banner39

Atalar: Gelenek bozuldu, artık dericiler kuşak takmıyor!

Deri işleme sanatının duayenlerinden İbrahim Atalar ile sanatı ve sanatının incelikleri üzerine konuştuk

Kültür Sanat 06.08.2013, 12:21 06.08.2013, 12:21
Atalar: Gelenek bozuldu, artık dericiler kuşak takmıyor!

İbrahim Ethem Gören - Dünya Bülteni/ Kültür Servisi

İbrahim Atalar gönlünde sanat ve estetik güzelliklere açık kapılar bulanan usta bir sanatkâr, mahir bir zanaatçı, hezarfen bir şahsiyet.

Dericilik ve sayacılık gibi zanaatların yanı sıra artık günümüzde pek temsilcisi kalmayan deri işleme sanatının duayenlerinden olan Atalar'la sanatı ve zanaatı üzerine hasbıhal ettik.  Sanatkâr, yaptığı işlerin mahiyetini şöylece tarif ediyor: "Deri işlemeciliği hem zanaattır, hem sanattır. Dericilik başlı başına zanaat, zanaat ile derinin işi bittiğinde sanat kısmına geçiliyor. İşlenmiş derinin üzerinde kâh sülüs bir ayet; kâh bir padişah portresi beliriyor. Deri işlemede hem zanaatı hem sanatı bilmek zorundasınız."

İbrahim Ethem Gören: İbrahim Bey sizi tanıyabilir miyiz?

İbrahim Atalar: Ispartalıyım. İlk ve ortaokulu Isparta'da okudum. Ortaokuldan sonra bizim zamanımızda Enstitüler vardı şimdi kalmadı hiç birisi. İstanbul'daki Tarım Orman ve Köy İşleri Bakanlığı'nın Dericilik Araştırma ve Eğitim Enstitüsü'nden 1993 yılında mezun oldum ve memleketim Isparta'ya geri döndüm.

İbrahim Bey sanat ve estetik güzelliklerle irtibatınız nasıl başladı?

İşin aslı sanata küçük yaşlarda kendi oyuncaklarımı kendim yaparak başladım. Okullarda el işi teknik dersleri vardı. Bu derslerde telden, tenekeden, tahtadan oyuncaklar yapardım. İlkokulun ara tatilinde babam beni hem okusun hem meslek sahibi olsun diye sayacılığa; kendi çırağının yanına çıraklığa verdi. Bilmeyenler için arz edeyim efendim: Ayakkabı yapmak için derilerin kesilip, deri parçalarının tek tek dikilerek ayakkabı oluşturulması için kalıba çekilecek hale getiren mesleğe sayacılık denir.

AHİ EVRAN GELENEĞİ BOZULDU: ARTIK DERİCELER KUŞAK TAKMIYOR

İki yıl orada çalıştıktan sonra kunduracılığa geçtim. Başka bir ustanın yanında dört yıl da kunduracılıkta hem okuyup hem çalıştım. Ortaokulda sınıfta kalınca babam "Rezilliği görsün de okusun" diye tabakhaneye çıraklığa verdi. Ortaokul bitene kadar tabakhanede çıraklık yaptım. Tabakhaneye ilk gittiğimde üç gün çalıştım. Haftalık günü geldiğinde kunduracılıkta bir ayda alacağımız parayı üç günde vermişlerdi. Akşam eve gelince "Okumayacağım tabak olacağım" dedim. Babam da "Oğlum ne olacaksan en iyisi ol, gene tabak ol ama okulunu bitirmen lazım, seni okul bittikten sonra İstanbul'a dericilik okuluna göndereyim" dedi. Ben de okulu bitirip İstanbul'a Pendik Dericilik Araştırma ve Eğitim Enstitüsü'ne kaydımı yaptırdım; iyi bir eğitimin sonunda ustalığa terfii etmiştim. Ustalarım -halen bir tanesi yaşıyor- bize üç usta kuşak vermişti. Günümüzde tabakhanelerde dericiliğin Pîri saydığımız Ahi Evran'dan kalan kuşak takma geleneği kalmadı.

DERİ DAĞLAMA SANATININ 4 BİN YILLIK GEÇMİŞİ VARDIR

Deri dağlama sanatının tarihi hakkında neler söylemek istersiniz?

