkezi ile Metis Yayınları'nın ortak düzenlediği, Avrupa'da Etik, Din ve Laiklik adını taşıyan tartışma toplantısı için gelmişti ilk olarak Türkiye’ye. Daha sonra kitap olarak da yayımlandı bu tartışma toplantısı. 

Çabası Neydi?

“Bazıları İslam dünyası hakkında burada sunulan ahlak ve siyaset manzarasını biraz kötümser veya aşırı bulabilir. Aslında, etik ve siyasetin bütün tezahürlerinin ve ifadelerinin tüketici bir tasvirini vermekten ziyade bir teşhisi üstlenmeye çalıştım. Aksine, Müslüman toplumlara oryantalist yaklaşım bilhassa teşhisten kaçınır, çünkü Oryantalistler Batılı toplumların vatandaşları olarak kendilerini ilgilendirmeyen sorunlara karışmak istemezler.

Bugün Müslüman entelektüelin iki cephede savaşması gerekiyor: biri Oryantalizm tarafından serbest, anıtsal, tasviri, betimleyici bir stilde uygulanan sosyal bilimleri karşı; diğeri İslami şahsiyetin 'otantisite'si ve 'kimlik'ine doğmatik tasdikler ve -kendini-kanıtlayıcı söylemlerle yönetilen mükerrer saldırıları karşılayan Müslümanların saldırgan/savunmacı apologiasına karşı. Her zaman mevcut fakat en azından tanınabilecek olan bu iki engelin ötesinde ise, Müslüman entelektüel, İslami örnek aracılığıyla, özellikle etik ve siyaset sorunlarıyla ilgili daha da temel bir teşhise katkıda bulunmak zorundadır: Modernliğin kör noktaları, başarısızlıkları, akla mantığa sığmayan sonuçları, yabancılaştırıcı sınırları, tekrarlayan zaafları nelerdir?”

Kendi çabasını kendi sözleriyle bu şekilde ifade eden Muhammed Arkoun bir taraftan Kur'an'ın tarihselliğinden bahsederken, diğer taraftan da Kur'an'ın birliğinin (farklı versiyonlara sahip olmadığının) ve eklemek veya çıkarmak suretiyle bozulmaktan korunmuş olduğunun şüpheli olduğunu söyleyen bir isimdi. Şevket Kotan'ın Kur'ân ve Tarihselcilik adıyla basılan (İstanbul, 2001) doktora tezi onun da içinde bulunduğu "İslâm tarihselcileri"ne karşı yapılmış güçlü bir eleştiriyi temsil etmektedir. Kotan, Fazlurrahman, R. Garaudy, Hasan Hanefî ve Muhammed Arkoun'u konu edinmiş, sonuç yazısını şu satırlarla noktalamıştır: "Kur'ân'ın tarihe, 'bir tarihte' hitap ettiği bir vakıadır. Bununla birlikte, hitabını bir tarihte yapmasına ve insanî zorunlu olanaklar açısından tarihsel bir dil kullanmasına rağmen evrensel ilke ve prensipler önerdiği de bir vakıadır. Tarihe bir tarihte hitap etmiş olmasından ve tarihsel bir dili kullanmasından onun tarihselliği mânâsını çıkarmak ise kanaatimizce bir yanılgıdır. Çünkü tarihsel bir aklın, 'tarihsel olmayan bir aklın' tarihe dair önerilerini tarihselleştirerek -kendisinde hitap ettiği- bir tarihe iade edip hapsetmesiyle neticeleneceği kanaatinde olduğumuz tarihsel bir okuma, bizi bu kanaate sevketmektedir. Esasen gerek Kur'ân'ın ortaya koyduğu tarih bilinci, gerekse de Peygamber pratiği -sonra bu bilinç somutlaştırıldığı ve bu pratik (içtihad) sürdürüldüğü gibi- modern dünyada yaşayan Müslümanlara da, Kur'ân'ı hayata müdahil kılacak olanaklar tanımaktadır. Müslümanlar, bu olanakları kullanarak ve Batı'da tarih tartışmalarının, özellikle de varoluşsalcı tarihselciliğin serimlediği tefekkürden istifade ederek, hem Kur'ân'ı anlamaya ve tefsir etmeye ilişkin çabaya verimli açılımlar sağlayabilir, hem de Kur'ân'la ilişkilerini daha meşru bir zemine taşıyabilir; bulundukları herhangi bir tarihsellikte, tarihselliklerine denk düşecek bir hayat anlayışı geliştirebilirler. Ne var ki geliştirdikleri bu anlayış, yaşadıkları tarihsellik için olmalıdır, gelecek ya da olmayan bir tarihe dair kehanetlerden kaçınmalıdır... Tarihsel hâdisata karakter kazandıran onların biricikliği ve tekrarlanmazlıkları, bunu gerektirir. Tarihin üstüne çıkacak ve oradan tarih üstü görüş ve projeler üretecek güç de insana bahşedilmemiştir."

