Aytmatov'daki tılsım ve Ata-Beyt

Tılsımlı sosyal-realist yazar Cengiz Aytmatov, 1970'li yıllardan beri tüm Sovyetler Birliği edebiyatında ilan edilmemiş bir liderdi.

Aytmatov'daki tılsım ve Ata-Beyt

A. Aydoğan Kalabalık / Bişkek

'Aytmatov'da bilinmeyen bir tılsım vardı, onu kendisiyle beraber Ata-Beyt'e götürdü.' Bazı hayranları böyle düşünüyor onun için.

Belki de bu tılsım, babasının Stalin döneminde ortadan kaybolmasıyla başlayan ve sonra halk düşmanlığı suçlaması ile devam eden acı ve çile yumağının içinde gizlidir. Ünlü yazar, Kırgızların saflık ve temizliği ile Tatarların samimiyet, sabır ve inatçılığını karakterinde harman ederek, kendinde güçlü bir şahsiyet ortaya çıkarmayı başarmıştı.

Aytmatov'un ölümünden sonra bir eski komünist; 'Aytmatov güçlü bir insandı. Onun yıkılmak ve teslim olmak için tüm gerekçeleri vardı ancak, ayakta durmayı başardı. O dâhili mihveri var denilen insanlardandı. İşte böyle insanlar, Tanrıya inancı, insana inanca dönüştürerek, SSCB'yi kurmuştu.' diyecekti.

Avrasya uzmanı Vadim Posudevskiy ise: 'Son iki yılda eski SSCB'nin büyük şahsiyetleri vefat etti. Burada trajik olan ölüm değil muhakkak, bütün insanlar ölüyor bu normaldir. Fakat onların yerini başkaları dolduramıyor ve haliyle büyük bir vakum oluşuyor. Bu vakumu, Batı kültürü dolduruyor. Bu durum bir toplumun özerklik ve bağımsızlığı için tehlikedir. Halkların manevi bağımsızlık ve özgürlüğünü Aytmatov gibi şahsiyetler koruyordu.' dedi.

Onun yıldızı Stalin'in ölümünden sonraki dönemde parlamaya başlamıştı. Hâlbuki babası Stalin kurbanlarından, kendisi ise haliyle bir Stalin mağduruydu. Zoo-veteriner yüksek okulunu ve Kırgızistan ziraat enstitüsünü bitirdikten sonra Moskova'daki yüksek edebiyat kurslarına gitti. 1950'li yıllarda ilk eserleri neşredilmeye başlandı.

Tılsımlı sosyal-realist yazar Cengiz Aytmatov, 1970'li yıllardan beri tüm Sovyetler Birliği edebiyatında ilan edilmemiş bir liderdi. 2000 yılında Moskova'da '20. asrın Rus yazarları' adında, bütün bir asrın yazarlarını içinde toplayan bir sözlük yayınlandı. Ancak bu sözlükte Cengiz Aytmatov'a yer verilmedi.

O her halükarda bir imparator olarak kabul görüyordu. Artık Rus edebiyatının son imparatoru Cengiz Aytmatov yaşamıyor. Bazılarına göre; 'Onun ölümüyle kuşkusuz Rus edebiyatının imparatorluk süresi sona erdi.'

Cengiz Aytmatov'un Nobel ödülüne aday gösterme komitesinin bile, eski Sovyet alanı olan BDT üyesi ülkelerden değil de, Türkiye' de kurulması aslında semboliktir.

Türk dünyası, yazarı hayatının son yıllarında benimsedi, bağrına bastı. Belki de Aytmatov son dönemde tercihini bu yönde yaptı. Çünkü Aytmatov tüm eserlerini Rusça yazmıştı.

Aytmatov kendini 'çift dilli liman sakini' olarak görüyor, 'Rusya-Asya' çevresini 'ikili' vatan olarak adlandırıyordu. Hayatının son yıllarında tam bir Avrupai çevrede yaşayan ve çalışan Aytmatov, küreselleşmeyi evrensel bir süreç olarak kabul ediyor ancak, çağdaş aydınların görevinin de kendi öz ulusal kültürlerini korumak olduğunu düşünüyordu.

Aytmatov, yaklaşık yarım asırdır Avrupa'da kitaplarının aktif olarak başka dillere çevrilmesini ve yayınlanmasını memnuniyetle karşıladı. Her sene eski Sovyet ülkelerinde Rusça yazmaya devam eden yazarları destekleyen Rus ödülü jürisine de başkanlık etmeyi ihmal etmedi. Bu ödülün son törenine sağlık sorunu sebebi ile katılamadı ancak, yine de elektronik ortamda bir konuşma metni gönderdi.

Aytmatov eserlerinde ta başından beri çok güçlü bir mitolojik kaynağa bağlandı, bu kaynak ona sonsuz bir enerji veriyordu. Yazar, bu konuda ona yapılan arkaik suçlamaların onu hiç üzmediğini söyleyecektir. Mesela; keyifle 'Kıyamet' (Plaha) romanının yayınlanmasından sonra Moskova sokaklarında bir kadına rastladığını ve kadının insan dilinde selamlaştıktan sonra, romandaki dişi kurdun ismini söyleyerek kendini tanıştırdığını anlatıyor ve 'Ben Akbara'yım' diyordu. İşte bu mitolojik ulviyet ve insani güven karışımı Ona, daha ilk eserlerinde ün kazandırmıştır.

