Aydın'da naif bir kalfa

Yaprak oygu üzerine kendi tekniğini geliştiren İsmail Erdem ile sanatı ve çalışmaları üzerine konuştuk

Aydın'da naif bir kalfa

İbrahim Ethem Gören | Dünya Bülteni/ Kültür Sevisi

İsmail Erdem, Aydın’da bir yandan mühendislikle iştigal ederken diğer yandan da öz sanatlarımızla, has zanaatlarımızla meşgul olan bir sanatkâr… Hezarfen Mesut Dikel’in kalfası olan İsmail Erdem, ağaçta, yaprakta, kâğıtta, pirinçte, sedefte ve sair eşyada rahmetin tecellilerini arıyor. Yaprak oygu üzerine kendi tekniğini geliştiren ve bu alanda önemli çalışmalara imza atan İsmail Kalfa ile sanatı ve zanaatı üzerine konuştuk.

İbrahim Ethem Gören: İsmail Bey sizi tanıyabilir miyiz?

İsmail Erdem: Babam Elazığ, Annem Şanlıurfa ben ise 1984 Adana doğumluyum. Liseyi Adana Borsa Lisesi’nde okuduktan sonra, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümünden mezun oldum. 2011 yılından beridir de Aydın’da ikamet etmekteyim. Küçüklükten başladığım bir şeyleri icat etmem, bulmam bana el becerisi kazandırdı. Ve bu beceriler bana, bir şeyler üretmem gerektiğinin bilincini aşıladı.

Ortaokul ve lise yıllarında karakalem ile girdiğim sanat hayatıma, üniversite yıllarında tezhip ve seramik kursları ile devam ettim. Hep daha iyi bir şeyler yapma hevesim beni kaat’ı sanatının var olduğunu bilmeden bu sanat ile alakalı eserler üretmeye başlattı. Başka kişilerin yazılarını kesmektense kendi yazılarımı keserim düşüncesi ile hat sanatımızın güzelliğine kapılarak bu sanata merak saldım ve Hazerfen Mesut Dikel’den bir sene boyunca sülüs yazı tarzı meşk ettik. İşten ötürü tayinimin başka şehre çıkması sebebi ile bir süre posta ile meşk ettikten sonra el görmeme sebebi ile bu sanatın yapılamayacağına karar kılarak bırakmak zorunda kaldım. İnce kâğıt oymacılığı, okyanus kabukları, metallerin kesimi ile sanat

hayatıma devam ettim. En son kendi tekniklerim ile yapmaya çalıştım yaprak oygular ile sanat hayatımıza, hat sanatını bırakmanın burukluğu ile devam ettik. Haddimizi bilmememizin sebebi de hattı bırakmak oldu. Hocasız, el görmeden kendi çabamız ile ve Hazerfen Mesut Dikel hocamın (Allah (C.C) ondan razı olsun) yönlendirmeleri ile bu sanatları icra etmekteyim. Ne bir sergim vardır ne de bir festivale katılmışlığım... Evliyim ve dünyadan güzel kız evlat sahibiyim.

Geleneksel sanatlarla ilginiz nasıl başladı?

İlkokul çağlarında iken ileride evim böyle olmalı düşüncesi ile sahip olmak istediğim evin projesini eşyaları ile beraber çizmiştim en ince ayrıntısına kadar. Resmi sevmemin en büyük etkisi bu idi. Çizdiğim resimlere bakanların beğenisi beni bir şeyler ile uğraşmaya sevk etti. Resim yapmaya başladım. Ortaokulda pastel boyalar ile yaptığım doğa tasvirleri, lise yıllarında karakalem çalışmalarım, üniversitede ise seramik kursu akabinde tezhip kursu almam ile beraber bir anda geleneksel sanatların içinde buldum kendimi. Çizdiğim desenleri keserek oluşturduğum kompozisyonlar kaat’ı sanatının var olduğunu bilmeden bu sanat ile alakalı eserler üretmeye başlattı. Araştırmalarım doğrultusundan Osman Rıfkı’nın dişi oyma tarzında “Allah Muhammed” levhasını gördükten sonra bu tarzda yalın kat çalışmalar yapmaya başlamış oldum.

Mesut Dikel Hoca’dan bahsettiniz… Kendisinden neler öğrendiniz? Rahle-i tedrisinde ne kadar bulundunuz?