Deri Dağlama sanatının ilk olarak hangi tarihten itibaren, kimler tarafından icra edilmeye başlandığı konusunda, bugün için net bir bilgiye sahip değiliz. Kimi uzmanlar ise, Deri Dağlama sanatının 4000 yıllık bir geçmişi olduğunu belirtmektedir. Ancak Kültür Bakanlığı'ndan aldığımız bilgilere göre, bizim müzelerimizde bu sanatla alakalı bir elin parmakları adedince eser bulunmaktadır. Yani bu sanat günümüze kadar canlılığını koruyamamıştır. Sanat, Orta Asya'dan göçle birlikte başlayıp İskandinav ülkelerine ve Bulgar Türkleriyle Bulgaristan'a gelmiştir. En yeni eser ise 300 yıl öncesine aitmiş. Orta Asya'da kurganlardan çıkan eserler Rusya'nın ve Çin'in müzelerinin depolarında varmış.

Deri dağlama sanatı deyince ne almamamız gerekiyor? Alet, teknik ve malzemeler hakkında tanıtıcı bilgiler verir misiniz? Bu alanda bir ustanız oldu mu?

Eskiden Türklerin, yörüklerin kullandıkları kilimlerde kullanılan at, geyik, av figürleri demire işlenip ateşte ısıtılarak standart olarak deriye basılıyordu. Günümüzde de hâlâ bu teknik, Amerika'da, Türkiye'de ve dünyanın çeşitli coğrafyalarında canlı hayvanlara bellik olsun diye uygulanıyor.

Şu anda deriyi sanatsal şekilde dağlamak için baskı tekniği yerine havya benzeri bir aletin daha teferruatlısını deneme yanılma yöntemi ile kendimiz ortaya çıkardık. Halen de ilk göz ağrımı kullanıyorum. Bu alanda veya güzel sanatlarda hiçbir ustam veya hocam olmadı. Ama iki üç yıldır Türkiye'deki minyatür ve tezhip ustalarından yaptığım eserler hakkında yorumlarını istiyorum. Sağ olsunlar bana bu konuda yardımcı oluyorlar. Ama dericilik konusunda okuldan başta Türkiye'nin Dericilik Duayenlerinden Hasan Yelmen Bey, Rahmetli Hocam Kemal Berkay, Kemal Yalvaç, Süleyman Böler, Tevfik Güler, İsmet Hekimoğlu, Sacit Kılıçoğlu, Yüksel İyici, Serap Aksu, İlhan Uğur Şenses hocalarımdır. Tabakhaneden ustalarım ise; Merhum Hacı Mehmet Marulcu, Merhum Ekber Musduk, Merhum Çivi Mehmet ve Orhan Bıtırak'tır.

DERİ DAĞLAMADA OĞLAK DERİSİ TERCİH EDİLİYOR

Çalışmalarınızda daha çok hangi deri ürünlerini kullanıyorsunuz?

Deri olarak küçük derileri tercih ettiğimiz için oğlak derisini kullanıyoruz. Bunun yanında Isparta'da tek olarak Hacivat ve Karagöz tiplemelerinde kullanılan saydam deriyi de yapıyoruz.

Yaptığınız eserin kalıcı olması için neler yapılmalıdır?

Kullanılan deri natürel olmalı, bu şekilde işlenen deri şu anda Konya Mevlana Müzesi'nde 600 senedir hâlâ durmaktadır. Hz. Mevlana'nın kırmızı deri çantasında dolgu olarak nar kabuğu kullanılmıştır. Biz ise dolguda meşe palamudu kullanıyoruz.  İki malzeme de aynı işe yarar.

Türkiye'de bu sanata hayat vermek için mücadele veren kaç kişi var? Siz kaç kişisiniz!

Araştırmalarıma göre bu sanatı yapan sadece fakir mevcuttur. Bu alanda Kültür Bakanlığı sanatçı kartına şu an için sadece ben sahibim. Bu kart ile devlet sizi biliyor ve bildiriyor. Eskiden bu kartla üniversitelerde davetli öğretim görevlisi olarak yurt içinde ve dışında ders verilebiliyordu. Şimdi kurs vermek, ders vermek için üniversite diploması olması gerekiyor.