Kısa zamanda Sovyetler Birliğinde yıldızı parlayan yazar, eserleriyle uluslararası bir üne de kavuştu. Mesela 'Cemile' romanı, Fransız yazar Loui Aragon'da büyük hayranlık uyandıracaktı. Andrey Mihalkov-Konçalovskiy 'İlk öğretmen'i beyaz perdeye aktardığında bu başarı daha da artmıştı.

Bir başka filmi, ünlü Rus şarkıcı Vladimir Vısotskiy'e meşhur eseri 'Rahvan koşusu' adlı şarkıyı yazmaya ilham kaynağı oldu. Ondan sonra 'Beyaz gemi' adlı eseriyle 1970'li yılların sonunda Cengiz Aytmatov, tüm Sovyetler Birliği ve Rus edebiyatının lideriydi.

Onun roman ve hikâyelerinden bazıları tiyatroya ve baleye de uyarlandı. Al yazmalım, selvi boylum romanından uyarlanan 'Asel' isimli bale, Kızıl Meydan'ın yakınlarında yer alan Bolşoy Tyatır (Büyük Tiyatro) repertuarında bir dönem yer aldı. Gorbaçov'un insani değerlerin, sınıf değerlerinden daha önemli olduğunu söylediği 80'li yıllara gelindiğinde, Aytmatov'un 'Gün olur asra bedel' romanı yayınlanacaktı.

Elbette yazarın sanat hayatında her şey güllük gülistanlık değildi. Onun vatanından uzakta kaleme aldığı son romanı yeterince soğuk karşılanmıştır. Edebiyat tarihçileri gelecekte belki de, Aytmatov'u siyasi çekişmelere taraf olmakla suçlayacak.

Onun bu ilginç çıkışı, doğal olarak atayurdu Kırgızistan'ın siyasi tarihinin zor dönemlerine denk gelecekti. Bu keskin aktüalitenin, kültürün, ulusal renklerin en derin katmerlerine yönelik diri karışımda insanın aklına gelen ilk şey, onda bir tılsım olduğu öngörüsüydü.

Belki de bu tılsımın, Stalin'in dini ve milli liderleri topluca katlettiği, meşhur 58. madde cinayetleriyle bir alakası vardır. Çünkü bu gün Ata-Beyt anıt mezarı olan tuğla ocağında, 1938 yılında Stalin döneminde tutuklanarak kurşuna dizilen 138 kişiden birisi de 9 yaşındaki Cengiz'in babası Törekul Aytmatov'du.

Kaderin cilvesine bakın ki; babası Kırgız, annesi Tatar olan yetim Aytmatov, büyüyecek Rus kültürüyle yetişecek babasını kurşuna dizen Sovyetlerin gölgesinde Rus edebiyatının imparatoru olacak ve yine aynı Sovyetler tarafından kendisine Kırgızistan Cumhurbaşkanı olması teklif edilecekti.

Yıl 1993, kopan filmin tekrar başladığı yıldır Cengiz Aytmatov için. Başkent Bişkek'in yaklaşık 30 km. uzağında Ala Dağların eteğinde 1993 yılında ortaya çıkarılan, 138 kişiye ait Ata-Beyt toplu mezarlığında bulunanlardan birinin cesedinin, Aytmatov'un 9 yaşındayken son kez gördüğü, 1937'de KGB ajanlarınca götürülen, 38 yaşında öldürülen babası Törekul Aytmatov'a ait olduğu DNA testiyle doğrulandı.

Aytmatov 'Baba seni 56 yıldır arıyorum, şükürler olsun kemiklerini bulabildim.' demiş, ağlamış ve ölümünden sonra da bu mezarlığa babasının yanına defnedilmeyi vasiyet etmiştir. Bu anıt mezarlığa sonradan defnedilen ilk kişidir.

Ruslar tarafından kendisine ilk Kırgızistan Cumhurbaşkanı olması da teklif edilen Aytmatov, bu teklifi reddeder ve yerine Asker Akayev'i tavsiye eder. Akayev zamanında farklı Avrupa ülkelerde Kırgızistan büyükelçiliği görevlerinde bulunmuş ve bu zaman diliminde, eserleri Avrupa'da tanınmıştır. Akayev zamanında oğlu Aksar Aytmatov da Kırgızistan Dışişleri bakanlığı görevinde bulundu.

Asker Akayev'in İlk Kırgızistan Cumhurbaşkanı olmasını sağlayan Cengiz Aytmatov, 24 Mart 2005 turuncu devrimiyle işbaşına gelen, yeni yönetimle iyi anlaşamamış daha fazla yurt dışında yaşamayı yeğlemişti. Son dönemde dünyadaki itibarının üçte biri bile, ülkesinde ona verilmiyordu desek, yanlış olmaz sanırım.

Ölümünden sonra devlet tarafından resmi tören düzenlenmesi ve Cumhurbaşkanı Kurmanbek Bakiyev'in defnedildiği gün olan 14 Haziran 2008 tarihini bütün ülkede yas ilan etmesi ona bir nevi iade-i itibar oldu.

Eserleri 170 ayrı dile çevrilen Aytmatov, ülkesinde, dünyadaki kadar anlaşılamadı. Belki eserlerini Kırgızca değil de Rusça yazıyor olması da buna sebep olmuş olabilir.

Ancak, ölümünden sonra hayranlarından bazıları ipin ucunu iyice kaçırdı. Halk ozanı Zamirbek Üsünbayev, Kırgızistan devlet televizyonunda, Aytmatov'la ilgili bir programda, 'Ona peygamberlik unvanı verilmesini' bile teklif etti.

 

Güncelleme Tarihi: 10 Haziran 2019, 12:45
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35