Hat yazılarını oyarken bu yazıları da ben yazmalıyım, yazdığım yazıları oymalıyım düşüncesi üniversitenin bitimi ile Hezarfen Mesut Dikel hocam ile tanışarak bir sene sülüs tarzı yazıyı meşk etmeye başladım. Bu sırada tayinim başka şehre çıkması sebebi ile bir süre posta ile meşk ettikten sonra el görmeme sebebi ile bu sanatın yapılamayacağına karar kılarak bırakmak zorunda kaldım. İnce kâğıt oymacılığı, okyanus kabukları, metallerin kesimi ile sanat hayatıma devam ettim. En son kendi tekniklerim ile yapmaya çalıştığım yaprak oygular ile sanat hayatıma, hat sanatını bırakmanın burukluğu ile devam ettik. Ne zaman başımız sıkışsa Hezarfen Mesut Hocamın ilminden istifade ettik. Hiç sıkılmadan, yorulmadan sorularıma cevap veren Hezarfen Mesut Dikel Hocama da sizin vesileniz ile şükranlarımı sunarım. Rabbim onu iki cihandan aziz kılsın. Gerçek manada ilim ve bilim açısından hataları olmadan

doğru düzgün bir eser üretmek çok zordur.

YAPRAKLARDA İNCE BİR SANAT GİZLİ

Bu türden zorlukları nasıl aşıyorsunuz?

Mesut Dikel Hocam eğri yoldan gitmemem için imdatlarıma yetişiyor.

Yaprak oygu dediniz, kaatı dediniz, metal oygu dediniz… Yapraktan başlayalım. Yaprakta ne arıyorsunuz?

Hiçbir zaman yaptığım bir iş ile yetinmedim hep daha iyisini daha güzelini yapma, daha farklı ne yapabilirim düşüncesi beni süregelenden farklı bir şeyler üretmem, tasarlamam gerektiğine yöneltti. Yalın kat kaat’ı çalışması olarak yapmış olduğum bir çalışma var “Dut Yaprağı”. Gerçek bir dut yaprağını dijital ortamda büyüttükten sonra desenini kâğıda aktardım ve bütün damar yollarını tek tek oymuştum. Bu çalışma bana ışık oldu ve gerçek yaprak oymaya böylece başlamış oldum.

Şunları söylemek isterim. Bir insan, Allah (C.C)’ın sadece yapraklar üzerindeki ilmini bilse tefekkür etmemesi imkansız. Sonbaharda yaprakların birer birer döküldüğünü gördüğümüzde "Aman sen de, basit bir olay." der geçeriz. Halbuki bir yaprağın dalından kopup yere düşmesi, onun ilkbaharda teşekkülü ilmi ve kanuni bir çok olayların sonucudur.

Yaprak oygu alanında Türkiye’de çalışan ustalar var mı? Bu konuda gelişiminizi nasıl temin ediyorsunuz?

Emin olmamakla beraber yok diye biliyorum; dünyada da saysanız bir elin parmaklarını geçmez. İnşallah çıkar da uğraşan, biz de onların bilgi ve tecrübelerinden istifa ederiz.

Tekniği nasıl geliştirdiniz?

İş başa düşünce kendi tekniğimi oluşturmaya başladım. Hangi yapraklar, bu oygu işi için uygun, hangi yaprak ne kadar kurutulacak, nerede kurutulacak, nasıl kurutulacak? Desen yaprağa ne zaman aktarılacak? Nasıl aktarılacak? Ve en önemlisi kesildikten sonra son kuruma işlemi nasıl yapılacak ve korunacak?

Yıllardır deneme yanılma yaparak bir şeyi baştan icat eder gibi yaprak oyma hakkında bilgiler topladım ve çalışmalara başladım.

Netice nasıl oldu?

Sonuçlardan gayet memnunum. Tabi araştırma geliştirme çalışmalarımda devam etmektedir. Yaprak oymacılığı çok yeni bir teknik; haliyle bu teknikler tam oturmadığından beni çok yoruyor. Piyasada bulunan hiçbir bıçak ucu yaprak oymak için uygun değildir. Kendi ucumu kendim yapmaktayım. Öyle bir zor yanı vardır ki; yaprak oymaya başladığın zaman oygu işi bitene kadar kalkmak yok başından.

Ne tür zorluklar var?