DERİ SANATINDA SANATKÂR MATERYALİNİ KENDİSİ OLUŞTURUR

Bu bağlamda öğrendiklerinizi yeni nesle öğretmek için ne türden çalışmalar yapıyorsunuz?

Bildiklerimi yalnızca çocuklarıma öğretebiliyorum. Bu sanatın tam olarak öğrenilebilmesi için tabaklıktan başlanılması gerekiyor. Yani öğrenecek kişinin hem deri işlemesini hem güzel sanatları öğrenmesi gerekiyor. Bunun nedeni ise günümüzde derinin doğal yollarla işlenmemesidir. Sanatçı kendi materyalini kendi oluşturmak durumundadır.

Deri dağlama sanatının geçmiş asırlardaki izzetine kavuşması için neler yapılmalıdır?

Üniversiteler akademik boyutta bu işi ele almalıdır, desteklemelidir. Bu sanat bizle birlikte tekrar hayata geçti. Bizden sonra da tarihteki yerini alır maalesef. Biz,  devlet bünyesinde ders vermek istiyoruz ama diploma engel oluyor. Usta sanatçılara da görev verilmeli. Bizim yanımıza bu sanatı öğrenmek için gelen çocukların kendilerini bu işe adaması lazım, başka bir şeyle meşgul olmaması lazım. Bu işi öğrenmeyi talep edenlerin her gün tabakhaneye gelmesi, deri işlemeyi, zanaatı öğrenmesi; sonra da hadisenin sanat kısmına geçmesi gerekir.

Deri işlemede malzeme bilgisi öne çıkıyor sanırım.

Evet, kullanacağın malzemeyi kendin yapamadıktan sonra derinin üzerine evreni çizsen yalan! Zaten birkaç yıl daha bu natürel deri bulunabilir. Fakat ondan sonra üzerine eser yapacağınız deri yok. Onun için bu sanata gönül verenin kendisinin öğrenmesi gerekir.

SANATKÂR KULLANACAĞI MALZEMEYİ KENDİSİ ÜRETEBİLMELİDİR

Bu keyfiyet diğer gelenekli sanatlarda da önemli...

Doğrudur. Ebru sanatında da öyledir. Zamanımız ebrucularının birçoğu hangi bitkiden hangi taştan hangi kumdan boya yapılır bilmiyor. Bilen ustalarımız da zaten sanatın en üst yerlerinde parmakla gösterilecek kadar az. Kitre neden yapılır? Geven otunu toplayıp kökünü çizip sütünü biriktirdiler mi, bir dana kesip ciğerinden ödünü aldılar mı, öd nasıl kaynatılır, bilmeden ebruyu sadece kitrenin üzerine boya serpiştirmek olarak yapıyorlar.

Çoğu organizasyonlarda görüyoruz, normal vatandaş, devlet büyüğü vesaire gelip boyayı alıp kitrenin üzerine serpiyor kâğıdı yatırıp alıyor. İş bu değil, sanat bu değil. Hiç at bulup kuyruğunu kestin mi, gül dallarını kendin beğenip budadın mı, kendi fırçanı kendin sardın mı?

Tezhip sanatıyla uğraşıyoruz diyen yeni arkadaşlar veya minyatürcülerde bir kedi yavrusundan 2 aylık, 5 aylık, 8 aylık her ne ise ense kıllarında kesip kendinize fırça sardınız mı? Her şey hazır, böyle sanat olmaz kendi malzemeni kendin hazırlayacaksın. Bu sebepten dolayı kişi ilk önce deri işlemesini öğrenecek, kasaplık öğrenecek, deriyi yüzüp kendi işleyecek ve kendi malzemesini doğadan kendisi temin edecek...

Kaç yıldır eliniz deriye değiyor? Bu sanatın/zanaatın erbabı olmak için hangi meziyetleri haiz olmak gerekiyor?

İşte çocukluğumuzdan beri, 7 yaşından beri deriyle iç içeyiz. Sayacılık, kunduracılık, tabakhane... Biraz önce de bahsetmiştik ilk önce kasaplıktan başlar meslek, sonra geleneksel dericilik ve Allah vergisiyle birlikte azim gerektiriyor. Özet olarak önce zanaatı bilmek öğrenmek daha sonra da bu zanaata sanat katabilmek için iyi bir tasarım gücüne sahip olmak gerekir.