Tanınır Kılan Özellikleri

Kur’an konulu çalışmaları ve laiklik konusundaki düşünceleri onu tanınır kıldı Türkçe’de desek abartılı olmaz. Elbette bu iki konu dışında da yazıları yayımlandı. Ağa Han Mimarî Ödülleri jüri üyesi olan Muhammed Arkoun’un Türkçe’ye en son çevrilen yazısı Fayrap dergisinde yayımlanan mimari odaklı bir metindi.

“Kur'ân'ı Nasıl Okumalı” başlıklı makalesi Ahmet Zeki Ünal tarafından İslâmî Araştırmalar dergisi için çevrilmiştir.(C. 7, Sayı: 3-4, Ankara, 1994.) Sonra  Kur'ân Okumaları kitabı aynı mütercim tarafından  çevrilerek 1995 yılında İnsan Yayınları tarafından  yayımlanmıştır. Arkoun bu kitabının adını önceleri, "Kur'ân Söylemi ve Bilimsel Düşünce" olarak koymayı tasarlamaktaydı. Kuran Okumaları adındaki bu kitabının, ikinci baskısının Tunus'ta yapılabilmesi için, iki yıl beklemek zorunda kaldığını söyler. Bu hususta sadece Lübnan'da bir özgürlük olduğunu savunur. Bilindiği gibi Kuran Okumaları kitabının Türkçe çevirisi yayınlandığında, yayınevi tarafından kitabın arka kapağına, bir anlamda kendilerini Arkoun'dan ayrı gördüklerini ihsas edecek bir cümle eklenmiştir. Bu eserin Türkçe çevirisi, hem 1982'deki Paris, hem de 1991'deki Tunus baskısı göz önünde bulundurularak yapılmıştır. Arkoun'un genel olarak düşünce sistemini yansıttığı gibi Kur'an hakkındaki görüşlerinin önemli bir kısmını da kapsamaktadır eser. Türkçesi oldukça ağır bir dile sahiptir ve bazen anlaşılamamaktadır. Kitabın omurgası Suyûtî'nin  İtkân'ı ile, Batı dünyasında basılan İslâm Ansiklopedisi'nin, A. T. Welch tarafından kaleme alınan "Kur'ân" maddesidir.  Bunu yapmaktaki gayesi, her iki dünyanın da Kur'ân'a bakışındaki çarpıklıktan göstermektir. Çünkü Arkoun çalışmalarında, Sünnî dünyayı sık sık ortodoksi ile suçlarken, Batı dünyasının Müslüman âlemine yeterli yakınlığı göstermedikleri ve oryantalist çalışmaların, sırf filolojik ve tarihsel yöntemlerle ilgilendikleri için eleştirir.