Yaprağın mukavemeti su oranı düştükçe azaldığından kesilen yer daha çok ısı çektiğinden oyulan yer oyulmayana göre nem içeriğini kaybettiğinden, yaprak gerilip büzülerek desen bozulmakta ve kopmalar başlamaktadır. Bir seferinde kesmeye başladığım yaprağı bitirmek için gece saat ikiye kadar çalıştım, bitiremeyince sabah devam ederim dedim. Sabah yaprağın başına tekrar oturduğumda çizdiğim hendesi desen, yaprağın büzülmesinden belirsiz hale gelmişti. Anlayacağınız yaprak ve emeğim çöpe gitti. Tecrübem ise tesellim oldu...

Kaatı alanında neler yapıyorsunuz? Kaatıda bir ustanız var mı?

Bu sanatın başlangıcından, bu ana kadar yetişmiş ve bu sanata gönül vermiş bütün sanatkarlar ustamdır. Ben de onların kalfasıyım. Sanatçı kendi yorumunu katarak eserler üretmiş, her eser bir sonrakinin ilham kaynağı olmuş. Üretilen bu eserlerin bazıları gönlüme dokunmuş ki ben de kendimi bir anda bu sanatların içinde bulmuşum. Kendi çabamız ile bu sanatı icra etmeye başladık ve devam etmeye çalışıyoruz. Sayın Dürdane ÜNVER'in görüşlerinden de istifade etmekteyim. Ürettiği eserleri, röportajları, söyleşileri benim için yol gösterici olmuştur.

Çalışmalarım sadece yalın kat ve çok katlı değil birçok ülkenin kendi üslupları ile de çalışmaktayım. Ayrıca Amerikalıların kâğıt heykel dedikleri tarza eserlerim mevcuttur.

Metal oygu ile meşgul olduğunuzu söylediniz? Metal üzerinde çalışmayı kâğıt, yaprak ve ağaçla kıyaslar mısınız?

Hezarfen Mesut Dikel Hocam ile sülüs meşk ederken onu hep küçük bir masanın başında minnacık şeyleri keserken görürdüm. Yazılarımı kontrol etmesi için beklerken hocamın kıl testere ile bir şey kesmesini izlemek bile beni mutlu ederdi. Kullandığı malzemelere hayran kalmıştım. Aydın’a yerleştikten sonra ben de denemek istedim ve ajut tarzı testere oygu çalışmalara başlamış bulunduk. Hocamın yönlendirmeleri ile bu kıvama geldik şükür. Metal olarak pirinç (-sarı metalde diyorlar.), alüminyum, alpaga ve gümüş kesmekteyim. Üstadların yazılarını bir kompozisyon oluşturarak yada tek başına keserek, kendi yaptığım doğal kaplamaların üzerine yada yaprak akik taşın üzerine monte ederek tablolar oluşturmaktayım.

Bu tarz çalışmaların bariz vasfı nedir?

Bu çalışmaların en önemli bir özelliği yüzyıllar boyu bozulmadan kalabilmeleridir. Maden oyma işi diğer sanatlardan ayıran en belirgin özelliği hatayı düzeltme şansınız yok denecek kadar azdır. Hat sanatında yazıda incelme olduğu zaman mürekkep biraz fazla sürülür ya da kalın olan yerin mürekkebi kazınır, böylelikle harfin anatomisi sağlanabilir. Veya tezhipte hatalar boya ile düzeltilebilir. Ama metal ve sedef oyguda bunlar yapılamaz, çünkü malzeme kendisidir. Kalın kestiğiniz bir deseni, yazıyı veya motifi düzeltemeye çalıştığınız zaman anatomi bozulur, ince oyulsa kaynak ya da yapıştırma yapılmaz.

Sedef oygu Çalışmalarınız ile ilgili neler söylemek istersiniz?

Bir malzeme bu kadar mükemmel olabilir. Kabuğun oluşumu kat kat yaprak şeklindedir, üzerini çizseniz aynı malzeme, altında da vardır. Hâkim renk beyaz olsa da; ışığa göre açık mavi, pembe, yeşil, sarı tonlar görebilirsiniz. Milyonlarca yıl dayanabilir.

Sedef oygu çalışmaları sedefkârlıktan (sedef kakma) farklıdır. Sedefkâr, oyulabilecek nitelikteki herhangi bir malzeme üzerine, istediği şekilleri oyar, açılan yuvalara, sedeften oyulan şeklin aynısından keserek bu parçaları kakarak yerleştirir. Biz ise sedefi (-genelikle mercan sedef kullanırım) tek parça halinde üzerinde oluşturduğumuz kompozisyonu kıl testeresi kullanarak oyarız. Böylece tek parça ürün elde etmiş oluruz.