Deri dağlama sanatının incelikleri nelerdir? İyi bir eser ortaya çıkarmak için nelere dikkat etmek gerekir?

İncelikleri şöyle: Sanatkâr kullanacağı deriyi kendisi işlemelidir.  Deri, kendi elinden çıkmalı, kesinlikle kimyasal kullanılmadan işlenmelidir. Tabiî ki bunların yanında; iyi bir tasarım gücü, bu tasarımı ortaya çıkarabilecek bilgi en önemlisi de bu tasarımı deri üzerine işleyebilecek sabır...

DERİYE KENDİ DEĞERLERİMİZİ İŞLİYORUZ

Deri dağlama sanatında sıklıkla kullanılan temalar/konular nelerdir?

Konu olarak her şey uygulanabilir. Bazı özel istekler geliyor yurt dışından, yurt içinden. Portre isteyenler, kendi tasarımlarını deride görmek isteyenler oluyor. Papa 16. Benedikt koltuğa geçtiğinde yurt dışından iki kişi gelmişti iki resim istediler papaya hediye edeceğiz diye, ettiler mi etmediler mi bilmem. Son Yemek ve Hz. İsa'nın çarmıha gerilmesi (Hâşâ öyle bir şey yok tabii) müşterinin isteğine göre resmediyoruz. Ama biz kendi öz kimliğimizi deriye uygulamayı seçtik. Kendimize yaptığımız eserler ise genellikle Osmanlı dönemine ait ve geleneksel motifler taşıyor.

Sıklıkla padişah portreleri işliyorsunuz? Bu keyfiyet Osmanlı medeniyetine duyduğunuz bir özlemin/aşkın tezahürü olsa gerek...

Aynen öyle: Osmanlı olmasaydı dünya yaşanılacak bir yer olamazdı. Aslını inkâr eden neslini inkâr eder. Biz inkârcılardan olmadık; olmayacağız inşallah.

Dericilikte sıklıkla İslam-Türk süsleme motiflerini kullanıyorsunuz? Bu alanda özel bir eğitim aldınız mı?

Özel bir eğitimim olmadı şu ana kadar. Ama Türkiye'mizdeki büyük hocalarımızın yönlendirmeleriyle, hat, tezhip, minyatür kurslarına katılıyorum. Hadise sadece deriyi işlemekle bitmiyor, mecburen hepsini öğrenmek zorundasınız. Sonuçta öğrenmenin sonu da yok, yaşı da yok.

Elinizden çıkan bir eser lisan-ı haliyle sanatseverlere ne anlatır?

İşte İbrahim Hocam orada takılır kalırız... Bizim ağzımız laf yapmaz ne yaptıysak onu anlatırız; yalan bilmeyiz Elhamdülillah. Bazı sergilere gidiyoruz benim kızımın iki sergisi olmuştu, onun sergilerinde bile yer almayacak eserler var ve şöyle bir dille anlatıyorlar: "Eee o zamanki ruh halim şöyle idi burada yapmak istediğim küresel ısınma ve dünyanın su sıkıntısı!"

Mübarek, bari yaptığın eserde bir damla suyu konu al! Ama su aklınızın bir kenarından bile geçmiyor. Ve bu sanatçı dediğimiz kişiler dilleriyle satıyorlar yaptıklarını! Öyle bir anlatıyor ki sanki o eseri almazsanız insan değilsiniz! Alan kişi de aldığının ne olduğunu bilmeden sanatçının ismi var diye alıyor. Oysaki ne eserler üretiliyor memleketimizde! Sedefkâr hocalarımızın, hat hocalarımızın, tezhip hocalarımızın, minyatür, ebru hocalarımızın, kaatı hocalarımızın, telkari ustalarımızın, kilim dokuma, kıl, keçe, bakır, cam, taş ustalarımızın ellerinden ne âlâ eserler ortaya çıkıyor. Ama kıymetini anlatamıyoruz.

DERİCİLİK ZOR ZANAAT

Deriye işlenerek duvara asılan bir padişah portresinin tabakhaneden duvara asılıncaya kadar geçirdiği serüveni özetler misiniz?