Kitap temel olarak, Kur'ân'ın ideolojik okunmasına, her iki dünya (Batı dünyası ve Sünnî dünya) tarafından da, duyulan tepkinin bir yansımasıdır. Arkoun ısrarla, bugün Kur'ân'ın böyle bir okumaya değil; bilimsel sorgulamalara; dilbilimsel, tarihsel, antropolojik, teolojik ve felsefî okumalara konu edilmesi gerektiğini söyler. Arkoun, klâsik içtihadın metod ve muhtevasını yetersiz bulmakta, Kur'ân'ın öz anlamı ile dinî normatif hedeflerine ulaşabilmek için İslâmî aklın eleştirisini denemekte ve ilmî, felsefî düşünce ve araştırmanın Kur'ân'a ve geleneğe uygulanmasına dayalı yeni bir okuma ve anlama metodu oluşturmaya çalışmaktadır.

Hayreddin Karaman Yeni Ümit dergisinde yayımlanan “Tefsirde Eski Yeni Tartışması” başlıklı yazısında onun bu düşüncelerini şu şekilde eleştirir: “Arkoun, bu akla ve bilime dayalı tenkit çerçevesini alabildiğine geniş tutmakta, Kur'ân muhtevasından hiçbir kısmı tenkit dışı bırakmamaktadır. Bu yaklaşımın en önemli kusuru, bilim ve aklın alanı ile dinin alanını birleştirmesi, bir görmesi, dinin akla aykırı olmamakla beraber onu aşan yönünü görmezden gelmesi, dini bütünüyle akıl ve bilim çerçevesine sokması; yani bir mânâda beşerileştirmesi ve onun (Arkoun'un) anladığı mânâda içtihadı yapacak olan insanın (beşerin) tarihselliğini gözden uzak tutması; bir mânâda insanı mutlaklaştırması, tarih dışı kılmasıdır.”

Onu Atlayan Ansiklopedi

Ahmet Zeki Ünal, ayrıca onun hakkında “Çağdaş Kur'ân Yorumunda Arkoun ve Garaudy,” (2. Kur'ân Sempozyumu, Tebliğler-Müzakereler, Bilgi Vakfı, 1. Baskı, Ankara l996) adını taşıyan bir makale de kaleme almıştır. Necdet Subaşı’nın, ise “Arkoun'un Okumalarında Târihsellik ve Kutsallık” başlıklı makalesi  (İslamî Araştırmalar Dergisi, C. IX, Sayı: 1, 2, 3, 4, Ankara,l996) bu konudaki ilk derli toplu çalışmadır. Daha sonra bu makale Kutsanmış Görüntüler (1999) kitabında yer almıştır. Necdet Subaşı ayrıca onu değerlendiren biyografik bir yazı da kaleme alır. Düşünce dünyamız için oldukça büyük bir önem taşıdığına inandığım Felsefe Ansiklopedisi'nin ilk cildinde yer alır bu yazı. (“Muhammed Arkoun”, Felsefe Ansiklopedisi, Ed. Ahmet Cevizci, Etik, Cilt: 1 sf. 612-615, İst. 2003) Diyanet'in İslam Ansiklopedisi oldukça nitelikli bir ansiklopedi, bu tür bir ansiklopedinin olabilecek en iyisi, her kültürün sahip olması gereken ansiklopedinin olabilecek en kusursuz ifadesi.Ama bu ansiklopedide pek çok çağdaş isim gibi Muhammed Arkoun adı da yer almıyor.