Sedef çok kırılgan bir malzemedir, işlerken çok dikkatli olmak gerekir. Titreşimin olması bile, çatlamalara neden olabilir. Çok sert ve amorf yapıda bir malzeme olduğundan çok yavaş kesilir. Bazen 5 mm. mesafeyi 1 saatte kestiğim oluyor.

İNSANLARIN YÜREKLERİNE DOKUNAN ESERLER ÜRETMELİYİZ

Ortaya çıkan çalışmalarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şu an maddi bir beklenti içerisinde olup da satmıyorum. Dileğim, insanların gözüne ve gönlüne merhem olsun.

Bir soru da Aydın özelinde olsun. Aydın’da geleneksel sanatlar bağlamında nasıl bir ortam var? Neler yapılıyor?

Aydın’a özel değil de bu cevabı Türkiye’nin geneline söyleyecek olalım… Sanata ilginin az olduğunu düşünüyorum. Bu da sanat ve sanatçıya verilen değer ile orantılı. Yaptığım çalışmalara bakıp da “Bu ne sanatı?” diye soruyorlar. Ben de “Kaat'ı sanatı” deyince “O ne?” şeklinde cevaplar alıyorum. Çevremde ben daha bu sanatı duyan veya ismini bilen bir kişi görmedim. Böyle bir ortamda geleneksel sanatlarımız durumu ortada Aydın ilimizde.

İnşallah sergiler açmaya başlayıp bu nadide sanatlarımızı güzel Aydınlılara tanıtmaya çalışacağız. Buradan da bir öz eleştiri yapacak olursam; insanların yüreğine dokunacak eserler üretmiyoruz ki onlar da bu sanata yeterli ilgiyi göstermiyor.

LİSELERDE DİVAN EDEBİYATI VAR; GELENEKSEL SANATLARIMIZ YOK!”

Söz konusu sanat ortamının geliştirmesine yönelik ne tür çalışmalar yapılabilir?

Türkiye de sanat ve sanatçıya gerekli önem verilmemektedir. Bu yeni bir durum da değildir. Sanatın ve sanatçının önemini ve verilmesi gereken değeri Mustafa Kemal’in “Beyler! Hepiniz mebus olabilirsiniz. Bakan olabilirsiniz. Hatta Cumhurbaşkanı olabilirsiniz. Ama sanatçı olamazsınız. Lütfen sanatçılarımızı ayakta karşılayınız” ve “Sanatsız kalan bir ulusun hayat damarlarından biri kopmuş demektir” sözleri ne kadar güzel anlatmaktadır.

Burada en büyük sorumluluk sanatçılarda. Biraz öncede söylediğim gibi insanların gönüllerine dokunacak eserler üretmeli. Ve sanat belirli bir guruba da hitap etmemeli. Genci de, yaşlısı da kendisinden bir şeyler bulabileceği, eserler üretmeli. Sosyal sorumluluk projeleri ile öz sanatlarımızı insanlara tanıtılmalı. Kendi özbenliklerimizden gelen sanatımızı kimse bilmiyor. Eğitim ile destek verilmeli. Liselerde Divan Edebiyatı’na verilen önemden daha fazlası da geleneksel sanatlarımızın anlatılmasına için verilmeli.

Son olarak geleneksel sanatlarımıza ilgi duyan okuyucularımıza neler söylemek istersiniz?

Yüzyıllardır süre gelen geleneksel sanatlar birikimine sahibiz. Artık bu sanatları şaha kaldırma, ve hak ettği ilgiyi gösterme zamanı geldi. Hayat sadece sanal âlemde gezip oradan öğrendiğimizle yetinmek değil. Bu kadim sanatlarımıza biraz daha ilgi göstersinler. Öncellikle sergileri kaçırmasınlar, konferanslara, söyleşilere muhakkak gitsinler. Bu sanatın özünü anlamaya çalışsınlar. Çalışsınlar ki kendilerinden de bir şeyler bulabileceklerini görsünler.

İlginiz için teşekkür ederim.

Ben de teşekkür ederim İbrahim Ethem Bey.

Güncelleme Tarihi: 21 Ocak 2016, 16:32
banner53
YORUM EKLE

banner39