İş, önce kasaplıktan başlar, o da var zanaatlarımız dâhilinde. Deri, hayvanın sırtından çıktıktan sonra bol tuz ile tuzlanır. Öz suyu deriden uzaklaştırılır. Deri tekrar suya girer, ilk yüzüldüğündeki hali alır, kireç ve kükürtle hazırlanan karışım, derinin arka yüzüne badana şeklinde uygulanır. Ertesi gün kılları yolunur, deri tekrar kirece yatırılıp şişirilir, parmak kalınlığına gelir. Derinin arkasında olan et ve yağ parçaları demirleme dediğimiz işlemle deriden uzaklaştırılır, suyla, sabun ve gaz yağı ile derideki yağlar uzaklaştırılır. Sabun, derinin yüzeysel yağları için gaz yağı ise içindeki yağlar için kullanılır. Elinizi bazen yağ ve kirden arındırmak için gaz yağı ile yıkarız değil mi? Deri işlemede de böyle yapılır. Bu işlemden sonra güvercin besleyen arkadaşlarımızın kümeslerinden gidip kendi ellerimizle topladığımız güvercin dışkısını ılık suda eritir ve derinin yumuşaması için deriye uygularız. Sonra deriler tekrar tuzlu suya yatırılır. Derinin pişmesi için asit uygulaması olması gerek. Biz bu işlem için piyasada satılan asitler yerine limonun asidini kullanıyoruz. Biraz pahalı düşüyor ama böyle olması gerekiyor. Bu işlemden sonra da deriler en az 4 ay olmak (derinin verilen malzemeyi içine çekmesine göre) suretiyle meşe palamuduna yatırılıyor. Deri meşenin özünü iyice çektikten sonra sıcak suya alınıyor; sıcak suya bildiğimiz organik zeytinyağı ekleniyor ve derinin kumaş kıvamında olması için deriler sıcak suyla yıkandıktan sonra gül suyu ekliyoruz.

Derinin kokusunu alması için deriler açık havada, gölgede kurutulur tekrar içeriye girer tavlama dediğimiz işlem yapılır. Deri sert bir şekilde kurumuştur. Deriyi yumuşatmak için tav işlemi uygulanır. Gül suyu ile kızılçam talaşı ile deri çam gibi gül suyuyla karışık kokması için ve yumuşaması için yapılır bu işlem. Deri, daha sonra bir direğe saatlerce vurularak kumaş gibi olur en son olarak da ağaç perdeye çivilerle gerilir bir gün bekler. Sanat eseri olmak için hazırdır. Tabii bu süre en az 6 ay sürer...

Sanatınıza rağbet nasıl? Eserlerinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sanata rağbet istediğimiz boyutta değil maalesef. Marifetimize iltifat edenler bizi internetten bulanlar, yurt dışından bulanlar ve eser alıp birbirlerine tavsiye edenlerden oluşuyor.

Bir çalışma ne kadar sürede neticeleniyor?

En çabuk biten eserimiz iki üç haftada bitiyor, üç ay sürdüğü de oluyor.

Son olarak bu sanata gönül verenlere neler söylemek istersiniz?

Gelin, elimizden ne geliyorsa Allah (cc) için hiçbir ücret talep etmeden bu sanatı sizlere öğretelim. Gelin, ne biliyorsak öğretelim ve beraberce daha fazlasını öğrenelim.

banner53
Yorumlar (3)
Recep YİĞİT 8 yıl önce
Kıymetin bilinecek İnşallah abi.
Sedat KILIÇ 8 yıl önce
Belkide bir çok kişilerce bilinmeyen zanatını icra edenlerin sanatını bizlerle paylaşmanız ne güzel.Zanatını icra etmek için benliğini,içtenliğini marifetini sanatında gösteren kişilerle söyleşiniz müthiş bir şey.İbrahim Atalar Bey e Allah kolaylık versin,sanatında başarılar diliyorum.Ve bizleri de böyle sanat erbabı kişilerle buluşturan yazarımızın kalemine,yüreğine sağlık.
selim 6 yıl önce
Sanki uzaya gitmiş sanki jüpitere ayak basmış altı üstü deri işte.
25
az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?