O bakımdan günümüz teologları hakkında hemen şu yargıyı yapmak kaçınılmazdır: "Bir teologun Kur’an’la ilgili görüşü, onun felsefi söylemini temelden etkiler'' biçimindeki bir saptamayı sanırım,  bu dünyayı uzaktan yakından bilen herkes onaylar. Bir teologu  anlamanın yolu da onun  Kur’an’a ilişkin görüşünü anlamaktan geçer denebilir. Hatta  çağdaş kimi teologlar arasındaki ''düşünce akrabalıkları''nın, onların  Kur’an anlayışlarında belirdiği, somutlaştığı, ileri sürülebilir. Kur’an’a ilişkin kavrayışlarını belirgince ortaya koyan  teologların yanı sıra, bu kavrayışı bütün söylemine yansıtan teologların olduğu da okurların ya da araştırmacıların dikkatinden kaçmaz. Örtük ya da açık, Kur’an, öteden beri  teologların dünyasında olanca ağırlığıyla yerini almıştır; almayı sürdürmektedir. Özellikle yirminci yüzyılın son çeyreğinde ağırlıklı olarak Fransız kültürü etkili Kur’an araştırmaları, başlı başına bir  disiplin oluşturdular: Antropolojik Kur’an Algısı. Öyle ki  bu algı hem felsefe yapmanın yolu oldu; hem de bir  baskılama disiplini olarak belirdi. (Bu konuda çok daha geniş oylumlu bilgilere, değerlendirmelere ulaşmak isteyenler, Fethi Ahmet Polat’ın kaleme aldığı Çağdaş İslam Düşüncesinde Kur'ân'a Yaklaşımlar: Hasan Hanefî, Nasr H. Ebu Zeyd ve Muhammed Arkoun Örneği  başlıklı çalışmaya başvurabilirler. İz Yayıncılık, İstanbul, 2007)

Muhammed Arkoun’un fikrî yönelişi, İslamî gelenekte yer alan kadîm tartışmalarda kendisine temeller bulsa da, aslında büyük ölçüde etkisinde kaldığı düşünce sistemi, aydınlanma sonrası teşekkül etmeye başlayan Batı düşüncesidir. Adına modernizm dediğimiz bu sistem, biri sekülerizm, diğeri rasyonalizmden oluşan iki ayak üzerinde serpilip boy atmıştır.

Muhammed Arkoun din-laikleşme, gelenek-çağdaşlık, Osmanlının çöküşü-Batı modelinin kudreti, İslâmi muhafazakârlık-medeniyetin ilerleyişi başta olmak üzere pek çok güncel ve kadim meselede yazılar yazdı konuştu. Kemalizm’i İslâmi bir bakış açısıyla düşünmeye yönelik bir çabanın neticesi olarak kaleme aldığı Muhammed Arkoun, "İslami Bir Bakış Açısı İçinde Pozitivizm ve Gelenek Olayı" Cogito Laiklik (1994), sayı 1, (6. baskı .) yazı bu noktada ele alınabilir.

İlhami Güler doksan sonrası çeviri hareketleriyle Türkçe’ye dahil olan üç isim üzerinden onun siyasete bakışını ele alır bir yazısında. Türkiye Günlüğü  dergisinin 29. sayısında 1994 yılında yayımlanan bu yazı  “Hasan Hanefi, M. Abid, Cabiri ve Muhammed Arkoun Bağlamında Çağdaş Arap Düşüncesinde Din ve Siyaset (Devlet) Tartışması” başlığını taşımaktadır.

Muhammed Arkoun, "İslâmî Düşüncede Otorite Kavramı: Lâ Hükme İllâlillah" başlıklı metni, İslâm'da Siyaset Düşüncesi, (Çev: Kâzım Güleçyüz, İnsan Yayınları,İstanbul 1995.) kitabında yer almaktadır. Arkoun'un pek çok süreli yayında yer alan, kimisi kısa kimisi de oldukça uzun makaleleri; dünyanın bir çok yerinde yapmış olduğu radyo konuşmaları, televizyon programlan ve vermiş olduğu konferanslar, dersler vardır. Hatta kendisinden habersiz olarak oluşturulan kitapları vardır. Muhammed Arkoun’un farklı konularda yapmış olduğu konuşmalar 2000 yılında  Tarih, Felsefe, Siyaset Üzerine Konuşmalar, (çev. Yasin Aktay, Cemaleddin Erdemci, Ankara: Vadi Yayınları.) adıyla yayımlanmıştır. Kitap Arkoun’un düşünce seyrini, siyasi konumunu ve görüşlerini irdeleyen bir dizi mülakatın sonunda ortaya çıkmıştır. Bu mülakatlarda, oryantalizme köklü eleştiriler getirmekle birlikte, oryantalizmin nesnesi olarak İslam, siyaset, ahlak ve tarih düşüncesinin de ortak bir çok açmazına işaret etmekte, bu konularda radikal eleştiriler yönelterek İslam düşüncesinin bugün için yaşadığımız tarihle tutarlı ve daha çok dinamik bir biçimde yeniden kurulabilmesi için önerilerde bulunmaktadır.

Muhammed Arkoun’la zıt düşüncelere sahip olan İsmail Kara’nın onun bir eserinin Türkçe’ye çevrilmesi sırasında son okumayı yapmış olması da enteresandır. Bir tür ironi olsa gerek bu. İslam Üzerine Düşünceler adını taşıyan bu eser 1999 yılında Hakan Yücel tarafından, (Fransızca aslından) Türkçeye de çevrilmiştir. Kitabın temel amacı, Batı'da ve İslam dünyasında, İslâm kelimesinin ne anlama geldiğini, bu kelimenin her iki dünyada da. bugün ideolojik olarak nasıl anlaşıldığını ortaya sermektir. Türkçe çeviride. Arapçasında olmayan, yazarın önsözü ile; "Arkoun İle Söyleşi", "Günümüz İslâm'ında Ahlak ve Siyaset" ve "Bir Akdeniz Kültürünün Güncelliği" başlıklarında üç de ek bulunmaktadır.

"İslamoloji" kavramı, son dönemlerde, bilimsel çevrelerde daha çok ideolojik çağrışımlara sebep olan "oryantalizm" kelimesinin yerine kullanılmaktadır.  “Uygulamalı İslamoloji” makalesi Mete Çamdereli tarafından çevrilerek Tezkire dergisinin 11-12.sayısında 1997’de yayımlanır. Arkoun'un oryantalizme bakışı, Edward Said'in bakışından farklıdır. O, diğer kültürlerin değerini olumsuzlamak amacıyla okumalar yapmaz. Tam tersine, bir diyalog oluşturma kaygısı taşımaktadır.
Asaf Hüseyin Haksöz’ün ilk sayılarında yayımlanan bir söyleşisinde Muhammed Arkoun ve benzerlerinin İslam ve emperyalizm üzerine tek bir cümle söylemeyişlerinden hareketle bu düşünür tipinin “bilmeden veya çoğu zaman da bilerek Batı emperyalizmiyle işbirliği içinde” oluşlarına vurgu yapıyordu. Bu hatırlatmayı akılda tutarak Muhammed Arkoun’un kişiliğini ve eserini konu alan kitap, makale ve deneme uzantı ve sonuçları  süregelen bir düşünsel tavrın çok yönlü araştırma alanını tüketebilmiş olmaktan uzaktır. Laikliğe övgü getiren teolog kahramana övgü edebiyatı ve zengin bir meslek hayatının tarafsızlığı tartışılır öyküsünü yazmakla yetinen çalışmaları bir kenara bırakacak olursak, Muhammed Arkoun’u sadece çözümlemek, açıklamak, anlamak değil, aynı zamanda düşünmek öğesini de taşıyan pek az yazı bulunduğunun farkına varırız.

 

Güncelleme Tarihi: 21 Eylül 2010, 13:27
YORUM EKLE
YORUMLAR
Tarık HACIOĞLU
Tarık HACIOĞLU - 9 yıl Önce

Bu yazı, Arkun'dan söz etme niyeti taşımış, ama bir türlü ondan söz etmeyi başaramamış. Boşa yorgunluk olmuş kısacası.

banner39

banner36

banner37

banner35